http://netlog.com/ayhanca08Ayhan Nuri ÖZDENÖZDENAyhan Nuriayhanca08http://tr.netlogstatic.com/p/tt/026/230/26230468.jpgTürkiyeAnkara ayhanca08 profil sayfası

ayhanca08

erkek - 43 yaş, Ankara, Türkiye


RSS bildirimi

Ziyaretçi defteri 47 Yorumları sırala:

47 adetten 31 – 40 arası. « ... 2 3 4 5
  • http://netlog.com/HAYAT_AGACIDENIZ denızdenızDENIZHAYAT_AGACIhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/008/316/8316138.jpg?1Türkiyeİzmir HAYAT_AGACI 38

    DENIZ denız (Cumartesi, 21 Haziran 2008 02:41)

    evt bu sıralar orda baya tadılat var bakalım ne olacak bu arada da burdakı calısmalarınızda guzel olmus elınıze ve yuregınıze saglık


  • http://netlog.com/HAYAT_AGACIDENIZ denızdenızDENIZHAYAT_AGACIhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/008/316/8316138.jpg?1Türkiyeİzmir HAYAT_AGACI 38

    DENIZ denız (Cumartesi, 21 Haziran 2008 02:29)

    zıyeretın ve sıırın ıcın tşk bakıyom burayıda bos bırakmıyonuz :) kib


  • http://netlog.com/ayhanca08Ayhan Nuri ÖZDENÖZDENAyhan Nuriayhanca08http://tr.netlogstatic.com/p/tt/026/230/26230468.jpgTürkiyeAnkara ayhanca08 43

    Ayhan Nuri ÖZDEN (Cumartesi, 21 Haziran 2008 02:23)

    - siir_sayfam:
    İlk Günkü Gibi Gel

    Susma ey vefasız yüreğim!
    Geceye inat
    gökyüzüne haykır sevdanı
    Bilsin uçan kuşlar, sallanan
    yapraklar
    Seni nasıl sevmişim,
    nasıl olmuşsun hayalim
    Konuş ki haddini bilsin
    sessiz soluksuz sevdalar

    Söyle ey çorak gönlümün duası
    Ayazlı dünümün bugünkü baharı
    Beni sevdiğini söyle
    Kaldırımlara beni sorduğunu,
    sokak lambasının aydınlığında
    beni aradığını söyle
    Söyle ki ne hüzün ne matem
    ne ayrılık
    Söyle ki sonumuz olsun aydınlık
    Söyle ki ay doğsun geceye
    Söyle ki melekler insin geceme

    Gel ey şarap kokulu melek
    Ela gözlerinle, titrek sesinle,
    narin bedeninle gel
    En sarhoş hislerinle gel
    Ne yaptıysan “unuttuk” diyelim
    Ne dediysen “hatırlamıyorum” diyelim
    Sen yeter ki ilk günkü gibi gel
    Baharda açan çiğdem gibi gel
    Hiç solmayan bir gül gibi gel

    Gel ki halimi anlasın Mecnun
    Ferhat Şirin’i unutsun
    Kamber Arzu’su’nu bulsun
    Gel ki yüreğim aşka doysun
    Sen yeter ki ilk günkü gibi gel

    (alıntı)

    Şiir ve not için tşk ederim, kusura bakmayın anca fırsatım oldu,iyi günler dilerim, ALLAH'a emenet olun...


    Bende sizin göndermiş olduğunuz güzel şiirler için teşşekkür ederim. Sizde A.e.olun, görüşmek ümidiyle, hoşçakalın...


  • http://netlog.com/siir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/088/45088962.jpgTürkiyeEskişehir siir__gozlum 29

    siir__gozlum Trust  (Cuma, 20 Haziran 2008 01:25)

    İlk Günkü Gibi Gel

    Susma ey vefasız yüreğim!
    Geceye inat
    gökyüzüne haykır sevdanı
    Bilsin uçan kuşlar, sallanan
    yapraklar
    Seni nasıl sevmişim,
    nasıl olmuşsun hayalim
    Konuş ki haddini bilsin
    sessiz soluksuz sevdalar

    Söyle ey çorak gönlümün duası
    Ayazlı dünümün bugünkü baharı
    Beni sevdiğini söyle
    Kaldırımlara beni sorduğunu,
    sokak lambasının aydınlığında
    beni aradığını söyle
    Söyle ki ne hüzün ne matem
    ne ayrılık
    Söyle ki sonumuz olsun aydınlık
    Söyle ki ay doğsun geceye
    Söyle ki melekler insin geceme

    Gel ey şarap kokulu melek
    Ela gözlerinle, titrek sesinle,
    narin bedeninle gel
    En sarhoş hislerinle gel
    Ne yaptıysan “unuttuk” diyelim
    Ne dediysen “hatırlamıyorum” diyelim
    Sen yeter ki ilk günkü gibi gel
    Baharda açan çiğdem gibi gel
    Hiç solmayan bir gül gibi gel

    Gel ki halimi anlasın Mecnun
    Ferhat Şirin’i unutsun
    Kamber Arzu’su’nu bulsun
    Gel ki yüreğim aşka doysun
    Sen yeter ki ilk günkü gibi gel

    (alıntı)

    Şiir ve not için tşk ederim, kusura bakmayın anca fırsatım oldu,iyi günler dilerim, ALLAH'a emenet olun...


  • http://netlog.com/siir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/088/45088962.jpgTürkiyeEskişehir siir__gozlum 29

    siir__gozlum Trust  (Perşembe, 19 Haziran 2008 03:44)

    Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez... Hiçbir aşk da....)

    Öyle bir gelip geçtin ki hayatımdan
    Kurtulmak mümkün olmadı hiç izlerinden
    Ne kadar duygu varsa yaşadım sonuna kadar
    yaşattın....

    Sevdim seni biliyorsun
    hem de nasıl!
    Gözlerini kattım gözlerime
    seninle baktım herşeye
    seninle gördüm görülecek ne varsa
    görmek adına...

    Nefret ettim senden biliyorsun
    hem de nasıl!
    Sendin nedeni bana göre konulan bütün noktaların
    Ölmüştük biz artık
    İhanet ettiğimiz sevgimizle sevgilere layık değildik...
    Sana göreyse bendim arkasını dönen
    çekip giden hayatından
    Oysa ben yitirilmişlerimizi görmüştüm çoktan
    Onaramayacağımız yıkıntılarımızın farkındaydım sadece
    Gittim ama hiç unutulmuşum olmadın sen benim
    Senin gözyaşlarınla ağladım hep
    Her deniz kıyısında
    her köhne balık lokantasında
    Taksim, Beyoğlu, Anadolukavağı’nda
    ve içtiğim her yudum rakıda
    acıdan öleceğimi sanarak
    senin şarkılarını söyledim
    Ne büyük aşklar dahil
    hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmediğini
    ben ilk senden öğrendim...
    (alıntı)

    Profil resmimin sakıncası yoktur umarım izinsiz aldım gene:) İyi günler, ALLAH'a emanet olun...


  • http://netlog.com/HAYAT_AGACIDENIZ denızdenızDENIZHAYAT_AGACIhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/008/316/8316138.jpg?1Türkiyeİzmir HAYAT_AGACI 38

    DENIZ denız (Salı, 17 Haziran 2008 11:12)

    SLM ZIYARETIN ICIN TŞK TABIKI DILEKLERIN ICINDE KİB


  • http://netlog.com/siir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/088/45088962.jpgTürkiyeEskişehir siir__gozlum 29

    siir__gozlum Trust  (Pazar, 15 Haziran 2008 16:19)

    TAHTA KASA VE KIRMIZI ŞEKERLER

    Yil 1940:
    Bir kis günün ortasinda mahalle’ye bir kamyonet geldi.Tam mahallenin bakkal
    dükkanin karsisinda durdu.Bakkalcinin oglu Mehmet o zaman henüz ondört yasindaydi.Meraklandigi icin dükkandan cikip kamyonete bakti.Icinden ilk önce genc adam ardindan bir genc kadin cikti.Son olarak kücücük kirmizi mantolu bir kiz cocugu indi.Beline kadar altin sarisi lüleli saclari vardi.Mehmet ta o güne kadar altin sarisi sacli kiz görmemisti.Mahallede öyle bir cocuk bile yoktu.Kadin kiz cocugun elinden tutup bakkalin karsindaki üc katli eve girdi.Mehmet emindi bunlarin yeni kiracilar olduklarina cünkü en üst kat bostu.Ve de öyle oldu.Aile mahalle’ye tasindi.Günler gectikce pencerelere tüler asildi cicekler camlarin önüne siralandi.Mehmet dükkandan beri camlari gözler oldu.Kis nedeniyle tasinan kiracilar pek fazla disari cikmazlardi.Ara sira adam cikip bir kac posetle eve geri dönerdi.Sonra genc esiyle erkenden beraber cikip aksam geri döner oldular ama kücük kiz ortalikta görünmüyordu.Okular acildiginda kücük kizi Mehmet ara sira okul cantasiyla görür oldu.

    Altin sarisi sacli kiz ilk defa babasinin elinde bakkala geldi.Mehmet onu ilk defa o gün yakindan gördü.Iri mavi gözleri kiraz rengi dudaklari ve beyaz teni vardi.
    <Afedersiniz!>dedi babasi
    <Buyurun> diye yanit verdi Mehmetin babasi.
    <Esimle bütün gün fabrika da calisiyoruz. Acaba ara sira Sibeli disarda oynarken koliyabilirmisin?Okuldan sonra tamamen kendi basina kaliyor da>dedi kücük kizin babasi.
    <Tabi ki.Mehmet zaten bütün gün burda.Göz kulak olur >dedi Mehmetin babasi.
    Kücük kiz Mehmete gülümsedi ve babasi tesekkür edip kizinin elinden tutup dükkandan ayrildi.
    Bir kac gün gecmisti ki kücük kiz ilk defa yanliz basina dükkana geldi.Mehmet tezgehanin arkasinda mal yerlestiriyordu ve kücük kizin geldigini fark edememisti.
    <Merhaba>dedi kiz.
    Mehmet öne dogru döndü ama kimse yoktu.
    <Merhaba>dedi tekrar kücük kiz.
    Mehmet tezgehanin üstünden egilerek bakti.Kücük kizin boyu yetismedigi icin onu görememisti..Tezgehanin arkasindan cikip yanina gitti Mehmet.
    Babanla annen calisiyorlar herhalde?> diye sordu Mehmet ona.
    <Evet.Bende usandim.Burda senin yaninda kalabilirmiyim?> diye sordu kücük kiz.
    <Tabi ki kalabilirsin> dedi Mehmet.Dükkanda duran tahta kasasini alip ters cevirerek dükkanin kösesine koydu.
    <Bak bunun üstüne oturabilirsin>dedi kücük kiza.Kücük kiz tahta kasanin üstüne oturup etrafa bakindi.
    <Sen hep burdamisin? Okula gitmiyormusun?>diye sordu.
    <Hayir gitmiyorum.Ben hep dükkandayim.Okulu pek sevmiyorum da!>diye cevap verdi ona Mehmet.Kücük kiz biraz saskin saskin bakti.
    <Ben okulu cok seviyorum.Büyüyünce cok büyük bir insan olmak istiyorum>dedi.
    <Adin Sibel di degil mi?>sordu Mehmet kücük kiza ve o da evet diye kafasini salladi.
    <Kac yasindasin?>diye tekrar sordu Mehmet ona.
    <Yedi yasindayim.>
    <O zaman henüz birinci sinifa gidiyorsundur.Bir kac sene sonra sende sevmezsin>dedi Mehmet.Kücük kiz ona hem masum hem de kendinden emin bir sekilde güldü.
    <Hayir ben dördüncü sinifa gidiyorum>dedi.

    Mehmet buna cok sasirdi.
    <Ögretmenim benim biraz fazla akilli oldugumu söylüyor ve sürekli sinif atliyorum.O yüzden de buraya tasindik>diye devam eti sözlerine.Bu arada sürekli gözlerini dükkanin icinde gezdiriyordu.
    <Malari yanlis yerlestirmisin>dedi Mehmete.
    Mehmet anliyamadi.
    <Agir ve büyük olanlari asaga koymalisin kücük ve hafif olanlari yukariya göz önüne.> dedi kücük kiz.Nedense bu kücük cok ta güzel olan kiz Mehmeti cok ürkütmüstü.Bügüne kadar rastladigi kizlardan farkliydi.
    <Seker istermisin?> sordu Mehmet ona.Kücük kiz kasanin üstünden kalkip tezgeha dogru geldi.Tezgehanin üstünde duran büyük cam kavanozlarina bakti.
    <Hangisi daha cok tatli?>diye sordu.
    <Hepsi.Istersen ücünü de dene>dedi Mehmet.
    <Hayir.Tessekkürler.Bir tane yeterli.Ilerde dislerim kötü olmalarini istemem.Sen en cok hangisini seviyorsun?>
    Mehmet ortada duran ve ici kirmizi sekerlerle dolu olan cam kavanozu gösterti.
    <En cok bunlari>dedi.
    <Peki o zaman onlardan bir tane rica ediyorum> dedi kücük kiz.
    Mehmet ona bir tane cikartip verdi.Tessekkür edip hemen agzina atti.Mehmet gülümsedi ona.
    <Özür dilerim unutmussum adini sormaya>diye söyledi sonra.
    <Adim Mehmet>
    <Memnun oldum Mehmet abi ve seker icin cok tessekkürler ama simdi gitmeliyim.Yarin tekrar gelirim> diyip dükkandan cikti.

    Artik kücük kiz her gün dükkana ugrar oldu ve her gelisinde de tahta kasanin üstüne otururdu.Mehmet gün gectikce o kücük kizin aklina hayran kaliyordu.O cok farkliydi onun icin ve aralarinda da ayni zamanda farkli bir bag gelismeye baslamisti.Mahallede ki insanlar da o güzel ve akilli kücük kizi cok sevmeye baslamislardi.Aksama kadar dükkanin icinde oturup gelenlerle de ayni zamanda büyük insan gibi sohbet eder ve annesiyle babasinin gelecegi vakit ayrilirdi dükkandan.Derslerini bile dükkanin icinde kasanin üstünde yapip Mehmet abisinin ona hazirladigi ekmek ic lerini yiyip karnini doyururdu.Mehmet ona zamanla isim takmisti.BONCUK!
    O mas mavi gözleri boncuklari animsatiklari icin.

    Bahar,yaz,sonbahar,kis derken aradan dört yil gecmisti ki Mehmete asker yolu gözüktü.Boncuk buna cok üzülüyordu ve zaman zaman surat asiyordu bu yüzden.Yine bir gün surat asmis kasanin üstünde oturuyordu.
    <Yapma!Bak ben onsekiz ay sonra yine burdayim>dedi Mehmet ona.
    <Ama bu cok uzun Mehmet abi.Ben nasil dayanirim senin yokluguna!>
    <Benim yoklugum da dükkan sana emanet.Babama hesaplarda yardimci olursun.Hem onsekiz ay ne ki göz acip kapana kadar biter>
    <Peki.Ama ben seni yine de cok özliyecegim>dedi boncuk.
    Mehmet yanina gidip yere cömeldi ve saclarini oksadi.Yüzüne dikkaltlice bakti sanki askerdeyken unuturum korkusuyla.
    <Beni sakin unutma< dedi boncuk.Mehmet gülümsedi.
    <Seni hic unutur muyum> dedi ona.Mehmetin boynuna sikica sarildi.
    Ve Mehmet askere gitti.

    Asker arkadaslarina aksamlari masal anlatir gibi boncugu anlatti.Ne kadar zeki oldugunu,sürekli sinif atladigini,resim bakar gibi kitap okudugunu ,yabanci diler ögrendigini.Mehmet onsekiz ay boyunca hep onu anlati ve ondan bir
    es,arkadas,anne,sevgili,kardes gibi her hafta gelen mektuplari okudu ve onsekiz ay boyunca onlari biriktirdi.
    Ve hasret bir gün sona erdi.Mehmet geri döndü.Garajlarda onu karsiliyan ilk boncuk oldu.Altin sarisi saclariyla Mehmet abisine kosarak boynuna atladi.
    <Seni cok özlemistim> diyerek onu öpücük yagmuruna tutu.
    <Bende seni cok özlemistim> fisilda di Mehmet kulagina.Sonra ona bir bakti.
    <Büyümüssün.Kocaman kiz olmussun sen ya< dedi Mehmet gülerek.Egilerek onu kucagina aldi bir eliyle de bavulunu ve eve dogru yürüdü.
    Aralarinda ki bag gün gectikce daha da gücleniyordu bazen beraber kasanin üstünde oturuyorlardi daha dogrusu Mehmet kasanin üstünde oturdugu zaman boncuk onun kucagina oturuyordu ve kollarini Mehmetin boynuna sariyordu. Kimse Mehmete bu kadar yakin degildi.Bu Mehmeti korkutuyor ayni zamanda esir de aliyordu sanki.Yavas yavas hayati o kücük kiza odaklaniyordu ama günlerde sanki bir o kadar da cabuk geciyordu
    Boncuk artik onüc yasina gelmisti ve genc kiz olma yolunday di. Bir gün kasanin üstünde oturmus kitap okuyordu:Aslinda okumuyor sanki resim bakar gibi sayfalari cabuk cabuk atliyordu.Mehmet onu ara sira izliyordu sayfalari gecerken.
    <Bitirdim> dedi boncuk.
    <Ne cabuk bitirdin yine.Kitap dayanmiyor ki sana artik> diye sitem eti Mehmet.
    <Yeni kitap alim mi sana?> diye sordu Mehmet.
    Boncuk gülümsedi ona.
    <Hayir abi gerek yok>diye yanit verdi ona.
    <Biliyormusun bu beyinle neler olabilirsin bunu hic düsündün mü > sordu Mehmet.
    <Hayir henüz düsünmedim daha> dedi boncuk.
    <Bence cok ileri gitmelisin gidebildigin kadar> dedi Mehmet.Boncuk oturdugu kasanin üstünden kalkip kasanin üstüne bakti.Orada kalmis adeta donuk sekilde kasanin üstüne bakiyordu.
    <Ne oldu?> sordu Mehmet ama cevap vermedi boncuk ona.Tezgehanin arkasindan cikip yanina gitti Mehmet.Kasanin üstünde hafifce kan vardi.Mehmet hic konusmadan onu alip dükkanin arka odasina götürüp ceketini beline sardi ve eve yolladi.Tahta kasayi da alip yikadi ve yerine geri koydu.Mehmet kendisinde göremedigi degisiklikleri artik onda görebiliyordu nasil gün gectikce büyüdügünü, vücüdunun gelistigini, güzellestigini ve zaman zamanda ruhsal degisikleri de belli oluyordu.Gelen kiz müsterlerine kizgin bir sekilde bakiyordu.Söylemesede yüz ifadesinden Mehmet anliyordu.Ona yaklasan genc kizlari sevmiyordu.O artik genc kiz olma yolundaydi ve Mehmeti kiskaniyordu.Bu ama Mehmetin hosuna gidiyordu onu paylasmak istememesi.
    Asaga mahalleden bir genc kiz geldi dükkana.Boncuk ona hemen düsman mis gibi bakti.Genc kiz Mehmetin yaslarindaydi ve ister istemez Mehmet ona bakti.Hos esmer bir genc kiz di.Bu bakis boncugun gözünden kacmamisti ve genc kizi dikkatlice süzdü..Genc kiz ekmek alip dükkandan ayrildi.
    <Güzel kiz di dimi boncuk> diye sordu Mehmet.
    <Bilmiyorum bakmadim< dedi kizgin sekilde.
    <Neden bilmiyorsun?Sen her seyi bilirsin ya!>diye kizdirmaya calisti Mehmet onu.
    <Peki, bence hic hos degil ama tabi ki sen begendiysen bilmem> dedi Mehmete.
    Delikanli gülümsedi.
    Ertesi gün boncuk hic selam vermeden dogruca kasanin üstüne oturdu.

    <Ne oldu?Selam yok mu>diye sordu Mehmet ama cevap alamadi.Yüzünü de indirmis bakmiyordu Mehmete.Yanina gitti Mehmet.
    <Az baksana bana> dedi ona.Hafifce yüzünü kaldirdi.Yüzüne makyaj yapmis ti.Mehmetgülümsedi ve cebinden mendil cikartip egilerek yüzünü silmeye basladi.
    <Daha henüz kücük degilmisin boyanmak icin >sordu ona.
    <Ama dün ki kiz da makyaj yapmisti onu güzel bulmustun> diye söylendi boncuk.
    <Sen daha güzelsin benim icin> dedi Mehmet ona.
    <Büyüyünce seninle evlenecem< dedi birden boncuk.Mehmet sasirdi.
    <Beni ne yapacaksin ki sen!Sen daha iyilerine laiksin< dedi ona.Boncuk ama kizdi ve kalkip eve dogru kostu.
    Zaman su gibi akip geciyordu artik tam genc kiz olmus ve 17 sine girmisti boncuk ama hala kasasindan ve kirmizi sekerlerinden vazgecmiyordu ve ayni zamanda Mehmet’en.Sürekli yeni kitap okumalardan vazgecmis ve kendi degimiyle büyük insan da olmak istemiyordu artik.Mehmet sürekli ugrasiyordu onu ikna etmeye ve daha ilerisini okumasin icin ama genc kiz yanasmiyordu buna.Avukatlik yeterli deyip konuyu kapatiyordu her defasinda.
    Bir gün aglayarak dükkana geldi.
    <Ne oldu> sordu Mehmet endiseli sekilde.Mas mavi gözlerinden boncuk boncuk yaslar akiyordu.Kasanin üstüne oturup anlatmaya basladi.
    <Bir kiz arkadasim var birisine asik o da bana asik mis.Simdi kiz arkadasim benim hakkimda ileri geri konusuyormus.O ne anlar asktan o sadece kitaplardan anlar diyormus>
    Mehmet gülmeye basladi.
    <Bu yüzden mi agliyorsun?Ne güzel birisi sana asikmis.Hem kiz arkadasin seni kiskandigi icin bunlari söylemistir< diye teselli etmeye calisti Mehmet onu.
    <Ben ama o oglani sevmiyorum< dedi boncuk.Mehmet yanina gidip yine mendilini cebinden cikartip yaslarini silmeye basladi ve o anda makyaj yaptigi günü hatirladi.
    <Ben baskasini seviyorum>dedi ve Mehmetin gözlerinin icine bakti.O anda Mehmet boncuga duydugu ama adini koyamadigi duygusunun ask oldugunu hisseti.Belki asktan daha fazla onu zaman zaman ürküten ,korkutan yüregini isitan farkli ve güclü bir duyguydu.Ask bu muydu onu da Mehmet henüz bilmiyordu.Boncugun kendisi gibi aski da farkliy di.
    <Ben baskasini seviyorum duydun mu?> diye tekrar söyledi boncuk.Mehmet duymamazliktan geldi.Belki korkudan belki hayal kirikligina ugramaktan.
    <Sil göz yaslarini< diyerek mendili ona verdi. O günden sonra masum ve tercübesiz ask oyunlarina baslamisti boncuk.Dükkanda yanliz olduklari anlarda otururken etegini hafifce yukari cekerdi veya Mehmete daha cok sokulurdu.Bunlarin hepsini Mehmet hep görmemezlikten gelirken ayni zamanda bunlara ne kadar dayanabilirim diye endise de sariyordu onu.Masum oyunlardan birisini yine bir gün sergiledi.Tam Mehmet hesaplari tutarken boncuk dükkana geldi.Mehmet tezgehanin arkasinda duruyordu ve sürekli hesabi cikarmaya calisiyordu.
    <Ne yapiyorsun Mehmet abi> diye sordu genc kiz.
    <Hesap görmüyormussun?>diye söylendi Mehmet.
    <Görüyorum da ama hesap yanlis.> dedi gülümsiyerek Mehmet’e.
    <Ne yani havami atiyorsun bana hesap dogru>diye sitem eti Mehmet
    <Yok hayir tabbi ki degil ama istersen tekrar hesapla yanlis oldugunu göreceksin> dedi boncuk tekrar.
    <Dedigim cikarsa neyine varsin benimle?>diye sordu genc kiz
    <Her seyine>dedi Mehmet kendinden emin bir sekilde.
    <Kayitsiz sartsiz her seye mi? >.diye sordu tekrar boncuk.

    <Evet> dedi Mehmet ve hesaplamaya basladi ama nedense bu sefer hesap farkli cikti.Bir daha hesapladi ama yine farkli cikti bir kez daha yine olmadi.Boncuk öylesine ona bakip kis kis gülüyordu sonra defteri kendine dogru cevirip hesapi bir saniye bile olmadan cikarti.
    <Nasil yapiyorsun?> diye sordu Mehmet ona.
    <Bilmem oluyor iste kendiliginden fazla düsünmüyorum> dedi boncuk.
    <Ama simdi istedigimi yapmalisin> dedi tekrar Mehmete.
    <Peki.Istegin ne?>sordu Mehmet.
    <Bir öpücük>dedi boncuk ve gözlerini yumup dudaklarini uzatti.Mehmet ne yapacagini o anda bilemedi.Aklini mi yoksa kalbinin sesini dinlemek daha dogruydu.Disari bakti gelen giden var mi diye ama kimseler yoktu.Onu öpmeyi o kadar cok istiyordu ki ve kiraz rengi dudaklari adeta davetiye cikariyordu Mehmete.Yüzünü boncugun yüzüne dogru yaklastirdi ve gözleriyle yüzünü süzmeye basladi .Hala öylece duruyor öpülmesini bekliyordu .Dudaklarini boncugun dudaklarina yaklastirdi ve gözlerini yumdu.Kalbi hizla atmaya baslamisti Mehmetin ama ne olduysa hemen bir öpücük alnina kondurdu genc kizin.
    <Öpücügünü aldin iste > dedi ona ama boncuk cok bozulmustu ve hizla dükkandan kacti ve o gün bir daha ugramadi dükkana.
    Ertesi gün hic bir sey olmamis gibi kasanin üstünde oturmus ve o kirmizi sekerlerden bir tane agzina atmisti.Mehmet tezgehanin arkasinda sandalyede oturup gazete okuyordu.Bir ara basladi boncuk Mehmetin anlamadigi bir dilde bir seyler söylemeye.Zaman zaman gülüp yine devam ediyordu.Yarim saat boyunca Mehmet ses cikarmadan onu dinledi.En sonunda gazeteyi kenara koydu.
    <Of of, yeter ya bari anlasam ne dedigini kafam sisti ya>diye söylendi Mehmet.Sustu genc kiz ama bir kac dakikka gecti ki yeniden basladi gülümsiyerek.
    <Öyle mi > dedi Mehmet ve kendisi de boncugun hic duymadigi sözleri söyleme basladi.
    <Sara bziya byzbood.Sara sguplara sylasara.Bara yzbeytny sgu tap tap yulheyt.(Seni seviyorum kalbimin sahibi sensin seni görünce kalbim pir pir atiyor)
    .Boncuk birden kendi konusmasini kesti ve saskin saskin Mehmete bakti.
    <Bu hangi dil?>diye sordu ama Mehmet hic cevap vermeden devam eti.Genc kiz hemen kasadan kalkip Mehmetin yanina tezgehanin arkasina gecti.
    <Söyle bu hangi dil?>diye israr etti ama Mehmet gülmeye basladi.
    <Hayir söylemem> dedi.
    Boncuk gömlegin yakisina yapisti ve söyle diye israr ediyordu ama Mehmet gülmeye devam ediyordu.Söyle söylemem derken ne olduysa bir anda Mehmet tökesledi ve duvarla boncugun arasinda sikisip kaldi ve boncuk bunu firsat bilircesine tüm vücudunu Mehmete yapistirip yüzünü onunkine yaklastirdi.Nefesleri birbirine karismisti ve gözleri sanki Mehmet beni öp diye yalvariyordu.Mehmete o anda onun yakasina yapisti.
    <Bana bakiyormusun sen?Seni elime gecirirsem ne yaparim biliyormusun?Fena olursun sonra>fisilda di ona.Oynama sirasi sanki simdi Mehmeteydi.Boncugun yanaklari kizardi o anda ve kimaldamiyordu bile öylece elleri Mehmetin yakasinda onun kilerde onun yakasinda duruyordu ama sanki vücudu titremeye baslamisti.Yavasca kendisini geri cekmeye calisti ama Mehmet bu sefer onu kendine cekti.Heycandan bayilir gibi olmustu ve tekrar denedi kendisini geri cekmeye ama Mehmete vücuduyla beraber geldi.
    <Kaciyormusun simdi?> diye tekrar fisilda di Mehmet ona.Boncuk nefes almaya bile korkuyordu.Ama tüm cesaretini toparlayip
    <Öpeceksen öp> dedi sezzisce.
    <Ne dedin > diye fisilda di Mehmet tekrar.Boncuk o mas mavi gözleriyle Mehmetin kara gözlerin icine bakti.Mehmet gözlerini yumup öpmek istedi ve o anda ama Mehmetin babasi dükkanin icine girdi.

    <Ne oldu cocuklar dalastiniz mi yoksa?> diye sordu.Adamcagiz hic bir seyin farkina varamamisti.
    <Bana hava atiyor anlamadigim dilden konusuyor kafami sisirdi >dedi Mehmet.
    Boncuk Mehmetin babasina bakarak
    <Ama o da yabanci dil biliyormus> dedi
    <Aman kizim Mehmet ne anlar yabanci dilden.O cerkezce konusmustur> dedi babasi ve elinde getirdigi posetleri arka odaya götürmeye gitti.Boncuk cesaret edip Mehmetin yüzüne bakamiyordu.Mehmet bir kez daha onu yakasindan kendine dogru cekti.
    <Babama dua et ki yoksa seni….> dedi boncuga ve sonra yakasini birakti.
    <Bügün icin bu kadar heycan yeter sana, hadi dogru eve> dedi ona ve boncuk kacarcasina cikti dükkandan.O günden sonra boncuk masum ve tercübbesiz ask oyunlarindan vazgecmisti.

    Boncuk 20 yasinda avukat cikmis eve de yavas yavas dünürcü gelmeye baslamisti.
    Mehmet her dünürcü gelisinde ölüp diriliyor ve dükkan dan beri camlari gözetliyordu.Ama boncugu da bir türlü askini itiraf edemiyordu .Bir cikmazin icine saplanmisti.
    Genc kiz dükkana hic ugramadi bir gün.Ikinci gün gelir derken ücüncü gün de ugramadi.Mehmet adeta cildiracak gibiydi.Neden ugramiyordu? Dördüncü gün ugradi ama üzgündü bu halinden belliydi.Hic konusmadan kasasina oturdu.Mehmet de hic bir sey sormaya cesaret edemiyordu.Ikiside sessiz öylece kendi yerlerinde oturuyorlardi.En sonunda boncuk bozdu suskunlugu.
    <Beni bir avukat istiyor<dedi üzgün.Mehmetin kalbi bir anda sanki parcalandi.
    <Ne güzel< diye geri cevap verdi ona.
    <Senden bir yas kücük yani 26 yasinda>dedi tekrar boncuk.Mehmet cevap vermedi.
    <Ailem vermek istiyor.Sen ne diyorsun?> diye sordu ona.
    <Zaten sana öyle birisi yakisir>diye yanit verdi Mehmet.
    <Amerikaya yerlesiriz diyor oglan>dedi boncuk.
    <Bak bu cok güzel iste.Kurtulursun bu kücücük mahalleden< dedi Mehmet sevinir bir sekilde oysa icinin bir parcasi ölüyor gibiydi.
    <Ama ben burayi seviyorum.Mahalleyi burda yasiyan insanlari bu dükkani> dedi boncuk ve Mehmetin gözlerine bakti.
    <Burasinin neresini seviyorsun.Burasi toz toprak.Orada daha güzel yasantin olur.> diye yanit verdi Mehmet.
    <Sen evlenmek istemiyormusun?>sordu boncuk.Mehmet güldü.
    <Ben mi? Allah korusun!Ben kari dirdiri cekemem.> dedi Mehmet.Genc kizin bekledigi istedigi yaniti vermemisti.Boncuk hic konusmadan dükkandan ayrildi ve genc delikanli onu öylece gitmesine izin verdi.Tezgehanin üstünde duran kolonya sisesini duvara firlatmakla yetindi.

    O günden beri boncuk dükkana hic ugramadi Mehmet onu o kadar cok özlemisti zaman zaman cildiracak gibi oluyordu.Ve dügün günü gelmisti.Dükkanin icinde Mehmet gidip geliyordu.Bugün ölmezsem hic ölmem diye düsünüyordu..Belki hayatinin en aci ve en zor günüydü o gün.Bir ara dükkandan cikip cama bakti.Bir anda boncuk gelinligi icinde sokakta kapilarinin önünde gözüktü.Birbirlerine baktilar.Gelinligini haffifce kaldirip Mehmete dogru kosmaya basladi boncuk.Mehmet hemen dükkanin icine kacti.Bügün bir delilik yapmazsam ömrünün sonuna kadar yapmam diye düsündü..Boncuk dükkanin icine gelip Mehmetin elinden tutup arka odaya cekti.Kapiyi arkasindan kapatip Mehmetin boynuna atladi ve öpmeye basladi.Öpücükleri masum ayni zamanda atesliy’di.Mehmet karsilik vermeye korkuyordu ve genc kiz ondan daha cesaretliydi o anda.

    <Ne olursun sevdigini söyle.Burda hemen gelinligi cikartirim.Yeter ki iste>diye agladi yalvararak.Siyah kalemle cekilmis mas mavi gözlerinden yaslar akiyordu.Mehmet o anda fazla dayanamadi ve kendine cekip ihtirsali öpmeye basladi onu dudaklarindan sanki yillarin acisini cikartmak istercesine.Ama ne olduysa boncugu birden kendisinden geri itti.
    <Hayir bu yanlis.Sen daha cocuksun> dedi boncuga.
    <Ben bugün evleniyorum> dedi boncuk aglayarak.
    <Benim icin kücüksün hem ben senin abinim>diye yanit verdi Mehmet.
    <Abim degilsin ki> dedi boncuk.
    <Git.Ben sana sadece abi gözüyle baktim.Fazlasini bekleme benden.Git git>diye bagirdi Mehmet.Genc kizi yaralamisti bu sözler ve aglayarak kacti arka odadan.Son sansini da yitirmisti Mehmet bunu biliyordu.Git demek kolaydi kal demek daha da zordu.Ona ne verebilirdi ki kal deseydi.Patates,sogan,pirinc ve dükkanin icinde bir yasam bunlardi ona verebilecegi seyler oysa gitmek daha güzel bir yasam ve dogru olanda buydu Mehmetin gözünde.Hayatinin en aci aniydi ve kendisi patates ve sogan cuvalarin arasinda yikilmis kalmisti.Ama sicak öpücükleri hala dudaklarinda hissedebiliyordu
    Boncuk Amerikaya gitmisti.Mehmet artik yanliz di dükkanin icinde.Ama tahtadan olan kasayi kaldirmamisti köseden.Sanki sahibi gelecekmis gibi orada duruyordu.Bir kavanoz kirmizi sekerlerden de saklamisti Mehmet tezgehanin altina.Mehmet evlenmedi kardesleri birer birer yuva kurarken o bekar kaldi.Yaz ,kis demeden günlerini hatta bazi gecelerini dükkanin arka odasina koydu yatagan üstünde gecirmeye baslamisti.Dükkandan ayrildigi anda sanki boguluyor ve hemen geri dönüyordu.Bazi günler cekilmez oluyordu hasreti dinmek bilmedigi günlerde.Teselli buldugu tek sey o tahta kasaydi ona baktikca hasreti biraz olsun diniyor ve hatiralar gözünde canlaniyordu.Ilk makyaj yaptigi gün, ilk agladi ani,seker yigisini,vücudunu onun kine yapistirmasi.
    Yalniz basina kaldigi gecelerde askerdeyken ona yolladigi solmus mektuplari okurdu.Ona bir zamanlar bir kücük kizin el yazisiyla yazilan mektuplar.Seneler gectikce o tahata kasada eskiyordu ama kimseyi oturtmaz hatta yanlislikla oturanlara kizardi.

    Yine bir kis günüydü ve aradan on yil gecmisti.Mahallede ki cocuklar disarda kar topu oynuyorlardi.Bagirma ve sevinc sesleri ta dükkanda yankilaniyordu.Bir ara dükkanin camina kar topu geldi.Mehmet cocuklara kizmak icin disari cikti ve cocuklarin arasinda beline kadar altin sarisi lüle sacli bir kiz cocugu gördü.Üstellik üstünde kirmizi bir mantosu vardi.Birden kücük kiz ona bakti.Sanki boncugun kopyasiydi.Hizli adimlarla yanindan gecip dogruca tahta kasanin üstüne oturdu.Mehmet onu hayallet mis gibi izliyordu.
    <Her sey annemin anlatigi gibi>dedi kücük kiz.
    <Kirmizi sekerlerin var mi? Tadini o kadar cok merak ediyorum ki.> diye devam eti.Mehmet tezgeha gidip kavanozdan kirmizi seker alip verdi ona.Kücük kiz hemen agzina atti.
    <Sen Mehmet amca olmalisin>dedi ona.
    <Annem seni bana cok anlatir.En cokta üzgün oldugu zamanlar ve babam….onu dövdügü zaman> dedi üzgün üzgün kücük kiz.
    Mehmet beyninde vurulmusa döndü.Tek kelime ve tek kursun sanki beynine sikilan.Hatasini en kötü bicimde ögrenmekti bu.Karsisinda duran kücük kiz kendi kizi olabilirdi eger askini boncuga laik görmüs olsaydi.Kücük kiz seker icin tessekür edip dükkandan cikti.Mehmet kendini zor tutmustu cocugun yaninda ve arka odaya gecip agladi sessizce.Boncugu belki hayatinda son defa görmek mas mavi gözlerine bakmak sesini duymak ona olan büyük askini itiraf etmek o anda o kadar cok diledi ki icinden Mehmet.Ama öylece cuvalarin arasinda kalip karanlik olan dünyasi biraz daha kararmisti.
    Ertesi gün Boncuk geldi dükkana.Genc alimli bir kadin olmustu ama yüzü solgundu ve bogazinda haffif morluklar vardi.

    <Nasilsin Mehmet abi> diye sordu boncuk.
    <Iyim Sibel ya sen?>sordu Mehmet.
    <Bende iyim.Ama adimi unutmussun> dedi Mehmete.Mehmet zor olsada gülümsedi ona.
    <Eger seni unutmus olsaydim tahta kasan kalkmis olurdu oradan>dedi.Boncuk kasasina bir göz atti sonra Mehmete.Bakislari sanki sitem doluydu Mehmete karsi ve kirgin.

    Bu boncugu son görüsü oldu Mehmetin.Cerkez Ali’nin kara sacli kara gözlü oglu Mehmet hic dükkanindan ayrilmadi ve ölümüne kadar o tahta kasada köseden kalkmadi.
    Öldügünde boncuk kendisi gelip kaldirmak istedi ama fikrini degistirip dükkani kendisi devir aldi.Elleri burusmus ,altin sarisi saclari beyazlamisti ,degismeyen tek seyler mas mavi gözleri ,Mehmet abisine olan aski ve özlemi ve bunlara sahit sessiz dört duvarlar, bir tahta kasa ve kirmizi sekerler olmustu.

    Rabia Kocbay

    (Pardon bu seferki çok uzun biraz fazla oldum sanırım :) hikayeyi daha önce okumuştum sonra kaybettim günlerdir bunu arıyordum çok hoş iç burkan bir hikaye umarım beğenirsiniz, neyse umarım sayfanıza tekrar yazmamam için bubi tuzağı kurmazsınız:) ALLAH'a emanet olunuz....


  • http://netlog.com/siir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/088/45088962.jpgTürkiyeEskişehir siir__gozlum 29

    siir__gozlum Trust  (Pazar, 15 Haziran 2008 16:05)

    ÖLÜMSÜZ AŞK

    Genç kız yine acılar içinde odasında yatıyordu. Henuz hayatının baharında ölümle yüz yüzeydi. Babası onu kurtarmak için gazetelere ilan vermiş, para teklif etmişti. Ama onun kalbinin teklemesi değil, kalbinin içindeki sızı ilgilendiriyordu. Sevdiği aklına geldi bir damla yaş daha döküldü gözlerinden. Ayrıldıklarından beri tam beş çile dolu yıl geçmişti. Aslında sevgilerinin arasına o kahrolası para girmişti. Hatırlıyorduda sevdiği ona birkeresinde:
    - Ben zengin değilim belki ama seni seven bir kalbim var. Sana sadece onu verebilirim, demişti.

    Zaten sevgiye muhtaç birisi başka ne isteyebilirdiki. Kendisini sevmesi yeterdi.O en çok Saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş koklamıştı saçlarını. Her dökülen saç yüreğine bir hançer olup saplanıyordu. Şimdi tek isteği sevdiğinin son anlarında yanında olmasıydı. Ne olurdu onu birkez daha görebilse, onu birkez daha koklayabilse.Bu düşünceler arasında uykuya daldı.

    Babası heyecanlı bir şekilde kızının odasına girdi. " Müjde kızım,kalp bulundu " dediğinde kızının bir peri güzellliğinde, sevdiğinin özleminden ıslanmış yüzüne baktı ve çıktı odadan...

    Genç kız, bir hafta sonra kendine geldiğinde sanki başka bir dünyadaydı. İçinde acaip bir his vardı. Sanki bu dünya ona çok farklı gelmişti. Aklına yine sevdiği geldi. Kalbi eskisinden daha hızlı atmaya başladı. Kalbi değişmişti ama sevdiğini eskisinden daha çok sever olmuştu.

    Bir gece ansızın uyandı uykusundan kalbi çok hızlı atıyordu. Bu durum sürekli böyle devam etti.Doktora gitti, durumunu anlattı. doktor:
    - Bir aya kalmaz geçer, demişti.
    Ama aradan aylar geçmesine rağmen durum aynıydı.

    Birgün bahçeye çıktı Çiçekleri seviyordu. Kırmızı güllerin yanına gitti. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. En çok kırmızı gülleri severdi. Çünkü sevdiği ona benzediğini söylerdi hep. Birden kapı çaldı. Kapıyı açtı kimse yoktu. Yere baktı bir mektup vardı ve onaydı. Mektubu açtı ve kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Bu onun kokusuydu. Koltuğuna zarzor oturabildi. Zarfın içinden mektubu titreyen ellerle çıkardı ve okumaya başladı :
    " Sevdiğim, bugün sevdamızın altıncı yılı. Seni hep sevdim. Seninle ayrılmak zorunda kaldığımızdan beri, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını bildiğimden ne birini sevdim ne de evlendim. Her günüm çile ve azapla geçti. Hergün sana şiirler yazdım, hergün şiirlerimi okudum ve hergün ağladım. Tam beş yıl boyunca hergün yazdım, okudum, ağladım. Birgün önüme bir fırsat çıktı. Bu fırsatı reddedip kendime daha fazla haksızlık edemezdim. Belki seni unuturum diye senden çok uzaklara gittim. Ama şimdi seni daha çok özlüyorum. Her gece yanına geliyorum o masum yüzünü okşuyor yanaklarına öpücükler konduruyorum, sen uyanıyorsun benim geldiğimi anladığını sanıyorum ama sen o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Sevdiğim hep ben geldim senin yanına artık sen gel olurmu. Kırmızı güllerimize iyi bak. Ve artık unutma içinde seni senden daha çok seven bir kalbin var artık. Ona iyi bak olurmu. Kırmızı güllere ve kalbimize iyi bak. Seni yanıma gelene kadar bekleyeceğim sevdiğim Hoşçakal..."


  • http://netlog.com/siir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/088/45088962.jpgTürkiyeEskişehir siir__gozlum 29

    siir__gozlum Trust  (Pazar, 15 Haziran 2008 16:03)

    SEVGİYİ HAK EDECEK İNSANI BULMAK

    Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yardımı ile otobüse binmişti.
    Şoför:
    - Soldan üçüncü sıra boş hanımefendi, dedi.
    Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi.
    Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti
    Genç kadın ve asla göremeyecekti.
    Kocası ameliyattan sonra acı gerçegi öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermisti.
    Asla karısını yalnız bırakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayakları üzerinde durana kadar cesaret verecekti.
    Günler geçiyordu.
    Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu.
    Eşinin bu içine kapanık,karamsar hali kocayı çok üzüyordu.
    Bir an önce bir şeyler yapması gerekiyordu, karısı günden güne kendi içine kapanık dünyasında kayboluyordu.
    Bütün gün düşündü koca, nasıl yardım edebilirim güzeller güzeli eşime diye.
    Birden aklına eşinin eski işi geldi.
    Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi.
    Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı:
    -Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı.
    Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve aksamları da iş çıkısında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi.
    Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu.
    Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu.
    Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi.
    Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti.
    Aksam karısına:
    -Artik işe kendin gidip gelmelisin, dedi.
    KADIN şaşırmıstı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı.
    Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
    Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu.
    Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu.
    Yine bir gün otobüse binerken, soför:
    - Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi.
    Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan,
    -Neden diye sordu.
    Şoför:
    - Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi.

    HERKESIN BU KADAR SEVMESI VE SEVILMESI,
    HEPSINDEN DE ÖNEMLISI BÖYLE BIR SEVGIYI HAK EDECEK INSANI BULMASI DILEGIYLE


  • http://netlog.com/siir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumsiir__gozlumhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/045/088/45088962.jpgTürkiyeEskişehir siir__gozlum 29

    siir__gozlum Trust  (Cumartesi, 14 Haziran 2008 16:27)

    NAMAZ

    Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında:

    — Oğlum, namaz hiç bu vakte bırakılır mı?

    Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmıştı, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.

    Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Hep ‘ne oluyorsa?’ namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına onbeş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, “Yine geciktirdim namazı,” dedi kendi kendine....

    Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazını edâ etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi.... “Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana.” dedi. Çok seviyordu onu... Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki, hicâbından renkten renge girerdi.

    O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde... Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekilde tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. “Ne kadar da yorulmuşum.” dedi. Daldı gitti öylece...

    Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu.

    Yüreği, yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor, soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanındaki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.

    Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. “Benim ismimi mi okudunuz?”, dedi, dudakları titreyerek....

    Kalabalık birden yarılmış, bir yol oluşmuştu önünde... İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar.

    Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden.... “Şükürler olsun.” dedi, kendi kendine ve devam etti; “Gözlerimi dünyaya açtım, hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşturuyor, malını İslâm yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah’ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım.”

    Kirpiklerinden aşağıya gözyaşları dökülürken, “Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum.” diyordu. Ama bir yandan da “O’nun için ne yapsam az, Cennet’i kazanmama yetmez.” diye düşünüyordu. Tek sığınağı Allah’ın rahmetiydi.

    Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyor; sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu.

    Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kâğıt, mahşer meydanındaki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti.

    Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi Cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten donakalmıştı.

    “Olamaaaaz.” diye bağırdı. Sağa-sola koşturdu. İnanamıyordu. “Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep Rabbimi anlattım.” diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehenneme doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı?

    Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.

    “Hizmetlerim... Oruçlarım…Okuduğum Kur’ân‘lar... Namazım... Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?” , diyordu...

    Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu hiç dinlemediler, sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı.

    Resûlullah, “Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler.” buyuruyordu. “Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?” diye düşünüyordu.

    “Namazlarım... Namazlarım... Namazlarım.” diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı, Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu.

    Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birdenbire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu.

    Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. Kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. “Siz de kimsiniz?” dedi.

    İhtiyar gülümsedi:

    “Ben senin namazlarınım.”

    “Neden bu kadar geç kaldınız? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum.” dedi... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; başını salladı;

    “Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı?..”

    Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu...

    Sızıntı dergisi


 « ... 2 3 4 5

Bir mesaj yaz:

Mesaj yazabilmek için giriş yapmalısınız.