OKCUOGLU
erkek - 25 yaş, Talas,Malazgirt,Söğüt,İstanbul,Ankara,Kerkük, Türkiye
- Arkadaşlar |
- Ziyaretçi defteri
- | Resimler
- | Blog
- | Gruplar
- | Videolar
- | Etkinlikler
- | Müzik
- | Haykırlar
- | Anketler
- | Uygulamalar
Blog 240
TEL - AFER' E NE OLUYOR,
BU coniler NE YAPIYOR!
İNSAN HAKLARI NEREDE,
DÜNYA AYAKTA UYUYOR!!!
-
"Demirel'in En Büyük İhaneti"
"Demirel'in En Büyük İhaneti" haberi, ATV'nin de dikkatinden kaçmadı..
Stratejikboyut gündemi belirlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz hafta eski bakanlardan Kamran İnan'la yaptığımız röpotaj ses getirdi.
Kamran İnan'ın eski Cumhurbaşkanı dönemin Başbakanı Süleyman Demirel hakkında sözleri ilk kez Stratejikboyut'ta yer aldı. Bu olay açıklamalar birçok haber sitesi ve gazetede yer aldıktan sona ATV Haber'in de dikkatinden kaçmadı. Stratejikboyut'un ses getiren röportajından sonra ATV de, Kamran İnan'ın Demirel'le ilgili iddiasını milyonlarca izleyiciyle paylaştı.
İlgili haberde en dikkat çeken bölüm ise Sovyetler Birliği dağıldığında kardeş Türki Cumhuriyetler, Türkiye'ye, sizin etrafınızda bir Bağımsız Devletler Topluluğu kuralım diye teklifte bulundular ama Türkiye'de dönemin Cumhurbaşkanı'nın buna karşı çıktığı şeklinde idi.
İŞTE 2 ARALIK 2008 TARİHİNDE SİTEMİZDE YER ALAN O HABERİMİZİN TAM METNİ:
Sovyetler dağılır. Türki Cumhuriyetler, bir birlik kuralım diye Türkiye'nin kapısını çalar. Türkiye'nin yetkili zat'ı: Bunu bir daha duymayayım der.
Sovyetler Birliği dağıldığında kardeş Türki Cumhuriyetler, Türkiye'ye, sizin etrafınızda bir Bağımsız Devletler Topluluğu kuralım diye teklifte bulundular ama Türkiye o zaman buna karşı çıktı.
Bu iddia Türkiye Sovyetler Birliğini'nin dağılmasına hazırlıksız yakalandı diyen eski diplomat ve bakan Kamran İnan'a ait.
Türkiye'nin o dönemde Orta Asya'daki kardeş devletlere yeteri kadar ilgi göstermediğini söylen Kamran İnan, "O kardeş cumhuriyetlerin tarih boyunca bize karşı besledikleri büyük dev Türkiye, kardeş Türkiye imajı kayboldu. Onlar da gittiler, Moskova’nın etrafında toplandılar." dedi
Geçtiğimiz hafta Stratejikboyut, eski bakanlardan Kamran İnan'la Türk dış politikası üzerine bir röportaj yaptı. Çok çarpıcı açıklamalarda bulunan İnan'ın bir iddiası çok dikkat çekici ve bir o kadar da acı vericiydi.
Kamran İnan, Soyvetler dağıldıktan sonra Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri'nin Türkiye önderliğinde bir Bağımsız Devletler Topluluğu kurmak için Türkiye'nin kapısını çaldıklarını ama bunun Türkiye tarafından reddedildiğini açıkladı. Teklifin sahibi Kazakistan Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbayev.
O dönemde böyle bir teklifle gelen Nazarbayev'e Türkiye'deki yetkili zat'ın cevabı, "Bunu bir daha duymayayım" şeklinde oluyor.
İddianın sahibi Kamran İnan'a Türkiye'deki bu yetkili zat'ın Demirel mi olduğunu soruyoruz. İnan, sorumuza gülerek "Ben söylemem, isim vermem" diyor ama yalanlamıyor da...
Bunu bizzat Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev'den duyan Kamran İnan, Nazarbayev'in konuya ilişkin sözlerini şöyle aktarıyor: “Biz istedik, siz istemediniz, siz kaçtınız”
İşte röportajdaki o bölüm;
Stratejikboyut: Sovyetler dağıldıktan sonra Türki Cumhuriyetler Türkiye’ye, Türkiye etrafında bir bağımsız devletler topluluğu kuralım diye teklifte bulundular ama Türkiye bunu kabul etmedi öyle mi?
Türkiye’deki yetkili zatın Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’e cevabı: Bunu bir daha duymayayım.
Stratejikboyut: Bu kişi Demirel mi?
Ben söylemem, isim vermem (gülüyor). Ben Nazarbayev’in Meclis’te 20 milletvekili ile konuşmasında bulundum. “Biz istedik, siz istemediniz, siz kaçtınız” dedi.
Evet Türkiye böylece Orta Asya'da tarihi bir fırsatı kaçırmış oluyor. Türkiye'nin Türki Cumhuriyetleri ile beraber Bağımsız Devletler Topluluğu teklifine soğuk bakması sonrası Türki Cumhuriyetler daha sonra Rusya etrafında Bağımsız Devletler Topluluğu kurdu. Türkiye'de böylece ayağına gelen fırsatı kaçırmış oldu
www.stratejikboyut.com ÖZEL - Yetkin YILDIZ -
Murat Günel Anevrizma'nın Genlerini Buldu!
Türk hekimden tıp dünyasında çığır açacak buluş!
Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Damar Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof Dr. Murat Günel, aynı üniversiteden Dr. Richard Lifton, Kaya Bilgüvar, Yaşar Bayrı ve Zülfikar Arlıer ile birlikte, beyin kanamalarına yol açan anevrizmaya neden olan 3 gen buldu. Yaklaşık 15 yıllık bir çalışma sunucunda bu 3 geni bulan ekip tarafından, dünyada anevrizmaya bağlı beyin kanamalarının en çok görüldüğü Finlandiya ve Japonya’dan toplanan 10 binin üzerinde kan örneğinden elde edilen kalıtım maddesi (DNA) kullanıldı. Araştırmanın sonuçları, dünyanın en büyük tıp dergilerinden biri olan Nature Genetics’te yayınlandı. Araştırma sayesinde, basit bir kan testiyle beyin kanaması olmadan anevrizma oluşma riski yüksek hastaların tespit edilebileceği bildirildi. Oluşumu belirlenebildiği takdirde de anevrizma, patlamadan önce cerrahi veya damar içi yöntemler kullanılarak tedavi edilebilecek.
Türkiye gibi sigaranın çok içildiği ve yüksek tansiyonun sık görüldüğü toplumlarda, bu oran yüzde 5’in üzerine bile çıkabiliyor. Ancak, Türkiye’de bu konuda yapılan bir araştırma olmadığı için, tam bir sayı verilemiyor. Murat Günel, "Bu yüzden böyle bir araştırmanın Türkiye’de de yapılarak, Türkler’e özgü bu genlerin saptanması halinde, gereken önlemlerin alınması çok önemli" diye konuştu. -
En önemli öncelik: Türkiye
Enerji güvenliği ve dayanışması 2'inci eylem planını hazırlayarak üye devletlere gönderen AB Komisyonu Türkiye'ye dikkat çekti. Enerji güvenliği ve dayanışması 2'inci eylem planını hazırlayarak üye devletlere gönderen AB Komisyonu, Nabucco projesiyle Türkiye-Yunanistan-İtalya boru hattı bağlantısını ''AB'nin en önemli enerji güvenliği öncelikleri'' arasında gösterdi!
Hazar havzası ve Orta Doğu'dan çıkarılacak doğal gazın Avrupa'ya taşıyacak Türkiye üzerinden geçen güney gaz koridorunun, Avrupa'nın gelecekteki ihtiyacının karşılanmasına büyük katkı sunacağı vurgulanan belgede, AB Komisyonu ve üye ülkelerin ortak hedefler doğrultusunda bölgedeki üretici ve transit ülkelerle çalışması gerektiği dile getiriliyor.
Belgede AB'nin ''uzun vadede, siyasi koşullar izin verdiğinde, bölgede Özbekistan ve İran gibi diğer bölge ülkelerinden de ''önemli miktarda'' gaz alabileceğine işaret ediliyor.
Nabucco projesine dahil edilecek doğal gazın yüzde 15'ini almak isteyen Türkiye'nin bu talebine AB'nin itirazı belgede, ''Hazar doğal gazının blok olarak alınması için yollar araştırılacaktır'' cümlesiyle dolaylı olarak yer alıyor.
AB'nin bölgeden alacağı doğal gaz için Türkiye başta olmak üzere transit ülkelerle anlaşması gerektiği anlatılan belgede, herhangi bir anlaşmada ''AB müktesebatının temel ilkelerine ve transit ülkelerinin enerji güvenlikleriyle ilgili meşru endişelerine'' saygı gösterilmesine ihtiyaç duyulduğu kaydediliyor.
AB Komisyonu, güney gaz koridoruyla ilgili somut kararlar alınabilmesi için üretici ve transit ülkelerin bakanlar düzeyinde toplantıya davet edeceğini belirtiyor.
Belgede ayrıca Türkiye, Ukrayna ve Moldova'nın AB Enerji Topluluğuna dahil edilmesinin önemi vurgulanıyor.
NEDEN???
ÇÜNKÜ BİZDE BOR VAR!
KISACA BORU ELİMİZDEN ALIVERİCEK!...
BİZDEN BORULARI GEÇİRECEK! -
BU FİLMİN SPONSORU TÜRK HALKI!
BU FİLMİN SPONSORU TÜRK HALKI 14 KASIM 2008 DE SİNEMALARDA!...
Atatürk'ün hayatta kalan son 3 askeri, 100 yaşından sonra kamera karşısına geçti. Onlar bizler için savaştı, son görev kabul edip gönüllü olarak bu filmde oynadı. Ama filme sponsor bulunamadı.. Şimdi görev sırası bizde..
BİR NESLİ ÇÖLGEÇEN FİLMİ.. SON BULUŞMA SİNEMALARDA..
Atatürk'ün hayatta kalan son 3 askeri, 100 yaşından sonra kamera karşısına geçti.
Onlar bizler için savaştı, son görev kabul edip gönüllü olarak bu filmde oynadı. Ama filme sponsor bulunamadı..
Şimdi görev sırası bizde..
Türkiye Can Dündar yapımı "Mustafa"yı tartışmaya devam ederken, vizyonda tarihimize ışık tutan çok önemli bir film daha var.
Züğürt Ağa ve Selamsız Bandosu gibi önemli yapımlara imza atmış Nesli Çölgeçen Atatürk'ün hayatta kalan son üç askerini biraraya getirdi.
Onlardan ikisi artık hayatta değil. Çölgeçen'in projesini son görev kabul edip, bizlere bu tarihi begeyi bırakabilmek için gönüllü olarak
kamera karşına geçmişler.
O yılları, cephede ve sonrasında yaşadıklarını, Kurtuluşumuzun öyküsünü son kez anlatıyorlar.
Yapımcısı Can Dündar olunca tüm tepkilere rağmen "Mustafa" sponsor bulurken, tartışmalar üzerine gişe rekorları kırarken, "Son Buluşma" sponsor
bulamamış.. Nesli Çölgeçen "Belki de benim beceriksizliğimden" diyerek haklı sitemini üzeri kapalı diye getiriyor.
Bu filmin kahramanları, Kurtuluş Savaşımızın kahramanları.. Onlar bizler için savaştı, bizler için bu belgeseli bıraktı. Şimdi görev sırası bizde..
Türk halkını bu filme sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Aranan sponsor bizleriz..
Son Buluşma sinemalarda... -
Bu mu devrim?
Orduda astsubay devrimi
11.11.2008 09:23
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yıllardır ihmal edilen en kalabalık ayağı astsubayların çalışma ve yaşam şartları iyileştiriliyor. Astsubayları 30 Ağustos resepsiyonuna davet ederek bir ilki gerçekleştiren Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ikinci jestine hazırlanıyor. TSK’da sayıları 100 bini bulan astsubaylar için hazırlanan 16 maddelik eylem planı şu unsurlardan oluşuyor:
--------------------------------------------------- ------------------------------
www.sabah.com.tr
* ASTSUBAYLARA subayların Komkarsu (Komutanlık ve karargâh subaylığı kursu) eğitimine benzer bir eğitimin verilmesi amacıyla Astsubay Akademisi’nin kurulması. İlk adım Balıkesir’de atıldı. Astsubay Yüksek Okulu’na alay verildi, "Üst Karargâh Hizmetler Eğitim Merkezi Komutanlığı" açıldı.
* ASTSUBAYLIKTAN subaylığa geçiş oranlarının yüzde 5’ten, yüzde 15’e kadar çıkarılması.
* MESLEK yüksek okulu öğrencisinin notuna göre Kara Harp Okulu’na yatay geçiş yapabilmesi.
* OYAK yönetim kadrosunda yer almaları.
* ASTSUBAYLARA tahsis edilen sosyal tesis ve lojman oranın düzeltilmesi.
* KOMANDO İhtisas kursu gören astsubaylar Kara Kuvvetleri içerisinde özel ve nitelikli görevlere atanabilmesi ve ilave tazminat ödenmesi.
* LİSANSÜSTÜ eğitime kıdem.
* GÖREV tazminatı.
* EMEKLİ maaşında iyileştirme.
* YEDİNCİ ve dokuzuncu yıllar arasındaki subaylık müracaatının beşinci ve yedinci yıllara çekilmesi.
* LİSE mezunu astsubaylara, Anadolu Üniversitesi’nde ön lisans eğitimine devam etme şansı ve Astsubay Meslek Yüksekokulu’nda yönetim Bölümü’nden mezun olanlara lisans eğitimi yapma imkânı tanınması. Böylelikle astsubayların görev yaptığı süre içinde akademik eğitimine de devam edebilecek.
* YURTDIŞINDA yabancı dil eğitimi.
* SUBAY temel kurslarına katıldıkları andan itibaren teğmen rütbesi verilmesi.
* RÜTBE bekleme sürelerinin düzenlenmesi. Astsubaylar 12 yılda başçavuşluğa terfi edip, 18 yıl aynı rütbede çalışabilecek.
* YAŞ haddinden emekli olan astsubayların askeri hastanelerin B polikliniğinden faydalanabilmesi.
http://www.haberx.com/Gundem-Haberleri/Kasim-2... -
Akdeniz Birliği
Akdeniz Birliği
Sarkozy’nin gündeme getirdiği Akdeniz Birliği, Almanya’nın itirazlarını karşıladıktan ve ABD’nin desteğini aldıktan sonra yola koyuldu. Ekonomik alanda ikincil üretim tesislerinin bölge ülkelerine kayması Avrupa’ya göçü engelleyebilir. Ancak siyasal olarak bölgede çok ciddi sıkıntılar var…
Ali Külebi
Fransa Başkanı Nicolas Sarkozy’nin fantezilerinden biri olarak ortaya çıkan Akdeniz Birliği görüşmelerinin ilk adımı geçtiğimiz Haziran ayında Paris’te gerçekleşmişti. Sarkozy’nin yaratıcı bir havada ve iddialı şekilde “Nasıl geçmişte Avrupa’da barışı tesis etmiş isek, Akdeniz’de de barışı gerçekleştireceğiz” dediği o zamandan bu güne konuyla ilgili başka önemli bir adım atılmamış olması, Fransız Devlet Başkanı’nın güzel laflar edip ama buna karşın iş bitirme kapasitesi olmadığını açıkça göstermiş oldu. Esasen böyle örgütlerin şekillenmesinin en önemli unsuru olan finansman ve örgüt merkezi konularında bile karar alınamamış olması şimdilik çekilen küreklerin boşa gideceğini gösteriyor.
Kaldı ki konunun AB ile bir anlamda rekabet edebilecek ve Fransa’ya siyasal alanda belli bir üstünlük sağlayabilecek olması nedeniyle Almanya’nın başı çektiği Kuzey ülkelerinin bu projeye baştan olumsuz bakmaları üzerinde durulması gereken bir husus. Özellikle AB içindeki Doğu Avrupa ülkelerinin Alman etkisi altında olmalarından rahatsız olan Fransa’nın buna karşı Akdeniz Birliği’ni ortaya atmış olma olgusuna karşılık Almanların tepki koymaları beklenirken, bilahare AB ülkelerinin Birliğe katılabileceklerinin kararlaştırılması AB’nin Alman önderliğindeki kanadının bu yeni örgüte rıza göstermelerini sağladı.
Siyasal engeller
Geçmişte Barselona girişimi çerçevesinde 13 yıl önce ele alınmış projenin o zamanlar hayata geçirilmesi mümkün olamamıştı. Bugün Sarkozy’nin bu fantezi şeklinde değerlendirilebilecek projesinin daha fazla bir yapılabilirliği söz konusu ise de özellikle siyasal alanda böyle bir girişim için Akdeniz bölgesinin bir gül bahçesi olmadığı da ortadadır.
Siyasal bakımdan önünde Türkiye ile ilişkilerde engeller bulunan Fransa’nın, Almanya ile de AB içinde görüş ayrılıkları mevcuttur. Özellikle Alman Şansölyesi Angela Merkel’in, bu girişimin temelde AB’nin çekirdeğine zarar verecek bir gelecek göstereceğine dair işareti önemlidir. Merkel, bu gelişmenin sonunda Almanya’nın ister istemez daha çok Orta ve Doğu Avrupa’ya Fransa’nın ise Akdeniz ülkelerine yanaşacaklarına dair görüşü önemlidir. Yine siyasal alanda başta Cezayir, bir kısım eski Fransız sömürgelerinin bu söz konusu örgüte sıcak bakmadıkları ve hatta Fransa’nın başı çekeceği yeni bir birliğe rıza göstermeyeceği içten içe bellidir.
Yine bölge ülkelerinden Mısır ve Türkiye’deki iç siyaset sorunları, Filistin ve İsrail ilişkileri, köktendinci akımların Fas ve Suriye’nin İsrail-ABD ikilisiyle olası çatışması da siyasal sorunların bol olduğu bölgede AB benzeri bir örgütün kurulmasının çok da gerçekçi olamayacağını göstermektedir.
Siyasal açıdan bu olumsuzluklar ortadayken konuya iyimser bir bakış açısıyla bakıldığında bazı olumlu ve barışa hakikaten yararlı adımlar atılabilir mi sorusu da gündeme gelmektedir. İsrail, Suriye ve Lübnan’ın aynı masada bir araya gelmeleri bunun işaretlerindendir.
Ekonomik avantajlar
Siyasal açıdan söz konusu çelişkilere karşın ekonomik açıdan Birliğin bundan 13 yıl öncesine göre daha ciddi konumda olması üzerinde durulması gereken bir husustur. Çünkü başta Türkiye, İsrail ve Mısır’ın endüstriyel atılımları, Fas’ın da aynı konuda gelecek vaat etmesi ve bölgedeki önemli bir miktara ulaşan petrol parası ekonomik gelişme açısından olumlu sinyaller vermektedir. Yine 2000’in başından bu yana bölgeye giren doğrudan yabancı yatırımlarının miktarının 6 misli artmış olması da iyiye işarettir. Bölgenin kalkınma hızı ortalamasının yüzde 4,5’larda olması Avrupa standartlarına göre yüksektir.
Dünya konteynır trafiğinin üçte birinin geçtiği Akdeniz’in Doğu ve Güney sahillerinin giderek küresel şirketlerin yatırım alanı olmaları önemli bir gelişmedir. Siyasal kargaşaya karşın ucuz iş gücü ve özellikle Avrupa’ya yakınlık, ABD’nin ucuz işgücüne sahip güney komşusu Meksika benzeri bir avantajı ortaya çıkarmaktadır. Şimdiden, Fas’ta inşa edilmekte olan büyük limanlar ve otomobil fabrikaları bu avantajın kullanılmaya başlandığını göstermektedir.
İşlerlik kazanan bir Akdeniz Birliği’nin önemli bir işlevinin de, artan yabancı yatırımlar ve kurulacak fabrikalar sayesinde marjinal ölçüde de olsa, özellikle, Fas, Cezayir, Tunus ve Sahara ülkelerinden bugüne kadar akın akın Avrupa kıyılarına kaçak gelen göçmenlerin durdurulabileceğidir. Esasen yasadışı göç ve güvenlik sorunlarının giderek AB ülkelerine (başta Akdeniz’de kıyısı bulunan) sorun olması, Avrupa ülkelerinin ister istemez göç veren ülkelerin kaynaktaki üretim kapasitelerini arttırıp göçü yerinde durdurmaya çalışma stratejilerini ele almalarını gerektirmektedir. Aksi taktirde İspanya, İtalya kıyılarında sık sık karşılaşılan insanlık dışı manzaraları daha uzun süre görmek kaçınılmaz olacaktır.
Türkiye'nin durumu
AB’nin ABD’ye karşı kurulmuş bir alternatif küresel güç olabileceği konusundaki çeşitli tezlere karşı bunun olabilirliğinin zayıflığı ortadadır. İki Dünya Savaşı’nda birbirlerini yok etmek için kıyasıya savaşmış olan Avrupa ülkelerinin böyle bir birleşik devletler kurması bir hayaldir. Çoğunun ciddi anlamda tarihi, kültürü ve köklü siyasal gelenekleri olan ve Hırıstiyan bile olsalar mezhep anlayışında farklılıklar içeren bu ülkelerin toplama bir millet olan Amerikalılar gibi bir birlik anlayışını kabullenmeleri zordur. Başlangıçta Amerikan sanayisine rekabet için kurulmuş olan bu Birliğin hiçbir zaman siyasal açıdan tam bir Birleşik Devletler işlevini yerine getiremeyeceği çeşitli şekillerde dile getirilmiş iken Fransa’nın Akdeniz Birliği için atmış olduğu ısrarlı adım da bu savı desteklemiştir. Her ne kadar baştan Fransa’nın kendi siyasal ihtirasları açısından ve adeta bir Yeni Roma İmparatorluğu anlayışı çizgisinde önderlik ettiği bu girişim sonradan AB tarafından kontrol altına alınmış ise de eğer işlerlik kazanırsa Akdeniz Birliği’nin patronunun Fransa olacağı açıktır.
Türkiye’nin Akdeniz Birliği’ne katılmasını ısrarla talep eden Fransa, güçlü bir Akdeniz ülkesi olan, Avrupa’nın en büyük ordusuna ve ikinci büyük nüfusuna sahip Türkiye’nin AB’ye girmesini engellemek açısından kıvrakça bir manevra yaparken aynı zamanda güçlü bir Türkiye ile hedeflenen Yeni Roma İmparatorluğu’nu güçlendirecek ve ilişkilerini geliştirmeye başladığı ABD ile de Akdeniz’de özellikle İsrail’in çıkarlarını gözetecek bir siyasal çizgiyi amaçlamıştır. Hiç şüphesiz Hıristiyan-Müslüman ülkelerini bir araya getiren böyle bir birlik aynı zamanda Arap ülkelerinin pasifleştirilmesiyle Müslüman Akdeniz devletleri arasına sıkışan İsrail’in de yalnızlığını giderip, güvenliğini sağlayacaktır. Bu durumda almadan hep vermeye alıştırılmış bir Türkiye’nin yıllardır kapısında bekletildiği bir AB’nin iç politika hesaplarına da alet edilmek istenmesi gibi hiç de kabul edilemeyecek bir husus ortaya çıkmaktadır. Esasen şimdilik Türk Dış Politikası bu gelişmelerin ve bizi yanlış yere yönlendirmenin mantığını ve anlamsızlığını kavramış gibi gözükmektedir. Türkiye’nin çıkarları da bunu gerektirmektedir ve dileriz Fransa’nın egosu uğruna ele alınmış bu girişimde taraf olurken gerçek hedef ve çıkarlarımızdan dönüş yapmayız.
Akdeniz Birliği
13 Haziran 2008’de Paris’te imzalandı.
Üyeler: AB ülkeleri, Akdeniz kıyısı ülkeler ve buralara sınırı olan Ürdün ve Moritanya (Toplam 43 ülke)
Amaçları ve Projeleri: AB’nin yumuşak bir modeli olmayı hedefler. AB Yatırım Bankası benzeri bir Akdeniz Yatırım Bankası’nın faaliyete geçirilmesini, Akdeniz’in temizlenmesi, Uluslararası kaynakları ve deniz yollarının tesisi, müşterek bir doğal afet merkezinin kurulması, enerji ve eğitim projelerinin ele alınmasını hedefler. Özellikle güneş enerjisinin geliştirilmesinde Alman ve Fransız’larla işbirliği öngörülür. Yine, Kitle İmha Silahlarından arınmış ve demokrasinin yerleşmiş olduğu bir bölge yaratılması önemlidir. Teröre, rüşvete, insan ticaretine karşı mücadelede işbirliği de amaçlananlar arasındadır.
Ali KÜLEBİ, TUSAM Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi Başkanvekili, 29 Eylül 2008
Cumhuriyet / Strateji -
Ortadoğu'da roller değişiyor
Ortadoğu'da roller değişiyor
İç siyasette yaşanan sonu gelmez çekişmeler, “tencere dibin kara…” deyişini hatırlara getiren siyaset-medya kapışmaları ve mürekkebi kurumadan değişen eğreti ve yapay gündem(cik)ler ile meşgul olan, daha doğrusu meşgul edilen Türkiye, her zaman olduğu üzere etrafında olan bitenlere, yani dış dünyada, özellikle de Türkiye’nin kaderini çok yakından ilgilendiren Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere teğet geçmek durumunda kalıyor. Şimdi diyeceksiniz ki “ama neredeyse Ortadoğu’daki tüm görüşmelerde Türkiye’nin adı geçiyor, hatta Türkiye bizzat arabuluculuk yapıyor.” Evet, doğrudur; özellikle “arabuluculuk” bağlamında son dönemde Ortadoğu’da adı en çok geçen ülkelerden biri olan Türkiye, Ortadoğu’nun müzmin sorunlarına tabir-i caiz ise “el atmış”, diplomasi trafiği son derece canlı bir ülke profili çiziyor son dönemde. Hatta öyle ki ziyaretçi listesine şöyle bir bakınca Beşşar Esad’dan, Ahmedinecad’a, Afrika’nın önde gelen liderlerine, Ortadoğu’nun son derece popüler isimlerini görmek işten bile değil. Ancak bu noktada biraz durup, aynı zamanda düşünüp cümlenin devamını şöyle getirmek pek bir aklıselim olacaktır. Nitekim tüm bu diplomatik hareketlilik ve karşılıklı ziyaretlerle ortaya dış politika açısından oldukça hoş bir tablo çıkıyor ve böylelikle Türkiye gerçekten Ortadoğu’da adı en çok geçen ülkelerden biri oluyor olmasına lakin adının geçmesi sözünün de geçtiği/geçeceği anlamına gelmiyor maalesef. Zira Türkiye, (büyük) Ortadoğu sahnesinde, hükümetin iktidar koltuğuna oturduğu ilk günden bu yana heves ettiği “Neo (yeni)-Osmanlı” karakterine bürünmüş “sözü geçen ağabey” rolünü değil de daha düşük seviyede bir rolle, Arap basınının deyimi ile “kolaylaştırıcı” ya da “koridor” rolü ile yetinmek durumunda kaldı. Ne var ki bu rol, Türkiye’de özellikle hükümete yakın basın kuruluşlarında mevcudiyetini aşan, abartılı ifadeler kullanılarak yorumlandı. Gönül isterdi ki Türkiye gerçekten Ortadoğu’da “barışın anahtarı” olsun hatta garantörü olsun ama mevcut konjonktürde ve mevcut konumlamalar ile buna ne bölgesel sistem izin verir ne de küresel sistem. Türkiye’nin sistemi zorlayacak gücü yok mu derseniz, elbette ki potansiyel olarak var ancak yukarıda değinildiği üzere son derece yapay gündemlerle kelimenin tam anlamı ile enerjisi çalınan ve bu anlamda istikrarlı bir “istikrarsızlık” sahibi olan Türkiye’de söz konusu söylemlerin gerçek eylemlere dönüşmesi oldukça zor bir olasılık olarak görülüyor.
Görünen köy kılavuz istiyor
Hal böyle olunca da Türkiye’nin oynamak istediği bu rol güç dengeleri ve küresel/bölgesel parametreler çerçevesinde farklı adreslere doğru yol alıyor. İşte bu sebepten olsa gerek aylardır açık, çok daha uzun bir süredir de fizibilite açısından gizli yürütülen İsrail-Suriye görüşmelerinin “arabulucusu” olan Türkiye’nin rolü, Ortadoğu’ya açılım yapmak; belki daha doğrusu Ortadoğu’yu yeniden Fransa’ya açmak için kolları sıvayan Sarkozy Fransa’sı tarafından çalınmak üzere. Suriye’nin başkenti Şam’da 4 Eylül’de ''İstikrar İçin Diyalog'' sloganıyla düzenlenen Suriye-Fransa-Türkiye-Katar dörtlü zirvesi ile Suriye-İsrail barış görüşmeleri farklı bir düzleme taşındı. Her şeyden önce Türkiye’nin tek başına yürüttüğü arabuluculuğa açıkça ortak olmaya istekli olduğu hatta yukarıda değinildiği üzere söz konusu rolü üstlenmeye niyetli olduğu bilinen Fransa bu konuda ciddi bir başarı sergiledi. Zira manda dönemi Fransa’sını akıllara getiren yeni Ortadoğu politikasını şekillendirip, hızlı bir şekilde uygulamaya geçiren Nicolas Sarkozy zirve sonrasında her ne kadar “Türkler müthiş bir iş çıkardı. Bu, doğrudan müzakerelerle sonuçlanmalı. Giriştiği bu eylem nedeniyle bütün Avrupa Türkiye'ye minnettardır” ifadesini kullanarak Türkiye’nin ağzına bir parmak bal çalıp, hükümetin koltuklarını kabarttıysa da olaylar aslında Ankara’dan göründüğü gibi değildi. Öyle ya her zaman “görünen köy kılavuz istemez” diye bir şey yok, bu defa görünse de kılavuz istiyor.
Her şeyden önce Sarkozy, bir önceki Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac döneminde, Chirac’ın yakın dostu olarak bilinen Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin, Batı tarafından fail olarak Suriye’nin gösterildiği bir suikasta kurban gitmesi nedeniyle oldukça gergin olan Fransa-Suriye ilişkilerini yeniden yüksek seviyelere çıkarmak için adeta fırsat kolluyordu. Sarkozy’nin şansı yaver gitmiş olacak ki kafasındaki kurgu buysa eğer tıkır tıkır işledi ve tabii ki konjonktüründe yardımı ile “Sarko” kolladığı fırsatı fazlası ile yakaladı. Aslında şimdinin penceresinden geçmişe doğru bakıldığında, hani derler ya “çorap söküğü gibi” işte o denli hızlı bir şekilde gerçekleşen Suriye-Fransa yakınlaşması Suriye’nin Annapolis’te yapılan Ortadoğu Barış Konferansı’na katılması ile başladı. Suriye Annapolis’e düşük seviyede de olsa katılarak uzunca bir süredir karşı saflarda yer aldığı Batı’ya göz kırpmış oldu. Annapolis’in ardından da olaylar oldukça sistemli bir şekilde gelişti. Önce Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın Fransa’nın sözü edilen “yeni Ortadoğu açılımı”nın önemli ayaklarından biri olarak görülen “Akdeniz için Birlik” toplantısına katılmak üzere Paris’e gitmesi, 2005 yılından bu yana devam eden Lübnan-Suriye geriliminde bir türlü çözüme yanaşmayan tarafları Sarkozy’nin birden uzlaştırıvermesi hatta kurulduklarından beri diplomatik ilişkileri bulunmayan iki ülkeyi karşılıklı olarak diplomatik temsilcilik açmaya ikna edivermesi ve son olarak da Sarkozy’nin Şam sokaklarında ellerinde Fransa bayrakları ile coşkulu bir kalabalık tarafından büyük bir heyecanla karşılanması…
Açıkça görüldüğü üzere Manda döneminden bu yana aşk ve nefret arasındaki o ince çizgi etrafında dolanan Suriye-Fransa ilişkileri pozitif yönelimli yeni bir yörünge çiziyor kendisine. Pekiyi bu yeni yörünge taraflara ne getiriyor? İşte Ankara’dan bakınca görünmeyen tarafı da burada başlıyor meselenin. Nitekim bu yeni dönem sadece “ılımlı ilişkiler” vaat etmiyor Şam-Paris ikilisine. Bilindiği üzere Suriye artık ABD-Batı baskısından kurtulmak için sisteme şirin görünmenin peşinde ve bunun için de ABD’ye olan yakınlığını açıkça dile getirmiş olan bir de üstüne AB dönem başkanı olan Sarkozy Fransa’sına yaklaşmak oldukça akılcı bir yaklaşım gibi görünüyor. Yani bu yakınlaşma süreci ile Suriye etrafındaki prangalardan birini kırmış oluyor. Hatta belki en büyük tehdit unsuru ABD ile arasında Fransa sayesinde bir diyalog kapısı aralanmış bile olabilir. Gelelim Fransa’ya, Fransa neler kazandı bu süreçten? Fransa ilkin Ortadoğu’ya “sıkı bir şekilde” dönüş yapmış oldu Suriye açılımı ile. Hatta öyle ki Sarkozy, Şam'da “Charles de Gaulle” adı verilen yeni bir Fransız okulunun açılışını bizzat yaptı. Yeni bir Fransız okulu demek toplumsal olarak da Fransa’nın yeniden Suriye’ye merhaba dediğinin bir kanıtı olarak kabul edildi. Bunlar dışında Türkiye’de dikkatlerden kaçmış olabilir ama bu süreçle birlikte Fransa ve Suriye arasında stratejik değeri oldukça yüksek olan ikili anlaşmalar imzalandı. Fransa, Rusya’nın da askeri üs kurmak istediği stratejik Lazkiye’de yapılacak olan havaalanı inşaatının büyük kısmını üstlendi. Ayrıca Fransız enerji şirketi TOTAL’e Suriye’de petrol arama izni verildi. Kısacası ikili ilişkiler sırf “uluslararası barış ve diyalog” vs. klişeleri için bu denli sistematik bir şekilde geliştirilmedi. İki tarafın da birbirinden alacağı kozlar vardı ve hem Suriye hem de Fransa rollerini oldukça ustaca oynayarak Ortadoğu’daki yeni evrilme sürecinde hanelerine iyi puanlar yazdırdılar. İşte bu noktada akıllara Türkiye’nin kazanç hanesinin durumu geliyor. Sahi Türkiye’nin elince kaç koz var, bilen var mı? -
KALEGÜNEY KÖYÜ!
Coğrafi konumu
Kalegüney köyü'nün Kuzeyinde; Şahmelik köyü, Güneyinde Yenicami Köyü,Doğusunda;Yeşilköy ve Şalpazarı ilçesinin Üzümözü Köyü Batısında; Ardıçatak Köyü bulunmaktadır. Kalegüney köyü Beşikdüzü'nün 14 km iç kesimindedir.
Tarihçesi
Adını binlerce ton kayadan oluşmuş çevreye hakim, çeşitli zamanlarda kullanılan, en son Rus işgalinde gerek Türklerin gerek Rusların gözetleme karakolu olarak kullandığı üzerinde çadır yerleri, kesme barınaklar, su sarnıçları ve mevziler bulunan kalenin güneyinde bulunmasından almıştır. Kalegüney Köyü'nün tarihi Fatih Sultan Mehmed'in Trabzon'u fethettiği yıllardan itibaren başlar. Fatih'in emri ile Trabzon'u Türkleştirme çabalarının bir parçası olarak Anadoluya gelen Oğuzların Üçoklar boyu Çebnileri Trabzon'un batısına yerleşmeye başlar. Çebni iki manadadır: Birincisi düşmana gözüpek yiğit; dostuna merhametli, candan ikincisi hayvancılıkla uğraşan halk keçi beslediği için "keçi yetiştiren "anlamında ÇEBNİ'dir. Çebnilerin bir kısmı Melikşe Kalesi, Kalegüney ve Şahmelik topraklarına yerleşirler.Asya'dan gelen son Türklerin en iyi yaptıkları şeyin hayvancılık özellikle keçi besleme olduğundan yeşilliğin bol olduğu bu bölge onlar için bulunmaz yerleşim yeri olarak seçilmesine neden olmuştur.Acemistan'dan gelen üç kardeş ten biri Gocaoğlan Kayası denilen Kalenin güneyindeki bölgeye Yanıkoğulları, Doruklutepe denilen yere Garahmatlı,Çen Mehmet'lerde (daha sonra Yarımbaşlı denmiştir) Ardıçyeri denilen şimdiki Ardıçatak'a yerleşmişlerdir. Daha sonra; Akçaabat'tan Polathane'den) Buladoğulları, Erzurum İspir'den İspiroğulları, Çarşıbaşı İskefiye'den Gamusoğulları, yine Akçaabat'tan Tarafoğulları, Gümüşhane yöresinden köye en eski yerleşenler Yayluğu-Molluğuları bu köydeki Cami yanından başlamak üzere yerleşim yerlerini kurmuşlardır.Şu anda bu köyden ayrılan Yenicami ve Kalegüney köyümüzün en kalabalık sülalesini oluşturmaktadırlar.(sonradan Yaylalı olmuştur), Dirioğlları ve Kurukızlar'da Şalpazarı'ndan değirmenci , Molla Süleymanoğulları (sonradan Yusuf Çavuşlu olmuştur ) hoca olarak köye yerleşmişlerdir. Bir diğer kalabalık aile ise Alüü silalesidir. Yalnız bu ailenin önemli bir kısmı Trabzon dışındadır. Soyadları Uzunşimşek olup İstanbul ve Zonguldak ağırlıklı yerleşmişlerdir. Köy Osmanlı dönemlerinde Şahmelik olarak geçmektedir.Cumhuriyet döneminde ( 1928 de ) gerek köyün büyüklüğü ve gerekse dağınıklığı nedeniyle üçe bölünmüş ve Kalenin güneyinde kalan bölüme Kalegüney,merkeze Şahmelik,ardıçyerinede Ardıçatak ismi verilmiştir. Kalegüney nüfusu ve yüzölçümü büyüklüğünden dolayı1987 yılında ikiye ayrılarak merkeze Kalegüney ,Dağmahalleye Yenicami Köyü denilmiştir.
Ulaşım
Kalegüney Köyü'ne Beşikdüzü'nün batısında Ağasar deresi kenarındaki Şalpazarı karayolundan 9 km gidilerek sağa ayrılan betonarma ve sonra stabilize olan dere çatağı ve caminin yanından ayrılan Kalegüney deresi kenarından gidilir.
Demografik yapı
Hane Sayısı: 105 hane ve Nüfus: 270 Köyde;Uzun,Kurukız, Partal, Özdemir, Alan, Yanık, Diri, Olgun, Aydın, Yaylı, Sarıgan, Aktaş, Karaca, Uzuner, Gören, Demir, Karadeniz, Köse, Yılmaz, Günaçtı, Topal, Özen, Alıcı, Şimşek, Çanakçı,Kaya soyadları bulunur.
Yer isimleri
Kaleyanı, Küpgıranı, Harmancık, Keçiyatağı, Gocaoğlankayası, Guz, Cehennem Gölü, Mehmetcük Gölü, Ganlıgöl, Kara Göl, Kısıkgöl, Uzungöl, Seydere, Tamyeri, Peteklikkaşı, Kilisekıranı, Çepiyeri, Yar, Hamidin Yaması, Azıklık, Beşikyatağı, Üzümlük, Çağlak, Saykaya, Çaykara, Soğukoluk, Masuruğuyalağı, Cevizlik, Atlaktaşı, Kavaklı Tepe, Doruklu Tepe, Gulla Kıranı, Kanlıkaş, Kaşdibi, Taşoluk, Kurtini, Garahmatlı, Ağdaş, Gubuşun Gıranı, Hoppa düzü, çaylak gıranı, fisuruğun yeri,guşuğun harmanı,kertil,gabalak,gulacuğu düzü,zengidaş,hasanın tonarı,gaduğun harmanı,gargenli göl,mazı gıranı,bahçe götü,tonar,gıran,açıkluk,Gurugöl , Çelebi Burnu; Köse mehmet, çokak başı; tüü tepe ,bekiruun gıranıı...KÖYÜN YAYLALARI.... köyü kadırga yaylası sahmelik obası sis dagı sahmnelık obası 80 yıldır kullanımıyor ve kdırga yaylasın daki belli baslı mevkiler tavsandere,tüğtepe,kesikbaş,horon düzü,gurugöl,davunlu düzü,hamzabaş yeri....KÖYÜN ŞENLİKLERİ... Ağakonağı, kabalak dizgine,enişdibi,sahin tepesi,sis dagı,kadırga,her yıl köy halkının iştirak ettigi büyük bir coşkuyla kutladığı senlıklerdir... 1960 yılı öncesi ulasım zor oldugundan mevcut yolların bulunmaması nedenıyle çokluk halinde köy halkı,alman süvari tüfekleri,barabelli tabancaları,atlar,armalar kusanarak davul zurna kemence eşliğinde horonlor tepilerek tuzcuu,hasbal,bıçak,sıksara oynanarak kutlanmıştır.Bu senlıkler eski neşesiyle olmasada hala köy halkı tarafından devam ettirilmektedir.....
==Köyde yetişen bitkiler ==BASTA HAMSİ AĞACI OLMAK ÜZERE mandalina]], elma, armut, portakal, kivi, kestane, kavak, kızılağaç, gürgen, gargen, pelit, avu, sarıavu, muşmula, kokulu üzüm, şeftali, it gülü, kendir, bakla, kabalak, paldır, cinotu, yavşu, ölmez yavşu, çıbarca, yaraotu, dereotu, güllük, melavcan dikeni, böğürtlen, hoşuran, kına otu, çalçilek, galdiriğik, ısırgan, baldıran, pezik, lahana, yer elması, domuz ağaşağı, aydarısı, kuşpancarı, kuşkonmaz, kargapırasası, yılan bürüğü, kışkış otu, kazayağı, anuk, maydanoz, pırasa, soğan, sarmısak, sığırgülü, bürük, eşekpaklası, büzmeltek, mazar çiçeği, susam, yiğdin, gül, çilek, doruk, selvi, gara battucan, gırmızı battucan, kiraz,hurma,ham hurma,vişne kırazı,panzehir otu.kara böğürtlen.kivi.töngel....
Köyde kullanılan lakaplar
Yusup Çavuşun Mustafası, Gubuşu Mustafa, Gıbış Hasan, Hamidinisiğini, Gondilu, Güccük, Yambulu ,Halçavuşkızı, Çömezukızı, Urus, kızı, EkizHanife, KötüğuAhmit, Hamidu, Yamıcu, Köru Osman, Gıdık Osman, Kızıl Hasan, Tıpa Mıstava, Goşginkızı, Düru Ayşe, Hallu kızı, Şıbar Hasan, Alçak Hasan, Porsuk Hasan, Süleymankızının Memedi,Süleymankızının MehmedinMıstaaası,bekirin saniyesi,balcu kızı, Uyuzun Ahmedi, Güccük Hasan, Divit Hanife, Samasu Mustafa, Cücük Mustafa...hacıeminuğu mustafa, yamucuğu yusuf, kara ömerler, kör osman, cıngıtlı, raifgarısı, köruğun pirağası, cemal hoca, tövenhava, pumpuşhava, çötüre, tomuğu, yanahmitli, partaluğu, cemalhocanın sekosu, hacemunun seyfettini(hüso) baltanın mesudu, gamusu hauz, çakuruğu hacı,hallu ziya ,alüü ali,boladuğu, eminağa, küpcanuğu, kölük hasan, deli avni salimin ya ya yakup, canfaru,raifin alüsmanı,gıttıriyk,doruşan,emürün samisi,isnin memedi,Tom'uğun Kemalı,Yanahmidin Dombaa,hanifenin hasanı, hava,çecel..., dırız...,çaytak...,çöşke, yallı , lavut, cambalat, uyuz, dombak...,küşkül...,gavunç..., şaşkal...,gıpuk...,ibil...,cazı,picisiin,gebe- ,may tak,sansar mustafa,cınnu mustafa,porsuk muzafer,ayaklı gazete,ecevit,ibilin alisi.köydeki eski kemençeciler hamzabaş kemençecilerinpiri ustası rum günümüze kadar gelen çırakları.hasbal,duzcuu,karaman,kancigu recep,menzuruu,picuu osman,durkaya,göreleli ramis,katip,sırrı,kemall y,Giresinlı kızı oglu kadem, yayluu aydın, -
KÖYLERİMİZDEN YENİ CUMA!
YENİCAMİ KÖYÜ! - BEŞİKDÜZÜ - TRABZON
Yenicami, Trabzon ilinin Beşikdüzü ilçesine bağlı bir köydür. Köyün daha önceki adı şahmelik ikenşahmelik 3köye bölünmüş bunlar 1 şahmelik 2 ardıcatak 3kalegüney kalegüneyin de merkez mahalle olarak 2mahallei 1 aşagı mahalle 2 yukarı mahalle yukarımahalle dag tarafında oldugu icin de dag mahalle ismini almıştır. Klegüney köyüne bağlı iken daha sonra kalegüney köyün\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\- \\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'den ayrılarak yenicamii adını almıştır. Karadenizin incisi Trabzon İlinin Şirin ilçesi olan Beşikdüzü\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\- \\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'ne bağlı ve ilçeye 18 İl merkezine de 63 km mesafede ortalama 800 metre rakımlı YENİCAMİ KÖYÜ kuzeyinde KALEGÜNEY, güneyinde Şalpazarı ilçesine bağlı KÖRÜSTEN, doğusunda yine Şalpazarı\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\- \\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'na bağlı ÜZÜMÖZÜ, batısında ARDIÇATAK köyleri, güney batısında Eynesil\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\- \\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'e bağlı DİZGİNE ile çevrilidir. Köyde yapılan son nüfus sayımına göre 274 kişi ikamet etmektedir. Yine yapılan son muhtarlık seçimini KILIÇ sülalesinden Pirağa KILIÇ kazanarak köye muhtar olmuştur. Köyün nüfusunun % 70\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\- \\\\\\\\\\\\\\\'e yakını Özellikle İstanbul olmak üzere değişik illerde değişik iş kollarında çalışmakta olduğu düşünülecek olursa köy nüfusunun çok daha fazla olduğu anlaşılacaktır. Köy ismini 1985 yılında yapılan camiden almış ve 1988 yılında KALEGÜNEY Köyünden ayrılmıştır. Köyde buluna DAĞMAHALLE İLKÖĞRETİM OKULU öğrenci yetersizliği yüzünden kapatılmıştır. Bunda da genç nüfusun göçü etkili olmuştur. Köyde HACIEMİNLİ, YAYLALI, YANIKLI, CINGITLI, ELMASLI, MERKEZ DAĞMAHALLE, YUSUFLU MAHALLELERİ bulunur. Bu mahallelerde PARTAL,ÖZDEMİR,UZUNER, YAYLI, YANIK, GÜMÜŞ, KILIÇ, KARA, DEMİR, KARACA, OLGUN, DURGUN, ÇAKMAK, AKTAŞ, DİRİ, KARADENİZ, DEMİRBAŞ, GÖREN, YARIMBAŞ sülaleleri oturmaktadır. Köyün yolu KÖY ALTI (Yeşilköy)\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\- \\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'den itibaren toprak olup, Cami yanından başlamak kaydı ile 3 km ye yakını betonlanmıştır. Betonlama yıldan yıla peyderpey yapılmaktadır. Köyün zirvesini teşkil eden ve 900 metre rakıma sahip KABALAK DAĞI mera ve gezi alanı olarak kullanılmaktadır. Burası çok güzel bir manzara ve tabii güzelliğe sahiptir. Ancak bu kadar güzel bir doğal yapısı olan bu yere hak ettiği değer yansıtılamamıştır. Burada bulunan tarihi Kabalak Çeşmesi buz gibi suyu ve mükemmel tadıyla adından çokça söz ettirmiştir. Bunun yanında Kabataş çeşmesi ve köy değirmeni tarihi yapılar olarak sayılabilir.dört köy yan yenicami kalegüney şahmelik ardıcatak köyleri olarak yaylamız yine şahmelik yaylası olarak birdir kadırga yaylasının şahmelik obası gecer tahminlerime göre bu cıvarda tek tapulu yayladır (rahmetli muhtar hasan yanık hayvanını vb ceketini satarak davalarla tabusunu almış)derler.
HASAN GÜMÜŞ { hasangumus_61@hotmail.com ] -
Genelkurmay Başkanlığı’nın Tübitak’tan yapılması
İlk teslimatın bu ay sonunda yapılacağını açıklayan Devlet Bakanı Mehmet Aydın, “Milcep” adı verilen kriptolu mobil telefonun tasarımının Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nce yapıldığı belirtti. İkinci partiyi aralık ayında teslim etmeyi planlayan TÜBİTAK, kalan kısmı da 2009 Ocak ayında teslim edecek. Ayrıca yurtdışında üretilen benzerlerinden çok daha ucuza mal olacak olan kriptolu cep telefonları, Tübitak’ın başarılı çalışmalarına aralıksız devam ettiğinin de bir göstergesi durumunda