http://netlog.com/gfb_sananeugurugurgfb_sananehttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/041/231/41231542.jpgTürkiyeİstanbul gfb_sanane profil sayfası

gfb_sanane

erkek - 21 yaş, Istanbul, Türkiye


RSS bildirimi

Blog 23


  • GERÇEK AŞK

    Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:

    Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil...

    Bir gün, adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş... Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.

    Aşk, adada en son kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.

    . Ada neredeyse battığı zaman ;Aşk yardım istemeye karar vermiş.

    Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.

    Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın ?" diye sormuş.

    Zenginlik, "Hayır, alamam.

    Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.

    Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir den yardım istemiş.

    - "Kibir, lütfen bana yardım et !"
    .
    - "Sana yardım edemem, Aşk.

    - "Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş Kibir.

    Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş :

    - "Üzüntü, seninle geleyim."

    - "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."

    Mutluluk da Aşkın yanından geçmiş;

    Ama o kadar mutluymuş ki Aşkın çağrısını duymamış.

    Aşk, . birden bir ses duymuş.

    - "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."

    Bu Aşk an biraz daha büyük birisiymi.

    Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.

    Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk a yardım eden yoluna devam etmis. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk,

    Bilgi ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?"

    - "O, . Zaman idi" diye cevap vermiş Bilgi.

    - "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.

    Bilgi gülümsemiş:

    - "Çünkü sadece Zaman Aşkın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..."

  • Sanal Aşk

    Bu cok guzel ilkbahar sabahinda deniz kenarina park ettigi arabasinda, bu sarkiyi mirildanarak denize bakiyordu kadin.. Arabadan cani inmek istememisti.. Oysa hava ne guzeldi.. Kara kis bitmis, ilkbahar gelmisti iste. Onun oralara karakis geliyordur su aralar diye gecirdi aklindan.Sonra ne guzel bir sarki bu diye dusundu. Insanin icini burkarken ayni zamanda dudaklarin iradesizce sarkiya katiliyor..

    Neydi onu bu kadar melankolik yapan. sevdigi terketmisti. Bu gune kadar kac sefer terk edilip, terk etmisti.. Neydi onu bu terkediste bu kadar cok yikan? Onun yazdiklarini hatirladi.. ici burkuldu gene.. Daha ilk satirda hissetmisti onun bir ayrilik mektubu oldugunu..

    Nasil kanmisti yalanlarina? Hani gelecekti? Hani uzakliklar onun icin sevgisini kamcilayan bir kirbacti.. Yollar uzadikca, onun sevgisi artiyordu hani.. Nasil inanmisti bu yalanlara?.. Neden bu kadar muhtacti sevilmeye.. Neden kanmisti.. Adinin bile O oldugundan emin olmadigi birine.. Tum bunlari hak edecek ne yapmisti?Acaba adam, kadinin, ona oldugu kadar durust muydu? Yoksa hepsi koca bir hic miydi?Bombos hayallerle dolu birbucuk yilini dusundu.. Kalemi aldi eline ve yazmaya basladi...

    Bir gun ask biter..
    Anilarda tadi kalir..
    Yarim kalan askin tadi..
    Damaklarda saklanir..
    Belki de yasanmayan asklar..
    Bu yuzden hep tatlidir..

    Siiri gozyaslari icinde okudu. Kalemi elinden birakti, arabadan cikti. Bu ara ne cok kilo verdim , bu ask sadece kilo vermeme yaradi diye dusunup gulumsedi.. Hayir dedi 7 yil sonra siir yazmama yaradi, 7 yil sonra kalbim oldugunu hissetmeme, 7 yil sonra birini sevmenin ve 7 yil sonra sevilmenin ne guzel oldugunu hatirlamama, ilk defa adima yazilmis bir sarkida mutluluktan aglamama yaradi diye dusundu..

    Arabaya gitti, cep telefonunu eline aldi.. Bir an oyle kaldi.. Arayip aramamak, arasinda bocaladi.. Cep telefonunu birakti ve kalemini alip yazmaya basladi.

    Neye yarar yuregimiz dolu olmazsa askla,
    Neye yarar bu dunya ,ask olmasa...
    Yazilabilir miydi siir?
    Cizilebilir miydi resim?
    Sarkilar yurekten soylenir miydi boylesine?
    Dusebilir miydik..?
    Suzulen bir yaprak gibi sevginin kucagina..
    Acilabilir miydik?
    bir yelkenli gibi..
    ask denizinin koynuna..
    ask olmasa..

    Gozlerindeki yaslari tekrar sildi, arabasini calistirdi, eve dogru surdu.. Belki bir e-mail daha gelmistir diye dusundu.. Affet diyen.. Yuzunu bir gulumseme sardi.. ASK SANAL BILE OLSA GUZELDI...

  • Kal Sağlıcakla

    Kader defterimin dram bölümü;
    Sana tutsak ettim sefîl gönlümü,
    Esaret yerine bil ki ölümü,
    Seçerim sevgilim kal sağlıcakla.

    Benimle bir dünya dar geldi sana,
    Seviyorum demek ar geldi sana,
    Kara toprak daha yâr geldi bana,
    Göçerim sevgilim kal sağlıcakla.

    Göçüp gidenlerin son nefesini,
    O sessiz ülkenin efsânesini,
    Hayatla ecelin mesafesini,
    Ölçerim sevgilim kal sağlıcakla.

    Çektiğim çileler gelmiyor dile,
    Söylesem nafile, yazsam nafile,
    Senden vazgeçersem, Sırat'tan bile
    Geçerim sevgilim kal sağlıcakla.

  • BABAMI İSTİYORUM

    Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
    çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
    Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
    kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
    adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi.
    Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
    istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
    istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
    üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
    verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
    "Benim senin saçma oyuncaklarına veya
    benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
    derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
    Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
    Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere
    cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat
    geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
    çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını
    düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
    Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
    Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye
    sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
    "Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
    az önce sert davrandığım için üzgünüm.
    Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
    Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler
    babacığım"... Hemen yastığının altından
    diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın
    suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
    Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
    olduğu halde neden benden para istiyorsun?...
    Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
    vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
    ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
    mahcup bir gülücükle paraları
    babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
    Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."

  • ÇİÇEKLE SU

    Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

    İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
    birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

    Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
    içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.

    İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
    "Sırf senin hatırın için ey su" diye...

    Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
    birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
    çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

    Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
    "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.

    Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
    alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

    Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
    seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
    yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
    Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

    Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
    etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

    Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
    ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
    artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
    Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
    çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...

    Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
    başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
    gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
    karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
    nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
    çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
    ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."

    Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
    nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
    bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
    Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.

    Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
    "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

  • HERKES İÇİN BİRAZ MUTLULUK

    Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.
    Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu
    bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.

    Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl
    olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..
    “Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...

    Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,
    Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.

    Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye
    gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,
    her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun...
    Nasıl başarıyorsun bunu?

    Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki
    seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.
    Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki
    seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.

    Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
    Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..
    Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını
    göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.

    Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?
    Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.
    Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl
    davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl
    etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının
    iyi ya da kötü olmasını seçersin...
    Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..

    Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar
    görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek
    yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.

    Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun
    için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler...
    Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.
    Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

    Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.
    Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi
    Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.
    Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..
    Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.

    Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..
    Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.
    Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.
    Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla
    sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki
    ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler
    bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,
    biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..

    Ne yaptın? diye merakla sordum..
    Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak
    herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..
    Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler
    merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi
    toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..

    Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..
    Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.
    Otopsi yapar gibi değil..

    Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları
    sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük
    katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.

    Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız
    ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..
    Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..

    Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:

    1. Unutup gitmek.
    2. Kesip saklamak,
    kopyasını, dostlarınıza dağıtmak..

    Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.

  • bn

    kinci deilim ama unutmam, şevkat gösteririm ama şımartmam, ciddiye alırım ama kapılmam, huzur veririm ama söz vermem, SAHİP OLURUM AMA AİT OLMAM...!

  • Bir Şiir Ve Aşk Hikayesi

    Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..

    Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..

    . Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark . etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..”anladım” der gibi bir gülümseyişti bu…

    Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..

    Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..

    Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır . ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce…

    Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O . zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan “tabi” dedi.. “bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız..”

    “Mutluluk işte bu olmalı” . diye düşündü delikanlı.. “Mutluluk işte bu!..”

    Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı . delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki…

    Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş . gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. “Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana’da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak..”

    Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..

    Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız “keşke orada olsaydın” demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..

    Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. “Bu sana” diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl’ın dört satırını okurken…

    “Ne hasta bekler sabahı
    Ne taze ölüyü mezar…
    Ne de şeytan bir günahı
    Seni beklediğim kadar!..”

    Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken..

    - “Sana bir şeyler söylemek istiyorum” dedi kız..

    O da heyecanlıydı, belli.. “Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden . daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok..”

    “O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!” dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden…

    Yıllarca sonra Levent Yüksel’in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu’nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk “onurlu” olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. . O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu…

    Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti…Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. “Günlerdir seni arıyorum” dedi kız. “Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..”

    “Yaa” dedi delikanlı.. “Yaa” dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: “Yaaa!..” Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. “Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün..” dedi. “Bu da sonu onun…”

    Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken…

    “Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni.
    Bırak vehmimde gölgeni
    Gelme artık neye yarar!..”

    Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık . yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?

    . Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!…

  • Söylenmemiş Bir Aşkın Hikayesi

    Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendini.. Sokağa çıkmıyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayatı.. Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa..

    Bir yığın vitrinin önünden geçti.. Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar..

    Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi.. Kız gülümseyerek koştu ona.. “Size nasıl yardım edebilirim” diye.. Nasıl bir gülümsemeydi o.. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı… Kekeledi, geveledi, sonra “Evet” diyebildi.. Rastgele bir plağı işaret ederek.. “Evet.. Su CD’yi bana sarar mısınız?..” Kız CD’yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı . dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı…

    Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana.. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alınıp sardırılan CD’lerle geçti..

    Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda.. Annesi “Git konuş oğlum, ne var bunda” dedi.. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda “Sizinle arkadaş olabilir miyiz” diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan..

    İki gün sonra evin telefonu çaldı.. Anne açtı telefonu.. CD dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan.. Delikanlıyı istedi.. Notunu yeni bulmuştu da.. Anne ağlıyordu.. “Duymadınız mı?” dedi.. “Dün kaybettik oğlumu..”

    Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda… Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı… Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü… Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı.. İçinde bir CD vardı, bir de minik not.. “Merhaba… Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum.. Bir akşam birlikte çıkalım mı?.. Sevgiler.. Jacelyn!.” Anne bir paketi daha açtı.. Onda da bir CD ve bir not vardı.. “Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık.. Sevgiler.. Jacelyn!..”

  • nicklerim :)

    (”●”)..кαLвiiм ανυcυмα ѕιgмιуσя αятιк αййзз..(”●”)

    KaŁßim SöZz v£rDi ßana,GuRuRŁu OŁaCak..’HAK£TM£Y£NİN’GöTüNü kaŁDırMaYaCaK…!

    HaYaTıMdAn GiDeNLeR…BiR DaHa GeRi GeLMeYi HaYaL BiLe eTMeYiN…HaYaTıMa YeNi GiReNLeR…GiTMeYi DüŞüNüRSeNiZ…HiÇ BeKLeMeYiN..

    Kârânlîğîn pêzêvênk ølûp yâlnîzlîğî bânâ sâtmâsînâ, yâlnîzlîğîn ørøspû ølûp bênîmlê yâtmâsînâ âlîştîm ârtîk.

    Konuşmazsan konuşmam —–> çenesi düşük deiLim.
    ßakmazsan bakmam —–> merakLın deiLim.
    GüLmezsen güLmem —–> daLgacı deiLim.
    YaLanLarını dinLemem —–> yaLaka deiLim.
    Marka merakım yok —–> şekiLci deiLim.
    Süper zekayım demem —–> biLim adamı deiLim.
    Atıp,tutmam —–> koLpa deiLim.

    this life aint what i wanted… Bu benim istediqim yasantı deqiL … !

    ѕєνєηιмιz σℓѕαу∂ι ѕєяѕєяι σℓмαz∂ıк…!

    вαşкαℓαяıηı Ⴣєт αмα кєη∂ιηι αѕℓα ѕözℓєя∂є уαℓαη çσктυя αмα gözℓєя∂є αѕℓα υηυтυℓмα∂ıgıη zαмαη υηυтυℓ∂υм ѕαηмα ιηѕαη нєяşєу∂єη вıкαя αмα ѕєν∂ιgιη∂єη αѕℓα

    вєкαя ιмαм кöу∂є αşıк σℓ∂υgυ кızı ιѕтємιş νєямємιşℓєя єzαη ναктι gєℓιη¢є∂є мιкяσƒαηα gєçмιş ѕıяα∂αкι єzαηı ѕєνιρтє кαвυşαмαуαηℓαяα σкυуσяυм ∂ємιş..

    єgєя вιяgüη gι∂є¢єкѕєη ѕιм∂ι ∂є gєℓмє!

    Burasi İstanbul……… Ferman Gerekmez Delikanli Yuvasidir Cakallar Giremez…!!!!

    ~²ºº8~¦ßا K¿§iÑ N¡©KiM yÚ®£ĞÌm GïB¦~²ºº8~

    çapкınlıк тenleяde dolasmaк değil кalpleяde unuтulmazı oynamaктıя…

    .//Há¥áT ¥íÑé…; qíRí$, qéLí$mé, SoNuÇ.. qírí$ ; ÑéDéѧíZ…. qéLí$Mé ; úMíT§íZ…§oÑuÇ ; GéRéK§íZ//.

    TeSbİH ELdE EmAnEt BeLdE SeVdA YüReKtE OLmALı..TeSbİhİ SaLLaMaYı EmAnEtİ KuLLaNmAyI SeVdAnI YüReKtE YaŞaMaYı,BiLmİyOsAnn TaŞıMa O YüReGii

    єℓℓєяίи αگкı кαçмıگ کєиίи gǿzℓєяίиє… вυ ∂єƒα ”вαиα” мüکα∂є…

    KaLemimi Kıran Hakime DeğiL,KeLepçeyi Takan Askere DeğiL,Beni YakaLayan PoLise DeğiL,Dar Ağacına Asan CeLLada DeğiL ”Arayıpta Sormayan DostLarıma İsyanım”…

    SuLtan 0Lmuşh KahpeLér.. DeLikanLı 0Lmuşh İpneLér..Hanım Efendi 0Lmuşh SürtükLer.. MumLa Aranır 0Lmuşh ßénim qibiLeR

    BirSey` Benim` DeiLse` YeteRinCe` İstemedigimdendiR“…!

    Benimle Konusmak İcin Akıllı Olmalısın Bana Yetişmek İcin Hızlı oLmaLısın Beni GEcmeKmi İstiyorsun Şaka Yapıyo OLmasLısın

    ßana Hawa AtıCan Die K3ndini Kasma Damarındaki kanın ßiLe ßana HasTa!!!

    if i had known,i wouldnt waste my life for you..
    anLamı : ßilseydim, ömrümü senin için wermezdim..

    :::υηυтυℓмαмαк υηυтмαмαуı ємяє∂єя:::

    ' HayaT baNa qıCıq KapıYo ..bnDe oNa !!

    oraLarda benden yhok bi düşünsen anLarsın..buraLarda senden çoook bi görsen şaşarsın..!

    вiz SєяSєяi σLup γaтaктa uηuттuкLaяıмızda dєğiL dєLiкaηLı σLup єLıηı вiLє тuтaмadıкLaяıмızda aяadıк aSкı

    καсιгdιqιи негsеч ісіи ріsмαиlικ duчαгѕи,ріsмαиlικ duчduquи ніс віг ѕеч ісіи ѕαиα αсιмαм...

    hayat bi sınavsa adımı yazar çıkarım!!!

    Kayßétméq VardıR Vasqécméq AsLa Özür VardıR YaLvarmaq AsLa Sévméq VardıR İhanét AsLa UnutuLmaq VardıR Unutmaq AsLaa!!

« 1 2 3

Blog etiketleri

Etiket kullanılmadı