http://netlog.com/OKCUOGLUSahan YİLDİZYİLDİZSahanOKCUOGLUhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/016/412/16412026.jpgTürkiyeVan OKCUOGLU profil sayfası

OKCUOGLU

erkek - 25 yaş, Talas,Malazgirt,Söğüt,İstanbul,Ankara,Kerkük, Türkiye


RSS bildirimi

Blog 240

TEL - AFER' E NE OLUYOR,
BU coniler NE YAPIYOR!
İNSAN HAKLARI NEREDE,
DÜNYA AYAKTA UYUYOR!!!


  • KATLOLUNAN MİLLET TÜRKLER!

    Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık
    100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı. Karnı burnunda çaresiz bir
    Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...
    Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK–47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken,
    diğeri elindeki demir parayı havaya
    attı:
    —Akçik, manç? (Kız mı, oğlan mı:)
    —Akçik... (Kız)
    Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının
    karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
    —Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)
    —Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek:)
    —Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
    Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
    —Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)

    Bu insanın kanını donduran kanlı vahşet günümüzden sadece 16 yıl önce meydana geldi. Bir diğer insanlığa sığmayan vahşette şu:

    Hocalı nın bir semtinde, ermeniler arasında tek kale bir maç hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar,
    top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
    -Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)

    Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü... Ermeniler zafer naraları! Atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk
    başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu. Bu olayda Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 16 yıl önce yaşandı. yukarıda
    yazılanları hepsi görgü tanıklarının anlatımlarıdır.

    Maalesef Hocalı da binlerce Azeri kardeşimiz türlü yöntemlerle vahşice ve insanlığa sığmayan şekilde katledilmiştir. Tüm olanlar
    bütün batılı gazeteciler tarafından belgelenmiştir.

    26 şubat günü ermenistan silahlı kuvvetleri ile albay Zarvigarov komutasındaki 366. rus motorize alayı hocalıya saldırdı. Önce kentin
    tüm ulaşım ağı kesildi. Hocalı havaalanı kullanılmaz hale getirildi. Böylece kentin dış dünya ile ilişkisi kesildi. Rus motorize alayının
    desteklediği ermeni silahlı kuvvetlerine ait yaratıklar,çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşice katlettiler.
    Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, Sağ olarak ele
    geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye maruz tutarak insanlık dışı muamelelerle öldürdüler.

    bu muamelelerden bi kaçı şunlar:
    Hızar ve testerelerle canlı canlı insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların saçlarını kazıdılar ve bu yetmiyormuş gibi
    insanlık dışı bir şekilde kafa derilerini yüzdüler. Babalara kendi çoçuklarının ölümünü izlettirdiler. Kimi çocuklara ailelerinin
    katledilişini izlettirdiler.

    Tüm bu katliamda resmi kayıtlara geçen ölü sayısı 613 Azerbaycan Türk'ü. Ancak bilinen bir gerçekte ölü sayısının bu rakamın çok çok
    üstünde olduğudur. 56 hamile kadın karınları yarılmış şekilde bulunmuştur. 487 kişi ağır yaralı olarak canını kurtarabilmiştir.
    1275 kişi rehin alınmış, diğer halk da binbir zorluklarla canını kurtarabilmiştir.

    Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri:'Pek çok savaş hikâyesi dinledim.
    Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz!!!'

    26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini veren kişide robert koçaryan dır. Taşnaksutyun örgütü liderlerindendir. 20 mart 1996 da
    ermenistan başbakanı olmuşutur.30 mart 1998 de de ermenistan devlet başkanı oldu.

    Dağlık Karabağ 1991-1993 yıllarında, Rusların desteği ile Ermenistan Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilmiş olup bu işgal günümüzde de sürmektedir.

    Dağlık Karabağ bölgesi tamamen Azerbaycan toprakları içinde kalmasına rağmen Ermeni ayrılıkçılar Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasındaki Azerbaycan'a ait bölgeyi de işgal ederek bir tampon bölge oluşturmayı başarmışlar ve Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında bağlantı kurmuşlardır.

    Ve tüm bu olanlar bi kenarda dururken birde yıllardır Doğu Anadolu da soykırıma uğradık diye yalanlarla dünya kamuoyunu kandırma politikası güdüyorlar. Ellerinde bi kanıt olmasına gerek yok. Güçlü devletler olsun yeter. En büyük desteğide Fransa dan alıyorlar.

    --------------------------------------------------- -------------------------------------------
    --------------------------------------------------- -------------------------------------------
    TÜRK’ÜM BEN

    Ben Belene’deki Türküm..

    Dili ve dini değiştirilmek üzere bu ölüm adasına yollanan; domuzların
    müslüman etiyle beslendiği, insafın zerresinin olmadığı bulgar zulmü altında
    yok edilmiş binlerce TÜRK’üm ben!

    Ben, Mora’daki Türk’üm,

    Ekmeğimi, suyumu paylaştığım kapı komşum yunanın bir gece sıcacık yatağımdan
    sürükleyerek koyun keser gibi kesip, diri diri yaktığı yirmibin TÜRK’üm ben!

    Ben, Arnavutluk’ taki, Yugoslavya’daki, Bulgaristan’daki, Yunanistan’daki,
    BALKAN’lardaki Türk’üm,

    Bu toprakları bal gibi tatlı yapan ve bu toprak uğruna kanı oluk oluk
    akanım.

    Sofrası başında, tarlasında, uykusunda, bebeği karnında, kundakta,
    yedisinde, yetmişinde katledilen, kalanı da adı, dili, dini değiştirilmek
    üzere Yunan, Bulgar, Sırp mezâlimi altında inleyen Türk’üm ben!

    Ben, Kıbrıs Türk’üyüm,

    Büyük Yunanistan projesi dahilinde, Rum papazların önderliğinde yüzelli
    yıldır yok edilmeye çalışılan, isimsiz ve kefensiz toprak çukurlarda yatan,
    kahpe bir oyunun son perdelerinin oynandığı yavru vatan Kıbrıs’daki Türk’üm
    ben!

    Ben, Hocalı’daki, Azeri Türk’üyüm,

    Ermeni’nin, çoluk çoçuk, kadın kız, yaşlı demeden bir gecede katlettiği
    beşbin masum Türk’üm ben!

    Ben, Karabağ’daki, Azeri Türk’üyüm,

    diri diri mezarlara gömülmüş, hayatta kalanı ise insanlık dışı bir yaşama
    mahkûm edilmiş, vatanı elinden alınmış, “Karabağ” Türk’üyüm!

    Ben Uygur Türk’üyüm!

    Türk’lüğün doğduğu topraklarım elimden alındı, adım değiştirildi, dilim
    yasaklandı, törelerim yok edilmeye çalışıldı, orucum, namazım
    yasaklandı,sonunda imânımı almak istediler ve ben şehâdet getirerek can
    verdim,

    Ben, bir yudum suya hasret, kursağımda kemirdiğim çarıklarımla Yemen’de,
    Galiçya’ da, Trablusta, Mekke’de, Medine’de peygamberimin mezarını, kıblemi,
    kâbemi korurken çil çil İngiliz altınları ile beslenen arapların arkadan
    vurduğu Türk’üm ben!

    Ben Kırım Türk’üyüm!

    1944 ün 18 Mayıs gecesinde tren vagonlarında yollandığım Sibiryanın
    buzullarına canlı canlı gömüldüm. Karşı çıkanların dökülen kanları ayı
    kızıla boyadı. Arabat’ da kalanlarımız teknelerle Karadeniz’e ölüme
    yollandı.

    Karadeniz’de hâlâ çığlıkları işitilen Kırım Türk’üyüm ben.

    Ben Irak Türk’üyüm,

    Amerika’nın sözde demokrasi ekip ölüm biçtiği yerdeyim, Coni ve uşakları
    sayesinde her gün onlarca, yüzlerce, binlerce ölüyorum, seyrediyorlar
    sadece, kalanlarımız siliniyor soy kütüklerinden, yaşarken
    öldürülüyorum,insanlığın öldüğü yerdeki Irak Türk’üyüm ben,

    Ve ben Anadolu’yum, Türk Yurduyum;

    İngiliz’in maşası Yunanlılar, Fıransız’ın maşası Ermeniler ağızlarından
    salyalar akan kuduz köpekler misali girdiler bu aziz vatana.nice yiğitler,
    nice fidanlar, nice analar, nice kızlar, ne kocamış erler, nineler yatar
    bağrımda nice emzikteki yavrular ya da ana karnındaki bebeler kahpe
    kurşunlarla, Allah’sız süngülerle düştüler toprağıma. Kimileri camilerde
    diri diri yakıldı, Allah diyerek verdiler son nefeslerini.Irzına geçilmiş
    kızlar attılar kendilerini kör kuyulara, ana rahimlerine saplanan süngülerde
    cinsiyet tespitleri yapıldı, gözleri oyulmuş, diri diri kesilmiş başlar
    bedenlerini aradılar.

    İşte ben bu yunan mezâlimine, ermeni vahşetine marûz kalmış Anadolu
    Türk’üyüm!

    SOYU KIRILAN KİMMİŞ EFENDİLER?

    Ve hâli hazırda,

    Düşman düşmanlığından, hain hainliğinden, yerli işbirlikçi maşalığından
    vazgeçmemiştir...

    --------------------------------------------------- ---------------------------------------------
    --------------------------------------------------- ---------------------------------------------

    sözde ermeni soykırımını tanıyan ülkeler de şunlar:
    Almanya,
    Belçika,
    Fransa,
    Güney Kıbrıs Rum Kesimi,
    Hollanda,
    İsveç,
    İsviçre,
    İtalya,
    Litvanya,
    Polonya,
    Slovakya,
    Vatikan,
    Venezüella,
    Yunanistan
    Lübnan
    Şili
    Arjantin
    Rusya
    Kanada
    Uruguay
    Amerika da ise devlet statüsünde tanımasada eyaletler bazında 51 eyaletin 36 sında tanınmıştır.
    düşünce özgürlüğünün beşiği sayılan İsviçrede soykırımı reddetmek ise suç kabul edilmektedir.

    Şimdi iyi düşünelim kim Hrant kim Türk ...

    **************************************************- ***********
    **************************************************- ***********
    KULAKLARIMIDA OYUN

    Bir akşam evde otururken bilgisayardan Hocalı katliamı ile ilgili
    bikaç video izliyordum. Sonra düşünmeye başaldım.
    Ansızın evime geliyorlar, annemi babamı gözlerimin önünde acımasızca
    öldürüyorlar. Yalvarma, feryat, figan çare etmiyor, gözü dönmüş leş
    sürülerini durdurmaya. Sonra kardeşimi öldürüyorlar, gözümün önünde.
    Komşularım bir bir saçlarından sürüklenip sokağa atılıyor. Kiminin
    dişlerini söküyorlar, kiminin çeşitli uzuvlarını canlı canlı kesiyorlar.
    kiminin kafa derisini yüzüyorlar, kiminin canlı canlı kafasını kesiyorlar
    zafer naraları eşliğinde küçük çocukları havaya fırlatıp düşeceğine yakın
    elindeki mızrağa isabet ettiriyorlar...
    gözlerimin önünde...
    Hamile kadınları topluyorlar özellikle. Karınlarını yarıp daha dünyadan bile
    bihaber ceninleri çıkarıyorlar. İnsan öldürmek yetmiyor bu kana susamış caniler için
    Daha dünyaya gözünü açmamış ceninleri öldürüyorlar. Kimine bahis tutuyorlar bu kızmı
    erkekmi diye...
    gözlerimin önünde...
    Saçı traşlı çocukların kafasını kesiyorlar futbol maçı yapmak için. kız çocukların
    sırma gibi saçlarını kazıyorlar ardından gözü dönmüş bir cani kafa derisini kazımaya
    başlıyor ve ben orda anlıyorum bir insan ancak bu kadar cani olabilir.
    Hepsi olup bitiyor gözlerimin önünde...
    Ve sonra gözü dönmüş elleri masum Azeri kardeşlerimizin kanıyla boyanmış bir ermeni
    bana geliyor gözlerimi oyuyor.
    Artık olanları görmüyorum ama çığlıklar kulaklarımda inliyor, kulaklarımıda oyun diyorum...

    **************************************************- ***********
    **************************************************- ***********

    Bi kardeşim vardı benim, Hocalı da. belki benim varlığımdan bile habersizdi
    ama bi kardeşim vardı. kan bağının getirdiği bi kardeşlikti bu. orta asya dan
    beraber geldik. beraber fetihler yaptık omuz omuza çarpıştık. kelle koltukta dağları aştık.
    birbirimizi kolladık. ekmeğimizi paylaştık. gün oldu yolumuz ayrıldı ama gönüller bir kaldı.
    bi kardeşim vardı benim Hocalı da. gün oldu ermeniler geldi. acımadılar hiç. acıma nedir bilmiyorlardı.
    annesi vardı kardeşimin. annemdi oda benimde. acımadılar. acıma nedir bilmiyorlardı.
    geride acı gözyaşı... yürümeye yeni başlamış bi çocuğun çıplak ayağıyla annesinin cesedinin başındaki
    görüntüsü kaldı geride. ağlıyordu. hayatta kaldığı için şanslımıydı? peki kendinden başka ne
    kalmıştı hayatta. bi kardeşim vardı benim. toplu mezarlardan birinde yatıyor şimdi. bi annem vardı.
    yanı başındadır belki oda. babasının hemen yanında. peki küçük kız... çıplak ayaklarıyla annesinin
    cesedini bekleyen küçük kız. daha hayatın ne olduğunu bilmeden. hayatından ayakkabılarından çok daha
    fazlası gitti. geri gelmemecesine...

    **************************************************- ************
    **************************************************- ************

    hocalı katliamıyla ilgili bakmanızı önerdiğim siteler şunlar:

    www.human.az
    www.eraren.org
    www.info-turc.org/rubrique56.html
    www.ataa.org
    www.imprescriptible.us
    www.khojaly.org.az
    www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/ozet/index.h...
    www.armenianreality.com

  • HEDEFİN NEDEN KARADAĞ OLDUĞU ANLAŞILDI!

    Irak’ın kuzeyinde bulunan teröristleri etkisiz hale getirmek için Türkiye’nin gereken askerî tedbirleri alacağını bildirmesinin ardından PKK terör örgütünün yeni arayışlara girdiğine ve Kafkaslara yerleşeceğine dair haberler ortaya çıktı.

    HEDEFİN NEDEN KARADAĞ OLDUĞU ANLAŞILDI!

    ERMENİSTAN TÜRK YOLU'NA SOKULAN BİR HANÇERDİR!
    BU HANÇERİ HEP BERABER ÇIKARALIM!
    OLMAYAN ERMENİ OLAN TÜRK SOYKIRIMINI TANIYAN ÜLKELERİN MALLARINI ALMAYALIM!
    FORUMLARA AKALIM DOĞRUYU DUYURALIM!

    'HAYIR İŞLEMEK DE İŞLEYENE YARDIMCI OLMAK DA SEVAPTIR! '
    (HZ.MUHAMMET S.A.V.)

  • Ortadoğu ve Kafkasya Kıskacında Türkiye

    Ortadoğu ve Kafkasya Kıskacında Türkiye

    Ekleyen: şanlıurfalı, 12.10.2008

    Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türk Eğitim-Sen Bayburt Şubesince düzenlenen etkinlikte konuştu.

    Şair Zihni Kültür Merkezi'nde düzenlenen etkinlikte konuşan Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı Devleti döneminde kazanılan toprakların neden kaybedildiği konusunda düşünmemiz gerektiğini söyledi. Türkiye'nin bulunduğu coğrafyanın bir savaş alanı olduğunu belirten Halaçoğlu, "Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyanın, adeta satranç tahtası gibi değişik devletlerin hatta daha uzak, ABD gibi devletlerin oyun alanları olduğunu görürsünüz. Çünkü bir takım haritalarda geçmişte Türkiye'nin üzerine oynanan oyunları, bu ülke üzerine neler planlandığını ve bu oyunların günümüzde de devam ettiğini görürüz" dedi.

    Türkiye'nin Osmanlı Devleti'nin varisi olduğunu da söyleyen Halaçoğlu, çok sayıda Türk insanının Balkanlardan Anadolu'ya göç ettiğini hatırlattı. Halaçoğlu konuşmasına şöyle devam etti:

    "Bir imparatorluğun çöküşüyle birlikte kaybettiği topraklardan içe doğru göçler olmuştur. Bu göç Türk nüfus yapısını ortaya çıkarmaktadır. Balkanlardan ve Kafkaslardan Anadolu'ya göç edenlerin sayısı yaklaşık yüzde 40'dır. Böylesine bir yapı ve imparatorluk bakiyesi olmamız, birçok farklı milletten olan insanın da Türk topraklarına gelmelerine yol açmıştır. Burada siyasetçilerin özellikle dikkat etmesi gereken bir konu vardır ki, bu da böyle bir yapıyı, böyle bir nüfus grubunu mozaik olarak nitelendirmemeleridir. Çünkü o insanlar o ülkelerden çekilirken ki zaten çok büyük bir bölümü Türktür, Müslümanlığı kabul etmiş ve kendini Türk olarak hisseden insanlardır ve Anadolu'ya geri dönmüştür. Dolayısıyla bunları ayrı tutmak ve bir mozaik şeklinde nitelendirmek aslında farkına varmadan ülke içinde bir takım gruplaşmalara yol açma anlamına gelir. Bu konularda siyasetçilerin çok dikkat etmesi gerekir."

    Avşarların araştırılması çalışmalarının da bir bölücülük olarak görülmemesi gerektiğini belirten Halaçoğlu, bu araştırmaların tam aksine Türk milletinin kendi özüne dönüşünü ve kendisini tanımasını sağlayacak bir araştırma olduğunu söyledi.

    Konuşmasında Türk aile yapısına da değinen Halaçoğlu, dünyanın en medeni ailesinin Türk aile yapısında vücud bulduğunu söyledi.

    Etkinlik sonunda Panel sonunda Bayburt Valisi Kerem Al, Türk Eğitim Sen Bayburt Şubesi Basın Sekreteri Emrah Gültekin ve Türkiye Kamu Sen Trabzon Şube Başkanı Coşkun Dilber tarafından Yusuf Halaçoğlu'na onurluk (plaket) ve çiçek verildi.

    Haberin Kaynağı:Ortadoğu ve Kafkasya Kıskacında Türkiye

  • Bugün Hayattaki Son Gününüz Olsa Neleri Değiştirirdini

    Bugün Hayattaki Son Gününüz Olsa Neleri Değiştirirdiniz?

    Bugün son gününüz olsaydı ve bunu bilseydiniz neler yapmak isterdiniz? Hayatınızda neleri değiştirirdiniz? Kimlerden özür diler...

    2008-10-20

    Merhaba sevgili anneler… Geçen hafta başladığımız çalışmanın devamını yapacağız bu hafta…

    Olumlu, olumsuz özelliklerinizi kâğıda dökerken büyük bir çoğunluğunuzun duraksadığınızı, objektif olmaya çalışırken yutkunduğunuzu, hatta yazmadan önce yanınızda birisinin olmasını (onaylatmak için) istediğinizi düşünüyorum. Oysaki eğer, “eşinizin veya çocuğunuzun olumlu-olumsuz özelliklerini sıralayın” denilseydi, sayfanız bir sürü maddeyle dolar-taşardı… Ama insan öyle bir varlık ki, komşusunu bile sayfalarca anlatabilirken, sıra kendine geldiğinde kendi hakkında sandığı kadar çok şey bilmediğini, hatta kendini yeterince tanımadığını fark ediveriyor.

    Bu sebeple, annelik okulunun annelere, kadınlara, hatta hayatta başarılı ve mutlu olmak isteyen herkese en büyük önerisi; başkalarını düşünmek, yorumlamak üzere ayırdığınız vakitten biraz da kendinize ayırmanız olacak…

    Bakalım “bunları daha önce hiç düşünmemiştim” diyerek yoğunlaşabilecek misiniz?

    Geçen hafta yazdığınız kâğıdı atmadığınızı ümit ederek arka sayfasına geçelim ve şu başlığı atalım: “YAPMAK İSTEDİKLERİM”

    “Yapmak istedikleriniz” listesinde her şey olabilir. Ömrünüzün ne kadar olabileceğini Yüce Rabbimizden başkası bilemez. O yüzden, hedeflerinizi tarih sınırlamasına sokmadan, “son nefesime kadar yapmak istediklerim” düsturuyla yazın.

    Maddi imkânlarınızı, olanaklarınızı, sınırlarınızı, çevre engellerinizi ve sıkıntılarınızı lütfen bir kenara koyun! Yalnızca hayal edin ve yazın! Bugün son gününüz olsaydı ve bunu bilseydiniz neler yapmak isterdiniz? Hayatınızda neleri değiştirirdiniz? Kimlerden özür diler, kimlere sevginizi haykırırdınız? Ya da çocuğunuz için neler istiyorsunuz? Nasıl bir insan olmasını istersiniz? Onu eğitebilmek adına neler yapmalısınız? Kendinizde neleri değiştirmelisiniz???

    Bu çalışmayı yapmamızın nedenine gelince… Unutmayın ki, bizleri insan olarak Allah katında en değerli kılan şey; DUALARIMIZ!

    Dua öyle bir armağan ki bizlere, Rabbimiz bizleri muhatap alıyor ve isteklerimizi dinliyor… Bu öyle kıymetli ki, kıymetini bilenlere…

    Ve dualar da, yalnızca söylemekle gerçeğe dönüşmüyor… Hayallerinizi, hayat ile ilgili beklentilerinizi yaşamalısınız, somutlaştırmalı ve onlara doğru kocaman adımlar atmalısınız… İşte bu nedenle yazın hayallerinizi… Yazın ve görebileceğiniz bir yere asın… İnanın, bu yolla hayalleriniz daha gerçek, dualarınız daha geçerli olacak…

    Sevgilerimle

    Özlü söz: “Olmaz diye bir şey olmaz” Mevlana C.R.

    ÖZEL BİR TAVSİYE:

    Bu hafta siz annelik okulu takipçilerine tavsiyem; nefis bir sergi. Taksim, Odakule’ye yakın olan bir yer olan, Pera Müzesi’nde.”DOĞU’NUN CAZİBESİ”

    Bu serginin amacı Britanyalı sanatçıların 19. yy. boyunca yaptıkları “Doğu” konulu resimleri sanatseverlerle buluşturmak. Onların gözüyle İslam kültürleri ve topraklarını, bu coğrafyanın asıl sahiplerine sergilemek… Ayrıca Osman Hamdi Beyin ünlü eserlerini de görme imkânınız var.

    Sergide ayrıca, oryantalist porteler, gündelik yaşam resimleri, ev içi sahneleri, harem, kutsal kentlere ait resimler dikkat çekiyor…

    Oğlumla beraber gezdik. Dokunsal bir çocuk olduğundan resimlere dokunmamak için epey çaba gösterdiJ

    SERAP BUHARALI

    Serap_buharali@hotmail.com

  • İşte Kafkaslar'ın yeni Basayev'i

    İşte Kafkaslar'ın yeni Basayev'i
    Hakkında bilinenler çok sınırlı... Ali Kemal Erdem'in özel haberi...

    19.10.2008 14:39
    İnguşetya'da 50 Rus askerinin öldürüldüğü iddia edilen saldırıyı "Yeni Şamil Basayev" olarak tanınan "Komutan Magas" adlı Ahmet Yevloyev düzenledi. Magas'ın son dönemlerde peş peşe düzenlediği saldırılar Osetya savaşının ardından sakinleşen Kafkasya'yı yeniden hareketlendirebilir.

    ALİ KEMAL ERDEM / ÖZEL HABER

    Kafkasya'da Gürcü - Rus savaşından beri durulan sular dün 50 Rus askerinin İnguşetya'da öldürüldüğü iddialarının ardından tekrar hareketlendi.

    Çeçenistan'a komşu olan İnguşetya'da bağımsızlık yanlısı gruplarca düzenlenen bu saldırıdan birkaç gün önce yine aynı bölgede iki köy isyancılarca ele geçirildi. Dünya basınında yer bulan bu saldırıların ardında ise bir kişinin adı ön plana çıkıyor. Bu kişi de "Komutan Magas" olarak bilinen Ahmet Yevloyev. Çeçen ayrılıkçılara yakın kaynaklarda çıkan haberlerde İnguşetya'daki saldırının Magas tarafından düzenlendiği açıklandı. Hakkında bilinenler sınırlı.

    Magas adını doğduğu kasaba olan Magas'tan almış. Türkiye'de adını pek kimsenin bilmediği Magas, Kafkaslar'ın yeni Şamil Basayev'i olarak gösteriliyor. Çeçen ayrılıkçıların tanınmış liderlerinden olan Şamil Basayev, Ruslara karşı olan mücadelesi sırasında başta Türkiye olmak üzere dünya kamuoyunda oldukça tanınmıştı. Son dönemlerinde sivilleri hedef alan bazı saldırıların azmettireni olduğu iddiasıyla kimi çevrelerin eleştirilerini de çeken Basayev, 2006 yılında İnguşetya'da bir patlama sonucu öldü. Onun yerini aldığı iddia edilen Magas, Basayev'in tersine Çeçen değil İnguş asıllı. Eski bir polis olduğu iddia edilen Magas, ayrılıkçı hareketlerle ilişkiye geçtikten sonra 1998 yılında aniden kayboldu. Akibetinden habersiz olan Rus yanlısı İnguş hükümeti, 2000 yılında onun öldüğünü açıkladı. Ancak öldüğü açıklanan Magas, dört yıl sonra çok sayıda Çeçen ve İnguş militanın başında İnguşetya'nın ortasında onlarca asker ve polisi öldüğü bir baskınla geri döndü. Başında bulunduğu İnguş militanları Çeçenistan'daki ayrılıkçılara bağlayan Magas, bu olayın ardından pek çok saldırıda adını duyurdu. O İnguşetya'daki eylemleri organize ederken Şamil Basayev ise Çeçenistan'daki eylemleri organize etti. Basayev'in ölümü izleyen süreçlerde de saldırılarını sürdüren Magas'a geçtiğimiz yıl Çeçen ayrılıkçıları lideri Dokko Umarov tarafından "Çeçenistan Genel Kurmayı" ünvanı verildi. Bu tarihten beri Kafkasya'daki Çeçen, İnguş ve Dağıstanlı ayrılıkçı militanların komutası Magas tarafından yönlendiriliyor.

    AYRILIKÇI GRUPLAR KAFKASYA'YA YAYILIYOR

    Çeçenlerle akraba olan ve Sovyet döneminde Çeçen-İnguş Cumhuriyeti adı altında birlik olarak yaşayan İnguşlar, Çeçenlerin Ruslarla ters düşmesi üzerine 1992'de birliklerine son verip ayrılmıştı. 1990'lı yıllarda Çeçenlere Ruslarla olan savaşları sırasında pek destek vermeyen İnguşlar arasında son dönemlerde bölgede yayılan Selefilik akımının da etkisiyle bağımsızlık yanlısı gruplar türemeye başladı. Osetlerle aralarında tarihi düşmanlıkta olan İnguşlar arasından çıkan ayrılıkçı hareket içerisinde ön plana çıkan Magas, faaliyetlerini Çeçen militanlarla koordineli bir şekilde yürütüyor. Çeçenistan'daki ayrılıkçı hareket 1990 yıllara göre büyük ölçüde güç kaybetmekle birlikte İnguşetya ve Dağıstan'daki ayrılıkçı hareketleri bünyesinde toplayarak faaliyet alanını genişletmeye çalışıyor. 2000'e yakın Çeçen, İnguş, Dağıstanlı ayrılıkçı militan geniş bir alan üzerinde bir süreden beri Rus ve yerel güçlere karşı ufak çaplı saldırılar düzenlerken Magas'ın saldırısı eylemlerin şiddetini arttıracağını gösterdi. Ayrılıkçıların bölgedeki belki de tek ve en önemli desteğinin ise Gürcistan olduğunu eklememiz gerekiyor.

  • TERÖR ÖRGÜTÜ Anvers'te Türk derneklerine saldırdı!



    Ender DURUEL/ ANVERS, (DHA)

    BELÇİKA'da yürüyüş yapan terör örgütü PKK yandaşları, Türk derneklerine saldırdı. Anvers şehrinde bulunan Türk Dernekler Birliği binasına baskın yapan kimliği belirsiz kişiler, bölücü sloganlar atarak kaçtı. Saldırıda Türk Dernekler Birliği Başkanı Sedat Kaya başından darbe alarak yaralanırken kaldırıldığı hastanede başına 5 dikiş atıldı. Anvers kentindeki Belçika-Türk Federasyonu’na bağlı Sancak Gençlik ve Kültür Derneği'nin de camları kırıldı.
    Türk mahallesi etrafında izinsiz gösteri düzenleyen bölücü örgüt yandaşları, gece yarısı Türk derneklerine saldırıdı. Ülke genelinde izinsiz gösteriler yapan PKK yandaşları sokaklarda terör estirirken güvenlik güçlerinin önlem almamadığı göze çarptı.
    Saldırıda yaralanan Türk Dernekler Birliği Başkanı Sedat Kaya, “Köpeksiz köyde değnekli geziyorlar, emniyet birimlerinin neden bu olaylara müdahale etmediğini anlamıyorum. Polise haber verdik, polislerin habersiz olması ve göstericilere müdahale etmemeleri şaşkınlık yarattı. Gece resmen sokaklarda terör estiriyorlar ve polis seyirci kalıyor. Bu yüzden vatandaşlarımızın dikkatli olmasını istiyorum” dedi.
    Saldırıda yaralanan Sedat Kaya, “Geçen yıl şehitlerimiz için izinli yürüyüş yaptığımız halde polis Türk gençlerine baskı uyguladı. Ayrıca şehitler için yürüyen Türk gençlerinden 500 kişiye 1000 polis müdahale etmişti ve 100'e yakın Türk gencini gözaltına almıştı, şimdi bu göstericilere engel olmaması kafalarda soru işaretine yol açtı” diye konuştu

  • Unutma! Okuduğunuz gazete kimliğinizdir

    Unutma! Okuduğunuz gazete kimliğinizdir

    Her gün Tükiye'de kayıtlara geçen ortalama 5 milyon gazete çıkıyor. Peki bu gazeteler neyi anlatıyor? Okuduğunuz gazetenin kimliği sizsiniz.

    Nedim Hazar'ın yazısı

    Gazete ve kimlik

    Bireyi tanımlayan sadece kafa kâğıdı değildir. Bizi biz yapan birçok parametre vardır. Alışkanlıklarımızdan başlayıp tercihlerimize, huylarımızdan değerlerimize kadar uzanan bir dolu etken tanımlar bizi. Üstelik sadece insanoğlu için geçerli değildir bu durum.

    Kâğıdı ele alalım misal... Aynı hammaddeye dayanmasına rağmen son kullanımdaki türlerine göre çok farklı şeylere karşılık gelebilir kâğıt. Sözgelimi leblebi külahı da kâğıttır, gazete de... Kimi mendil olur burnu ve türlü hastalık mikrobunu muhatap alır, kimi mektup olur gözlerden damlayan yaş ile ıslanır... Şimdi oturup kâğıt için sadece bir kimlik belirleyebilmek mümkün müdür?

    Bitmedi... Aldıkları son şekil bile kimlikleri hakkında net bilgi içermez. Her mektup için 'aynı şeydir' diyebilir miyiz? İçinde yazılandan gönderene, okuyandan yazı karakterine kadar birçok parametre belirlemez mi mektubun kimliğini? Keza gazeteler de öyle... Üzerinde yazı olan, resim basılan, reklam yayınlanan her gazete için 'aynı şeydir' diyebilir miyiz? Şöyle sorayım: İçinde yazılandan, yazanların düşüncelerine, sahiplerinin tıynetinden okurlarının kim olduklarına kadar bir dolu etken belirlemez mi bir gazetenin kimliğini? Üstelik bizim gibi kavramların kaypak zeminde ha bire patinaj yaptığı, anlamların kıkırdaklı yapılarıyla isteyenin istediği şekle sokabildiği oyun hamuruna dönüştüğü toplumlarda çok daha önem kazanıyor bu tür kimlikler. Dümdüz durması gereken rakamların bile onları okuyanların zihinlerince eğilip bükülerek farklı sonuçlara ulaştırıldığı, anlamların çekilip uzatılarak istenilen kıvama getirildiği bir zamandan ve ülkeden bahsediyoruz.

    Çok basit ve taze bir örnek vererek basitleştirmeye çalışayım ne demek istediğimi. Önceki gün bir terörist kadın yakalandı biliyorsunuz. Zaman, 'Canlı bomba İstanbul'u kana bulayacaktı' derken Hürriyet, 'Vampirella yakalandı' diye manşetten verdi haberi. İşte anlatmak istediğim tam da bu zaten... Gazete; onu çıkaranların, yazılarını yazanların, haberini hazırlayanların, sahiplerinin kimliklerine göre şekillenirken, okur da okuduğu gazetenin kimliğini oluşturan unsurlardan biri olduğunu hiçbir zaman unutmamalı bence!Ne demektir gazete? En başta kendi ülkesini tanımak değil midir? Kendi halkını bilmek, kendi değerlerine sahip çıkmak, çıkmıyorsa bile saygı duymak... Sevinciyle mutlu, acısıyla kederlenmek değil midir? Ve gazete ayağını bastığı toprağın kavramlarıyla konuşmalı, ithal değerlerin temsilcisi olmamalıdır bence. Dürüst olmak ayrıca... Her şeyden önce kendine karşı... Sonra habere ve okurlarına karşı... Gerçeği patronun menfaatinin değil, hakikatin şaşmaz fanusundan yansıtarak vermektir. Acı ki, özgürlük de yanlış anlaşılmış ve yanlış algılatılmaya çalışılıyor bu ülkede! Haber özgürlüğü ile habercinin özgürlüğünü fena halde karıştırdığımız gibi karıştırılıyor özgürlük de... Muhalif olmak da öyle... Cumhurbaşkanına küfretmeyi özgürlük sanıyor bazıları... Kendi halkını aşağılamayı da aydınlanmacılık... Fikrin ve düşüncenin özgürlüğü ile müskiratın, fuhşiyatın ve bin türlü rezilliğin özgürlüğü aynı kafese tıkılmaya çalışılıyor. Üstelik elde matbu etiketler ile kendileri gibi düşünmeyen herkesi ve her şeyi damgalamaya çalışarak yapıyor bunu bazıları. İş bu nedenle Başbakan'ın bazı gazeteleri okumamak için yaptığı çağrıyı kösnül bir öfke ile aforoz etmeye kalkıştılar. Oysa ballandıra ballandıra nasıl başı örtülüleri aralarına almayacaklarını, sakallı bıyıklıya iş vermeyeceklerini, kendileri gibi düşünmeyene ilan bile vermediklerini anlattılar hep.

    Ben, türkü tadında bir 'beni al onu alma' mantığını anlatmaya çalışmıyorum. Lakin şunu açık ve net söylüyorum: Okuduğunuz gazeteye dikkat edin... Kendi değerlerinizi ve her gün, hırsız girmesin diye kapınızı kilitlediğiniz, en mahrem odanıza soktuğunuz gazetelerin, televizyonların değerlerini bir karşılaştırın bakalım. Başkasına ait bir kafa kâğıdını, üstüne üstlük bir de para vererek, her gün cebinize, evinize neden soktuğunuzu bir düşünün. Okuduğunuz gazete kimliğinizdir zira!

  • TÜBİTAK, Türkiye'yi cazibe merkezi haline getirecek !

    TÜBİTAK, Türkiye'yi cazibe merkezi haline getirecek
    Ankara (AA)- TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Nüket Yetiş, ''Türkiye'yi sadece kendi vatandaşları için değil, dünyadaki tüm bilim insanları için de cazibe merkezi haline getireceğiz'' dedi.

    Yetiş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de bilimsel ve teknolojik alanda son yıllarda çok büyük gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Daha önce yurt dışına giden araştırmacıların, araştırma alanında sağlanan uygun koşullar ve artan destekler nedeniyle Türkiye'ye dönme yollarını araştırdığını vurgulayan Yetiş, yurt dışına beyin göçünün tersine işlemeye başladığını belirtti. Yetiş, şunları kaydetti:

    ''Son zamanlarda, yurt dışında çalışan bilim insanlarından gelen 'biz Türkiye'ye dönmek istiyoruz' talepleri hızla arttı. Biz de kendilerine 'buyrun gelin' diyoruz. Halen Türkiye'ye dönüş yapan bilim insanları için çeşitli burslar, TÜBİTAK enstitülerinde çalışma olanakları, üniversitelerde kendi araştırma gruplarını kurmaları için proje destekleri, uluslararası araştırma işbirlikleri için destekler, girişim sermayesi destekleri ile Avrupa Birliği Çerçeve programlarının sağladığı imkanlar hazır durumda.''

    Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nun (BTYK) son toplantısında Türkiye'nin bilimsel ve teknolojik alanlarda hak ettiği yerini alması için milli gelirden Ar-Ge'ye ayrılan payın 2013 yılında yüzde 2'ye ulaşmasına, tam zaman araştırma personeli hedefinin de 150 bin'e yükseltilmesine karar verildiğini ifade eden Yetiş, şöyle devam etti:

    ''Bilene ve bilgiye yatırım yapılmazsa, bilmeyenler bilenlerin, cehalet de bilginin yerini alır. Türkiye'deki araştırma olanakları pek çok ülkeden daha iyi bir noktaya gelmeye başladı. Bunun nedeni aslında Türkiye'nin bilim açısından bir cazibe merkezi olmaya başlamasından kaynaklanıyor ama biz bununla yetinmiyoruz. Türkiye'yi sadece kendi vatandaşları için değil, dünyadaki tüm bilim insanları için de cazibe merkezi haline getireceğiz. Bunun için önemli adımlar atılmaya başlandı.''

    Ar-Ge'nin önündeki tüm engellerin kaldırılması ve bir anlamda Türkiye'nin önünün açılması için tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde çalıştıklarını vurgulayan Yetiş, Türkiye'de bir ilk olacak şekilde bu ay, özel sektör araştırmacıları ve yöneticilerinin yanı sıra üniversitelerin araştırmadan sorumlu rektör yardımcılarının katıldığı bir toplantı yapacaklarını bildirdi. Konuyla ilgili çalışmalarının en kısa sürede tamamlanmasının hedeflendiğini kaydeden Yetiş, ''Tüm sorumlu kuruluşlar bu çalışmaların sonunda ortaya çıkan görüş ve önerileri değerlendirecek ve BTYK gündemine getirerek yeni stratejilerin belirlenmesine katkı sağlayacak'' dedi.

  • TSK'nın teröristi gözaltına alma yetkisi yok!

    TSK'nın teröristi gözaltına alma yetkisi yok!
    Emekli Albay Sarızeybek'e göre AB'ye uyum yasaları adı altında çıkarılan yasalar tekrar düzenlenmeli..

    Erdal Sarızeybek: Bugün TSK'nın dağda yaptığı silahlı mücadelede teröristi gözaltına alma yetkisinin olmadığını biliyor musunuz?

    Fatih Altaylı: Nasıl? Öldürme yetkisi var, gözaltına alma yetkisi yok mu?

    Erdal Sarızeybek: Yok. Öldürme yetkisi de; karşılıklı denk silahlar olacak.Dur diyecek.Ateş ederse, ateş edecek. Bu da Terörle Mücadele Kanunu'nda var. Çünkü denk silah kullanmadığınız zaman bundan da yargılanıyorsunuz.

    Erdal Sarızeybek: "Bu hükümet Ceza Muhakemesi Kanunu'nu değiştirmeden önce kanun; 'Cumhuriyet Savcısı ya da acele hallerde zabıta gözaltına alır, arama yapar, yüzleştirme ve el koyma yapar' derdi. Bu Hükümet 'ya da'dan itibaren çıkardı o maddeyi sadece savcıya bıraktı.

    Hükümet bu kanun değişikliğini neye göre yaptı?
    Avrupa Birliği Uyum Yasaları'na göre..

    Bizim idari yapımız Fransa'dan alınma, jandarma Fransa'dan alınma. Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu'nu ben tercüme ettim. Adli kolluk bölümünü tercüme ettim. Fransa'da böyle bir yasa yok. Varsa çıksınlar söylesinler. Adalet Bakanı çıksın söylesin. Fransız jandarması, savcıya bilgi verdikten sonra gözaltına alır mı? Arama yapar mı? El koyma yapar mı? Bu yetkisi var mı, yok mu? Çıksın Türk milletine açıklasın.

    AB'ye uyum yasaları adı altında öyle yasalar çıkartılıyor ki bunun AB'yle uyumla alakası yok. İşte örneği Ceza Muhakemesi Kanunu."

    JANDARMA ÜVEY EVLAT GİBİ

    Erdal Sarızeybek: "Jandarma çok özel bir yere sahip Türkiye'de. Fakat kanunlar ona o kadar çok görevler vermiş ki, sayısız; her kanun Orman Kanunu, Kaçakçılık Kanunu aklınıza ne geliyorsa. Bu görevlerinden dolayı da bağlılık vermiş. Harp silah araçları yönünden, askeri görevlerini yapmak yönünden Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı, emniyet ve asayişin sağlanması yönünden İçişleri Bakanlığı'na bağlı, adli görevlerin yürütülmesi yönünden de Adalet Bakanlığı ile bağı var. Jandarma Türkiye'de henüz bir kuvvet komutanlığı haline gelmemiştir. Fransa'da kuvvet komutanlığıdır. Böyle olunca ne kuvvet komutanlıkları aracılığı ile Genelkurmay'ın şemsiyesi altına girebiliyor, ne de İçişlerine doğrudan bağlı. Jandarma sanki üvey evlat gibi, ama en çok görevi yapan o. En çok çileyi çeken o.

    Bugün Türkiye'nin en zor hududu Hakkari'dir, Çukurca'dır, Yüksekova'dır, Şırnak Bölgesi'dir. Şimdi bakıyorsunuz Kara Kuvvetleri Birlikleri Rus hududunu aldılar, Trakya'da. Doğu bölgemizde Kars hududunu aldılar. Yeni çıkarılan 'Sınırların koruması hakkında kanun' ile bundan sonra sınırların korunması Kara Kuvvetleri'ne verildi. Ancak görev devir teslimi yapılıncaya kadar jandarma bulunduğu sınırları koruyacak denildi.

    Kuzeyden itibaren baktığınızda Kars yani Ağrı sınırı Doğu Beyazıt, onun altında Çaldıran, Başkale, Yüksekova gibi Kara Kuvvetleri kuzeyden başladı. Kara kuvvetlerinin imkanları ile Jandarma Genel Komutanlığı'nın imkanları aynı değil. Kara Kuvvetleri Türkiye'nin bir numaralı gücüdür. En büyük gücüdür. Kara kuvvetleri kuzeyden başlayarak karakolları kale gibi yaptılar.
    Jandarma gerekli ödeneği alamıyor. Bu sorunları herkes biliyor. "

  • Askerden 5 kritik istek!

    Askerden 5 kritik istek
    İçlerinde kısmi OHAL de var...



    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında ilgili bakanların katılımıyla gerçekleştirilen 'terör' toplantısında, Meclis'te ele alınacak tezkere konusunun ele alındığı bildirildi.

    Başbakanlık Merkez Bina'da yapılan toplantı yaklaşık 3 saat 20 dakika sürdü. Toplantıya Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin katıldı.

    Edinilen bilgiye göre, toplantıda terörle mücadeleye yönelik hususların değerlendirildi. Toplantıda, 19 Eylül 2008 tarihinde TBMM'ye sunulan ve hükümete 17 Ekim 2008 tarihine kadar verilen sınır ötesi operasyon yetkisinin 1 yıl süreyle uzatılmasını öngören tezkere konusunun de ele alındığı belirtildi.

    Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, terörle mücadelede yetki artırımı isteyen askerin beş talebinden ikisi konusunda mutabakat sağlandığını açıkladı.

    TEKLİFLER ŞÖYLE:

    - Kısmi OHAL ilan edilmesi.

    - Terörle Mücadelede Koordinasyon eksikliğini gidermek ve istihbarat birimlerini tek çatı altında toplamak için Terörle Mücadele Müsteşarlığı'nın kurulması.

    - Operasyon sırasında ele geçirilenlerin o sırada operasyon yapanlar tarafından sorgulanabilmesi ve bunların gözaltı süresinin uzatılması. Sorgulama süresinin en az 10 güne çıkarılması gerektiğini savunuluyor.
    - Ve ilk sorgunun avukatsız yapılması talep ediliyor. Avukatların sorgulamada hazır bulunması dışarıya bilgi sızmasına ve gözaltındaki şahısların ifadelerini gizlemelerine yol açıyor.

    - Önleyici istihbarat için sinyallerin tüm Türkiye'de izlenebilmesi. Jandarmaya bölgesel dinleme imkanının verilmesi.

    - Aciliyet gerektiği durumlarda bazı konularla ilgili olarak valilikten izin alınma durumunun kaldırılması.

    - Örgüt propogandası yapan yayın organlarının bölgeye sokulmasının engellenmesi

    AJANSLAR

« ... 3 4 5 6 7 ...