OKCUOGLU
erkek - 25 yaş, Talas,Malazgirt,Söğüt,İstanbul,Ankara,Kerkük, Türkiye
- Arkadaşlar |
- Ziyaretçi defteri
- | Resimler
- | Blog
- | Gruplar
- | Videolar
- | Etkinlikler
- | Müzik
- | Haykırlar
- | Anketler
- | Uygulamalar
Blog / Yitik Davanın Canlandığı Libya ve Es - Sunnusi ! . . .
Cumartesi, 11 Nisan 2009 23:17
Türk dostu İdris Es-Sunusi, Kaddafi'nin darbesiyle çekildi...
Trablusgarp artık elden çıkmıştı tıpkı diğer Osmanlı toprakları gibi… Kimisine göre yapılabilecek hiçbir şey kalmamıştı. Ama Enver Paşa’ya göre üzerimizde tarihi bir sorumluluk ve yapılması gereken çok iş vardı.
Trablusgarp’ın o zamanki koşullarda İtalya’ya verilmemesi imkânsız bir olaydı. Mutlaka diğer ata yadigarı topraklarımız gibi, burası da yüzyıllarca Müslümanlar’a kan kusturmanın vaktini kollayan Hristiyan dünyanın insafsız avuçlarına bırakılacaktı. Bunu Enver Paşa çok iyi biliyordu. Ama buraları sonsuza kadar İtalya sömürgesinde yaşatmaya hiç niyeti yoktu. Selman Kayabaşı’nın da dediği gibi “Çam da bizim çamdan düşecek kozalak da..” düşüncesindeydi. Bugün Osmanlı ile manevi bağlara sahip, Hz. Osman döneminden itibaren İslamiyet’i seçen Trablusgarp (Libya) bir Hristiyan devleti’nin sömürgesi olamazdı. Bütün bu hissi düşüncelerin yanı sıra, var olan bir gerçek de Osmanlı’nın artık son nefesini tüketmesiydi.
İslam aleminin hiç olmazsa şerefiyle kanının son damlasına kadar savunması gerektiğine inanan Enver Paşa, emrindeki genç subayları farklı kimliklere sokarak bu bölgeye gönderdi. (Tarihimizde sadece bundan söz edilir. Ama Enver Paşa’nın önderliğindeki bu oluşum çok farklı ülkelerde aynı çalışmayı sürdürecekti ve bugün var olan birçok devletin temeli a tılacaktı) Gelen subaylar aracılığı ile buradaki yerli Müslüman halka İtalyanlar karşısında direnmeleri için gerilla savaşı eğitimi verildi. Bu genç subayların içinde M. Kemal ve Eşref Kuşçubaşı gibi simalar da vardı.
Özellikle buradaki Senusiler önemli nüfuz sahibiydiler. Anadolu’dan gelen genç ve gönüllü subaylar Senusiler’e gerekli her şeyi öğretip onlarla sırt sırta vererek savaşacaklardı. Tabii Osmanlı Devleti’nin bu sırada Balkan sorunu patlak vermişti. O yüzden gerekli silah yardımı ve maddi yardım istenen seviyede gelmiyordu Anadolu’dan.. Enver Paşa’nın gönderdiği yetenekli bir çok subay burada istiklal çakmağını çakıp kendilerine ihtiyaç duyulan Anadolu’ya tekrar geçmek zorunda kaldılar. Artık Senusiler’in yanında sadece dualar ve kalplerindeki imanları kalmıştı.
İtalyanlar Libya’yı kıyı kesiminden itibaren ele geçirmeye başladılar, fakat iç kesimlere giremiyorlardı. Yerli halkın örgütlenmesinden dolayı çok şiddetli bir direnişle karşılaştılar. Otuz yıl süren bu direnişe karşın ancak Mussolini döneminde İtalya Libya topraklarına tam anlamıyla sahip olabildi. Bunda silahsal gücün ve maddi gücün önemi ön plana çıkıyordu. Sonraları İtalyanlar tarafından idam edilen Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarından Libyalı Ömer Muhtar adlı muhterem zat elindeki 100 ile 300 atlı ve yaya askeri ile İtalya’ya önemli zayiatlar verdirmeyi başarmıştır. Ama Ömer Muhtar’ın Senusi hareketine ihanet eden çocukluk arkadaşı Senusi şeyhi Şerif el Giryani ve 13 kabile şeyhi davayı satmışlardı. Savaş çok zor şartlar altında devam ediyordu ve artık Muhtar’ın ekiplerinden de çatlak sesler duyulmaya başlamıştı.
Ömer Muhtar’a içlerinde bulundukları fevkalade sıkıntılı durum sürekli vurgulanıyordu. Muhtar’ın tavrı netti ve tarihe kaydolacak şu sözleri söyledi. “Vallahi, zafer veya şehadete ermeden bu dağları terk etmeyeceğim ve İtalyanlara karşı devam eden bu savaşı asla durdurmayacağım. Mısır’a gitmek isteyenler buyurup gitsinler, İtalyanlara teslim olup ölümden kurtulmak isteyenler de teslim olsunlar, hiç kimse onları tutmuş değildir.”
Bu cümlenin üzerine herkes hatasının farkına varmış ve cihada devam etmiştir. Çatışmaların daha da çetinleştiği bir dönemde General Mezzetti bir raporunda buna şöyle değiniyordu. “Direniş buralarda tarihe mal olmuştur ve kural tanımayan bu insanlara tarih boyunca silahlı kuvvet zoruyla kanun ve nizam empoze edilebilmişti. Cihad ruhuna sahip bu göçer insanları çiftlik sahalarına ve şehirlere çekmeden pek fazla bir şeyin değişmeyeceğini söyleyebiliriz.”
Ve kısa bir süre sonra (2. Dünya Savaşı döneminde) İslami Hareket Birlikleri’nin muazzam teşkilat çalışmalarıyla Libya İtalya’yı topraklarından çıkarmıştır. Bu süreç içerisinde mandacı politikalarıyla Bingazi bölgesine İngilizler, Fizan bölgesine ise Fransızlar hakim olmuştu. Ama bu olumsuz gelişmelere karşı da yeni bir İslami bağımsızlık çalışması oluşturuldu ve nihayet Libya 1952 yılında bağımsızlığını tüm dünyaya ilan etti.
İktidardaki Türk dostu bir aileden gelen İdris es Sunnusi, Kaddafi’nin yaptığı darbe ile aşağı çekilmişti. İlk başlarda İslam yanlısı söylemlerle kendini kabul ettirmeye çalışan diktatör zamanla önemli İslam eserlerini Kuran’dan daha fazla ön plana çıkma (!) bahanesiyle imha ettirdi. Daha sonra kadın erkek eşitliğini bahane ederek kadınlara asker zorunluluğu getirdi ve askeri üniforma giyme zorunluluğu ile başörtüsü yasağı getirdi. 1984 Ramazan’ında muhalif sesleri bastırmak amaçlı olarak İslâmi hareket mensubu birçok kişiyi devrimcilik suçlamasıyla tüm dünyanın gözleri önünde iftar saati idam ettirdi.
Sanki diğer tüm İslami potansiyel sahibi ülkelerin başına gelen lider krizi bu ülkenin de başına gelmişti. Burada şu konuya dikkat çekmek istiyorum. İslâmiyet’i ılımanlaştırma meselesi batının bir stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kâh bir diktatör aracılığıyla, kâh bir tarikat yoluyla, kâh rejimsel yollarla..
Dinini, tarihini ve geçmişlerini unutmayan İslam halkları özlemlerimle...
Yorumlar
Türkçe dilinde henüz bir yorum yazılmadı...
Yorum yaz: