OKCUOGLU
erkek - 25 yaş, Talas,Malazgirt,Söğüt,İstanbul,Ankara,Kerkük, Türkiye
- Arkadaşlar |
- Ziyaretçi defteri
- | Resimler
- | Blog
- | Gruplar
- | Videolar
- | Etkinlikler
- | Müzik
- | Haykırlar
- | Anketler
- | Uygulamalar
Blog / Etiketler / hayat
'hayat' etiketine sahip blog mesajları:
-
Bugün Hayattaki Son Gününüz Olsa Neleri Değiştirirdini
Bugün Hayattaki Son Gününüz Olsa Neleri Değiştirirdiniz?
Bugün son gününüz olsaydı ve bunu bilseydiniz neler yapmak isterdiniz? Hayatınızda neleri değiştirirdiniz? Kimlerden özür diler...
2008-10-20
Merhaba sevgili anneler… Geçen hafta başladığımız çalışmanın devamını yapacağız bu hafta…
Olumlu, olumsuz özelliklerinizi kâğıda dökerken büyük bir çoğunluğunuzun duraksadığınızı, objektif olmaya çalışırken yutkunduğunuzu, hatta yazmadan önce yanınızda birisinin olmasını (onaylatmak için) istediğinizi düşünüyorum. Oysaki eğer, “eşinizin veya çocuğunuzun olumlu-olumsuz özelliklerini sıralayın” denilseydi, sayfanız bir sürü maddeyle dolar-taşardı… Ama insan öyle bir varlık ki, komşusunu bile sayfalarca anlatabilirken, sıra kendine geldiğinde kendi hakkında sandığı kadar çok şey bilmediğini, hatta kendini yeterince tanımadığını fark ediveriyor.
Bu sebeple, annelik okulunun annelere, kadınlara, hatta hayatta başarılı ve mutlu olmak isteyen herkese en büyük önerisi; başkalarını düşünmek, yorumlamak üzere ayırdığınız vakitten biraz da kendinize ayırmanız olacak…
Bakalım “bunları daha önce hiç düşünmemiştim” diyerek yoğunlaşabilecek misiniz?
Geçen hafta yazdığınız kâğıdı atmadığınızı ümit ederek arka sayfasına geçelim ve şu başlığı atalım: “YAPMAK İSTEDİKLERİM”
“Yapmak istedikleriniz” listesinde her şey olabilir. Ömrünüzün ne kadar olabileceğini Yüce Rabbimizden başkası bilemez. O yüzden, hedeflerinizi tarih sınırlamasına sokmadan, “son nefesime kadar yapmak istediklerim” düsturuyla yazın.
Maddi imkânlarınızı, olanaklarınızı, sınırlarınızı, çevre engellerinizi ve sıkıntılarınızı lütfen bir kenara koyun! Yalnızca hayal edin ve yazın! Bugün son gününüz olsaydı ve bunu bilseydiniz neler yapmak isterdiniz? Hayatınızda neleri değiştirirdiniz? Kimlerden özür diler, kimlere sevginizi haykırırdınız? Ya da çocuğunuz için neler istiyorsunuz? Nasıl bir insan olmasını istersiniz? Onu eğitebilmek adına neler yapmalısınız? Kendinizde neleri değiştirmelisiniz???
Bu çalışmayı yapmamızın nedenine gelince… Unutmayın ki, bizleri insan olarak Allah katında en değerli kılan şey; DUALARIMIZ!
Dua öyle bir armağan ki bizlere, Rabbimiz bizleri muhatap alıyor ve isteklerimizi dinliyor… Bu öyle kıymetli ki, kıymetini bilenlere…
Ve dualar da, yalnızca söylemekle gerçeğe dönüşmüyor… Hayallerinizi, hayat ile ilgili beklentilerinizi yaşamalısınız, somutlaştırmalı ve onlara doğru kocaman adımlar atmalısınız… İşte bu nedenle yazın hayallerinizi… Yazın ve görebileceğiniz bir yere asın… İnanın, bu yolla hayalleriniz daha gerçek, dualarınız daha geçerli olacak…
Sevgilerimle
Özlü söz: “Olmaz diye bir şey olmaz” Mevlana C.R.
ÖZEL BİR TAVSİYE:
Bu hafta siz annelik okulu takipçilerine tavsiyem; nefis bir sergi. Taksim, Odakule’ye yakın olan bir yer olan, Pera Müzesi’nde.”DOĞU’NUN CAZİBESİ”
Bu serginin amacı Britanyalı sanatçıların 19. yy. boyunca yaptıkları “Doğu” konulu resimleri sanatseverlerle buluşturmak. Onların gözüyle İslam kültürleri ve topraklarını, bu coğrafyanın asıl sahiplerine sergilemek… Ayrıca Osman Hamdi Beyin ünlü eserlerini de görme imkânınız var.
Sergide ayrıca, oryantalist porteler, gündelik yaşam resimleri, ev içi sahneleri, harem, kutsal kentlere ait resimler dikkat çekiyor…
Oğlumla beraber gezdik. Dokunsal bir çocuk olduğundan resimlere dokunmamak için epey çaba gösterdiJ
SERAP BUHARALI
Serap_buharali@hotmail.com -
PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V.)'IN ŞAKA ve BİLMECELERİ!
PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V.)'IN ŞAKA ve BİLMECELERİ!
Soru sormak, kişiyi muhakeme yapmaya, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya ve araştırmaya yönlendirir. Diğer bir deyişle mantıksal düşünmeye zorlar. Hz. Muhammed´in öğretimde bu yönteme çok önem verdiğini görmekteyiz.
Bilmece sorması
Hz. Muhammed (s.a.v.) çevresindekilere şöyle bir soru sorar: Ağaçlardan bir ağaç vardır ki, bunun bereketi Müslüman´ın bereketi gibidir. Yaprakları düşmez, dökülüp yayılmaz. Rabbinin izniyle her mevsim meyve verir. Müslüman gibidir. Şimdi bana söyleyin bu ağaç nedir? Hz. Peygamber´in Müslümanların çok iyi tanıdıkları ve özelliklerini iyi bildikleri hurma ağacını Müslümanlara benzetmesi, karşılaştırma yapması insanları mantıksal düşünmeye ve muhakeme yapmaya zorlamaktadır. (Buhari)
Karşılaştırma Yapması
Hz. Muhammed (s.a.v.) bir gün ashabına sorar: Ne dersiniz, birisinin kapısının önünde bir ırmak bulunsa ve burada her gün beş kere yıkansa, üzerinde kir ve pislik kalır mı? Ashab: Kirden ve pislikten hiçbir şey kalmaz. Hz. Muhammed (s.a.v.): İşte suyun kiri temizlemesi gibi günde beş kez kılınan namaz da sizin günahlarınızı temizler."
Buraya kadar verdiğimiz tüm örneklerde Hz. Peygamber´in (s.a.v.) kitabi ifade kullanmaktan kaçındığını görmekteyiz. Mesela; Hz. Muhammed, namazın Allah´ın emri olduğunu mutlaka kılınması gerektiğini söylemek yerine muhatabının anlayacağı dilden konuşmuş onlara yaşadığı çevreden örnekler vermeyi tercih etmiştir. Bu yaklaşımı O´nun toplumda daha etkili olmasını sağlamıştır. (Kütüb-i Site)
Zeka türleri
*Sözel - Dilsel Zekâ
*Mantıksal - Matematiksel Zekâ
*Görsel - Mekânsal Zekâ
*Bedensel - Kinestetik Zekâ
*Müziksel - Ritmik
*Kişisel - İçsel Zekâ
*Kişiler arası - Sosyal Zekâ
*Doğa - Varoluşcu Zekâ
Soru - Cevap Yöntemi
Mekke´deki ilk ve en sıkıntılı yıllardır. Kendisine iman edenler, henüz bir avuçtur. Bu bir avuçtan bir tanesi de İmran´dır ki, babası Hüseyin Mekke´nin en akıllı, en iyi konuşan insanlarından biri kabul edilir. Oğlunun da Müslüman olduğunu duyunca onu bu kötülükten geri çevirmek ve Hz. Muhammed´i, tartışıp mat ederek başlattığı bölücülüğü (!) bitirmek için O´nun yanına gider ve sorar.
Hüseyin: Nedir bu duyduklarımız! Bizim tanrılarımızı reddediyormuşsun. Oysa senin baban, deden ve ataların herkesle beraber bu tanrılara inanıyordu. Ve onlar akıllı, şerefli insanlardı.
Hz Muhammed: Şimdilik senin atalarını da, benim atalarımı da bir kenara bırak, der ve devam eder
-Sen kaç tanrıya inanıyorsun?�
-Sekiz.
-Bunların kaçı yerde kaçı gökte?
-Yedisi yerde biri gökte ( Allah).
-Sana bir musibet gelirse kime dua edip, yardım dilersin?
-Göktekine.
-Malın helak olursa, kime dua edersin?
-Göktekine.
-Rızkı kimden istersin?
-Göktekinden.
-Hastalanınca şifayı kimden beklersin?
-Göktekinden.
-Yalnız o senin duanı kabul ettiği halde diğerlerini ne diye ona ortak ediyorsun? Hüseyin, şaşırmıştır. Şimdiye kadar böyle bir kimse ile hiç konuşmamıştım, der.
Hz. Muhammed (s.a.v.) son hamleyi yapar:
- Hüseyin, Müslüman ol ki kurtulasın.
Hz. Peygamber, sorduğu sorular ile Allah´ın birliğini ve putların ne kadar gereksiz olduğunu yine kişinin kendi verdiği cevaplarla bulmasını sağlamıştır. O, karşısındakini soruları ile yönlendirmiş ve mantıksal bir çıkarım yapmasını sağlamıştır. (Kütüb-i Site)
Sözel - Dilsel Zekâ
Kelimelerle düşünme, ifade etme, kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme gücüne sahip olma, ayrıca mizah, hikâye anlatma, mecazi anlatım ve benzetme yaparak dili etkin bir şekilde kullanma becerisidir.
Efendimiz (s.a.v.) ve sözel zekası
*Hz. Peygamber (s.a.v.) çok düzgün, açık ve net konuşurdu. Hitabet yeteneği kuvvetliydi ve bu özelliği ile karşısındaki insanları etkileme gücüne sahipti.
Kıssa anlatarak insanları uyarması
Öğretilecek bir konuyu doğrudan anlatmak yerine kıssa ile örneklendirilerek anlatmak öğrencinin konuyu anlamasını kolaylaştırır. Sözel zekâya hitap eden bu yöntem Hz. Peygamber´in (s.a.v.) eğitim metodunda önemli bir yere sahiptir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bir gün bir adam yolda yürürken şiddetle susamıştı, nihayet bir kuyu buldu oraya indi, su içip çıktı. O sırada bir köpek dilini çıkarıp soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalıyordu. Bunun üzerine o adam; "Bu köpek tıpkı benim gibi susamış" dedi ve hemen kuyuya indi. (Su kabı olmadığından) ayakkabısına su doldurdu ve onu ağzı ile tutarak kuyudan çıktı. Köpeğe su içirdi. Bundan dolayı Allah ondan razı oldu ve onun günahlarını bağışladı.
Sahabeler: Ya Resulullah; hayvanlarda da bizim için sevap var mı? diye sordular.
Peygamberimiz: Her canlı yüzünden sevap vardır." buyurdu. (Buhari)
Şaka ile öğretmesi
Hz Peygamber (s.a.v.), öğretmek istediği bir konuyu mizah yolu ile de anlatmıştır. Şaka yaparken bir taraftan düşündürmeyi ve ders vermeyi de ihmal etmemiştir.
Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek: "Ya Resulullah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?" dedi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Sen bilmiyor musun, ihtiyarlar cennete giremez."deyince, kadın üzüntüsünden ağlamaklı hale geldi.
Hz. Peygamber: (gülerek) "üzülme, sen yaşlı olarak değil bir genç kız olarak cennete gireceksin" der. (Buhari)
Benzetme yapması
Hz. Muhammed (s.a.v.), anlattığı konunun önemini vurgulamak ve daha iyi anlaşılabilmesini sağlamak için dikkat çekici benzetmeler yapardı.
Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ´nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:
"Allah´ım! Sen benim kulumsun; ben de Senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır." (Buhari, Da´avat 4; Muslim 3, (2744); Tirmizi, Kıyamet 50, (2499, 2500)
Kişisel - İçsel Zekâ
İnsanın kendi duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini değerlendirebilme ve kendisiyle ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir.
Efendimiz (s.a.v.) ve Kişisel-İçsel Zekâ
Müslümanlardan bir genç Hz. Peygamberin huzuruna çıktı ve "Ey Allah´ın elçisi! Zina etmeme izin ver". dedi. Sahabiler onu: Sus! Sus! Diye azarladılar.
Hz. Muhammed o delikanlıya:
- Şöyle gel diye yanına çağırdı. Delikanlı yanına gelip oturdu. Peygamberimiz onunla konuşmaya başladı:
- Söyle bakalım. İstediğin şeyi başkalarının annenle yapmalarına razı olur musun?
-Hayır olmam.
- Zaten hiç kimse annesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki, kızınla zina edilmesin ister misin?
- Hayır istemem.
-Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister misin?
- Hayır istemem.
- Hiçbir kimse kız kardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki, halanla zina edilmesi seni memnun eder mi?
- Hayır, kesinlikle.
- Halasıyla zina edilmesi hiç kimseyi memnun etmez. Peki, birinin teyzenle zina etmesine razı olur musun?
- Hayır, buna da razı olmam.
- Teyzesiyle zina edilmesine kimse razı olmaz. Bu konuşmadan sonra Resul-u Ekrem elini delikanlının omzuna koydu ve:
- Allah´ım! Bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru!� diye dua etti. O günden sonra bu delikanlı öyle şeylerle ilgilenmedi .
Gence empatiyi öğretti
Hz. Peygamber (s.a.v.), genç delikanlıya zinanın Kur´an´daki hükmünü anlatabilir ve onu korkutabilirdi. Ama Hz. Muhammed bunu yapmak yerine gencin duygularına seslenip, yapmak istediği şeyin yanlışlığını kişisel zekâyı kullanarak ona öğretmiştir. Öncelikle sorular sorarak gence muhakeme yaptırmış, daha sonra empati kurmayı öğreterek başkalarının duygularını da anlamasını sağlamıştır.
Bedensel - Kinestetik Zekâ
Haraketlerle jest ve mimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme becerisidir. Bu zekâya sahip insanlar söylenenden daha çok yapılanı anlarlar.
Efendimiz (s.a.v.) ve Bedensel Zekâ
Beden dili insanlık tarihi açısından en eski iletişim aracıdır. Beden dili bir anlamda duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır. Hz. Peygamber konuşmalarında beden dili olarak ellerini, jest ve mimikleri kullanmaya özen göstermiştir. Ayrıca öğreteceği bazı şeyleri de uygulayarak anlatmıştır.
Hz. Peygamber: "Mümin diğer bir mümin için birbirine kenetlenmiş duvar gibidir." dedi.(Hz. Peygamber (s.a.v.) iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek bu kenetlenmeyi gösterdi). Rasulullah (s.a.v.): "Yetimi koruyan kimse ile ben cennette şu ikisi gibiyiz." buyurdu ve aralarını biraz açarak işaret ve orta parmağını gösterdi.
Kişiler arası - Sosyal Zekâ
Grup içerisinde işbirlikçi çalışma, sözel ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlama, paylaşma, ifade edebilme, yorumlama ve insanları ikna edebilme becerisidir.
Efendimiz´in (s.a.v.) ve Sosyal Zekâ
Hz. Muhammed´in (s.a.v.) en çok kullandığı zekâ çeşitlerinden birisi sosyal zekâdır. O, "Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mümin) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olmaz." Diyerek diğergam olmadıkça müminlerin gerçek anlamda iman etmiş olmayacaklarını belirtmiş diğer bir deyişle bencilliğin imana engel olduğunu söylemiştir. Böylece içinde bulunduğu topluma kardeşliği, bir arada yaşamayı ve paylaşmayı öğretmiştir.
Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Bütün müminler, birbirini sevmede, birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olur."
Hz. Muhammed ashabı ile bir yolculuktadır. Yemek için mola verilir. Arkadaşlarının her biri bir görev üstlenir.
Hz. Muhammed: "Ben de ateş için odun toplayayım der". Arkadaşları engel olmak isterler. Ey Allah´ın Elçisi! Siz dinlenin biz o işi de görürüz. Hz. Muhammed bütün ciddiyeti ile cevaplar: Gerçekten bunu isteyerek yapacağınızı biliyorum. Ancak ben bir toplum içinde ayrıcalıklı olmaktan hoşlanmam. Bunu Allah da sevmez. Ve odunları toplamaya koyulur. (Kütüb-i Site)
Doğacı Zekâ
Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir.
Efendimiz (s.a.v.) ve Doğacı Zekâ
Hz. Muhammed (s.a.v.) doğa ile iç içe olan Arap toplumuna öğreteceği birçok bilgiyi yaşadıkları çevre ile örneklendirerek anlatmaktadır. Bu anlamda Hz. Muhammed´in doğacı zekâyı çok sık kullandığını görmekteyiz.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kur´an´ı okuyan ve gereğini olduğu gibi tatbik eden mümin, kokusu hoş, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Kur´an okumayan, fakat gereğini tatbik eden mümin, tadı olan ve fakat kokusu bulunmayan hurmaya benzer. Kur´an okuyan, fakat gereğini tatbik etmeyen münafık da, sadece kokusu hoş olan fesleğen gibidir. Kur´an okumayan münafık da, tadı acı ve kokusu çirkin Ebû Cehil karpuzuna benzer."
Buraya kadar verdiğimiz birçok örnekte Hz. Muhammed´in doğacı zekayı ne kadar çok kullanıldığını görmekteyiz. (Kütüb-i Site)
Müziksel - Ritmik Zekâ
Sesler ve ritimlerle düşünme, faklı sesleri tanıma ve yeni sesler, ritimler üretme becerisidir.
Efendimiz (s.a.v.) ve Müziksel Zekâ
Kur´an-ı Kerim edebî anlamda incelendiğinde de olağan üstü özellikler taşıdığı görülmektedir. Kur´an düz bir metin olmaktan uzak, içinde teşbihler, vecizeler, icazlar, istiareler, kıssaların bulunduğu bir kitaptır. Sözlerin birbiriyle uyumu, ahengi güzel sesle birleştirildiğinde ise insanları ruhen de etkilemektedir. Kur´an´daki harflerin, kelimelerin ve cümlelerin seslendirilmesi esnasında ortaya çıkan, kulağa ve ruha hoş gelen, diğer söz türlerinde hiç rastlanmayan bir musiki vardır. Kur´an üslubunun büyüleyiciliğini, onun hem şiirin hem nesrin meziyetlerini bir araya toplayan emsalsiz nazmı teşkil eder. Hz Muhammed: "Kur´an´ı seslerinizle süsleyiniz." Buyurarak. Kur´an-ı Kerim´in güzel sesle okunmasını tavsiye etmiştir.
Bu da müziksel zekâ´ya sahip olan insanların Kur´an-ı Kerim´i daha iyi anlamalarına yol açacaktır. Hz. Peygamber yalnız Kur´an´ın değil insanları her gün beş kere namaza davet eden ezanın da güzel sesle okunmasını istemiş ve bu yüzden güzel sesli olan Bilal Habeşi´nin ezan okumasını istemiştir.
Görsel ve Mekânsal Zekâ
Resimler, imgeler, şekiller ve çizgilerle düşünme, harita, tablo ve diyagramları anlayabilme muhakeme etme becerisidir.
Efendimiz (s.a.v.) ve Görsel Zekâ
Öğretimde şekil, grafik, resim veya şemaların kullanılması öğrenilecek konunun hafızada kalıcı olmasını ve soyut kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlar. Hz. Muhammed de öğreteceği bazı konuları şekil çizerek anlatmıştır.
Şekilleri çizerek anlatması
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hattı işaret eden bir kısım küçük çizgiler attı. Resûlullah (s.a.v.) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: "Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de musibetlerdir. Bir musibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer."
Bir gün Hz. Muhammed bir çizgi çizer, sonra bu Allah´ın yoludur der. Sonra bunun sağına ve soluna çizgiler çizer ve şu açıklamayı yapar: Bunlar çeşitli yollardır. Her biri üzerinde (kötülüğe) davet eden şeytan vardır. Arkasından da şu ayeti okudu: "Şu emrettiğim yol benim dosdoğru yolumdur. Hep ona uyun. Başka yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar." (Kütüb-i Site)
Sos. Psk. Efser Selamet
editor@sosyalpsikolog.com - haberhilal -
Her sabah ilk ezanın okunduğu yer neresi
Her sabah dünyada ilk ezanın nerede okunduğunu, ilk kameti kimin getirdiğini ve ilk namazı kimlerin kıldığını biliyor musunuz? İşte cevabı...
Milyonlarca yıldır güneş ilk defa oraya doğuyor her sabah. Japonya'nın doğusuna, Rusya'dan okyanusa bir çengel gibi sarkan Kamçatka'ya... Dünyada güneşi ilk görenler Kamçatkalılar.
Kainatın deveranına eşlik etmeye de ilk olarak onlar davet ediliyor her sabah.
Ne kutlu bir davet...
Kamçatka'da başlayan sabah ezanı, sırayla bütün ülkelere uğruyor, meridyenlerde konaklıyor, şehirlerde minareler arıyor kendine. Buhara, İsfahan, Şam, Mekke, Medine, Urfa, İstanbul gür sesli müezzinlerini ezanla buluşturuyor şerefelerde.
Bütün dünyada her an ezan okunuyor... İnsanlık her an kurtuluşa davet ediliyor...
Arap, Acem, Türk, Bosnalı müezzinler hepsi aynı cümleyi tekrar ediyor; Allahu ekber!
www.sonpeygamber.info -
İbretli bir söz AFRİKADAN.......
Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda ise;
bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.
Kenya Kurucu Devlet Başkanı -
Peygamber'in resmini çizen karikatüristin acı sonu!!!
Peygamber Efendimiz (aleyhisselavati vesselam) 'ın karikatürlerini çizen Jyllands Posten Gazetesi çalışanı karikatürist Kurt Westergaard çıkan bir yangında...
Peygamber Efendimiz (aleyhisselavati vesselam) 'ın karikatürlerini çizen Jyllands Posten Gazetesi çalışanı karikatürist Kurt Westergaard çıkan bir yangında diri diri yanak can verdi.
Danimarkalılar bu haberi kimsenin duymamasını istiyorlar...
BİR KISSA DA BİZDEN...
Birgün Medine' de ezan okunurken yahudinin biri ezanla alay etmeye çalışır ve ezanın sözleriyle alay ederek, 'yalan söyleyen yansın mı..' diye bağırarak herkesin ezana gülmesine sebep olur.. İşte o gece bu yahudinin hizmetçisi hayvanlara yem vermek isterken elinden meşale düşürür ve tüm ev alevler içinde kalır. Tabi o sırada uykuda olan yahudi de yanarak can verir...
Zaman ne zaman olursa, asır hangi asır olursa olsun Yüce Mevla'nın cezaları yine muhattaplarını buluyor... Ne dersiniz?
-
ÖSS puanınızı hesaplamanın pratik formülü...
5 milyonu aşkın adayın katıldığı ÖSS sona erdi. Sınavdan çıkanlar artık 10-15 Temmuz'da açıklanacak sonuçları bekleyecek. Siz beklemeyin. Yaklaşık puanınızı hesaplayın!
5 milyonu aşkın adayın katıldığı ÖSS sona erdi. Sınavdan çıkanlar artık 10-15 Temmuz'da açıklanacak sonuçları bekleyecek. Siz beklemeyin. Yaklaşık puanınızı hesaplayın!
Soru kitapçıkları kopyanın önlenmesi amacıyla 10 tür basıldı.
Sınavda, 30’ar soruluk toplam 8 test yer alıyor. Ön lisans programlarını tercih edecek adayların ilk 4 testi yapmaları yeterli olacak. Lisans programlarını tercih edecek adayların ise bu 4 teste ek olarak, alanları doğrultusundaki 2 testi daha yapmaları gerekiyor.
İlk 4 test Türkçe, Sosyal Bilimler-1 (Sos-1), Matematik-1 (Mat-1) ve Fen Bilimleri-1 (Fen-1) olarak isimlendirildi. Bu testleri yanıtlayan adaylar, sınavın ikinci bölümünde alan dersleriyle ilgili testlere geçecekler.
Alan testleri de edebiyat - sosyal bilimler (Ed-Sos), Sosyal Bilimler-2 (Sos-2), Matematik-2 (Mat-2) ve Fen Bilimleri-2 (Fen-2) olacak.
İŞTE ÖSS PUANLARINI HESAPLAMANIN PRATİK FORMÜLÜ
TESTLERİN KAPSAMLARI VE YÜZDELERİ
Sınavın, ortak müfredattan oluşan ilk bölümünde Türkçe testinde Türkçe’yi kullanma gücü ile ilgili sorular, Sos-1’de sosyal bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular (Tarih yüzde 43, coğrafya yüzde 34, felsefe yüzde 23 oranında), Mat-1’de matematiksel ilişkilerden yararlanma gücüyle ilgili sorular, Fen-1’de fen bilimlerindeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular (Fizik yüzde 43, kimya yüzde 30, biyoloji yüzde 27) yer alacak.
Sınavın alan testlerini kapsayan ikinci bölümünde de Ed-Sos alanında Türk dili ve edebiyatı (Edebi metinler dahil - yüzde 57), Türkiye coğrafyası (yüzde 27), psikoloji (yüzde 16) sorulacak.
Sos-2’de tarih (yüzde 43), ülkeler coğrafyası (yüzde 23), sosyoloji (yüzde 17), mantık (yüzde 17) olacak. Mat-2’de matematik yüzde 70, geometri yüzde 30 oranında sorulacak. Fen-2’de ise yüzde 43 fizik, yüzde 30 Kimya ve yüzde 27 biyoloji soruları yer alacak.
Dil alanında da kelime ve dil bilgisi (yüzde 25), çeviri (yüzde 15) ve okuduğunu anlama (yüzde 60) soruları olacak.
PUANLARIN KULLANILACAĞI YERLER
Sınav sonuçları, temmuz ayının son haftasında açıklanacak. Sınavın 120 soruluk ilk kısmını yanıtlayan, yani EA-1, Söz-1 ve Say-1 puanı olan adaylar, meslek yüksek okullarını (Sınavsız geçişten sonra boş kalan kontenjanlara yerleşebilmek için), açık öğretim ön lisans programlarını, Açık öğretim lisans programlarını (İngilizce Öğretmenliği hariç) ve özel yetenek sınavı sonuçlarına göre öğrenci alan lisans programlarını tercih edebilecekler.
Bu puanlar, ayrıca mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarından mezun olanların kendi alanlarında ek puanla girilen yüksek öğretim programlarına (Mesleki eğitim fakültesi, teknik eğitim fakültesi, endüstriyel sanatlar eğitim fakültesi, ticaret ve turizm eğitimi fakültesi, ilahiyat fakültesi; eğitim fakültelerinin bilgisayar ve öğretim teknolojileri, okul öncesi, anaokulu, üstün zekalılar, zihin engelliler, görme özürlüler ve işitme engelliler öğretmenlikleri; sağlık yüksek okulu, turizm işletmeciliği ve otelcilik yüksek okulu, turizm ve otel işletmeciliği yüksek okulu, endüstriyel sanatlar yüksek okulu, sivil havacılık yüksek okulu, uygulamalı yabancı diller yüksek okulu, bankacılık ve sigortacılık yüksek okulu, uygulamalı bilimler yüksek okulu ve bu türdeki okullara yerleşmek amacıyla kullanılacak.
Say-2, Söz-2 ve EA-2 puanları da mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarından mezun olanların kendi alanlarındaki ek puanla girilen yüksek öğretim programları ile açık öğretim lisans programları dışındaki 4 ve daha fazla yıllık lisans programlarına giriş amacıyla kullanılacak.
Dil puanı da sadece yabancı dil ağırlıklı puanla öğrenci alan tüm lisans ve ön lisans programları için geçerli olacak.
Üniversitelerin yabancı dil bölümlerinde okumak isteyen adaylar, ÖSS’nin yanı sıra 22 Haziran Pazar günü yabancı dil sınavına katılacaklar. -
Etnik temizliği Ermeniler yaptı!
Moskova'daki Askeri Tarih Devlet Arşivi'ni (RGVİA) araştıran akademisyen Mehmet Perinçek, Tuğgeneral Bolhovitinov'un 11 Aralık 1915'te karargahına gönderdiği 65 sayfalık raporu buldu. Rus komutan raporda, "Ermeni gönüllü birlikleri ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara girişti" diyor.
Rusya'nın başkenti Moskova'da bulunan Rusya Askeri Tarih Devlet Arşivi'nde (RGVİA) çalışmalar yapan İstanbul Üniversitesi araştırma görevlisi Mehmet Perinçek, Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas cephesinde görevli Tuğgeneral Leonid Bolhovitinov'un karargahına gönderdiği raporu buldu. Diğer adı 'Çarlık Rusyası Askeri Arşivi' olan merkezde bulunan tarihi belge, günümüzde Erivan hükümeti ve diasporanın sloganı haline gelen "Türkler 1915 yılında 1.5 milyon Ermeni'yi öldürdü" iddiasını ilk elden çürüten bilgiler içeriyor.
Sorumlu kendileri
11 Aralık 1915'te Rus karargahına gönderilen 65 sayfalık rapor, "Gerçek durum. Düzeltme" başlığını taşıyor. Taşnak Partisi'nin, "Kafkas cephesinde Ermeni gönüllü çetelerinin faaliyetleri" başlıklı bir mektubu Rus Çarı'na iletmesinden iki ay sonra yazılan raporun girişinde, Ermenilerin kaleme aldığı bu mektuptaki bilgilerin "siyasi amaçlı" olduğu uyarısı yapıldıktan sonra, bölgedeki "gerçek durum" özetleniyor. Bölgede patlak veren hadiselere, "Ermeni problemi olarak tabir edilen mesele" tanımını uygun gören Rus general, Osmanlı içinde istenmeyen unsur haline gelmelerinde sorumluluğu Ermenilere yüklüyor. Raporda, "Ermenilerin verdiği ölü sayısına güvenmemek gerekir. Taşnak partisi bildirilerinde belirtilen kayıp rakamları devamlı surette abartılıyor ve bunların siyasi amaç taşıdıkları şüphe götürmüyor. Bu kayıpların sorumluları da, kırımı ateşleyen Ermeni çetelerinin kendisidir" ifadesi yer alıyor.
İngiltere kışkırttı
Bölgede fitilin 1915'ten çok daha önce, 1890 tarihlerinde dış güçler tarafından ateşlendiğini merkeze bildiren Bolhovitinov, "Özellikle İngiltere, Osmanlı ile Çarlık Rusya arasında ittifak kurulup Ortadoğu'da yeni güç merkezi oluşmaması için, Türkiye'nin doğusundaki Ermenileri kışkırtarak karışıklık çıkartmıştır. Bundan önce, Türkler, Ermeniler ve Kürtler barış içinde yaşıyordu. Hatta bölgedeki Ermenilerin hayat koşulları, Kürtler'den ve Türkler'den bile iyiydi" diyor. Rus general şöyle yazıyor: "Rusya, Osmanlı içindeki Ermeni meselesini ilk başta uzaktan izlemekle yetinmiştir. İmparatorumuzun görüşü, Almanya ve üç ay sonra Osmanlı devletinin de bize savaş ilan etmesiyle değişti. Rus birliklerine ek olarak Ermeni gönüllü çetelerini kullanma kararı, Osmanlı'nın bize savaş ilanı sonrasında alındı. Zayıflayan Osmanlı Devleti, Rusya için potansiyel müttefik olmaktan zaten çıkmıştı."
Rapordan tespitler
Cepheyi teftiş eden Çarlık Rusya'sı Tuğgenerali Bolhovitinov'un 1915 tarihli raporunda karargahına bildirdiği bazı tespitler şöyle:
Kullanıldılar Ermenilere kendi yardımlarıyla "Bağımsız Ermenistan" kurabilecekleri fikrini empoze eden Avrupa diplomasisidir. Bu fikrin aşılanmasında özellikle Ermeni diasporası aydınları kullanılmış ve onlar aracılığıyla Osmanlı'da yaşayan Ermenilere karışıklık çıkarmaları ve kan dökerek Avrupa kamuoyunu etkilemeleri öğütlenmiştir.
Feda edildiler Ermeni liderleri, gerçekleşmesi imkansız "Bağımsız Ermenistan" fikrine kapılarak Ermeni halkını Avrupa diplomasisi için feda etmiştir. Ermeni çeteleri, suni ayaklanmalar kışkırtarak, yoğun propaganda faaliyeti yürüterek ve Müslüman nüfus üzerinde her türlü tecavüzü uygulayarak kırımı ateşlemiştir.
Herkese terör Ermeni örgütleri, eylem biçimi olarak terörü benimsemişlerdir. Terörü, sadece başka milletlerden kişilere karşı değil, kendi fikirlerini benimsemeyen Ermenilere karşı da uygulamışlardır. Hatta özerklik karşılığında Rusya ile ittifakı da geçici bir araç olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla Ermeni gönüllü birlikleri uzun vadede Rusya İmparatorluğu çıkarlarının aleyhinedir. Rusya'da terör eylemleri düzenleyen Taşnak komutanlarının 1914 affından yararlandırılması ve serbest bırakılması hatadır.
Vahşi kırımlar Savaş esnasında işgal edilen bölgelerde Ermeni gönüllü birlikleri ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara girişmiş, nüfusu cins veya yaş ayırtetmeden ya imha etmiş ya da sürmüş, köylerini yerle bir etmiş ve mallarını yağmalamıştır. Bu uygulamalar sistemlidir. Düzensiz ve yağmacı Ermeni çeteleri, müttefik Rus ordularına karşı bile zaman zaman silah kullanmıştır. Rus yetkilileri bu yüzden önlemler almıştır.
Dehşet çeteleri
Rus general Leonid Bolhovitinov'un raporuna göre, Birinci Dünya Savaşı'na Rus saflarında katılan gönüllü Ermeni çeteleri, Anadolu topraklarında sivil halk arasında dehşet saçmıştı. Fotoğrafta görülen "Kazar" ve "Sepuh" gibi çeteler, Ruslar tarafından bile kontrol altında tutulamıyordu.
'Düşman'ın kaleminden
Bugüne kadar Rus arşivinin tozlu raflarında kalan ancak tarihi öneme sahip olan raporun, o dönemde Osmanlı ile düşman olan bir ülkenin askeri yetkilisi tarafından hazırlanmış olması önem taşıyor. Raporu yazan Rus Tuğgeneral Bolhovitinov, Osmanlı İmparatorluğu'nun Almanya ve Avusturya-Macaristan ile birlikte, İngiltere, Fransa ve Rusya'ya karşı savaştığı 1914-1918 yılları arasında Kafkas cephesinde bulunuyordu. Dolayısıyla gördüklerini diplomatik bir çarpıtma yapmadan, asker gerçekçiliğiyle aynen üstlerine aktarmış olduğu sanılıyor. Sözde Ermeni soykırımı meselesinde en büyük sorun, tarihi belgelerin nesnelliği. Özellikle Ermeni iddialarını destekleyen belgelerin, o dönemde Osmanlı'nın karşısında yer alan devletlerin diplomatları ve gazetecileri tarafından yazılmış olması dikkat çekiyor.
Çar'a sadakat yemini
Akademisyen Mehmet Perinçek'in ulaştığı tarihi fotoğrafta, Ermeni gönüllü çeteleri, Rus Çarı'na sadakat yemini ederken görülüyor. Çarlık Rusya generali Bolhovitinov, Kafkasya cephesinde Osmanlı ile savaşırken yazdığı raporunda, "Almanya'dan sonra Osmanlı Devleti de Rusya'ya savaş ilan etmeseydi, kontrol altında tutulması çok zor olan Ermeni unsurunu gönüllü birlikler olarak Kafkas cephesinde kullanma düşüncemiz olmazdı. Ermeni çeteleri savaştan sonra süngülerini rahatlıkla bize karşı da çevirebilir" diyor. -
Mutluluğun formulü 40 ayette gizli...
Takvim gazetesine yazdığı aşk yazılarıyla tanınan İrfan Gürkan Çelebi, farklı bir kitap hazırladı. İnsanı mutluluğa uluşatıracak 40 ayeti çıkardı...
Takvim gazetesine yazdığı aşk yazılarıyla tanınan İrfan Gürkan Çelebi, farklı bir kitap hazırladı. Çelebi, “Vahiyden Kalbe” adlı çalışmasında yıllardır bulunamayan mutluluğun formülünün Kur’an-ı Kerim’deki 40 ayette saklı olduğunu söylüyor.
‘Mutluluğun formülünü bulmanın binbir yolu’na dair bugüne kadar yüzlerce kitap yayınlandı. Birbirinin kopyası olan bu kitaplar yayınlanmaya da devam ediyor. Oysaki yazar İrfan Gürkan Çelebi, bunlara hiç gerek olmadığını düşünüyor. Mutluluğun formülünü veren kitap, 1400 yıl öncesinden insanoğluna zaten gönderilmişti. Birçok filozofun, edebiyatçının sözlerine kulak verip mutluluğun peşine düşen insanlar, Yüce Yaratan’ın tavsiyelerini yıllarca göz ardı etmişlerdi. Çelebi’ye göre Aristo’yu, Rousseau’yu, Shakespeare’i çok iyi bilenler, aslında kendilerini herkesten daha iyi tanıyan Yaratıcı’nın mutluluk önerilerini araştırmadılar. Belki de merak etmediler. Aslında Kur’an-ı Kerim mutluluğun başucu kitabıydı.
İşte Çelebi, Kur’an-ı Kerim’i anlamakta zorlandığını söyleyen, aralarında bir uçurum olduğunu zanneden, onu hiç eline almayanların okuması gerektiğini düşündüğü bir çalışma hazırladı. “40 Ayet Tefekkürü Vahiyden Kalbe” adlı kitabında insan ilişkilerinde başarılı ve mutlu olmanın yollarını anlatan 40 ayeti bir araya getirdi. Kitabın en önemli özelliği, bu ayetlerin edebi bir dille açıklanması. Kitaptaki edebi incelik, öncelikle denemelerin başlıklarında görülüyor. Mesela, güvenilir olmanın önemini anlattığı Mücadele Sûresi’nin 7. ayeti, “Yılan ıslığı kadar sessiz fısıltılar” başlığıyla, Fatır Sûresi’nin 19-22. ayetleri ise “Lütuf kapılarını çalmayan elbet cudamdır” başlığıyla açıklanmış. Çelebi, “Bu, kesinlikle bir din kitabı değil. Edebi dille ve deneme tekniğiyle yazıldı. Böyle bir kitap yazmamın nedeni, bunalım geçiren günümüz insanının yani benim bir çıkış yolu arayışı.” diyor. İrfan Gürkan Çelebi, aslında yazar, yönetmen ve oyuncu. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde dramatik yazarlık eğitimi almış. TiyatRol İstanbul’un genel sanat yönetmeni. Takvim gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Uzun yıllar radyo programcılığı yapmış.
Çelebi’nin ayetlerden çıkardığı mesajlar
İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.
Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.
Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Saff 2: Yalandan uzak dur.
Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.
Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.
En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.
Zaman-Cumartesi -
İşte İslami süper kahramanlar
İşte İslami süper kahramanlar
Allah'ın 99 adını temsil eden karakterlerden 50 si erkek, 49 u kız. ‘Gölgelerin gücü adına değil ‘Allah ın adına diye söze başlıyorlar
İslam aleminin süper kahramanlarını yaratmak için kurgulanan ve her biri Allah’ın 99 sıfatından birini temsil eden figürlerin canlandırıldığı ‘99’ adlı çizgi roman serisi 2006’da ilk kez Kuveyt’te pisayasa çıkmasından beri çılgınca tüketiliyor. İngilizce ve Arapça basılan ‘99’, ayda 30 bin satarken projenin mimarı Kuveytli psikolog ve ekonomist Naif el Muttava, kendini derin bir tartışmanın ortasında buldu. Allah’ın isimlerini cisimleştirmekle suçlanan Muttava’ya ‘kafir’ diyen bile var.
Araplar, başı açık ve bedeni saran kıyafetler giyinmiş kahramanları hazmetmekte zorlanıyor. Muttava, 2004’te Londra’da takside giderken kızının ‘Ne zaman roman yazacaksın’ sorusunun ardından 99’u aklına koymuş. Arap sermayedarların yardımıyla Tashkeel Medya Grubu’nu kurup ünlü animatörleri istihdam etmiş.
Karakterlerden 50’si erkek, 49’u kız. Hepsi kendisine özel güç veren bir taşa sahip. Kahramanlar ‘Gölgelerin gücü adına’ değil ‘Allah’ın adına’ diye söze başlıyor. Karakterlerden birinde kırmızı pelerinin yerini siyah ‘tesettür’ alıyor. Hikâye Moğolların 13’üncü yüzyılda Bağdat’ı işgal edip ünlü kütüphane Dar-ül Hikme’yi (Hikmet Evi) yıkmasıyla başlıyor. Kütüphaneciler baskını önceden haber alıp özel bir iksire tüm bilgileri emdirip bunu 99 taşın üzerine dökülüyor. Taşları koruyan özel bir örgüt kuruluyor. Ama 15. yüzyılda Granada’nın düşmesiyle taşların 33’ü Kolumbus’un gemileriyle Yeni Dünya’ya, 33’ü İpek Yolu’yla Asya’ya, kalan 33’ü Avrupa ile Afrika’ya dağılıyor. Yüzyıllar sonra iyi ve kötü insanlar bu taşların peşine düşüyor. Taşı bulanlar özel güce kavuşuyor ve dünyayı kötülüklerden kurtarmak için seferber oluyor. Basir geleceği görüyor, Sami her şeyi duyuyor, Nur insanın içindekini biliyor, Bari şifa dağıtıyor, Cebbar çok güçlü, Habir herşeyden haberdar oluyor... Ekonomik krizde paradan anlayan Gani devreye giriyor... Doğu ve Batı’dan seçilmiş karakterler modern, laik ve ruhani. Afganistan’da aç insanlara yardım ediyor, Afrika’da fil avcılarını durduruyor, şeytan Rughal ‘la savaşıyor.
Dizisi de çekiliyor
‘99’ öyle bir rüzgar estirdi ki bir İspanyol şirket kırtasiye malzemelerini 99 logolarıyla piyasaya sürdü. Bir Amerikalı şirket 99’u helal sosisli sandviç markası yapıyor. Serinin Malezya, Endonezya, Hindistan ve Kuzey Afrika’da yayımı için anlaşmalar yapıldı. Karakterlerin canlandırıldığı altı eğlence parkı kuruluyor. Çizgi romanın televizyon dizisi yapılması için bir Avrupalı firma ile anlaşma ufukta. Kuveyt Amerikan Üniversitesi ‘Arap dünyasının süper kahramanı’ adıyla özel bir sınıf bile açtı. Bu sınıfa konuk olduğunda bir öğrencinin ‘Nur nasıl olur da başı açık dua eder’ sorusuyla karşılaşan Muttava “Neden olmasın? Tanrıdan sadece örtünenler mi yardım isteyebilir? Müslüman olmanın tek yolu yok, en az 99 yolu var” yanıtını vermiş. -
DNA'nın Sırrı keşfediliyor!
DNA'nın Sırrı keşfediliyor!
DNA profiline bakarak verilen ilaçlar psikiyatrik sorunlara çözüm olacak. Yapılan araştırmalara göre artık kişinin DNA'sı onun kimliği olabilecek..
DNA profili bir kişinin kimliği gibi.
Bir kere çıkartıyorsunuz, bu profili ve değişmiyor.
DNA bir bakıma kimlik numarası gibi.
İleride belki kimlik yerine DNA geçecek.
Dünyadaki her bireyin DNA'sı farklı tıpkı parmak izi gibi.
Geçtiğimiz ay yapılan Amerikan Psikiyatri Kongresi, psikiyatri alanında bir çok yeni gelişmenin habercisi gibiydi. Kongreye katılan Prof. Dr. Psikiyatr Nevzat Tarhan dünyanın psikiyatri alanında en çok tartıştığı konunun, psikiyatri ve genetik ilişkisi olduğunu söylüyor.
Tarhan, kongre kapsamında; verilen ilaçların takibinde DNA takibi yapılmasının en önemli konu başlığı olarak ele alındığını belirterek şunları söyledi: " Artık DNA'sına bakarak bir kişinin psikiyatrik sorununa hangi ilaç iyi gelir bu biliniyor. Ve yeni doğmuş birinin DNA'sını çıkardığınızda bu DNA 100 yıl saklanabiliyor. Sonuç olarak, bir kişinin DNA'sında hangi enzimlerin iyi çalıştığına bakılarak, ona hangi ilaç zayıf etki yapıyor, hangisi iyi etkiliyor bu kesin olarak öğrenilebiliyor. Geçmişte, DNA kolay çıkartılamıyordu ama şimdi özellikle kronik ve tedaviye dirençli hastaların DNA haritasını çıkartıp ilaçların DNA üzerindeki etkisine bakılıyor. Şöyle ki, hangi ilacın aktif maddesi, hangi enzimle çalışıyora bakılıyor ve o enzim, o kişide aktif mi bakılıyor."
DNA Türkiye'de çıkartılıyor
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünyada bazı laboratuvarlarla anlaştıklarını ve buradan aldıkları DNA'ları o laboratuvarlara gönderdiklerini, dolayısıyla bu incelemenin sonucuna göre, o kişilere uygun ilaç tedavisi uyguladıklarını belirtiyor. Tarhan; "DNA profilini çıkartmanın böyle bir kolaylığı var. Genetik cevapta önemli olan ilacın kan düzeyinde olan etkisidir. Çünkü 100 hasta içinde 30 hasta tedaviye dirençlidir ve DNA sayesinde bu hastalar için ne yapılabiir konusuna bakılıyor. Burada fakmakogenetik konusu dikkat çekiyor. Kesinlikle genler önümüzdeki yıllarda psikiyatrinin önemli bir konusu olacak."
Herkesin DNA'sı farklı olduğuna göre herkese hitap edecek ilaç üretmek mümkün mü? Sorusunun sormak herkesin aklına gelebilir.
Bunun yanıtı şu; Herkesin yediği gıdalar vardır ama bir takım insanlara olumsuz etki yapabilir. Mesela greyfurt yiyenlerin bazılarında bir takım ilaçlar olumlu etki yapamıyor. Mesela bir hasta devamlı roka yiyormuş ve o nedenle ilaç tesir etmiyormuş.
Bunun gibi kişiye özel tedavi önem kazanıyor. Kişiye özel tıp yaklaşımı önemli artık. Hastalığı değil, hastayı tedavi önemseniyor" diyor.
Amerikan Psikiyatri Kongresi ve diğer önemli konu başlıkları
Amerikan Psikiyatri Kongresinde, beyin görüntüleme sistemleri, EEG tanıtımları, ilaç ve EEG etkileşimleri ele alındı. Işık terapisi de önemli konuların arasında yer alıyordu. Ve artık psikiyatri de teknoloji kullanımı çok önemli bir hale geliyor. Örneğin tele konferans tarzında terapiler yapılacak ve ciddi olarak tartışılıyor.
Ve Eşikaltı psikiyatri kavramı
Kongrede önemle tartışılan oturumlardan biri de "Eşikaltı Psikiyatri" kavramı oldu. Çünkü bazı psikiyatrik vakalar her tanıma uymuyor ama eşikaltı vakalar olarak tanımlanabiliyor ve bunlar ilaç tedavisi gerektiriyor, bu ortaya çıktı. Kolay aşık olmanın bir psikiyatrik bozukluk olduğu ve tedavi edilmesi gerektiği de bu çerçevede ortaya çıktı. Manik depresiflik durumunun ön işaretleri olarak kabul ediliyor kolay aşık olma, öfkelilik de duygu durum bozukluğunun ayak sesleri gibi kabul ediliyor art