http://netlog.com/OKCUOGLUSahan YİLDİZYİLDİZSahanOKCUOGLUhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/016/412/16412026.jpgTürkiyeVan OKCUOGLU profil sayfası

OKCUOGLU

erkek - 25 yaş, Talas,Malazgirt,Söğüt,İstanbul,Ankara,Kerkük, Türkiye


RSS bildirimi

Blog 240

TEL - AFER' E NE OLUYOR,
BU coniler NE YAPIYOR!
İNSAN HAKLARI NEREDE,
DÜNYA AYAKTA UYUYOR!!!


  • D O Ğ A L V İ A G R A ! . . .

    YAYLA MUZU

    ( D O Ğ A L V İ A G R A )

    “Yöremizde Yayla Muzu olarak bilinen “UÇKUN” mide, bağırsak, hazımsızlık ve öz ellikle şeker hastalığına iyi geldiği bilinmektedir.

    NOT: Soyularak yenir.

    UÇKUN’UN GİZLİ ETKİSİ

    Soyulup, tuza banılarak yenilen Yayla Muzu Uçkun’un notta yazılan yararlarının yanı sıra bilinen ön önemli yararı aslında afrodizyak olması.

    Yalnızca Van ve çevresinde yetişen bu özel meyve bölgede çok bilinmesine ve tüketilmesine karşın, diğer illerde çok az bulunan ve satılan bir ürün.
    __________________________________________________- _____________________________________

  • BİR ÇINARDI DEVRİLDİ ! . . .



    TÜRK siyasetinin son 20 yılına damgasını vurmuş bir isim... Muhsin Yazıcıoğlu... Henüz 14 yaşında başladığı siyaset hayatında, büyük başarı ve hizmetlere imza atmış, her zaman doğrunun ve güzelin yanında durmasını bilmiş, yanlışın karşısında dimdik durabilmiş bir siyasetçi... Muhsin Yazıcıoğlu...

    DERNEK ÇALIŞMALARINA 14 YAŞINDA BAŞLADI
    1954 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyünde, bir çiftçi ailesinin oğlu olarak dünyaya geldi. 1968 yılında, henüz 14 yaşındayken dernek ve cemiyet çalışmalarına katıldı. Şarkışla’da Genç Ülkücüler Derneği’nde başladığı dernek çalışmalarına, Veterinerlik Fakültesi’nde okuduğu Ankara’ya geldiğinde de devam etti. 1977 yılında, henüz 23 yaşındayken, Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.
    Kısa sürede, çalışmaları ve başarılarıyla dikkat çeken Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları’nın Genel Başkanlığı görevine getirildi. 1978’de kurulan Ülkücü Gençlik Derneği’nde kurucu Genel Başkan olarak görev üstlendi. Buradaki çalışmalarıyla MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in takdirini kazanan Yazıcıoğlu, partide Genel Başkan müşavirliği görevine getirildi ve 1980 darbesine kadar, bu görevine devam etti.

    ZİNDAN YILLARI
    12 Eylül 1980 tarihinde, Kenan Evren önderliğinde yapılan askerî darbe sonrasında, birçok siyasetçi gibi o da yargılandı. Döneminde yargılanan en genç siyasetçilerden biriydi. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar sanığı olarak yargılandı. 5,5 yılı hücrede olmak üzere, toplam 7,5 yıl cezaevinde kaldı. 7,5 yıl boyunca yargılandığı hiçbir davadan ceza almadı ve tamamından beraat etti. Bu süre içerisinde, Muhsin Yazıcıoğlu hakkında ortaya atılan en tüyler ürpertici iddia ise; işkence gördüğü ve ayak tırnaklarının çekildiği iddiası idi.

    ZİNDANDAN, HAYIR YARIŞINA
    Yazıcıoğlu, 7,5 yıl kaldığı cezaevinden çıktıktan sonra da hayır ve yardım çalışmalarına devam etti. O dönemde, mağdur olan ülkücülere ve ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığına getirildi. Ayrıca, cezaevinden çıktığı yıl, kapatılan MHP’lilerin kurduğu Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) katıldı. Alparslan Türkeş’in de, diğer siyasî liderler Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit gibi, siyaset yasağının kalkmasıyla birlikte Genel Başkanlığa getirildiği partide, Muhsin Yazıcıoğlu da Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptı.
    Yazıcıoğlu, Genel Sekreter Yardımcısı olduğu dönemde, henüz 33 yaşındaydı.

    İLK SLOGAN: O, İNANÇLARINIZI MECLİS’E TAŞIYACAK
    Aynı yıl yapılan seçimlerde Alparslan Türkeş’in Genel Başkanlığını yaptığı Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) %10’luk seçim barajının altında kalarak, TBMM’ye giremedi. 1987’den 1991’e kadar, MÇP’de Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüten Yazıcıoğlu, 1991’de, MÇP ve IDP’nin Refah Partisi (RP) çatısı altında girdiği ve MÇP’lilerin “Oylar Refah’a, Ülkücüler Meclis’e” sloganını kullandığı Genel Seçimler’de, henüz 39 yaşındayken, Sivas’tan Refah Partisi Milletvekili adayı oldu ve “O, inançlarınızı Meclis’e taşıyacak” sloganıyla, TBMM’ye girmeyi başardı.
    Aynı yıl, Alparslan Türkeş le birlikte, Refah Partisi’nden istifa ederek, Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) geri döndü.

    TÜRKEŞ’E MEYDAN OKUDU
    1991 Seçimleri’nde RP çatısı altında TBMM’ye giren ve seçimlerin ardından tekrar partilerine dönen MÇP’liler, o dönemde kurulan DYP-SHP koalisyonuna dışarıdan destek verdiler. İşte bu destek, MÇP’de ilk büyük çatlağı su yüzüne çıkarttı. Süleyman Demirel ve Erdal İnönü liderliğinde kurulan bu koalisyona destek veren partilerini eleştiren bir grup MÇP’li, 1992 yılının Temmuz ayında, Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu önderliğinde partilerinden istifa ettiler.
    6 ay kadar Bağımsız Milletvekili olarak çalışmalarına devam eden Muhsin Yazıcıoğlu, 29 Ocak 1993’te, MÇP’den istifa eden arkadaşları ile birlikte Büyük Birlik
    Partisi’ni (BBP) kurarak, partinin Genel Başkanlığı’na getirildi.

    “NAMLUSUNU HALKA DOĞRULTAN
    TANKA SELAM DURMAM”
    24 Aralık 1995’te yapılan Genel Seçimlere Anavatan Partisi (ANAP) çatısı altında giren BBP, 20. Dönem TBMM’ye 8 milletvekili sokmayı başardı. Partinin Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, ikinci kez Sivas Milletvekili olarak, TBMM’ye girdi.
    Bu dönem, Muhsin Yazıcıoğlu’nun millet nezdinde en fazla takdir topladığı dönem olarak tarihe geçti. 28 Şubat 1996 tarihinde ANAP’tan istifa eden Yazıcıoğlu ve arkadaşları tekrar BBP’ye katıldılar.
    O dönemde kurulan ve DSP’nin dışarıdan desteklediği ANAP-DYP koalisyonu, RP’nin Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğü “Güvenoylamasında usulsüzlük” iddiası sonucu, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar ile sona erdi.
    Uzun süren koalisyon kurma çalışmaları, bir türlü sonuç vermezken, kurulmasına kesin gözüyle bakılan RP-ANAP koalisyonundan, ANAP ve lideri Mesut Yılmaz çekildiğini açıkladı.
    Daha sonra, koalisyon kurma çalışmalarına devam eden Refah Partisi (RP) Genel Başkanı Necmettin Erbakan, DYP ile koalisyon kurma konusunda anlaştı, fakat bu iki partinin oyları, güvenoyu almalarına yetmiyordu.
    İşte bu dönemde, 8 milletvekili ile RP-DYP Koalisyonu’nu dışarıdan destekleyen BBP, hem Parlemento ve koalisyonun anahtar partisi olmuş, hem de kurulan koalisyonun ardından girilen 28 Şubat sürecinde dik durmayı bilen Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu, halkın gözünde itibarını artırmıştı.
    1996 yılının Haziran ayında kurulan koalisyon, 1997 yılının başlarında kendisini iyiden iyiye hissetirmeye başlayan darbe söylentileri ile başa çıkmaya ve ayakta durmaya çalışıyordu.
    1997 yılının 28 Şubat’ında yapılan ve bu sürece adını veren (28 Şubat Süreci) Millî Güvenlik Kurulu toplantısının ardından, Ordu’nun üst kademesi ile Hükümet kanadı arasındaki gerginlik de iyice gün yüzüne çıkmaya başlamıştı.
    Refah Partili Sincan Belediyesi’nin “Filistin Gecesi” düzenlemesini bahane eden Orgeneral Çevik Bir, MGK’nın asker kanadının tavsiyesi olan 8 yıllık kesintisiz eğitim tavsiyesinin altına, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın imzasını atmaması üzerine, Sincan’da tankları yürütmüş ve halka “Darbe geliyor” uyarısında bulunmuştu.
    Gazetelerin, hemen her gün “Postal sesleri kapıda” şeklinde manşetler attığı o günlerde, gözler bir anda BBP ve O’nun Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’na çevrilmiş ve Refah-Yol’un karşısında duran tüm kurum ve kuruluşlar, BBP’den, koalisyona olan desteğini geri çekmesini istemişti.
    İşte tam da bu dönemde, Muhsin Yazıcıoğlu’nun sarfettiği şu sözler, hem Türk siyaset literatürüne geçmiş ve hem de tarihteki yerini almıştı: “Namlusunu halka doğrultan tanka selam durmam”
    Bu sözleriyle büyük takdir toplayan Yazııoğlu, her zaman haklının yanında durmayı bilmiş ve menfaati uğrunda siyaset yapanlara da büyük bir ders vermişti.

    MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN HAYATI
    MUHSİN Yazıcıoğlu, 1954 yılında Sivas'ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü'nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla'da yaptı.
    Yüksek öğrenimini yapmak üzere 1972'de Ankara'ya geldi. Üniversite tahsilini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde tamamladı.
    1968'de cemiyet (dernek) çalışmalarına başladı. Şarkışla'da Genç Ülkücüler Hareketi'ne katıldı. Ankara'ya geldikten sonra ise, Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla; Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yaptı. (1977-78)
    1978'de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği'nin kurucu Genel Başkanı oldu. 1980 yılına kadar MHP'de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulundu.
    12 Eylül 1980'de yapılan askeri darbenin ardından, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanığı olarak cezaevine konuldu. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi'nde kalan Muhsin Yazıcıoğlu, 7,5 yıl cezaevinde kaldığı bu davadan herhangi bir ceza almadı.
    Cezaevinden çıktıktan sonra, mağdur olmuş ülkücülere ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı'nın başkanlığını yaptı.
    1987'de arkadaşları ile birlikte MÇP'de siyasete girdi. MÇP'de Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu.
    1991 genel seçimlerinde Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi’nin (IDP) oluşturduğu ittifak bünyesinde, milletvekili adayı oldu. “O, inançlarınızı Meclis'e taşıyacak” sloganıyla, Sivas'tan milletvekili seçildi.
    1992 yılı Temmuz ayında, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı için” bir grup arkadaşı ile birlikte MÇP'den ayrıldı. 29 Ocak 1993 tarihinde Büyük Birlik Partisi kuruldu ve bu partinin Genel Başkanlığı’na seçildi.
    24 Aralık 1995'te yapılan erken genel seçimlerde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak, yeniden meclise girdi. 28.02.1996 tarihinde ANAP'tan istifa ederek, BBP'ye döndü.
    26 Nisan 1998'de yapılan 3. Büyük Kurultay'da, 8 Ekim 2000 tarihinde yapılan 4. Büyük Kurultay'da, 2 Haziran 2002 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü Büyük Kurultay'da, 20 Temmuz 2003 tarihinde yapılan 5. Olağan Büyük Kurultay'da, 30 Nisan 2006 tarihinde yapılan 6. Olağan Büyük Kurultay'ta ve 15 Nisan 2007 2. Olağanüstü Büyük Kurultay’da tekrar BBP Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.
    22 Temmuz Erken Genel seçimlerinde BBP'nin seçimi protesto etmesi sebebiyle partisinden istifa ederek Sivas'tan bağımsız milletvekili adayı olup 23. dönem milletvekiliğine seçilmiştir. Daha sonra BBP'ye katılarak TBMM'de Büyük Birlik Partisi Sivas Milletvekili olarak BBP'yi Meclis'te temsil etmiştir.19 Ağustos'ta yapılmış olan BBP'nin 3. Olağanüstü Büyük kurultayında tekrar Genel Başkan olmuştur.
    25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde, geçirdiği bir helikopter kazasında yaşamını yitiren Muhsin Yazıcıoğlu, evli ve iki çocuk babasıydı.

    SONRAKİ YAZIMIZ : MAMAK CEZAEVİ’NDEN ANNESİNE GÖNDERDİĞİ MEKTUP,SON RÖPORTAJINDA NELER SÖYLEDİ? NEDEN TACETTİN DERGAHI’NA GÖMÜLDÜ?

  • Yitik Davanın Canlandığı Libya ve Es - Sunnusi ! . . .

    Türk dostu İdris Es-Sunusi, Kaddafi'nin darbesiyle çekildi...




    Trablusgarp artık elden çıkmıştı tıpkı diğer Osmanlı toprakları gibi… Kimisine göre yapılabilecek hiçbir şey kalmamıştı. Ama Enver Paşa’ya göre üzerimizde tarihi bir sorumluluk ve yapılması gereken çok iş vardı.

    Trablusgarp’ın o zamanki koşullarda İtalya’ya verilmemesi imkânsız bir olaydı. Mutlaka diğer ata yadigarı topraklarımız gibi, burası da yüzyıllarca Müslümanlar’a kan kusturmanın vaktini kollayan Hristiyan dünyanın insafsız avuçlarına bırakılacaktı. Bunu Enver Paşa çok iyi biliyordu. Ama buraları sonsuza kadar İtalya sömürgesinde yaşatmaya hiç niyeti yoktu. Selman Kayabaşı’nın da dediği gibi “Çam da bizim çamdan düşecek kozalak da..” düşüncesindeydi. Bugün Osmanlı ile manevi bağlara sahip, Hz. Osman döneminden itibaren İslamiyet’i seçen Trablusgarp (Libya) bir Hristiyan devleti’nin sömürgesi olamazdı. Bütün bu hissi düşüncelerin yanı sıra, var olan bir gerçek de Osmanlı’nın artık son nefesini tüketmesiydi.

    İslam aleminin hiç olmazsa şerefiyle kanının son damlasına kadar savunması gerektiğine inanan Enver Paşa, emrindeki genç subayları farklı kimliklere sokarak bu bölgeye gönderdi. (Tarihimizde sadece bundan söz edilir. Ama Enver Paşa’nın önderliğindeki bu oluşum çok farklı ülkelerde aynı çalışmayı sürdürecekti ve bugün var olan birçok devletin temeli a tılacaktı) Gelen subaylar aracılığı ile buradaki yerli Müslüman halka İtalyanlar karşısında direnmeleri için gerilla savaşı eğitimi verildi. Bu genç subayların içinde M. Kemal ve Eşref Kuşçubaşı gibi simalar da vardı.

    Özellikle buradaki Senusiler önemli nüfuz sahibiydiler. Anadolu’dan gelen genç ve gönüllü subaylar Senusiler’e gerekli her şeyi öğretip onlarla sırt sırta vererek savaşacaklardı. Tabii Osmanlı Devleti’nin bu sırada Balkan sorunu patlak vermişti. O yüzden gerekli silah yardımı ve maddi yardım istenen seviyede gelmiyordu Anadolu’dan.. Enver Paşa’nın gönderdiği yetenekli bir çok subay burada istiklal çakmağını çakıp kendilerine ihtiyaç duyulan Anadolu’ya tekrar geçmek zorunda kaldılar. Artık Senusiler’in yanında sadece dualar ve kalplerindeki imanları kalmıştı.

    İtalyanlar Libya’yı kıyı kesiminden itibaren ele geçirmeye başladılar, fakat iç kesimlere giremiyorlardı. Yerli halkın örgütlenmesinden dolayı çok şiddetli bir direnişle karşılaştılar. Otuz yıl süren bu direnişe karşın ancak Mussolini döneminde İtalya Libya topraklarına tam anlamıyla sahip olabildi. Bunda silahsal gücün ve maddi gücün önemi ön plana çıkıyordu. Sonraları İtalyanlar tarafından idam edilen Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarından Libyalı Ömer Muhtar adlı muhterem zat elindeki 100 ile 300 atlı ve yaya askeri ile İtalya’ya önemli zayiatlar verdirmeyi başarmıştır. Ama Ömer Muhtar’ın Senusi hareketine ihanet eden çocukluk arkadaşı Senusi şeyhi Şerif el Giryani ve 13 kabile şeyhi davayı satmışlardı. Savaş çok zor şartlar altında devam ediyordu ve artık Muhtar’ın ekiplerinden de çatlak sesler duyulmaya başlamıştı.

    Ömer Muhtar’a içlerinde bulundukları fevkalade sıkıntılı durum sürekli vurgulanıyordu. Muhtar’ın tavrı netti ve tarihe kaydolacak şu sözleri söyledi. “Vallahi, zafer veya şehadete ermeden bu dağları terk etmeyeceğim ve İtalyanlara karşı devam eden bu savaşı asla durdurmayacağım. Mısır’a gitmek isteyenler buyurup gitsinler, İtalyanlara teslim olup ölümden kurtulmak isteyenler de teslim olsunlar, hiç kimse onları tutmuş değildir.”
    Bu cümlenin üzerine herkes hatasının farkına varmış ve cihada devam etmiştir. Çatışmaların daha da çetinleştiği bir dönemde General Mezzetti bir raporunda buna şöyle değiniyordu. “Direniş buralarda tarihe mal olmuştur ve kural tanımayan bu insanlara tarih boyunca silahlı kuvvet zoruyla kanun ve nizam empoze edilebilmişti. Cihad ruhuna sahip bu göçer insanları çiftlik sahalarına ve şehirlere çekmeden pek fazla bir şeyin değişmeyeceğini söyleyebiliriz.”

    Ve kısa bir süre sonra (2. Dünya Savaşı döneminde) İslami Hareket Birlikleri’nin muazzam teşkilat çalışmalarıyla Libya İtalya’yı topraklarından çıkarmıştır. Bu süreç içerisinde mandacı politikalarıyla Bingazi bölgesine İngilizler, Fizan bölgesine ise Fransızlar hakim olmuştu. Ama bu olumsuz gelişmelere karşı da yeni bir İslami bağımsızlık çalışması oluşturuldu ve nihayet Libya 1952 yılında bağımsızlığını tüm dünyaya ilan etti.

    İktidardaki Türk dostu bir aileden gelen İdris es Sunnusi, Kaddafi’nin yaptığı darbe ile aşağı çekilmişti. İlk başlarda İslam yanlısı söylemlerle kendini kabul ettirmeye çalışan diktatör zamanla önemli İslam eserlerini Kuran’dan daha fazla ön plana çıkma (!) bahanesiyle imha ettirdi. Daha sonra kadın erkek eşitliğini bahane ederek kadınlara asker zorunluluğu getirdi ve askeri üniforma giyme zorunluluğu ile başörtüsü yasağı getirdi. 1984 Ramazan’ında muhalif sesleri bastırmak amaçlı olarak İslâmi hareket mensubu birçok kişiyi devrimcilik suçlamasıyla tüm dünyanın gözleri önünde iftar saati idam ettirdi.

    Sanki diğer tüm İslami potansiyel sahibi ülkelerin başına gelen lider krizi bu ülkenin de başına gelmişti. Burada şu konuya dikkat çekmek istiyorum. İslâmiyet’i ılımanlaştırma meselesi batının bir stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kâh bir diktatör aracılığıyla, kâh bir tarikat yoluyla, kâh rejimsel yollarla..

    Dinini, tarihini ve geçmişlerini unutmayan İslam halkları özlemlerimle...

  • YAZICIOĞLU NEDEN TACEDDİN DERGAHI 'NA DEFNEDİLMEK İST




    Akşam yazarı Gürkan Hacır, helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP lideri Yazıcıoğlu'nun sağlığında, Taceddin Dergahı'na defnedilmek isteğinin nedenlerini araştırdı. Yazıcıoğlu'nu İstiklal Marşı'nın yazıldığı o dergaha çeken neden:

    Neden Taceddin Dergahı'na gömüldü?

    Şüphelerle dolu bir helikopter kazasında yaşamını yitiren Yazıcıoğlu, vasiyeti gereği Taceddin Dergahı bahçesine defnedildi. Peki, Yazıcıoğlu'nu İstiklal Marşı'nın yazıldığı o dergaha çeken neydi? Sadece milli bir tavır ya da Akif sevgisi mi? Yoksa daha derin bağlar mı?

    BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun beklenmedik ölümü halen tartışılıyor. Kaza mı yoksa suikast mıydı net bir şey söylemek imkansız. Kimilerine göre Yazıcıoğlu, hiç kullanmadığı helikopter konusunda zorla ikna edilmiş ve sorunlu olan bu araca binmesi sağlanmıştı. Kimine göreyse pilot önceden verilen ilaçlarla etkisiz hale getirilmiş, helikopterin düşmesi planlanmıştı. Kaza ihtimalini dillendiren ise az sayıda kişi var.

    Yazıcıoğlu'nun cenazesi tüm bu tartışmaların gölgesinde kaldırıldı. Türkiye'nin dört bir yanından gelen Nizam-ı ålem Ocağı'ndan gençler Ankara sokaklarını doldurdular ve liderlerine son görevlerini yerine getirdiler. Ve naaşı, Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nı yazdığı Taceddin Dergahı'nın bahçesine defnettiler.

    Yazıcıoğlu'nun sağlığında, defnedilmek üzere vasiyet ettiği Taceddin Dergahı'nın özelliği neydi? Sadece Milli Şair'e ev sahipliği yapmış olması mı bu ünlü ülkücü-aksiyoneri buraya çekmişti?

    İsterseniz Taceddin Dergahı'nın hikayesine bir uzanalım...

    Öncelikle belirtmem gerek. Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaşamında Mehmet Akif Ersoy'un yeri başkaydı. Sadece İstiklal Marşı'nın yazarı olması değil, yaşamı ve İslami düşüncesini de kendine yakın buluyordu. Üstelik her ikisi de veterinerlik okulunda okumuşlardı. (Yazıcıoğlu Veterinerlik Fakültesi'ni bitiremedi.)

    Ama onları aynı dergahta buluşturan sebep bu değildi.

    CELVETİYE TARİKATI: Halk içinde hakla birlikte...

    Celvetiyye tarikatı, Bayramiyye tarikatının bir koludur. Bayramiyye ise Nakşibend”lik ve Halvetiliğin birleşimi olarak kabul edilir. Bayramiyye ismini Hacı Bayram-ı Veli'den alır. Yani Nakşibend”lik ve Celvetilik birbiri içine geçmiş bir haldedir.

    BBP liderinin defnedildiği Taceddin Dergahı da Celveti tarikatının dergahıdır. Milli Mücadele yıllarında Mehmet Akif Ersoy'u evinde ağırlayan da bir Celveti şeyhiydi. Yani Ersoy, İstiklal Marşı'nı bir Celveti tekkesinde yazmıştı.

    Taceddin Dergahı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hacı Bayramı Veli'nin kurduğu Bayramiyye tarikatının bir kolu olan Celvetiler için yaptırılmıştı. Taceddin Dergahı, Celvetilerin olduğu kadar Nakşibend”ler için de önemli dergahlardan biridir.

    Muhsin Yazıcıoğlu, hayattayken ölümü halinde Taceddin Dergahı'na gömülmesini, eğer orası olmazsa Hacı Bayram Camii haziresine, orası da olmazsa Yazıcıoğlu Camii'ne defnedilmesini istemişti.

    Peki, Nakşibend”ler için önemli sayılan bu Celveti tekkesine defnedilmek neden Yazıcıoğlu'nun vasiyeti olmuştu?
    Yazıcıoğlu, Nakşibend”lerin lideri konumundaki Esat Coşan'ın yakınıydı. Coşan, Menzil Şeyhi olarak bilinen Mehmet Zahit Kotku'dan sonra cemaatin lideriydi. Her fırsatta Muhsin Yazıcıoğlu'yla bir araya geliyordu. Buluşmaları kamuoyundan pek gizlenmiyor, Coşan'ın verdiği yemeklerde Yazıcıoğlu hemen yanında onur konuğu olarak yer alıyordu.

    KADERLERİ AYNI OLDU

    Türk siyasi yaşamında önemli yer tutan İskenderpaşa cemaati, Coşan'ın liderliğindeydi. Bugün AKP'nin birçok kadrosu bu cemaatin talebesiydi. Ancak Coşan'ın ismi hep Yazıcıoğlu'yla anılıyordu. Esat Coşan'ın da kaderi tıpkı Yazıcıoğlu gibi oldu. O da Avustralya'nın Sdyney kentinde geçirdiği bir trafik kazasında yaşamını kaybetti.

  • Kuşkulanmamak Elde Değil Senede 4 Kaza ! . . .

    Yazıcıoğlunda 4 önemli kuşku






    BBP Ankara il başkanı 4 önemli kuşkusunu dile getiriyor; Olaydan önce Yazıcıoğlunun laptopu çalınmış ve sonra o laptop bahçeye bırakılmış.

    Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasıyla birlikte bir çok kuşku dillendirilmeye başlandı. Enkaza 47 saat sonra ulaşılabilmesi suikast kuşkularını daha da körükledi.

    BBP Ankara İl Başkanı Hasan Hüseyin Bozok ise Habertürk gazetesine yaptığı açıklamada “”Helikopterin düşmesi kaza değil suikasttir” diyerek 4 önemli kuşkusunu dile getirdi.

    1-LAPTOPU ÇALINDI: Bozok: “Olaydan önce Yazıcıoğlu’nun, evinin üst katında bulunan diz üstü bilgisayarı çalındı, sonra bahçeye bırakıldı. Genel Başkanla ilgili her türlü bilgiye bu bilgisayardan ulaşıldı.”

    2-VALİ NASIL BİLİYOR?: “Kazadan hemen sonra Kayseri Valisi ‘Kurtarma ekipleri olay yerine ulaştı. Yazıcıoğlu yaralı, şuuru açık. Hastaneye götürülüyor’ dedi. Bu ifade kurtarma çalışmalarını yavaşlattı. O bilgi valiye nereden geldi?”

    3-İHBAR ALMIŞTIK: “15 gün önce genel başkanımıza suikast ihbarı almıştık, ancak doğrulatamamıştık. “

    4-NASIL ULAŞILAMADI: “Yüksek teknolojiye rağmen enkaz 48 saat sonra bulunabildi. Üstelik köylüler buldu. İlk gün GSM şirketinin verdiği koordinatlara rağmen enkaza ulaşılamadı. 3. gün seyyar baz istasyonu kuruldu. Bu işlem neden ilk gün yapılmadı?”

    BBP’liler Yazıcıoğlu ve ailesinin iki yılda 4 kez trafik kazası geçirmelerini de şüpheli buluyor.

    GÜLEN DE SUİKASTE DİKKAT ÇEKMİŞTİ
    Fethullah Gülen de Yazıcıoğlu’nun ölümüne dair yaptığı açıklamada suikaste dikkat çekmişti. Gülen; ”Başına 4-5 sürpriz trafik kazası gelmiş, onları atlatmayı başarmış. Bu defa farklı bir şekilde gitmiş. Bir yönüyle şüphelenmek , herşeyi kurcalamak gerekir” demişti.

    Ergün Yılmaz (Pilot Der Başkanı) : “Fethullah Hoca’ya katılıyorum. Kazayla ilgili yapılan açıklamalar açıkçası bana ikna edici gelmedi. Kafalarda çok sayıda soru var. 20 gün önce Muhsin Yazıcıoğlu’yla 1 saat görüştüm. Seçim sonrası için Güneydoğu’ya ilişkin düşünceleri vardı. Partisini ülke sathına yaymayı düşünüyordu. Bu açıdan Fethullah Hoca’nın kaygılarına tamamen katılıyorum. Tesadüfi bir kaza da olabilir, tesadüf süsü verilmiş bir suikast de! Yazıcıoğlu helikoptere çok açık şekilde binmek istemediğini belirtiyor. Hatta ısrar karşısında ‘Beni öldürmek mi istiyorsunuz?’ diye soruyor.”
    ANADOLU AJANSI İLGİNÇ BİR İPTAL HABER GEÇTİ
    Öte yandan Anadolu Ajansı kaza ile ilgili ilginç iptal haberi geçti. K.Maraş’taki helikopter kazasının duyulması 25 Mart 2009 tarihinde 16:30 sularında medyaya yansımış haber kanalları ve internet siteleri flaş haberlerle kazayı duyurmuştu. İşte tam da bu anlarda Anadolu Ajansı’nın geçtiği bir haber yüreklere su serpilmesine sebep olmuştu. AA, Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin “Muhsin Yazıcıoğlu yaralı, şuuru açık.” şeklindeki açıklamasını abonelerine geçmişti.
    Geçen Çarşamba günü geçilen bu haber 8 gün sonra “resmi makamlardan kesin teyidi alınamadan oluşturulduğundan” iptal edildi.

  • Ü Ş Ü Y O R U M ! . . .





    Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
    Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
    Bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında
    Ruhumu dinlemek istiyorum
    Zikre dalmış her şey
    Güne gülümserken papatyalar
    Dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak
    Siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
    Huzur dolu içimde
    Ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın
    Beton çok soğuk, üşüyorum...

    Muhsin YAZICIOĞLU

  • Ü Ş Ü Y O R U Z ! . . .












    BEN BİR TÜRKÜM,DİNİM,CİNSİM ULUDUR! . . .
    ÖZÜM,SİNEM ATEŞ İLE DOLUDUR! . . .
    İNSAN OLAN YARADAN'IN KULUDUR! . . .
    TÜRK EVLADI EVDE DURMAZ GİDERİM ! . . .

    ALLAH MEKANINIZI CENNET , DUALARINIZI KABUL VARSA GÜNAHLARINIZI AFFETSİN !
    __________________________________________________- __________________________

  • AB: İsrail, Doğu Kudüs'ü ilhak etmeye çalışıyor

    İsrail'in işgal altında tuttuğu Filistin topraklarındaki insan hakları ihlallerini genelde 'anlayışla' karşılayan Avrupa Birliği'nin, Gazze harekâtından önce Yahudi devleti için zehir zemberek bir rapor hazırladığı ortaya çıktı.

    [photo]42355410[/photo]

    AB'nin "iç dolaşımı" için hazırlanan oldukça sert rapor, Mescid-i Aksa'nın radikal gruplar için özelleştirilen kazı ruhsatları yüzünden tehlike altında olduğunu ima ediyor. AB üyelerinin Tel Aviv'deki büyükelçilikleri tarafından kaleme alınan 20 sayfalık rapor, Kudüs merkezli sivil toplum örgütü olan Ev Yıkımlarına Karşı İsrail Komitesi tarafından hafta sonu kamuoyuna sızdırılırken, Avrupa basını da konuya ilgi gösteriyor. Raporun 400'ü çocuk olmak üzere 1.400 Filistinlinin katledilmesi ile neticelenen İsrail'in son Gazze operasyonundan 12 gün önce kaleme alındığı anlaşılıyor. Son zamanlarda hızlı bir şekilde uygulamaya konulan İsrail'in Kudüs planlarının iki-devlete dayalı çözüm ve Doğu Kudüs'ün Filistin devletinin başkenti olma ihtimalini yok ettiğine işaret eden rapor, İsrail'in hakikatte Doğu Kudüs'ü yasadışı yollardan ilhak etmek için yoğun olarak çaba gösterdiğini belirtiyor. İsrail-Filistin barışının önündeki en büyük engellerden birinin İsrail'in Kudüs ve etrafındaki faaliyetleri olduğunu vurguluyor. Raporun en vurucu sonuçlarından biri ise İsrail'in hemen hemen bütün milletlerarası antlaşmaları hiçe sayarak, işgal ettiği Filistin topraklarında "bildiğini okuması".

    Raporun işaret ettiği mühim noktalar:

    Annapolis mutabakatına ve milletlerarası hukuka rağmen İsrail, Doğu Kudüs ve civarında yerleşimlerin inşasını hızlandırarak devam ettiriyor. Annapolis'ten bu yana takriben 5 bin 500 yeni yerleşim birimi projesi onaya sunulmuş, bunların 3 bini uygulama safhasına yaklaşmıştır. Bu yerleşim birimlerinin niyeti, şüpheye yer bırakmayacak şekilde Doğu Kudüs'ü Batı Şeria'dan koparmaktır.

    Az olmakla birlikte büyük endişe kaynağı olan faaliyetlerden biri Kadim Kudüs'ün Filistin kısmındaki (0,9 km2'lik bir alan) ve hemen etrafındaki yerleşim birimleridir. Bu yerleşim birimlerine İsrail devletinin yardımcı olduğuna dair yazılı deliller vardır. Bazı durumlarda Yahudi yerleşimcilerinin ruhsatları olmamasına rağmen inşaatlarına müsaade edilirken, Filistinlilerin bu tür yorumlardan istifade etmesi mevzubahis değildir.

    Radikal yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'ya yönelik tecavüzleri 2008'de artmıştır. Özellikle Yahudilerin dinî bayramlarında radikal gruplar sık sık meydan okurcasına İsrail güvenlik kuvvetlerinin koruması altında Mescid-i Aksa arazisinde turlar düzenlemektedir.

    Kadim Kudüs ve mukaddes kısımlar İsrail'in oldukça geniş kazı çalışmalarına maruz kalmaktadır. Bu alanlar arasında Mescid-i Aksa da bulunmakta. Son yıllarda, yetkili İsrail bakanlıkları özelleştirme çerçevesinde radikal yerleşimci gruplarla irtibatı olan şirketlere kazı hakları veriyor. Mukaddes kısımlardaki bazı kazı çalışmaları şu an Ateret Cohanim, El Ad gibi aşırı radikal gruplarca finanse edilmekte ve yürütülmektedir.

    Bu "özelleştirilmiş" ancak şeffaflıktan uzak icraatlar Kudüs'teki statükoyu bozmakta ve gerilimi artırmaktadır.

    Devam eden projeler Hıristiyan ve Müslüman bölgeleri dışlamaktadır. Müslüman ve Hıristiyanların kutsal yerlerine doğrudan bir zararı yoksa da hayat alanlarını, sağlamlıklarını tehdit etmektedir. Böylece arkeoloji milli ve dinî mücadelenin ideolojik bir aracı haline getirilmekte ve şehrin kimlik ve şahsiyetini değiştirmek için kullanılmaktadır.

    zaman

  • DİASPORADAN DARFUR ATAĞI: TÜRKİYE SUDAN ARASINDA SOYKIRI



    ABD’deki Ermeni diyasporasının en güçlü örgütlerinden Amerikan Ermeni Ulusal Kongresi ANCA, ABD Kongresi’ne gönderdiği mektupta Türkiye ve Sudan lideri Ömer el Beşir’in yakınlaşmasının bir “soykırım ekseni” oluşturduğunu iddia etti.
    ANCA’ya göre Türkiye’nin Sudan ile işbirliği üç ana alanda gelişiyor:
    - Türkiye, El Beşir rejimine silah satıyor,
    -Türk diplomatları Darfur’da yaşanan soykırımı inkâr ediyorlar,
    -Türkiye BM Güvenlik Konseyi koltuğunu Sudan’daki soykırımın araştırılmasını engelleyecek yönde kullanıyor.
    ANCA, El Beşir yönetiminin Başkan Yardımcısı Ali Osman Muhammed Taha’nın Türkiye ziyareti ve Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın imzaladığı “parlamentolar arası işbirliği” protokolünün, dünyada dikkatlerin Türkiye’nin üzerine odaklanmasına neden olduğunu belirtti.
    New Jersey Senatörü ve Ermeni lobisinin en güçlü sözcülerinden Frank Pallone’un konuyu 13 şubat günü Senato oturumunda gündeme getirdiğine dikkat çeken ANCA, Türkiye’nin Darfur’daki soykırımı tanımadığını, El Beşir yönetimi ile ticareti artırdığını ve Sudan’ın yakında Türkiye’nin Afrika’daki en önemli ekonomik ortağı olacağını belirtti.

    MİLLİYET

  • İŞTE O BELGE ; H İ T L E R ! . . .

    Hitler'in sırlarla dolu belgesinde seks hayatı, nelere sinirlendiği ve görgüsüzlüğü yazıyor..

    Telegraph gazetesinin haberine göre, "Führer"in bu bilinmedik yönleri, 2. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru sığınakta birlikte olduğu üst düzey bir Nazi subayı tarafından kaleme alındı. Adolf Hitler'in bilinmeyen yönlerini anlatan yeni belgelerde, Nazi diktatörünün sofra adabını bilmediği ve mide şişkinliğinden mustarip olduğu ortaya çıktı.

    İngiltere'de bir evde yapılan temizlik sırasında ortaya çıkan belgelerin bu Nazi subayı tarafından bir İngiliz ajanına verildiği tahmin ediliyor.

    SOFRADA TIRNAKLARINI YİYORDU

    Üzerinde "48 saat içinde imha edilmesi" uyarısı yer almasına rağmen bugüne kadar saklanan bu belgeler "Führer"in sığınaktaki günlük yaşamına, Rudolp Hess'e olan hayranlığına ve eşcinsel olduğu iddialarına ışık tutuyor.

    1945 Mayıs tarihli belgelere göre, günlük yaşamında Adolf Hitler'in sofrada tırnaklarını yeme ve sinirlendiğinde işaret parmağıyla bıyığını kaşıma alışkanlığı bulunuyor. Çok hızlı ve mekanik bir şekilde yemek yiyen Hitler, sigara kullanmıyor ve larenjiti olduğu için huzurunda sigara içilmesine izin verilmiyor.

    Hitler'in deli olduğuna ikna olan Nazi subayı, notlarında küçük bir kızın annesine Hitler için "Anne, bu deli bizim halılarımızı da mı yiyecek?" sorusuna yer vermiş. Hitler'in çok fazla kek tükettiğine de notlarda değiniliyor.

    KADINLARLA İLİŞKİSİ SADECE PLATONİK!
    Sofrada yapılan sohbetin Hitler üzerinde bir müzik etkisi yarattığını ve diktatörü rahatlattığını yazan subay, Hitler'in, meydanlarda yaptığı sert konuşmalara rağmen daha normal zamanda ağır başlı bir tonda konuştuğuna dikkati çekiyor.

    Gece olunca özel odasına çekilen Hitler'in burada bitki çayını içtiği ve gramofon dinlediği belirtilen belgelerde, Hitler'in çoğu zaman itibar ettiği bazı kadınlarla inzivaya çekildiği ve bu kadınlarla ilişkisinin platonikten öteye geçmediği ifade ediliyor.

    SS SUBAYI RUDOLPH HESS'İ KARDEŞİ GİBİ SEVİYORDU

    Hitler'in, Nazi Almanyası'nın önde gelen isimlerinden SS subayı Rudolph Hess'i bir kardeş gibi sevdiği belirtilen belgelerde, Hitler'in, Hess'in İskoçya'ya gitmesinden sonra üzüldüğüne dikkat çekiliyor.

    Nazi Almanyası'nın Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in etkili teknikleri sayesinde de Hitler'in, "savaş biliminde" istisnai bir yetenek olduğuna inanmaya başladığı bu belgelerde ifade ediliyor.

    Richard Westwood-Brookes adlı bir müzayedecinin elinde bulunan belgelerin, 5 Martta satışa sunulacağı bildirildi.

« 1 2 3 4 5 ...