ceceyhil_1 profil sayfası

ceceyhil_1

çevrimiçi Trust erkek - 36 yaş, SALİHLİ, Türkiye


RSS bildirimi

Blog 207


  • ALTERNATİF



    “Terör terörle biter. 1984’ten beri yapılan uygulamalar bu neticeye götürüyor. Her türlü demokratik açılım; eve dönüş yasası, ekonomik paketler uygulanmış, maalesef terör biteceğine azmıştır. Geriye terörün terörle çözüleceği şıkkı kalmıştır. Teröristlerin insan hakları var da Türk milletinin, Türk asker ve polisinin, hiç mi hakkı yok.”
    terörist başının, yakalanan teröristlerin ve medyadakiler dahil işbirlikçilerinin, uyuşturucu baronlarının ve bu işe bulaşanların canlı yayında idam edilmesi, Kuzey Irak’ta güvenli bölge oluşturulması, özetle teröriste teröristin diliyle cevap verilmesi
    BU GİDİŞAT BU TÜR SERT TEDBİRLERİ DOGURACAKTIR VE BUNUN SUCLUSUDA
    TÜRK MİLLETİ DEGİL ONUN DÜŞMANLARI OLUCAKTIR

  • MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ün Kürt politikası



    Atatürk’ün Kürt politikası

    Apo’nun Atatürk’e mal etmeye çalıştığı bu Türk-Kürt ittifakı tezinin Atatürk’le uzaktan yakından alakası yok. Tam tersine Kurtuluş Savaşı boyunca ve Cumhuriyet’in ilanından sonra Atatürk’ü en çok sıkıntıya sokan gelişmelerin başında Kürt isyanları gelmiştir. Kürt Teali Cemiyeti gibi Milli Mücadele’ye düşman örgütlerin yanı sıra Şeyh Sait isyanı gibi tipik Kürt isyanları ile her seferinde emperyalist ülkelerin desteklediği ayaklanmalar yaşanmıştır.

    Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda izlediği Kürt politikasına Nutuk’tan bir örnek: Dönemin ünlü Kürt liderlerinden Kamuran Ali Bedirhan İngilizlerin desteğiyle Mustafa Kemal’e suikat planları yapmaktır. Bedirhan, emrindeki bir kaç yüz kişilik Kürt grubuyla birlikte Sivas Kongresi’ni basmak üzere yola çıkar. Atatürk bu şahısları engellemek için Diyarbakır’da 13. Kolordu Komutanlığı’na, ayrıca Kurmay Başkanı Halit Bey’e ve Canik Mutasarrıfı’na durumu bildirir... Atatürk bundan sonrasını Nutuk’ta şöyle anlatır: “..10 Eylül’de İlyas Bey’e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca noktalar; 1. Kaçakların sür’atle yakalanmaları 2. Kürtlük akımına asla elverişli ortam bırakılmaması...”

    Bu son cümleye dikkat edilmelidir. Atatürk, “Kürtlük akımına asla elverişli ortam bırakılmaması”nı bu tür olayların bir daha gerçekleşmemesi için gerekli bir tedbir olarak görmektedir. Dolayısıyla Atatürk’ün bırakın Türk-Kürt ittifakını Kürtlükle ilgili her türlü gelişmeye müdahale edilmesi isteği vardır. Yani Atatürk Apo’nun söylediği gibi “o devirde ancak bu kadarını yapabildiği” için değil, Kürtçülüğün yaratacağı tehlikeleri gördüğü için tavizsiz davranmıştır. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı pratiğinden çıkardığı ve Altı Ok içine aldığı milliyetçilik anlayışı da bu perspektif içinde oluşmuştur.

    Atatürk milliyetçiliğinin tarif ettiği Türk milleti doğal asimilasyon yoluyla farklı etnik kimliklerin tek bir millet kimliği içinde biraraya gelmesine dayanmaktadır. O nedenledir ki Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ayrılıkçı değil birleştiricidir. Tarihsel ilerleyiş içinde kendiliğinden oluşan bir kaynaşma sürecidir. Birleştiriciliği milleti ırk temelinde değil ortak bir uygarlık temelinde tarif etmesindendir.

    Oysa Apo ve benzerlerinın Türk-Kürt ayrımı ırkçı-faşist bir politik çizgidir. Bu ayrışmanın sonucu ise toplumsal barış değil etnik boğazlaşmadır. PKK’nın yirmi yıllık pratiği de otuz bin insanın ölümüne yol açmaktan ve Türkiye’yi bir etnik boğazlaşmanın eşiğine getirmekten başka ne işe yaramıştır? Herhalde Apo da bunun farkındadır.

    Düşünsenize yetmiş yıllık bir uluslaşma projesini ve binlerce yıllık bir milleti etnik unsurlarına ayır daha sonra da bu etnik unsurlar biraraya gelsin, barış ve kardeşlik sağlansın de. Mantık bunun neresinde? Bu ayrılıkçılığı körüklemekten başka ne anlama gelebilir? Ama tabii ayrılıkçı bir örgütün liderini ayrılıkçılığa hizmet etmekle suçlamak da komik olur.

    Üstelik bu ittifak tezi güncel olarak ulusal kurtuluşa değil de emperyalizmin etnik bölünmeler yaratma tezine denk düşmektedir. Ulusal yapılar ve millet yapısı etnik ve dinsel parçalara ayrılacak, milli direniş kırılacak ve böylelikle sömürgecilik daha rahat yerleşme imkanı bulacaktır. ABD’nin dünya çapında etnik bölünmeleri kışkırtması bunun içindir.

    Apo ve diğer Kürtçülerin bu politikası güncel olarak ABD’nin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramamaktadır. Zaten bu amaçla yapılmaktadır.

  • Saidi Kürdi



    Saidi Kürdi

    1876 yılında Bitlis’in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır. Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit’e bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede Kürdistanın geleceği (!) için Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede 3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin eğitim görmesini ister. II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi’yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır. Said, “Zalimler için yaşasın cehennem!” sözünü Abdülhamit için söyler.

    ”Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün” Said-i Kürdi (Nursi)

    Kürt Teali Cemiyeti

    Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971)

    Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti. Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman" değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır.

    Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı. Nur cemaati'nde Atatürk'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal", "Deccal" gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.

    Risaleleri ve fikirleri

    Said-i Nursi'nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne "Risale-i Nur Külliyatı" denir. Türkçe konuşan insanların %90'ının anlayamayacağı bir dil kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir'in İslam dışı olduğunu söylediği halde("cifir..., gaybı Allah'tan başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır"(bkz. Lem'alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar yüce olduğunu anlatır.

    Buna örnek vermek gerekirse: "-... İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır- anlamındaki ayetin cifir yyönünden sayı değeri 1303 eder. Hud Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır. -Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor.

    Birinci tarih(1303)de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl 1958)

    Said–i Nursi’ye göre Atatürk Deccal’di

    Said–i Nursi bir çok lahikasında Atatürk’e “Deccal” diye hakaret ediyordu. Deccal, İslami literatürde en ağır hakaret sayılan ifadelerden biridir. Deccal; yalan söyleyen, aldatan, karıştıran kişi anlamına gelir. Deccalin ortaya çıkması kıyamet alametlerinden biri olarak da görülmüştür. Deccal konusunda tarih boyunca ortaya atılan iddiaları gündeme getirecek değiliz. Ancak Said–i Nursi’nin şu satırlarını okuduğunuzda Deccal denilince kimin kastedildiğini çok iyi anlamış olacağız. “Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)

    Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor: “Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

    Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar: “...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)

    Saidi Nursi Atatürk’e açıkça Deccal diyor, Millet–i İslam’ı Protestan yapmak istediğinden bahsediyordu. Oysa, Saidi Nursi’nin Deccal dediği Atatürk, İzmir Amerikan Koleji’nde misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti.

    Said-i Nursi ve şehitlik

    Şöyle diyor Said– Nursi: “Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükafatı vardır.” (Kastamonu Lahikası,s.45)

    “Ne dinden olursa olsun bir nevi şehit hükmündedir. Mükafatı büyüktür, belki onu cehennemden kurtarır. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa’ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denebilir.” (Kastamonu Lahikası,s.75)

    “Hatta o mazlumlar kafir de olsa, ahirette kendilerine göre o dünyevi afattan çektikleri belalara mukabil rahmet–i ilahiyenin hazinesinden öyle mükafatları var ki, eğer perde–i gayb açılsa o mazlumlar haklarında büyük bir tezahürü rahmet görünüp, “Ya Rabbi şükür elhamdü lillah diyeceklerini bildim ve kati surette kanaat getirdim.” (Kastamonu Lahikası,s.45)

    İslam tarihi boyunca kendini Müslüman olarak addeden hiçbir din adamı, Müslümanları ve İslamdaki şehitlik kavramını böylesine aşağılayan ifadeler kullanmadı. Bu cinayete ilk kez Said–i Nursi’de rastlıyoruz. Şehitlik, Allah yolunda savaşan, vatanını savunan ve bu uğurda ölenlere verilen bir mükafattır. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı savaşan “yedi düvel”, Haçlı dünyasının karşımıza çıkardığı küfür ordusuydu. Bu savaşta Ortadoğu’dan, Çanakkale’ye kadar bir çok cephede milyonlarca “Mehmedimiz” din uğruna, İlay–ı Kelimetullah uğruna, vatan uğruna, bu vatan üzerinde Ezan–ı Muhammedi ilelebet çınlasın diye şehit oldu. Ama bir din adamı bozuntusu ortaya çıktı ve “ne dinden olursa olsun, Müslümanlara karşı savaşıp ölen kafirlerin de şehit olduğunu” ilan etti. Ve hatta hiç utanmadan yüzü kızarmadan Memedimizi katleden o kafirlere bir de “mazlum” dedi.

    Dinlerarası Diyalog ve Said-i Nursi

    Bu olayın ve “Vatikan’ın misyonunun bir parçası olmayı” kabullenmenin tarihsel bir altyapısı var mı sorusu kuşkusuz sizin de aklınıza geliyordur. Öyle ya bir insan durup dururken neden dünyadaki misyoner faaliyetlerin merkezi olan bir kurumun misyonun bir parçası olmayı kabul eder? Bu sorunun cevabını bugünkü Nur cemaatinin faaliyetlerinde değil, Said–i Nursi’nin yazdığı risalelerde gösterdiği hedeflerde aramak lazım.

    Saidi Nursi risalelerinde pek çok yerde Hristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı şu şok edicisözlerle “emreder”: “Müslümanlık – Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır.” (Emirdağ Lahikası I, s. 1712, Tarihçe–i Hayat, s.434’den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen, Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)

    “Misyonerler ve Hristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” (Lem’alar,111,141)

    Saidi Nursi Müslüman ve Hristiyanlar arsındaki ittifakın bozulmaması için nurcu kardeşlerine çağrı yaparak misyonerlerle sürekli bir ve beraber, ittifak halinde olmalarını istiyor. Bu ifadelerde sadece Hristiyanlarla değil Hristiyanlığı yaymak için büyük paralarla Osmanlı topraklarında Hristiyanlaştırma faaliyetlerinde bulunan “Hristiyan misyonerlerin o dönemdeki uzantılarıyla de ittifak halinde olunmasını “emretmesi” insanı şaşırtıyor.

    İyi de Saidi Nursi misyonerlerle neden böylesine sarmaş dolaş olunmasını istiyor? Nurculara neden “misyonerlerle ittifak halinde olun” diyor. Osmanlıyı o misyonerler ve onların işbirlikçileri parçalamadı mı? Saidi Nursi’nin bu misyoner aşkı neden?

  • BİR VATAN HAİNİNİN ANATOMİSİ



    BİR VATAN HAİNİNİN ANATOMİSİ





    SEFERİ YILMAZ
    O bir PKK' lı terörist. 15 Ağustos 1984 yılında Şemdinli' yi basan PKK' lı gruba kılavuzluk yapan terörist. Olay günü Şemdinli' ye gelen DEHAP' lı bir grup okullara girip öğrencileri sınıflarından çıkardı. Liseli gençleri kışkırtan provokatörler, onları sokaklara döküp bebek katili Abdullah ÖCALAN lehine slogan attırdılar.



    Türkiye' yi bölüp parçalayabilmek için bütün güçleriyle mücadele eden vatan hainleri şimdi de Şemdinli tiyatrosunu sahneye koydu. Amerika' nın B.O.P (Büyük Ortadoğu Projesi)' ni gerçekleştirmek amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerini yok etmek isteyen İngiliz ve ABD ajanlarına yerli işbirlikçilerde destek verdi. Mütareke basını ve bazı AB destekli gruplar da olaya "çanak" tutarak kendilerine verilen rolü oynadılar. Patlamaları incelemek bahanesiyle yöreye akın eden heyetler dükkanında bomba patlayan sabıkalı terörist Seferi YILMAZ' ın anlattıklarına inandı.

    Vatanı koruyan askerlerimiz ise adeta linç edildi. Seferi YILMAZ' a mikrofon uzatan televizyon kanalları adeta bu teröristi bilirkişi ilan ettiler.

    Ve ihanet şebekeleri hainliği Türk Adaleti tarafından tescillenen sabıkalı teröristin "Bu iş savaştan rant bekleyenlerin işidir. Halkın tepkisini görüyorsunuz. Bu olay göründüğünden derindir ve iyi bir şekilde incelenmelidir. Mutlaka detaylandırılmalıdır." şeklindeki açıklamalarını TV kanallarında on beş dakikada bir döndüre döndüre yayınlamaktan geri kalmadılar.

    Oysa Terörist Seferi YILMAZ' ın kirli geçmişi Türk Milleti' nin hafızasındaki tazeliğini halen koruyor. 15 Ağustos 1984 yılında terörist Seferi YILMAZ' ın kılavuzluğunda Şemdinli' yi basan PKK' lı bir grubun teröristin saldırısında Askerlik Şubesi Başkanı Tuncay ŞENEREROL ve Jandarma Çavuş Sedat KURUM ağır yaralanmış, Astsubay Memiş ARIBAŞ ise şehit olmuştu. Seferi YILMAZ baskın sırasında girdiği bir kahvehanede silahıyla vatandaşları etkisiz hale getirerek "Biz geldik. Artık Kürdistan' ı kurduk. Gelin bizimle yaşayın. Yaşasın PKK Kürdistan' ı" diye slogan atıp kaçmıştı.

    15 Ağustos 1984 yılındaki bu eyleme bizzat katılan PKK' lı terörist Mustafa ÇİMEN, Diyarbakır 1 No'lu Askeri Mahkemesinin 07.05.1985 tarihli oturumunda bakınız terörist Seferi YILMAZ ile ilgili neler söylüyor: " Seferi YILMAZ Şemdinli' yi iyi bildiği için bizlere kılavuzluk yapıyordu. Seferi YILMAZ önümüze düştü. Baran, Mehmet AĞAASLAN ve Celal' i Jandarma Karakolunun karşısındaki camii ile yol arasına yerleştirdi. Bizi de yanına alıp inşaat halindeki Askerlik Şubesine götürüp, üst katına çıkardı. Bizi yerleştirdikten sonra geri dönüp Abdullah EKİNCİ' nin yanına gitti.

    Askerlik Şubesinin üst katına yerleştiğimizde bende Bisifing denilen roket atar, Şerif' te G-1, Halit' de Diktiriyof, Hamit' te G-1 silahları vardı. Önce ben gazinoya roket atarla hedef alıp ateş ettim. Roket ağaca çarptı. Bana verilen talimata göre bir mermi daha kullanmam gerekiyordu. Ama ikinci mermiyi atmaktan vazgeçtim. Diğer arkadaşlarım subay gazinosunu sürekli olarak ateşe tuttular. 4 Dakika kadar ateş ettikten sonra inip çekildik.

    Abdullah EKİNCİ, Dişsiz Mahmut, Seferi YILMAZ biz yukarıdan gazinoya ateş ederken, onlarda yine gazinoyu hedef alarak ateş etmişlerdi. 10 dakika sonra Şemdinli' yi tamamen terk ettik ve saldırı grubu olarak trafonun orada buluştuk. Zaten birlikte geri çekilmiştik. Propaganda ve ajitasyon grubu silah seslerinin kesilmesi üzerine onlarda geri çekilip trafonun yanına gelmişlerdi. "

    İşte mütareke basını tarafından "mağdur" ilan edilen vatan haini Seferi YILMAZ...

  • TEKERRÜR



    Cumhuriyet Devrinde Çıkan Kürt İsyanları

    Bugünkü yazımızda kutlu vatanımız Türkiye’de Kürtlerin Cumhuriyet devrinde çıkardıkları isyanları yüzeysel olarak kısaca anlatacağız. Bu anekdotu sizlere konuyla ilgili bilgilerimizi genişletmek ve bilgi dağarcığımızı güçlendirmek için vereceğiz.

    Kutlu vatanımız Türkiye’de Kürtlerin çıkardıkları İsyanlar:....

    Nasturi İsyanı: 1924 yılında Hakkari’de

    Raçkotan ve Raman İsyanı: 1925 yılında Siirt, Sason ve Silvan’da

    Şemdinli İsyanı: 1925 yılında Hakkari’de

    Sason İsyanı: 1925 yılında Siirt’te

    Şeyh Sait İsyanı: 1925 yılında Diyarbakır, Kulp, Varto, Bingöl ve Çapakçur’da

    Beytüşşebap İsyanı: 1926 yılında Hakkari’de

    Koçuşağı İsyanı: 1926 yılında Ovacık ve Hozat’ta

    Mutki İsyanı: 1927 yılında Bitlis’te

    Bicar İsyanı: 1927 yılında Hani, Lice ve Kulp’ta

    Zeylan İsyanı: 1930 yılında Tendürek, Muratbaşı ve Erciş’te

    Ağrı İsyanları:
    Ağrı İsyanı: Mayıs 1926 yılında
    Ağrı İsyanı: Eylül 1927 yılında
    Ağrı İsyanı: Eylül 1930 yılında

    Tunceli İsyanları:
    Tunceli İsyanı: Mart-Ekim 1937 yılında
    Tunceli İsyanı: Haziran-Ağustos 1938 yılında çıkmıştır.

    Bütün bu isyanlarda isyan çıkaran Kürtlerin silahlı gücü 150 kişiden 5000 kişiye kadar değişmiştir. Şeyh Sait’te 5000 silahlı, Tunceli’de 3000 silahlı, Ağrı’da 800-1500 silahlı isyancının olduğu tahmin edilmektedir. İsyanların bastırılması Tunceli’de yedi ay, Şeyh Sait’te 4,5 ay sürmüş, diğerleri de iki gün ile azami bir ay içerisinde bitirilmiştir.

    Yukarıda sizlere isyanların çıktıkları yerler ve tarihleriyle verdiğimiz isyanlarla PKK terör örgütünün ilk silahlı eylemini gerçekleştirdiği tarih ile son olarak ateşkes ilan ettiği tarih arasında ve silahlı eylemlerini gerçekleştirdiği yerler arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz isyanların ilki olan Nasturi isyanı 1924 yılında çıkmıştır. PKK ise ilk silahlı eylemini 1984 yılında gerçekleştirmiştir.

    Son isyan Tunceli’de 1938 yılında çıkmıştır. PKK tek taraflı ateşkesini 1998 yılında ilan ederek duyurmuştur. Şimdi ise yine PKK/KADEK terör örgütü ateşkesi bozduktan sonra yine silahlı eylemlerine 2004 yılında başlamıştır. Bu tarihlerde ki benzerlikler tesadüf mü yoksa maksatlı mı?

    Bugünkü yazımızı bu kısa bilgilerle sonlandırıyoruz. Bu bilgiler Kutlu Ordumuzun (TSK) Kutlu yiğit komutanı emekli Tümgeneral Osman PAMUKOĞLU’nun “UNUTULANLAR DIŞINDA YENİ BİR ŞEY YOK” adlı kitabından alınmıştır.

    Sağlıcakla kalın, Saygılarımla

  • KARDEŞLİK



    TÜRK KÜRT KARDEŞTİR APO KALLEŞTİR ????????????????????
    PKK LILAR ERMENİDİR MASUM KÜRT KARDEŞLERİMİZİ KANDIRIP KULLANIYORLAR ????????????
    ÇANAKKALEDE BERABER SAVAŞTIK ????????????????????????
    KÜRT LERİN COK AZI KÜRDİSTAN İSTER COGUNLUGU DEVLETE SADIKTIR ???????????????
    DOGUDA EGİTİM EKSİK İŞSİZLİK VAR PKK ONDAN CIKTI ?????????????

    HANS CIRİSTİN ANDERSEN DEN
    MASALLARI DİNLEDİNİZ UYUMAYA DEVAM EDİN

  • KARDEŞLİK

    TÜRK KÜRT KARDEŞTİR APO KALLEŞTİR ????????????????????
    PKK LILAR ERMENİDİR MASUM KÜRT KARDEŞLERİMİZİ KANDIRIP KULLANIYORLAR ????????????
    ÇANAKKALEDE BERABER SAVAŞTIK ????????????????????????
    KÜRT LERİN COK AZI KÜRDİSTAN İSTER COGUNLUGU DEVLETE SADIKTIR ???????????????
    DOGUDA EGİTİM EKSİK İŞSİZLİK VAR PKK ONDAN CIKTI ?????????????

    HANS CIRİSTİN ANDERSEN DEN
    MASALLARI DİNLEDİNİZ UYUMAYA DEVAM EDİN

  • TÜRK KILICI



    Yatağan (kılıç)

    Yatağan, Osmanlı döneminde yaygın olarak 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar kullanılmış meşhur ve etkili bir tür kılıç. Yabancılar arasında Türk Kılıcı, halk arasında Kulaklı olarak da bilinir. Kılıcın ağırlık merkezi, kılıç yapımında Türk eğrisi olarak bilinen açısı ve ideal vuruş şekli diğer kılıçlardan farklı olduğu için kullanımı zordur. Ama iyi kullanan birinin elinde tahrip ve keski gücü, çağdaşı kılıçlardan çok yüksektir. Sırplar arasında da 19. yüzyılda ulusal kılıç haline gelmiştir.


    Yatağanın Özellikleri [değiştir]Süper kılıç Yatağanlar, herhangi bir kılıcın savunma ve saldırı görevini yapmakla beraber biçim, yapı ve ölçü yönünden birçok farklılık taşır. Beyaz veya siyah kemik, fildişi, ahşap ya da boynuzdan yapılan kabzanın baş kısmı iki geniş kulak şeklinde sağa ve sola ayrılır. Bunlar yatağanın hamle sırasında elden çıkmasını önledikleri gibi silaha ayrı bir estetik görünüm verir. Bu görünüm nedeniyle halk arasında Kulaklı diye adlandırılır.

    Namlunun eğimine paralel eğim yapan kabza başı hafifçe içeri kıvrılarak tutulduğunda eli kavrayan bir tırnak meydana getirir, balçak bulunmazdı. Bir “Y” harfi meydana getiren kabza enli ve kalın bir metal bilezik altında namlu ile birleşir, namlu kabza içinde baş kısma kadar uzanırdı. Yatağanlarda namlu bildik kılıçlara göre daha kısa olur ve onların aksine iç bükey kenar keskin, dış bükey kenar düz olurdu. Dışbükey kenarda genellikle demir, keskin olan iç kenarda ise çelik kullanılırdı. En önemli özelliği, palalarda olduğu gibi eğimin uzun olan kenarının değil aşağı bakan ters kısmının keskin olmasıdır.

    Osmanlı’da yeniçerilerin, piyadelerin ve leventlerin kullandığı bir silah olan yatağan kını içerisinde belde, kuşağa veya silahlığa sokulmuş olarak taşınırdı. Boyları 60-80 cm. arasındadır. Yatağanlar ve yatağan kınları üzerinde de kılıçlarda olduğu gibi çeşitli bitkisel geometrik motifli süslemeler yapılmış, kartuşlar içerisinde kitabelere yer verilmiştir. Süslemede daha ziyade gümüş, altın ve kıymetli taşlar kullanılmıştır. Kitabelerde kullanılan yazılar, hat sanatı açısından kılıçlarda olduğu gibi yüksek seviyede değildir. Özellikle ucuz ve adi yatağanlarda herhangi bir zanaatkârlık görülmez, yazılar özensiz, çoğu zaman yanlış yazılırdı. Yatağan'da motifler ve yazılar bazen bir şiir bazen bir özlü söz olmakla beraber çoğunlukla ayetler, kılıcın sahibinin ismi, dualar ve kılıcı yapan ustanın mührü ile yapım tarihi görülmektedir. Dua olarak genellikle "Ya Muhammed kıl şefaat" yazıldıktan sonra kılıç sahibinin ismi geçerdi. Üzerlerinde çoğunlukla kan oluğu da bulunurdu. Yatağanın ağzının çok keskin olmasından dolayı zamanla bir kullanım kültürü gelişmiştir. Örneğin yatağan sahibi, karşısındaki kişi zayıf ise yatağanın keskin ağzı ile değil de kesmeyen sırtı ile müdahale ederdi.

    Yatağan’ın namlu motifleri kılıcın üzerine işlenirken genellikle iki yöntem kullanılırdı: İlk yöntemde, kakma sanatıyla motifler yapıldıktan sonra oluşan boşluklar erimiş altın veya gümüşle doldurulur, son olarak yüzey taşlanarak düzgünleştirilirdi. Ancak bu yönteme az rastlanılır, motifler genellikle gümüş olduğundan ikinci yöntem uygulanırdı. Bu yöntemde istenilen motifin şekli ince bir gümüş tele verildikten sonra kılıcın üzerine işlenirdi.

    Halk arasında tek parça demirden özensiz yatağanlar yapılsa da sahibinin statüsüne uygun kaliteli yatağanların yapılabilmesi için kılıcın belli bölümünde uzmanlaşmış birden fazla ustaya ihtiyaç duyulurdu. Bir usta bıçak kısmını yaparken biri kabzayı öbürü kınını bir başkası da motifleri yapmaktaydı. Motif ustaları da kakma yapan ve tel işleme yapan olarak ikiye ayrılırdı.


    Yatağan Adı [değiştir]
    YatağanBelde taşınırken dış bükey kısmı üstte bulunduğu ve yatan bir nesneyi hatırlattığı için yatağan (yatabilir, yatabilen) denildiği, Selçuklu komutanlarından demirci Yatağan Baba namıyla maruf Osman Bey'in, şimdi Denizli'nin beldesi olan Yatağan'ı fethettikten sonra yerleşip buraya sadece adını vermekle kalmadığı, kasabada üretilen ve tüm dünyaya nam salan kılıçların da isim babası olduğu söylenir. Pek çok kaynak ve belgede kılıçların Yatağan kasabasında yapıldığına dair yazılı bilgi bulmak mümkündür. Bu bilgiler kasabadaki sözlü tarihle karşılaştırıldığında paralellik taşımakla birlikte, yatağanların başta İstanbul, Bursa ve Filibe olmak üzere Osmanlı'nın önemli kentlerinde de üretildiği biliniyor. Özbeklerin Katağan boyu tarafından ortaya çıkarıldığı da, çok söylenilen ama kesinleşmemiş bir iddiadır.

    Denizli Yatağan, artık eskisi gibi yatağan üretilmese de, bıçak yapımı konusunda Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Yatağan günümüzde turistik amaçlı hediyelik eşya olarak da üretilmektedir ama bunlar gerçek Yatağan ölçülerinde değildir, genellikle namlu ve kabza kıvrımları çok abartılıdır.

  • HER EVE LAZIM



    BULUNDURMA RUHSATI
    MESKENDE SİLAH BULUNDURMA RUHSATI İÇİN GEREKEN BELGELER
    1. Kaymakamlığa dilekçe (Dilekçede açık bir şekilde ne iş yapıldığı, ruhsat talep eden kişinin unvanı, silahı nereden alacağı, M.K.E. Kurumundan alacaksa İTHAL/YERLİ olarak net şekilde belirtecek)
    2. Nüfus cüzdanı aslı ve sureti
    3. 4 adet renkli fotoğraf
    4. Silah ruhsatı istek formu
    5. Adli sicil sabıka sorgulaması
    6. Doktor raporu
    7. İkametgâh İlmuhaberi
    İŞYERİNDE SİLAH BULUNDURMA RUHSATI İÇİN GEREKEN BELGELER
    1. Kaymakamlığa dilekçe (Dilekçede açık bir şekilde ne iş yapıldığı, ruhsat talep eden kişinin unvanı, silahı nereden alacağı, M.K.E. Kurumundan alacaksa İTHAL/YERLİ olarak net şekilde belirtecek)
    2. Şirketin kuruluşunu ve hisseleri gösterir Ticaret Sicil Gazetesi
    3. Şirket kuruluşu ile şu andaki faaliyet gösterdiği adresi arasındaki değişiklik var ise bu kararla ilgili olarak yayınlanan Ticaret Sicil Gazetesi
    4. Şirketin unvan değişikliği var ise bu kararın yayınlandığı Ticaret Sicil Gazetesi
    5. Şirket Ana Sözleşmesinin yayınlandığı Ticaret Sicil Gazetesi
    6. Yönetim Kurulu Başkan ve Üyelerine ait İmza Sirküleri (Anonim Şirketlerde)
    7. Şirket ortaklarına ait İmza Sirküleri (Limited Şirketlerde)
    8. Yönetim (Ortaklar) Kurulu Kararı
    9. Vergi Levhası sureti (En son yıl tahakkuk ettirilmiş olacak)
    10. Ticaret Odası faaliyet belgesi
    11.1 adet İkametgah İlmuhaberi (Ne için verildiği hanesine silah ruhsatı için diye yazdırılması gerekiyor)
    12. Nüfus Cüzdan Sureti (2 adet Muhtardan veya Noterden)
    13.Nüfus Cüzdan Fotokopisi (3 adet)
    14. Fotoğraf (Yerli silah talepleri için 6, İthal silah talepleri için 4 adet renkli vesikalık, polaraid veya fotokopi olmayacak)
    15. Ruhsatlı birinden devir alınması halinde devir alınacak silahın ruhsatının fotokopisi (2 adet)
    TAŞIMA RUHSATI
    TAŞIMA RUHSATI (Can Güvenliği Nedeniyle) ALMAK İÇİN GEREKEN BELGELER
    1. Can güvenliğinin tehlikede olduğu veya olacağı gerekçesini açıkça belirten ve Valilikten Emniyet Müdürlüğüne havale ettirilmiş dilekçe.
    2. Nüfus cüzdanı aslı ve sureti
    3. 4 adet renkli fotoğraf
    4. Silah ruhsatı istek formu
    5. Adli sicil sabıka sorgulaması
    6. Doktor raporu
    7. İkametgâh İlmuhaberi
    TAŞIMA RUHSATI (Mesleği Nedeniyle) ALMAK İÇİN GEREKEN BELGELER
    1. Kaymakamlığa dilekçe (Dilekçede açık bir şekilde ne iş yapıldığı, ruhsat talep eden kişinin unvanı, silahı nereden alacağı, M.K.E. Kurumundan alacaksa İTHAL/YERLİ olarak net şekilde belirtecek)
    2. Şirketin kuruluşunu ve hisseleri gösterir Ticaret Sicil Gazetesi
    3. Şirket kuruluşu ile şu andaki faaliyet gösterdiği adresi arasındaki değişiklik var ise bu kararla ilgili olarak yayınlanan Ticaret Sicil Gazetesi
    4. Şirketin unvan değişikliği var ise bu kararın yayınlandığı Ticaret Sicil Gazetesi
    5. Şirket Ana Sözleşmesinin yayınlandığı Ticaret Sicil Gazetesi
    6. Yönetim Kurulu Başkan ve Üyelerine ait İmza Sirküleri (Anonim Şirketlerde)
    7. Şirket ortaklarına ait İmza Sirküleri (Limited Şirketlerde)
    8. Yönetim (Ortaklar) Kurulu Kararı
    9. Vergi Levhası sureti (En son yıl tahakkuk ettirilmiş olacak)
    10.Ticaret Odası faaliyet belgesi
    11. 1 adet İkametgah İlmuhaberi (Ne için verildiği hanesine silah ruhsatı için diye yazdırılması gerekiyor)
    12.Nüfus Cüzdan Sureti (2 adet Muhtardan veya Noterden)
    13.Nüfus Cüzdan Fotokopisi (3 adet)
    14.Fotoğraf (Yerli silah talepleri için 6, İthal silah talepleri için 4 adet renkli vesikalık, polaraid veya fotokopi olmayacak)
    15. Ruhsatlı birinden devir alınması halinde devir alınacak silahın ruhsatının fotokopisi (2 adet)
    TAŞIMA RUHSATI (Kamu Görevlisi Olması Nedeniyle) ALMAK İÇİN GEREKEN BELGELER
    1. Görev Belgesi (Çalıştığı Birimden)
    2. Cumhuriyet Savcılığından alınacak sabıka kayıt belgesi istenmez
    3. İkametgah İlmuhabiri
    4. Resim (4)
    5. Nüfus Cüzdanı Sureti
    TAŞIMA RUHSATI (Emekli Kamu Görevlisi Olması Nedeniyle) ALMAK İÇİN GEREKEN BELGELER
    1. Emeklilik Onayı
    2. Cumhuriyet Savcılığından alınacak sabıka kayıt belgesi istenmez
    3. İkametgah İlmuhabiri
    4. Resim (4)
    5. Nüfus Cüzdanı Sureti
    YİVLİ AV TÜFEĞİ RUHSATI
    · Yivli av tüfeği bulundurma ruhsatı
    · Yivli av tüfeği taşıma ruhsatı
    YÖNETMELİK HÜKÜMLERİNE GÖRE SİLAH TAŞIMA RUHSATI ALMAK İSTEYENLER
    Belediye Başkanı ve İl Genel Meclisi Üyelerinden;
    · Bu görevi yaptıklarına dair ilgili kurumdan alacakları yazı
    Sarı Basın Kartı Sahibi Basın Mensuplarından;
    · Sarı basın kartı sahibi olduklarına dair Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü?nden alınacak resmi yazı
    Sarraf ve Kuyumculardan;
    · Esnaf ve sanatkar olarak kuyumcu odasına kayıtlı olanlardan kuyumcu odalarından, ticaret odasına kayıtlı olan sarraf ve kuyumculardan ise, ticaret odalarından alınacak kuyumculuk belgesi ile yaptıkları işten dolayı vergi mükellefi olduklarını gösterir vergi dairesi yazısı
    Pilotlardan;
    · Hava yolu nakliye pilotu lisansına sahip yolcu ve para taşımacılığında görevli olduklarına dair kurumlarından alacakları yazı
    Büyük Toprak Sahiplerinden;
    · Sahip oldukları toprak miktarını gösterir Tapu Sicil Muhafızlığı yazısı
    Büyük Sürü Sahiplerinden;
    · Sahip oldukları küçük veya büyükbaş hayvan sayısı hakkında Vergi Dairesinden alacakları yazı
    Müteahhitlerden;
    · Şirket halinde müteahhitlik yapanlardan, Ticaret Odalarından alacakları Ticari Sicil Kaydı ve müteahhitlik karnesi, kendi adına müteahhitlik yapanlardan ise Ticaret Odalarından alacakları müteahhit olduklarını belirten belge ve vergi mükellefi olduklarını belirtir Vergi dairesinden alacakları yazı, Şirket halindeki müteahhitlerden ayrıca, ortakların durumunu ve görevini belirten sözleşme veya protokolün tasdikli sureti
    Akaryakıt Bayilerinden;
    · İlgi kurum ile yaptıkları sözleşmenin onaylı örneği, ortaklık ve şirket olması halinde sorumlu ortakların durumunu ve görevini belirten sözleşme veya protokolün tasdikli sureti
    Arıcılardan;
    · İl Teknik Ziraat Müdürlüğü veya İlçe Ziraat Teknisyenliğinden alınan kovan adedini belirtir yazı
    Avukatlar ve Noterlerden;
    · Avukatların bağlı oldukları Barodan alacakları üyelik belgesi, Noterlerden Adalet Bakanlığınca verilen Noterlik Belgesi
    Can Güvenliği Olmadığından Dolayı Taşıma Ruhsatı Almak İsteyenlerden;
    · Valiliğin verdiği emirle yapılan yeterli ve sağlıklı araştırma ve soruşturma sonunda zabıtaca düzenlenen "hayatının her an harici ve ciddi bir tehlikeye maruz bulunduğu ve şahsın durumu itibariyle alınacak bütün tedbirlere rağmen her zaman ve yeterince korunmasının mümkün olmadığını" kanıtlayan belge
    Yivli Spor Silahı Ruhsatı Almak İsteyenlerden;
    · Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü?nden alınacak Sporcu Lisansı. (Yivli spor tüfek ve tabancası olarak kayıtlı bulunan bütün silahlara bulundurma ruhsatı verilir. Bu silahlar, atış poligonlarında veya atış müsabakaları ve antrenmanlarında ancak ruhsatı ile birlikte amatör lisansı beraberinde olmak şartıyla kullanılabilir)

    Yivsiz Tüfek Ruhsatı Almak İsteyenlerden;
    · (Av Tezkeresi almak isteyen vatandaşlar 5 yıllık harç bedelini yatırdıkları takdirde kendilerine 5 yıllık Av Tezkeresi verilir. Harç ödemeyen vatandaşlara ise, süresiz yivsiz tüfek sahipliği belgesi verilir) İkamet edilen yerin Kaymakamlığına hitaben dilekçe

    Av Malzemeleri Satış Bayiliği Yapmak İsteyenlerden;
    · İşyerinin kendi mülkiyetlerinde veya kiralandığını kanıtlayan belge, 2521 Sayılı Kanun ve 87/12028 Sayılı Tüzük Hükümlerine uymayı taahhüt ettiği ve doğacak kanuni sorumluluğu üstlendiğine dair taahhütname

    YÖNETMELİK HÜKÜMLERİNE GÖRE SİLAH TAŞIMA RUHSATI ALABİLECEK MESLEK MENSUPLARI
    Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Ziraat Odaları ve Ticaret Borsalarında görevli meclis üyelerinden;
    · Halen bu görevi sürdürdüklerine dair bağlı bulundukları odadan alacakları yazı
    Dövize ilişkin işlemler yapmaya yetkili müesseselerin sahiplerinden;
    · Yapmış oldukları işten dolayı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü'nden alacakları yetkili müessese olduklarını gösterir belge
    507 Sayılı Kanuna göre kurulmuş olan birlik, federasyon ve konfederasyon başkanları ile genel kurul üyelerinden;
    · Birlik, federasyon ve konfederasyon başkanlarından, Yönetim kurullarından alacakları yazı, genel kurul üyelerinden, seçildikleri birlik, federasyon veya konfederasyon yönetim kurulu başkan ve genel sekreterinin imzasıyla verilen çift imzalı genel kurul üyelik belgesi
    Köy ve mahalle muhtarlarından (istifa ederek ayrılanlar ile haklarında tahkikat sonucu görevlerine son verilmiş anlar hariç olmak üzere);
    · Bu görevde bulunduklarına dair il özel idarelerinden alacakları yazı
    SİLAH TAŞIMA VE BULUNDURMAYI ENGELLEYEN HALLER
    91/1779 KARAR SAYILI ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA YÖNETMELİĞİN 16. MADDESİ GEREĞİ AŞAĞIDA BELİRTİLEN HALLERE GİREN KİMSELERE HİÇBİR ŞEKİLDE SİLAH VE MERMİLERİ TAŞIMA YA DA BULUNDURMA İZNİ VERİLMEZ. VERİLMİŞ RUHSATLAR İPTAL EDİLİR.
    a.Ateşli silahla işlenen cürümlerden hükümlübulunanlar
    b.Ruhsatlı silahıyla suç işleyenler veya silahın muhafazasındaki ihmal ve kusuru neticesi başkaları tarafından bir suç işlenmesine veya intihar ya da intihara teşebbüs edilmesine neden olanlar
    c.Haklarında Türk Ceza Kanununun 119?uncu maddesinin uygulanması nedeniyle kamu davası açılmamış olsa bile, zorunlu olmadığı halde meskun bir mahalde veya civarında ya da umuma mahsus yol üzerinde veya bu yola doğru silah atanlar ile bu suçların birinden mahkum olanlar
    d.Taksirli suçlar hariç bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar ile zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla her türlü kaçakçılık, kara para aklama, hayali ihracat, elektronik alet ve cihazlarla işlenen suçlar, resmi ihale ve satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, ideolojik, anarşik, terör ve benzeri yaygın şiddet eylemlerine katılma ve bu gibi fiilleri tahrik ve teşvik suçlarından birinden hüküm giymiş olanlar
    e.Taksirle işlenenler hariç değişik zamanlarda işlediği aynı veya farklı türden ikiden fazla suçtan dolayı hapis veya ağır hapis ve/veya ağır para cezasına mahkum olanlar
    f.Uyuşturucu ve psikotrop maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç etme ya da bu fiillere teşebbüs etme, satma, satışa arz etme, satın alma, bulundurma, herhangi bir şekilde başkasına devretme veya devralma, sevk veya nakletme, alınıp satılmasına veya devrine ya da her ne suretle olursa olsun tedarikine vasıta olma suçlarından biriyle mahkum olanlar
    g.Ruhsatlı silahını geçici de olsa başkalarına verdikleri için hüküm giyenler
    h.Kanunun 12, 13, 14 ve 15?nci maddelerine belirtilen suçlardan dolayı 6 aydan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar
    i.Kanunun 4?üncü maddesinde yazılı silahlardan birini kullanmak suretiyle suç işleyen ve bu suçtan dolayı hapis ve/veya ağır para cezasına mahkum olanlar
    j.Ruhsatların veriliş nedenleri ortadan kalktığı halde durumu ruhsatı veren makama altı ay içinde bildirmeyen ruhsat sahipleri
    k.Kanunun Ek 1 inci maddesinde belirtilen ateşli silah taşınması yasak yerlerde silah taşıyanlar
    l.Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü demirbaşına kayıtlı silahları amacı dışında kullananlar
    m.Mahkeme kararı ile ya da haklarında verilen mahkumiyet kararının sonucu olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden tard veya ihraç edilenler, rütbesinin geri alınmasına hükmolunanlar ile 926 sayılı Kanunun 50? inci maddesinin (c) bendi, 3269 sayılı Kanunun 16?ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 3466 sayılı Kanunun 15?nci maddesi uyarınca disiplinsizlik veya ahlaki durum sebebiyle ayırma işlemine tabe tutulanlar, 3269 sayılı Kanunun 12?nci maddesi uyanıca ilişikleri kesilenler veya 1402 sayılı Kanunun 2?inci maddesi gereğince emekli edilenler.
    n.Kısıtlı olanlar ile kamu hizmetinden yasaklılar
    o.Akıl hastası veya psikolojik ve nörolojik rahatsızlıkları olanlar
    p.6831 sayılı Orman Kanununa muhalefet suçundan dolayı altı aydan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar
    q.21 yaşını bitirmemiş olanlar
    SİLAH KULLANMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN GENEL KURALLAR
    1.Silahını emniyetli olarak nasıl kullanılacağı öğrenilmelidir. Emniyetli olarak nasıl kullanılacağını öğrenmeden hiç kimse silah kullanmamalıdır.
    2.Silah sahipleri silah kullanımında ve muhafazasında asla aşırı güven duymamalıdırlar.
    3.Silaha her zaman doluymuş gibi davranılmalıdır. Silah ele alındığında her zaman çok büyük özen gösterilmelidir.
    4.Namlu ağzı her zaman emniyetli bir yöne tutulmalıdır. Bu özellikle silah doldurulurken, boşaltılırken ve sökülürken önemlidir.
    5.Silah hiç bir zaman canlı bir hedefe yöneltilmemeli ve tetik düşürme gibi tehlikeli alışkanlıklar edinilmemelidir.
    6.Silah kesinlikle şarjörü üzerinde ve dolu olarak saklanılmamalıdır. Fişek ve silah ayrı ayrı yerlerde bulundurulmalıdır.
    7. Mutlak zaruret olmadıkça fişek yatağında fişek bırakılmamalıdır.
    8.Silah ve mühimmatı çocukların rahatlıkla ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edilmelidir.
    9.Sökme, takma ve temizleme gibi işlemler etrafta kimsenin bulunmadığı boş alanlarda veya bir odada yapılmalıdır.
    10.Hiçbir zaman alkollü, uykusuz ve sinirli iken silah ele alınmamalı veya ulaşılabilecek yakınlıkta bulundurulmamalıdır.
    11.Silah her ne amaçla olursa olsun dolu olarak bir başkasına verilmez. Şarjör çıkarılır, fişek yatağının boş olduğu tespit edildikten sonra verilebilir.
    12.Silah ele alındığında veya kılıfına koyulurken mutlaka işaret parmağı tetik korkuluğu üzerinde tutulmalı kesinlikle tetiğe dokunulmamalıdır.
    13.Silahı hiç bir zaman şeytan doldurmaz. Bunun için başkalarınca silahın kurcalanmamasına özen gösterilmelidir.
    14.Silahınıza uygun aksesuarlar kullanılmalı, kılıf ve kabze gibi aksesuarların silah ile uyumlu olduğundan ve emniyetine engel teşkil etmediğinden emin olunmalıdır.
    15. Silahın emniyet sistemine veya teknik özelliklerine güvenilerek şakalaşma ve benzeri davranışlarda bulunulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki silah şaka aracı değildir.
    16.Silahın yere düşürülmemesine dikkat edilmesi, hem silahın korunması, hem de bir kazaya sebebiyet verilmemesi açısından önemlidir.
    17.Özellikle düğün, eğlence yerleri gibi toplu halde bulunulan yerlerde silah konuşmanın odak noktası haline getirilmemelidir.
    · Küçük çocukların ve gençlerin bulunduğu ortamlarda silahı özendirici konuşmalardan, hal ve hareketlerden kaçınılmalı, onlara silahın tehlikeleri anlatılmalıdır.

  • FAŞİST SALDIRI

    [photo]35900089[/photo]

    Türk olan herşey Kürdün sadırısı altında

    Son yirmi yıldır Türkiye’de bir Kürt örgütlenmesi yapılmaktadır. Kürtler, tek bir temelde örgütlenmektedir: Kürtsen bizdensin. Yani, siyasal inanışlar, toplumsal özlemler değil, etnik aidiyet Kürtleri birleştiren noktadır. Böyle böyle, bir “bizden” kimliği yaratılmıştır. Bu ise artık önü alınamaz bir Kürtlüktür. Bu Kürtlük şimdi gemi azıya almıştır.

    Türkiye’nin hemen hemen her ilinde, PKK ve Apo posterleri ile sokağa çıkan binlerce “iyi Kürt” bulunmaktadır. Türkiye’nin her yerinde eline taşı alıp Türk polisine, Türk karokollarına saldıran “iyi Kürt” bulunmaktadır. Bu tür toplumsal eylemlere, bir kışkırtma denilerek geçilemez. Kışkırtmanın bir zemini vardır. O zemin, yaratılan milli kimliktir.

    Bugün yaratılan Kürt milli kimliğinin en önemli özelliği ise Türk düşmanlığıdır. Türk karakolu, Türk askeri ya da polisi saldırı altındadır, ancak bunların saldırıya uğramasının temel nedeni Türk olmalarıdır. Karakol, asker, polis, Türk egemenliğinin simgesi olduğu için saldırıya uğramaktadır.

    Bu ülkede bir etnik çatışmadan ve kışkırtmadan bahsedeceksek, bu etnik kin tohumlarını ekeni görmemiz gerekir. Türkiye’de Türkler, değil herhangi birine karşı etnik kin beslemeyi, “Ben Türküm” bile demezler.

    Ama ısrarla “Ben Kürdüm” diyenler, bir süre sonra “Ben Türk devletini istemiyorum” demektedir. Böyle bir ortamda, bu devleti istemeyen Kürdün, bu devleti isteyen Türkle karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olur.

    Bugün böyle bir karşıtlık olmadığı söylense de gelişmeleri iyi okumak gerekir. PKK, tüm yurtta “serhıldan” çağrısı yapmıştır. Serhıldan, halk ayaklanması demektir. Yani eli ayağı tutan her Kürt, eline bayrağı, afişi alıp sokağa çıkıp eylem yapacaktır. Bu tür küçük gösteriler, büyük ayaklanmanın hazırlığıdır. Önce halk devletle karşı karşıya gelmeye alıştırılacaktır.

    Son dönemde Batman’da, Van’da, Diyarbakır’da, Adana’da, Mersin’de bir türlü durdurulamayan küçük ayaklanmalar bu çerçevede ele alınmalıdır. Bu, yanlış bir ifade ile PKK’nın Türkiye’yi Filistinleştirme politikasıdır. Eline taş alan her Filistinli çocuk nasıl ki İsrail hedeflerine -sivil, asker!- saldırıyorsa, Kürt çocuk da aynısını yapacaktır.

    Devletin en tepelerinde bu sözlerin sarfedilmesi PKK propagandasına alet olmaktır. Türkiye’yi İsrail konumuna sokan yönetici, İsrail’de devletin kendisini savunduğunu, bu işi vatandaşa havale etmediğini de bilmelidir!

    PKK’nın etnik kışkırtması kendi zeminini bulmuştur. Etnik milliyetçilikle beslenen Kürtler bugün Türk devletine savaş açmıştır. Ancak buna karşı Türk devletinin bir tutunma zemini yoktur.

1 2 3 4 5 ...

Blog mesajı yaz

Blog etiketleri

Etiket kullanılmadı