http://netlog.com/ahu99AHU YOLDAŞYOLDAŞAHUahu99http://tr.netlogstatic.com/p/tt/052/671/52671068.jpgTürkiyeAnkara ahu99 profil sayfası

ahu99

bayan - 39 yaş, Türkiye


RSS bildirimi

Ziyaretçi defteri 2260 Yorumları sırala:

2260 adetten 1 – 10 arası. 1 2 3 4 5 ...
  • http://netlog.com/gezicicengizcengiz gezicigezicicengizgezicicengizhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/055/745/55745843.jpgTürkiyeBalıkesir gezicicengiz 36

    cengiz gezici Trust  (11 saat önce)

    mrb iyi geceler dilerim tanışabilirmiyiz


  • http://netlog.com/shadow_prince34tebessümtebessümshadow_prince34http://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/146/45146444.jpgTürkiyeAnkara shadow_prince34 36

    tebessüm Trust  (bugün 06:16)

    Sen gittiğin rüzgarlarda yalnızlığınla sevişirsin, ben kelimelerle.Geceler izler bizide ışıldar yıldız gözleri, gülümser ay dudakları.An gelir kalkar kadehler geceye ve kendi şerefine içer kelimeler.Gökyüzü başlar ağlamaya, kadehlerimize dolmak istercesine.O bile gelir masamıza, yalnızlığını paylaşmak için kelimelerle de bir sen gelmezsin.

    Saatler sünger gibi içer geceyi de,kelimeler sızmak nedir bilmez dizlerinde.Sesin bile dayanamaz bize, başı dönerde kaçar gider sana.Şarkıların susarda kelimeler susmaz sana.Bir bağartı kopartır gece gözyaşları arasından.Duymazsın! Kelimeler ise hoplar yerinden.Şu gecede pek delikanlı derim.Öfkesiyle aşkı aynı şiddetle patlar kalplerimizde de dayanamaz ağlarız onunla.Terin bile karışmaz gözyaşlarımızın tuzuyla da gökyüzü karışır gözyaşlarımıza.Sen değil.

    Gece tükenir ağlamaktan ve gürlemekten.Yorgun düşer yokluğunun şarap buruğu vurdumduymazlığından.Gelmeyişi nden kelimeler bile bir bir çekilir ruhumdaki yataklarına.Kalır üç beş kelime masada.
    Ben,biz ve aşk...Sen ise hiç olmadı zaten.

    Tüm geçen gece gelen gelirdi de sen gelmezdin her gece.Bizler sarhoş olup yaşarken her gece sen yalnızlığınla sevişip durursun başka kollarda.Gelmezsin...Şafak sökerde güneş gelir merakla geceden kalma kelimelerin masasına.Der ki ben tanrı misafiriyim edasıyla;

    "Günaydınlar mı desem?"

    Kalkar kafalar masanın geceden kalma ayyaş bakışlarından.Gülümser de güneşe deriz;

    "Gel .sende gel...Gelenler bizden." diye.

    Oysa pek sevmez güneş bu alemi.Tek derdi ışıldamaktır senin gibi.Bu masayı temizlemek değil.Utanır bizi bu halde görmektende kızarır, zorla gülümseyip arkasına bakmadan kapıyı çekip gider.Biz ve aşkta kalkar masadan.Adını esneyerek uzanırlar ruhumdaki yataklarına.Bir ben kalırım masada, birde masa kalır sensizliğinde.Ve bir sensizlik alemi daha biter sabah olduğunda.Kalkarım masadan da bakarım güneşin ardından.Dayanamaz fısıldarım gerçeği sana.Sana ve güneşe;

    "Gelenler benden de,gidenler senden..." diye.


  • http://netlog.com/shadow_prince34tebessümtebessümshadow_prince34http://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/146/45146444.jpgTürkiyeAnkara shadow_prince34 36

    tebessüm Trust  (bugün 06:13)

    tanıtım yazın çok cici arkadaşım tıpkı senin gibi:)


  • http://netlog.com/UMUTYOLU3535UMUT YAŞATANYAŞATANUMUTUMUTYOLU3535http://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/519/54519494.jpg?1Türkiyeİzmir UMUTYOLU3535 54

    UMUT YAŞATAN Trust  (Dün 23:42)



    :) :)

    CADDEDE , ANA CADDEDE ,
    SOKAKTA , SOKAK ARALARINDA
    BİR YERLERE GİDİP GELİRKEN , GÖRÜŞ ALANIMIZ İÇİNE GİREN
    BALKONLAR VARDIR...

    BALKONLAR VARDIR DERKEN 15 NCİ KATIN BALKONUNU
    GÖRECEK HALİNİZ / HALİMİZ YOK :)
    HERHILD DİMİ YANİİİİ .... :)

    YOK ...VARSA EGER
    BAŞIN HEP 15 NCİ KATLARDA İSE
    BİRİ SANA MUTLAKA SESLENİR

    HEYYYYY HEMŞERİM BİLADER ,
    HANIM KIZIM , ABLAM , TEYZE ÖNÜNE BAK DİYE :)

    EVET BELLİ BİR ÖLÇÜDE GÖRÜŞ ALANIMIZA GİREN BU BALKONLARDA
    DEMİR KORKULUKLARA OTURTULMUŞ , DİKDÖRTGEN , YUVARLAK
    PLASTİK SAKSILAR İÇİNDE ÇİÇEKLER VARSA
    GÖRÜNTÜ MUHTEŞEM . :)

    ÇİÇEK OLMAYINCADA O DEMİR KORKULUKLARA OTURTULMUŞ
    BOŞ DİKDÖRTGEN YUVARLAK SAKSILAR KÖTÜ BİR GÖRÜNTÜ
    OLUŞTURUYOR..

    VE NE YAZIKKI BİR ÇOK BALKONDA BÖYLE. :)

    HATTA O SAKSILARIN İÇİNDEN ÇİÇEK DEĞİLDE ,
    BİR KÜREK SAPI , BİR SOBA BORUSU , BİR TAHTA PARÇASI
    YADA IVIR ZIVIR ŞEYLERİN GÖRÜNDÜĞÜDE OLUYOR. :)

    O SAKSILARA İLK ÇİÇEĞİ DİKTİKLERİNDE ,
    İLGİLENMEYİNCE , ÇİÇEKTE BAKIMSIZLIKTAN KURUYUP SOLUP
    GİDİYOR.

    MUTLAKA BİLGİNİZ DAHİLİNDEDİR
    ÇİÇEK AÇAN BİTKİLERİN YAPRAKLARI
    ÇİÇEK AÇMAYAN BİTKİLERİN YAPRAKLARI KADAR
    CANLI , PARLAK , GÜR VE UZUN ÖMÜRLÜ
    OLMUYOR.

    TABİAT ANAMIZ ADETA KENDİ VARLIGINI
    İSPAT EDERCESİNE ADİL VE ADALETLİ DAVRANMIŞ. :)

    ÇİÇEĞİ VERDİĞİNDEN , YAPRAKLARI ESİRGEMİŞ .

    TIPKI BİZ İNSANLARDA OLDUĞU GİBİ.
    HER ŞEYİMİZ TAM DÖRT DÖRTLÜK OLMAZ YA HANİ
    BAZEN BAKARSINIZ EN YAKIŞIKLI ERKEK , EN GÜZEL KADIN
    GELGELİM ERKEK G..Y / KADINDA L..ZBİYEN ÇIKIYOR .
    YADA AKIL , FİKİR , ZEKA YOKSUNU OLUYOR..

    AH BENNN AHHH.. :)
    GÜVERCİN GİBİ DALDAN DALA GEÇTİM YİNE :)

    DÖNELİM BALKONA ,
    BALKONDAKİ SAKSIYA ,
    SAKSIDAKİ ÇİÇEKLERE :)

    BALKONDA ÇİÇEKLERİ TERCİH EDİYORLAR DEMİŞTİK.
    İŞTE O ÇİÇEKLERE İLGİ GÖSTERİLSEDE , GÖSTERİLMESEDE
    SOLUP , KURUYUP GİTTİĞİNDE GERİYE BİR ŞEY KALMADIĞINI
    BİLDİKLERİ HALDE ,

    NEDEN İNSANLAR ÇİÇEĞİ OLMAYAN
    ANCAK YAPRAKLARI CANLI , PARLAK , GÜR
    VE UZUN ÖMÜRLÜ OLAN YEŞİLİ '' TERCİH '' EDİP
    BALKONA KOYMUYOR DA ?

    İLLAKİ :

    '' MOR '' LARI..
    '' SARI '' LARI...
    '' KIRMIZI '' LARI
    '' PEMBE '' LERI...

    BALKONA KOYMAK İSTİYOR..

    ALIN İŞTE SİZE , BAYRAM ÖNÜ
    BİR CADDE ÜSTÜ , SOKAK ARASI SORUNU MESELESİ DAHA :)
    NE OLCAK BU MEMLEKETİN HALİ YAHUUUU :)))

    EFENDİMMMMMM
    GÜNAYDINNNNNNNNNN...
    BİLİYORUM BAYRAM TELAŞLARINDASINIZ
    KLAVYENİZİN TUŞLARI ARASINDA FAZLA DOLAŞMAYIM
    HADİ SİZE KOLAY GELSİN , BENDE UFAK UFAK KAÇAYIMMMM
    BYSSSSS :) :)


  • http://netlog.com/TOKUR79TOKUR79TOKUR79TOKUR79http://tr.netlogstatic.com/p/tt/006/580/6580063.jpgTürkiyeİstanbul TOKUR79 60

    TOKUR79 (Dün 21:35)

    Hanımefendi Günaydın Hayırlı Sabahlar Hayırlı Günler Nasılsınız
    Huzurlu Mutlu günler dilerim
    Saygılar sunarım

    GÜNAYDIN

    Tüm Dostlara Sevene Sevmeyene
    İNSAN OLAN HERKESE GÜNAYDIN
    Taşına Toprağına Ilık ılık esen Rüzgarına
    Şırıl Şırıl akan suyuna
    Cıvıl cıvıl öten Kuşuna GÜNAYDIN
    Dalganın hışırtısına
    Güneşin doğuşuna
    Yakamozun Uykudan uyanışına
    Sevgilinin baygın bakışına GÜNAYDIN
    Sevgiye Dosta Kardeşliğe GÜNAYDIN
    GÜNAYDIN Nerde benim ilk AŞKIM diyenlere
    GÜNAYDIN Hatırladıkça Gözleri buğulanlara
    GÜNAYDIN Yüreyi sevgi dolu insanlara
    GÜNAYDIN Sevmesini bilene Değer verene
    GÜNAYDIN TÜM İNSANLAR
    GÜNAYDIN DÜNYA
    GÜNAYDIN UMUTLAR
    GÜNAYDIN GELECEK
    Muhittin Beşe


  • http://netlog.com/RECEP137_TRreceprecepRECEP137_TRhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/035/383/35383931.jpg?1TürkiyeOsmaniye RECEP137_TR 48

    recep (Dün 10:14)

    Kurbanı açıklamak için tek başına akıl yetmez. Aşk gerek, aşk. Kurban akılla değil aşkla açıklanır.
    Göğsünde yürek yerine taş taşıyanlar nasıl anlasınlar kurbanı? Koca bir ömrü yemekhane, yatakhane, abdesane, işhane arasında, hayatın bundan öte, daha yüce bir anlamı olduğunu fark etmeden geçirenler nasıl anlasınlar kurban eden İbrahim’i, kurban olan İsmail’i?

    Sevemeyenler, sevecek yerlerini öz elleriyle kundaklayanlar, “Halilullah” ( sevgilisi) olan İbrahim’in rüyasını, hülyasını, sevdasını nasıl hayra yorsunlar? “Sahibi benim” dediklerinin eline zincirlerini verip altında binek olanlar, “sahibi benim” dediklerinin gerçekten sahibi olan ve sırtına binip onu aşkın yolculuğunda bir binek olarak kullananları nasıl anlasınlar?

    Bakınız etrafınıza; kurban olmayan birini görebilir misiniz? Kimi kara sevdasının, kimi ak sevdasının kurbanıdır. Dünyaya, paraya, makama, mala, şöhrete, alkışa, servete kurban olmak ve kurban etmek için kuyruğa girenlerin haline bakın.

    Bakmayın siz “Ben hiçbir şeye kurban olmam!” diye iddialı konuşanlara; aslında onlar benliklerine ve bencilliklerine kurban olmuş birer zavallıdan başka bir şey değildirler.
    Onların gerçekte hiçbir şeyleri yoktur ki “adayabilsinler”. İçgüdüleri, ayartıcı özbenlikleri, sevgi adını koydukları tutkuları, aşk adını verdikleri libidoları, servetleri, makamları, şöhretleri, malları onların sahibidirler, efendisidirler.

    Köle efendisini nasıl azat eder?

    Ya adar ve adanırsınız ya da harcar ve harcanırsınız.

    Üçüncü bir şıkkı yok mu?

    Yok, bence yok. Baksanıza etrafınıza: En yüce sermayesi olan hayatlarını kendilerinden aşağı değerdeki şeyler uğruna hovardaca harcayanların haddi hesabı yok.
    İşte İbrahim ve İsmail, insanın adi şeyler uğruna harcanmaması için en yüce değer uğruna adamanın ve adanmanın yolunu gösterdi. Kurbanın sembolize ettiği derin hakikat budur.
    Bu hakikati anlamayan için kurban bir “hayvan”, kurban bayramı da “et festivali”dir.
    Adayacağı ve adanacağı gerçek kapıyı bilenleri kimse daha aşağı bir değer uğruna harcayamaz, kullanamaz, kurban edemez.

    Hangi ateş imanı yakabilir ki?

    Hz. İbrahim önce canla sınandı, sonra cananla.
    Can sınavını ateşte verdi. Yanmadı, çünkü iman yanmazdı. Aşkını imana, imanını hayata dönüştürmüş birini yakacak ateş bulunabilir miydi; tıpkı bir gönül erinin dediği gibi:
    Eğer âşık isen yare
    Sakın aldanma ağyare
    Düş İbrahim gibi nare
    Bu gülşende yanar olmaz
    Aşkı İbrahimce olanın, yüreği dağca olur. İbrahimi bir aşka talip olursanız, aşkınızın ateşi Nemrutların yaktığı ateşi söndürecektir, hiç kuşkunuz olmasın.
    Dört bin yıllık süreç?
    Yarın arife. Milyonlar bir sesin çağrısına uyup Mekke’de Arafat tepesine koşacaklar. Dünyanın dört bir yanından, beyaz, siyah, kızıl, sarı derili milyonlar. Asyalı, Afrikalı, Avrupalı, Amerikalı milyonlar.

    Bu ses İbrahim’in dört bin yıl öteden gök kubbeye saldığı bir ses. Nemrud’un ütopyasına benzemez bu; tam dört bin yıllık yaşanan canlı bir süreç.

    “Lebbeyk umme lebbeyk!” diye yüreklerini dua makamında İbrahim’in, İsmail’in, hicretin gelini Hacer’in korosuna katan milyonlar, bu sürecin her şeye rağmen süreceğini muştuluyorlar.

    Gök kubbede baki kalan işte bu sadadır.

    Bu imanın sadasıdır.

    Siz de katın sesinizi bu ilahi koroya. Unutmayın; adak değerini adandığı kapıdan alır. O’nun kapısı en yüce kapıdır ve bir tek O’dur insana gerçek değerini bahşeden. Yalnızca O’dur kendisine teslim olan insanı istismar etmeyen.

    O halde halde haydi hep bir ağızdan ses katın İbrahim’in gök kubbede yankılanan sesinin yanına:

    “Lebbeyk umme lebbeyk: Buyur ’ım emrine amadeyim!”


  • http://netlog.com/UMUTYOLU3535UMUT YAŞATANYAŞATANUMUTUMUTYOLU3535http://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/519/54519494.jpg?1Türkiyeİzmir UMUTYOLU3535 54

    UMUT YAŞATAN Trust  (Dün 09:56)



    :) :)

    Öğretmen nöbetçiydi. O mesleğini seven ve mesleğine aşık bir öğretmendi.
    Hayalini gerçekleştirmişti. Onlara bir şeyler öğretmek, onlarla bir şeyler paylaşmak
    Büyük bir haz veriyordu.

    Bahçede öğrencilerin arasında gezerken, gözü birden Emine’ ye takıldı.

    Onu tanıyordu.
    Kendi halinde, çalışkan bir öğrenciydi. Fakat çok içine kapanıktı.
    Fazla konuşmazdı. Gözlerinin derinliklerinde, hüzün görünüyordu ilk bakışta.

    Biraz izledi uzaktan. Sonra yanına yaklaştı.
    Onu korkutmadan anlamalıydı üzüntüsünün sebebini.

    “ Emine kızım. Ne yapıyorsun burada tek başına ? “

    “ Canım sıkıldı öğretmenim. Hava almak istedim. “

    “ Ama öğretmenin kızar sana. Haydi gel beraber gidelim. “

    Emine’ nin gözleri yaşlarla doldu.
    Ama ağlayamadı. Kendini sıktı bir müddet.
    Sonra kendiliğinden ağzından döküldü gerçekler.

    “ Öğretmenim, beden eğitimi öğretmenim beni dersten kovdu. Giremem. ''

    '' Hatta , annemin üzülmeyeceğini bilsem okulu bırakacağım. “

    “ Neden kızım. Olur mu öyle şey. Yanlışın vardır. Öğretmen kovar mı ? “

    “ Evet öğretmenim kovdu. Eşofman takımım yoktu. Alamadık. ''
    '' Benim bir tek annem var. Onun da alacak durumu yoktu. ''
    '' Ben de söylemedim üzülmesin diye. Beni herkesin içinde kovdu. “

    Öğretmen, ne diyeceğini bilemedi.
    Boğazı kurudu. Bir an nefes alamadı. Sonra toparlandı.

    “ Tamam kızım. Haydi sen lavaboda elini yüzünü yıka. Kendine gel. ''
    '' Sen çok çalışkan bir öğrencisin. Şimdi istersen, evine gidebilirsin. ''
    '' Ben izin veriyorum. “

    “ Teşekkür ederim öğretmenim.”

    Eve gitti. Yattı biraz. Üzüntülü halini üzerinden atmaya çalıştı.
    Annesi gelince de hiçbir şey yokmuş gibi davrandı.

    Öğretmen, okuldan çıktıktan sonra alışveriş merkezine gitti.
    Oradan, eşofman takımlarına baktı. Hepsi de çok güzeldi.
    Fakat o en çok pembe renkli olanı beğenmişti.

    Emine’ ye de çok yakışacaktı.
    Aldı. Hediye paketi yaptırdı. Sonra evine gitti.
    Ertesi sabah, okula gelirken yanına o paketi de aldı.

    İkinci ders ona aitti. Sınıfa girdiğinde, gözü Emine’ yi aradı.
    Derse başlamadan önce öğrencilerine döndü ve ,

    “ Çocuklar, beni dinler misiniz ? “

    “ Bugün Emine arkadaşınızın doğum günüymüş. ''
    '' Ben de okul kayıtlarından öğrendim. Haydi arkadaşınızı tebrik edin. “

    Emine şaşırmış, öylece öğretmenine bakıyordu.
    O sırada öğretmen, masanın altından çıkardığı paketi
    Emine’ ye uzattı ve yanaklarından öptü.

    Sınıftaki çocuklar da sırayla tebrik ettiler onu.

    Emine titreyen parmaklarıyla hediye paketini açtı.
    Beğendiği ve en çok almayı istediği pembe eşofman takımını gördü.
    O da biliyordu yaş gününün olmadığını. Ağlamamak için göz yaşlarını tuttu.
    Teşekkür eden bakışlarıyla öğretmenine baktı ve gülümsedi.

    İyi geceler diliyorum değerli arkadaşım. :) :)


  • http://netlog.com/shadow_prince34tebessümtebessümshadow_prince34http://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/146/45146444.jpgTürkiyeAnkara shadow_prince34 36

    tebessüm Trust  (Dün 09:23)

    Varsın bir kelebeğin ömrüne sığsın sevdamız,
    Saadetin sükutuyla gözlerine baktığım,
    O bir gün bir ömür değil mi sevgili ? “

    Yürek kanatan acıların vardı sınırlı sevmelerin kucağında… Karanlıkları ilmikliyordun ürkek geleceğine… Hep eksiktin, hep yarım, hep yoksulluklar satırlarında… Olabildiğince ıssız yüreğin bir kadir kıymet bilmeze rehin… İsteyip yapamadıklarının, gece pişmanlıklarının hüznü vardı gönlünde… Yasaklı ateşler yanarken gecelerinde ayazda kalmıştı kirpiklerin… Sana gelen yollarda bitkin kaç ayak izi vardı bilmiyorum… O ayak izlerini unutturmaktı dileğim…

    Gece yarısını geçmişti saatler yıldızları gökyüzüne serdiğimde… Sevmeleri bilen yüreğinin tıkanmasına çareler arıyorduk… Verilmiş sadakaların mı vardı bilmiyorum ama akıyordum gönlüne, ak yüreğimle… Gökyüzündeki sana çevirmiştim gözlerimi, ışığımdan nasiplenmeliydin… Cesaretsiz savaşamazdın korkularınla, cesaretindim… Ben (u)mutlu sense mutsuz bakardın yıldızlara… Sana geldim sevgili, kirletilmiş hecelerini temizleyip, yumrukladığın satırlarının hıncı olmaya geldim… Sabahlarına yakın düşerken nefesim, kaleminle didik didik ettiğin yüreğini ellerime bırak hadi… Aşina olduğum umutsuz gözlerine hayat ışıklarımı nöbetçi bıraktım ben… Bundan gayrı aynaya her baktığında umudum yansıyacak yüzüne…

    Yüreğim,

    Takvimlere bakmadan soldu saçlarım, uzadı senli gecelere… Sonbahar sızıları yüreğimi kanatırken; gözlerime doğan güneşim, senli günlerim daha bir kıymetli artık… Yanan her gecenin ardından nefesinle buğulanmış camına adımı yazıyorsan, o günüm daha umutlu… Ne olur, her gündoğumu adımı yaz sabahlarına, ne olur bir güneşli sabah daha… Gecelere uzayan saçlarım güneşe karışsın… Kelebek kanatlarımdan çekilsin yağmur dolu kara bulutlar… Güneşin kıymetini bir ben bilirim ateşten gömleğimle, narin kanatlarımla seni yaşamak için ölmem gerekir sevgili…

    Her damlada solarım nedensiz… Her damlada sana kavuşmanın acı özlemiyle ve seni sevmenin tatlı raksı ile ölürüm sevgili… Her nefesinde doğarım hayata… Biçareyim… Uçamam… Kan kırmızı kanatlarımla direnirken damlalara, yalnızlığım çağlarken bir yaşam şansı ver bana… Karanlıklar ezerken yüreğini, yaralarında ben kanayayım bırak, akıp giden hayatta nur yüzlü yoldaşın olayım… Gözlerimde ışıklı ellerinle getirdiğin cennet aydınlığı, dilimizde sevda şarkıları meçhul bir sona doğru güle oynaya gidelim…

    Sevdam,

    Gölgesinde serinlediğim kirpiklerin aşkına, her sabah bana açılsın gözlerin… Beni sevdiğin için böyle ölümsüz olmalı mecnun yüreğin, seni sevdiğim için açmalı Leyla gibi çiçeklerim… Sırf küçük bir kız sakladım diye içimde, sırf “biz” olduk diye kopmalı kıyamet… Binlerce kez sönsek de bırakmalıyız kendimizi ateşlere… Yanarken yak dünden razı olan gönlümü…

    Evvelin olamadım affet; buna inat öncesiz, hesapsız, sorgusuz, korkusuzca ebediyete kadar sev beni… Rüzgarıma kapıl, vuslatın habercisi olsun sonbahar yağmurları… Uğurla bensiz geçen yıllarını… Göm yalnızlığını… Çorak toprakların ıslanırken yağmurumla yeniden doğ, gülüşlerimdeki gamzeli güller sana armağan olsun… İyi ki doğdun sevgili… Ömrünün kaçıncı sayfasındayım bilmiyorum ama yırt at benden önceki sayfaları, yitip bitenlerden, mazinin karanlık hatıralarından kurtul… Ben varken gayrı ölüm ilişemez sana, adını heceledim dört mevsime nefesimle, hece hece yaşatacağım seni korkma… Gürül gürül ak hayata…

    Bir avuç bilyeye özensin bir elin, diğer elinde rengarenk balonlar… Yüreğinde bir gurbet kuşu sakla sen, dilindeki yarım kalan şarkı nakaratlarını tamamlarım ben neşeyle…

    Yeminim,

    Ağustos’un ateşini giydim bak, gönül ülkeni ateşe vermeye geliyorum… Yüreğimle heceledim adını mevsimlere, daha uzun yaşa diye… Sende gir ansızın düşlerime, “gece gözlerin”le… Yanımda kal, canımda kal… Sırtındaki bıçaklara, kaçırdığın trenlere aldırış etme artık ben varım bak… Deli kız türkülerimin sevdalı bekçisi, susma konuş… Ana kucağı gibi sıcak, baba öğüdü gibi dosdoğru severim seni, naif bir kelebek gibi… Bittiğin yerden başlarım sana, doymak için… Günlerden ne, aylardan hangisindeyiz diye sormadan… Saçımdaki aklara aldırmadan, ,incitmeden, yormadan…

    Hadi sende beni dinle şimdi… Annenin çeyiz sandığında sakladığın şiirlerini savur sevdamın duruluğuna… Gözlerimden çaldığın haritalarla fethetsin gönlümü sevda askerlerin… Gitmelerin korkularını biriktiren yüreğini yıka, tortusu kalmasın acıların… Sen galip çık bu savaştan… Kısmetime düş… Yüreklerimiz virane olsa da, uzak mutluluklar olsa da aklımızda, umutlarımız aynı olmalı yarına dair… Umudun teknesinde yol alırken yarınlara, sabır taşlarını sök at yüreğinden hadi… Sevdalı denizlerinin dalgasıyım ben… Tek şahidimiz olurken martılar, günahlarımın teklifsiz kefili olmalı yüreğin… Gam yurdunu terk et, karanlıklarını boğmaya gidiyoruz sevgili… Lisanı sevda olan ülkeye vardığımızda, tüm dileklerimizden vazgeçip kaderimizi değiştirmeye yeminler edeceğiz…

    Sözlerim bitti şimdi sevgili bir sözüm daha kalmadı söylenecek… Her şeyi söyledim de, yine seni anlatamadı aciz sözcüklerim… Hangi söze sığarsın sen yüreğimin yeminli sevdası… Anlatamasam da sen anla, hele içini bir yokla, benimkisi sadece bir hatırlatma…

    Sırtladım senli mutluluklarımı
    Başı dik sevdamla,
    Gidiyorum şimdi…
    Eyvallah sevgili…
    Anla işte her gidişim sana,
    Canımı canına sundum,
    Her nefesine kurban oldum
    Hakkını helal et bana…


  • http://netlog.com/UMUTYOLU3535UMUT YAŞATANYAŞATANUMUTUMUTYOLU3535http://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/519/54519494.jpg?1Türkiyeİzmir UMUTYOLU3535 54

    UMUT YAŞATAN Trust  (Dün 00:09)



    :) :)

    ÖĞRETENLERİM ,
    ÖĞRETMENLERİM ,

    KEŞKE HER ŞEYİ YENİDEN ÖĞRETSENİZ BİZLERE
    YAŞASAK HAYATI , SEYRETSEK DÜNYAYI , ÇOCUK AKLIMIZIN YOLUYLA
    NE GÜZEL OLUR....

    24 KASIMI ÖĞRETENLER , ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLAN ETMİŞLER .
    NE GÜZEL ...

    GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN ÖĞRETENLERİM , ÖĞRETMENLERİM .

    HER BİRİNİZİN ELLERİNDEN AYRI AYRI ÖPÜYORUM... :) :)


  • http://netlog.com/UMUTYOLU3535UMUT YAŞATANYAŞATANUMUTUMUTYOLU3535http://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/519/54519494.jpg?1Türkiyeİzmir UMUTYOLU3535 54

    UMUT YAŞATAN Trust  (2 gün önce 23:11 saatinde)



    :) :)

    Yalnızlığı anımsatan bir müzik , yalnızlığı anlatmaya çalışan yazarlardan
    Daha etkileyicidir.

    Şarkı sözleri müzikle hayat bulunca ,

    Derinliklerimizin köşelerin de gizlenen acılarımıza dokunur.
    Acıyan yanımızın yanı sıra , bir çok duygumuzu gizlediğimizi de
    O an anlarız.

    Neyi gizlemiyoruz ki ?

    Bir çok duygumuzu saklıyoruz . Belki de sevgimizi gizlemeyi tercih etmişizdir.

    Bir yanlışın devamını yaşamak için hayat çok kısa ,
    Doğrularımızı ise toplumun belirleyiciliğinde yaşamayı sürdürüyoruz.

    Belki de gizlediklerimizi açığa çıkartan müziklerdir.
    Ve belki de dost bir yüzün sıcak tebessümüdür…

    Kalabalık bir cadde üzerinde yürüyen binlerce insanın ayrı sokaklarda ,
    Yalnızlıklarında kaybolması ne kadar da garip .

    Bazılarımız bir café de ilk defa görecekleri yüzün
    Meraklı bakışlarında tedirginliği yaşarken ,

    Bazıları ise tanımadığı bir yüz ile beraber
    Sınırların çok ötesine geçerek cesaretlerini sınıyor.
    Bazılarımız ünlü bir yazarın sözleri arasında,yalnızlıklarını gidermeye çalışırken ,
    Bazılarımız ise vakit geçirmek için,oynadığı oyun içinde kendi oyununa geliyor.

    Oluşmuş tüm güzel düşüncelerimizi yıkanlar ise , hayatın sol kaldırımında yürüyenler.
    Nedenlerin ve nasıl olurların arasından sıyrılmak için kendilerini ikna etmek zorunda kalıyorlar.

    Ve bazılarımız sonsuz bir tarifte hayatı yaşıyoruz.
    Aklımıza yansıyan başka bir yüz,başka bir söz , başka bir bakış içinde
    Şaşkınlığımızın düşündürdükleri ile kalıyoruz.

    Ve bazılarımız içimizde var olan gizemi , sözleri ile körüklüyor ,
    Onlara ait bir söz ve cümle okuduğumuz an meraklı bakışlarımız canlılığını koruyor ,
    Oysa ki onlarında bizim gibi korkuyu soluklandıklarını biliyoruz.

    Yaşamdan korkmayan insan yok diye düşünüyorum.
    Sahip olmak için mücadele ettiğimiz tüm güzelliklerin,
    Bir korku ile , mutsuzluğa dönülmesini herkes yaşıyordur.

    Bu korkunun farkına varamayanlar ise , bir kaç bölümden oluşan tiyatro oyununda ,
    Ayrı rollerle seyirci karşısına çıkan oyuncular oluyor.

    Yaşamdan korktuğumuz gibi , yalnız kalmaktanda korkuyoruz ,
    Yalnız kalmaktan korktuğumuz gibi , sevgimizi söylemekten de korkuyoruz…

    Sevgilisini öpmek için saatlerce düşünen aşık gibi ,
    İçimizde yürüyen adımların bir başkasına ait olduğunu düşünüyor ,
    Ve o adımların sahibini görmemek için korkularımıza sığınıyoruz.

    Oysa ki hepimiz başka bir beden içinde kaybolmayı istiyoruz.
    İstediğimiz şey korkularımızı silecek bir belirti ,

    O an ilk düğmenin çözülmesiyle tüm korkumuzu yeniyoruz.
    Bütün duygularımızın sahip olmak duygusu ile
    Sakinleştiğini anladığımızda ,

    Yaşamın bir denklem üzerine kurulduğunun farkına varıyoruz.
    İlk düğme korkuları , ilk dokunuşun korkulu hazzı , söylenen güzel sözler ile
    Oyunun baş rolünü bize sunuyor.

    Bu denklemin farkına vardığımızda ,
    Yalnızlığın neden canımızı acıttığını da anlıyoruz.
    Belki de biz , bütün acımızın ilk düğme ile son bulmasını istiyoruz…

    G

    Gün
    Güna
    Günay
    Günayd
    Günaydı
    Günaydın :) :)


 1 2 3 4 5 ...

Bir mesaj yaz:

Mesaj yazabilmek için giriş yapmalısınız.