halide_edip_ADIVAR profil sayfası

halide_edip_ADIVAR

bayan - 85 yaş


RSS bildirimi

Blog 36


  • Kömür Dağıtsa Başına Bu İşler Gelmeyecekti

    İzmirin Dikili SHP li belediye başkanı 10 tona kadar su tüketenden para almayınca "görevi kötüye kullanmaktan" hakkında dava açıldı.Dün 11 meclis üyesiyle ifade veren başkan "Ekmeğide 25 kuruşa satıyoruz.Bunları halk için yapıyoruz" dedi.
    Halka ücretsiz su dağıtmak, ucuz muayene ve bedava otobüs hizmeti "suç kapsamına" girdi.Dikili belediye başkanı SHP li Osman Özgüven, ilçede uyguladığı "sosyal belediyecilik" hizmetleri için görevi kötüye kullanmak suçlamasıyla karşılaştı.Başkan Özgüven hakkında halka bedava su verdiği için soruşturma ve dava açıldı.
    Dikili de belediye otobüslerini ücretsiz yapan otobüse binen öğrencileri evlerinin önüne kadar bıraktıran, belediyeye ait sağlık merkezinde 1 ytl ye muayene, 6 ytl ye röntgen çektiren, parası olmayanlardan bu ücretleri de almayan, belediye fırınında ekmekleri ucuza satan Özgüven, ayda 10 tona kadar su kullanandanda ücret almıyor.
    Milletin zaten zorda olduğunu ekmek almakta bile zorlananlar varken su parası almanında daha zor olduğunu belirten başkan 11 ton tüketenden bunun parası alındığını böylece insanlarında su tasarrufu yapmaya teşvik edildiğini bildirdi.


    ACABA DİYORUM DİKİLİYE Mİ TAŞINSAK YOKSA BÖYLE BELEDİYE BAŞKANLARININ ARTMASI İÇİN DUA EDİP DİKİLİ'DE ACABA İŞ VAR MI DİYE SORUŞTURSAK MI

  • DURMAK YOK TALANA DEVAM !..‏




    Erdoğan Asker arkadaşını da unutmadı

    Seçimlerde milletvekili adayı gösterilmeyen AKP’lileri, partileri yalnız bırakmadı.

    Yaklaşık 40 isim çeşitli bakanlıklarda müşavirlik gibi kilit noktalara getirildi. Ataması gerçekleştirilen isimler arasında

    Başbakan Erdoğan’ın askerlik arkadaşı ve Cumhurbaşkanı Gül’ün 40 yıllık dostu da bulunuyor

    AKP, seçimlerde milletvekili aday listesine koyamadığı veya aday gösterildiği halde seçilemeyen üyelerini mağdur etmedi. 40’a yakın isim, devlette önemli yerlere atandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 40 yıllık yakın arkadaşı Bahaettin Cebeci de söz konusu isimler arasında. 2007’de AKP Kayseri 7. sıra adayı olan Cebeci, Cumhurbaşkanı danışmanı olarak atandı.

    ASKER ARKADAŞI VAR

    İnce, Baykal’a verdiği listeye ‘İslam’da reform olmaz’ sözleriyle gündeme gelen Azmi Özcan’ı da ekledi. Özcan, rakibinden daha az oy almasına karşın Bilecik Üniversitesi Rektörü olarak atanmıştı. İnce, ayrıca CHP’den milletvekili aday adayı olan Hüseyin Karakuş’un geri döndüğünde Daire Başkanlığı’ndan eğitim uzmanlığına düşürülmesini de örnek gösterdi. Muharrem İnce, Talim Terbiye Kurulu üyesi iken MHP’den aday olan Veli Kılıç’ın ise eğitim uzmanı olarak işe başlatıldığını, eski unvanına ancak yargı kararıyla döndüğünü de ekledi. İşte CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce tarafından Genel Başkanı Deniz Baykal’a sunulan torpil listesi:

    Ahmet Er: Öğretmen, Erdoğan’ın askerlik arkadaşı. 2007’de AKP’den Erzurum 7’nci sıra milletvekili adayı. 2002 yılında aday adayı. MEB Müşavir-Daire Başkanı olarak atandı.

    Muzaffer Külcü: 22’nci dönem AKP Çorum milletvekili. Atandığı yer: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ETİ Maden Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu üyesi.

    Abdüssamet Aslan: Mühendis. 2007’de Kahramanmaraş milletvekili adayı. Atandığı yer: MEB Müsteşar Yardımcısı.

    Ahmet Bekar Conkar: 2007’de İstanbul 1’inci bölge AKP milletvekili adayı. Atandığı yer: Başbakanlık müşaviri.

    Ömer Fatih Sayan: Mühendis, 2007’de İstanbul 1’inci bölge AKP milletvekili adayı. Atandığı yer: Başbakanlık müşaviri.

    VEKİL OLAMAYINCA...

    Feramuz Üstün: Serbet muhasebeci. 2007’de Gümüşhane AKP milletvekili aday adayı. Atandığı yer: İller Bankası yönetim kurulu üyesi.

    Selahattin Beyribey: Doktor, 22’nci dönem Kars milletvekili. Atandığı yer: Sağlık Bakanlığı müşavir.

    Mustafa Özgül: Bakan danışmanı. 2007’de Yozgat AKP aday adayı. Atandığı yer: Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdür yardımcısı.


    Başlarına talih kuşu kondu

    Ayşe Fert Dökmeci: 2007’de Eskişehir 4’üncü sıra milletvekili adayı. Atandığı yer: Milli Piyango Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Üyesi.

    Ethem Kalın: Veteriner, 2007’de Eskişehir Milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Maliye Bakanlığı danışmanı.

    Serecattin Çom: Doktor, 2007’de Eskişehir Milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Sağlık Bakanlığı, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü.

    Alim Tunç: Doktor, 22’nci dönem AKP Uşak milletvekili. Atandığı yer: Sağlık Bakanlığı Müşaviri.

    Abdullah Yağlı: Bağ-Kur eski Genel Müdür Yardımcısı, 2007’de AKP Kırıkkale milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Çalışma Bakanlığı, Müsteşar Yardımcısı

    YÖK’E ÜYE OLDU

    Nurettin Konaklı: MEB Strateji Geliştirme Dairesi Başkanvekili, 2007’de AKP Malatya milletvekili aday adayı. Atandığı yer: MEB, Strateji Geliştirme Daire Başkanı.

    Talip Kaban: 22’nci dönem AKP Erzincan milletvekili. Atandığı yer: Kamu Görevlileri Etik Kurulu Üyesi.

    Salih Aynural: İstanbul 3’üncü bölge, 17’nci sıra milletvekili adayı. Atandığı yer: Kamu Görevlileri Etik Kurulu Üyesi.

    Sultan Murat Aydın: Din bilgisi öğretmeni, AKP Erzurum milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Sosyal Hizmetler İl Müdürü.

    Sabahattin Kalyoncuoğlu: 2007’de AKP Trabzon milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı.

    Durmuş Günay: 2007’de AKP Milletvekili aday adayı. Atandığı yer: YÖK üyesi.

    Hakan Taşcı: İşadamı, 22’nci dönem AKP Milletvekili. Atandığı yer: Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşavir.

    Hasan Kaplan: MEB Genel Müdür vekili, 22’nci dönem AKP Milletvekili Mahmut Kaplan’ın kardeşi. Atandığı yer; MEB Yurtdışı Eğitim Öğretim Genel Müdürü.

    AKRABALAR UNUTULMADI

    Harun Önalan: 2007’de AKP Malatya milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müşavir.

    Selahattin Varan: 22’nci dönem Gümüşhane milletvekili Sabri Varan’ın kardeşi. Atandığı yer: Aydın Bayındırlık ve İskan İl Müdürü.

    Muammer Gürbüz: AKP Tekirdağ Milletvekili Ziyaettin Akbulut’un akrabası. Atandığı yer: Özel Öğretim Kurumları Genel Müdür Yardımcısı.

    Adnan Ekinci: AKP İstanbul 2’nci bölge milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Ulaştırma Bakanlığı, Müşavir.

    Adem Tatlı: Veteriner, 22’nci Dönem AKP Giresun Milletvekili. Atandığı yer: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Müşavir.

    Nurettin Kaldırımcı: 20’nci dönem Fazilet Partisi Kayseri milletvekili. Atandığı yer: Rekabet Kurulu Başkanı.

    İsmail Barış: İlahiyatçı, 2002 AKP milletvekili aday adayı. Atandığı yer: SHÇEK Genel Müdürü.


    Mühendis olmayan ilk genel müdür

    Mehmet Hamdi Yıldırım: İktisatçı- 2007 AKP Konya milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Maden İşleri Genel Müdürü (jeoloji veya maden mühendisi olmayan ilk genel müdür).

    Ali Zor: 2002 AKP Ankara 12’nci sıra milletvekili adayı. Atandığı yer: Ulaştırma Bakanlığı, müşavir.

    Selahattin Çimen: Enerji Bakanlığı müsteşar vekili, 2007 AKP Sivas milletvekili aday adayı. Atandığı yer: BOTAŞ Yönetim Kurulu üyesi.

    Mehmet Yüksektepe: 22’nci Dönem Denizli Milletvekili. Atandığı yer: Telekom Yönetim Kurulu üyesi.

    Mustafa Ilıcalı: 22’nci dönem Erzurum Milletvekili. Atandığı yer: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, danışman.

    Zülfü Demirbağ: 22’nci dönem AKP Elazığ milletvekili. Atandığı yer: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, danışman.

    İlhan Albayrak: 22’nci dönem AKP İstanbul milletvekili. Atandığı yer: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, danışman.

    Nedim Küçüker: 2002, AKP Erzincan 3. sıra adayı, 2007 Erzincan milletvekeili aday adayı. Atandığı yer: TBMM Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı.

    Mehmet Altun: Veteriner, 2007 AKP Şanlıurfa Milletvekili aday adayı. Atandığı yer: Bolu Tarım İl Müdürü.



    Kadir Topbaş’tan teselli ikramiyesi

    Seçim sonrası gerçekleşen teselli atamaları hükümetle sınırlı değil. 22 Temmuz seçimlerinde seçilemeyerek veya aday gösterilmeyerek Meclis dışında kalan bazı AKP’liler, 3 bin YTL’ye varan maaşlarla İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde yönetim kurulu üyesi oldu. Son genel seçimlerde aday gösterilmeyen AKP Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı, Topbaş’a ulaşım alanında danışmanlık yapmaya başladı. Aday gösterilen ancak seçilemeyen Abdülkadir Ömer Abamor ile Yahya Baş ise, Topbaş’a şehircilik alanında danışmanlık yapıyor. Abdülkadir Ömer Abamor İSFALT’a, Yahya Baş ise İSTON’a yönetim kurulu üyesi oldu. Son seçimlerde aday gösterilmeyen Gürsoy Erol da İSPARK’a yönetim kurulu üyesi oldu. Topbaş’ın sınıf ve asker arkadaşı İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ata Özer ise, belediye şirketlerinden Spor AŞ’de yönetim kurulu üyeliği yapıyor. (Akşam)



    "İnsanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu"

  • Önce Alıştırma - Sonra Uyuşturma...

    ERDAL ATABEK
    Önce alıştırmanız gerekir.
    Görüntüye.
    Seslere.
    Hareketlere.
    Sessizliğe.
    Çevrenizde olup bitenlere.
    Yavaş yavaş alıştırırsınız.
    Alışırlar.
    Türbana.
    Çarşafa, peçeye.
    Taşyapıya.
    Oğulların gemilerinin olmasına.
    Çocukların televizyon kurmasına.
    Yakınların yolsuzluklarına.
    Sevgililere alınan evlere.
    Çokeşliliğe.
    Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına.
    Ramazanda öğle yemeği verilmemesine.
    Beyaz takkeyle gezenlere.
    Hem de öyle alışırsınız ki size çok doğal gelmeye başlar.
    Bizde böyle deyip geçmeye başlarsınız.
    'Galiba demokrasi bu da biz mi anlamıyoruz?' diye kuşkulanırsınız.
    Sonra da uyuşursunuz.
    Yavaş yavaş uyuşursunuz.
    İçinizden bile tepki duymaz olursunuz.
    'En az üç çocuk yapın' derler, dinler geçersiniz.
    'Bizi azaltmaya çalışıyorlar' derler, gülme duygunuz bile
    kaybolmuştur.
    'Batı'nın ahlaksızlığını aldık' derler, öyle dinler durursunuz.
    Uyuşturmuşlardır sizi.
    Bir yandan Çanakkale zaferini kutlarsınız.
    Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra kaybettiğinizi bile
    fark etmezsiniz.
    Başbakanınız planlarını Amerika'ya açıklar.
    Siz burdan dinlersiniz.
    Amerika Ankara'yı işgal etmektedir.
    Siz İngilizce öğrenmeye çalışırken durumu göremezsiniz.
    ***
    Alışırsınız ve uyuşursunuz.
    Geçmişe dalıp gitmişken,
    geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz.
    Plan da bunun için yapılmıştır.
    Önce alıştırma.
    Sonra uyuşturma.
    Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.
    Yüzünüze çokkültürlülük derler, arkanızdan bölerler.
    Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.
    Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar.
    Alışırsınız.
    Uyuşursunuz.
    Tehlikenin farkında mısınız?

  • O milletvekilleri teşhir edilmeli!

    Meclis’te yaşanan rezaleti dün okudunuz... Bazı AKP’li milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı görüşülürken dünya demokrasi tarihine geçecek bir skandala imza attılar!
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın verdiği bir önergeyi “muhalefetin önergesi” zannederek reddettiler...
    Böyle bir hatayı neden yaptılar peki?
    Basit... Çünkü önerge görüşülürken Genel Kurul Salonu’nda değildi hiçbiri...
    Kimi kuliste çay içiyordu; kimi seçmenlerinin işini takip ediyordu!
    “Oylamaya geçiliyor” haberini duyar duymaz koşar adımlarla salona girdiler ve daha yerlerine bile oturmadan birbirlerine bakarak kollarını havaya kaldırdılar:
    “Hayır!”
    Böyle bir senaryoyu ben yazsaydım, Meclis Başkanlığı yemez, içmez “Meclis’in saygınlığını zedelemeye çalışmak” suçundan hemen hakkımda okkalı bir tazminat davası açardı!
    O milletvekillerinin hepsi de tek tek davacı olurdu; büyük bir ihtimalle!

    ***

    Bu skandal bana geçen yıl Van’ın Gevaş ilçesinde intihar eden 450 koyunu hatırlattı!
    Hani; sürünün en önde gideni, uçurumdan aşağı bırakmıştı kendisini de, diğerleri de onun arkasından atlamıştı!
    Büyük bir ihtimalle Meclis’te de böyle oldu:
    Salona ilk giren AKP’li vekil (kimse), baktı ki muhalif partiler “Evet” oyu kullanıyor, her zamanki gibi tersini yapması gerektiğini düşündü ve “Hayır” oyu verdi...
    Tabii; arkasından gelen arkadaşları da onu izledi!
    Biliyorum; AKP’li vekillerin bu davranışını, intihar eden koyunlarla kıyaslamak, koyunlara haksızlık oldu!
    Çünkü onlar “koyunluklarının” bedelini canlarıyla ödediler...
    Bizimkiler ise hiçbir şey olmamışçasına “başlarını sallamaya ve maaşlarını almaya” devam edecek!

    ***

    Oysa; aktörü oldukları rezaletin affedilir yanı yok!
    Beyinleri sadece “parti disiplini”yle güdülen, oyladıkları yasanın ne getirip, ne götürdüğünü umursamayan bu adamların ne Meclis’e hayırları olur, ne de millete! Bu yüzden AKP Grup Başkan Vekilleri’ne bir çağrıda bulunuyorum:
    Bardağı taşıran bu son skandalla, Atatürk’ün ve kahraman arkadaşlarının kurduğu Meclis’in güvenilirliğini zedeleyen, saygınlığını tartışma konusu haline getiren “şaşkın” milletvekillerinizin kimliklerini açıklayın!
    Açıklayın ki hem bütün AKP’li vekiller töhmet altında kalmasın; hem de bu arkadaşların yüzü kızarsın!
    Gerçi onlarda kızaracak yüz olsa, “teşhir” edilmeyi bile beklemeden istifa ederlerdi ya!

    ***

    VALİ BEY!
    Bingöl Valisi İrfan Balkanlıoğlu isyan etmiş:
    “26 Mart 2008 tarihi itibariyle Bingöl nüfusunun yüzde 77’si yeşil kartlı. Altında son model cipi olan bir vatandaşın da yeşil kart aldığını tespit ettik. Haksız yere yeşil kart alanlar hakkında inceleme başlattık.”
    İlahi Sayın Vali; senin görevin mi zengin yeşil kartlıları bulmak?
    Atlayıp kamyonun şoför mahalline, kömür dağıtsana paşa paşa!
    Yoksa koltuğundan mı olmak istiyorsun?

    ***

    GÜNÜN SORUSU
    Necmettin Erbakan, Refah Partisi’nin “Kayıp Trilyon Davası”nda sahte evrak düzenlemekten suçlu bulundu ve evinde de olsa hapis cezasını çekmeye başladı.
    İyi de... “Kayıp Trilyon” ne oldu? Buharlaştı mı?

    ***

    Topbaş’a büyük ayrıcalık!
    VATAN hafta içinde yılın habercilik başarısına imza attı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, sahibi olduğu Saray Muhallebicisi’ne, Fatih’te koskoca bir sokak tahsis ettirdiğini ortaya çıkardı!
    Habere göre; üç katlı Saray Muhallebicisi binasının yan yolu ‘hidrolik engel’le trafiğe kapatılmıştı. Engelleri kaldıran tek kumanda cihazı ise Saray yöneticilerinde bulunuyordu!
    İşin ilginci, VATAN dışında hiçbir gazete ve televizyon, Kadir Topbaş’ın bu pervasızlığını haber yapmadı... Belki de yapamadı!
    AKP’li yöneticiler de bu müthiş istismarı, “Bal tutan parmağını yalar” diye değerlendirmiş olmalılar ki; Topbaş hakkında soruşturma açtırmaya bile gerek görmediler!
    Lütfen düşünün:
    Diyelim ki Topbaş, AKP’li değil de CHP’li olsaydı, iktidar ve medya yine kendisine bugünkü kadar “hoşgörülü” mü davranırdı, yoksa çarmıha mı gererdi?

    Mustafa MUTLU

  • HALA UYANAMADIK



    Babası öldü.
    Yetim büyüdü.
    Üvey evlat oldu.
    Tutuklandı.
    Hapse atıldı.
    Sürüldü.
    İşsiz kaldı.
    (Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne:
    Harcamalarım
    fazla değil, zira gelirim hep az.)
    Hastalandı...
    Böbreklerinden.
    Vuruldu...
    Göğsünden.
    Mesleğinden atıldı.
    İdama çarptırıldı.
    Kardeşleri öldü.
    Çocuğu olmadı.
    Boşandı.
    Karaciğeri iflas etti.

    Evet...
    Mustafa Kemal Atatürk bu.

    Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o
    yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın
    evlatlarımız.

    Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folk lorik bir müsamere
    coşkusundan
    ibaret değil çünkü... Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü
    kavrasınlar.

    İşte liste yukarıda.
    Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş...
    Bunu anlatın.
    Direnen...
    Teslim olmayan ruhu anlatın.

    Korkmasınlar engellerden.
    Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
    Korkmasınlar işsizlikten.
    Korkmasınlar parasızlıktan.
    Korkmasınlar alçaklardan.
    Korkmasınlar doğrulardan.

    Yürek dediğin...
    Sadece organ değil arkadaş.
    Bunu anlayın!!!



    Izmir kurtulmus, çok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket
    edecekler...
    Trene binerler ve kompartimana çekilirler. Ertesi gün, yaveri,
    Atatürk'ün
    kompartimaninin kapisini çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde
    kravatini
    yikamaktadir. Yaveri: 'Pasam bu ne hal, hiç uyumadiniz herhalde; niye
    böylesiniz', der. 'Çocuk, kompartimanima yastikla battaniye koymayi
    unutmussunuz, kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm,
    uyumadim kalktim', der. Yaveri: 'Aman Pasam! Birimize haber vereydiniz;
    hemen size bir yastikla battaniye getirirdik', der. Ve bir ülke
    kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir:'Geç fark ettim,
    hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kiyamadim. Önemli
    olan benim uyumam degil; milletimin rahat uyumasi'. ATAMIZ SAYESINDE NE
    KADAR RAHAT UYUYORUZ KI; HALA UYANAMADIK ?

    bekir bekiroglu‏

  • Merdan Yanardağ ile Fethullah Örgütü üzerine



    kuşattı?

    “Türkiye Nasıl Kuşatıldı? Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası” adlı kitabın yazarı Merdan Yanardağ, Fethullah Gülen cemaati hakkındaki düşüncelerini Gerçek Gündem’le paylaştı.

    Gazeteci Merdan Yanardağ, son kitabını Gerçek Gündem’e anlattı.

    “Türkiye Nasıl Kuşatıldı? Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası” adlı kitabın yayınlanmasından sonra herhangi bir tepkiyle karşılaştınız mı?

    Kitabın şu anda üçüncü baskısı yapılıyor. Kitabın satışına ve dağıtımına baktığımız zaman devam edeceği de görülüyor. Aslında bu kitap bir gazetecilik çalışması. Akademik bir çalışma değil ancak akademisyenlerden entelektüellere buradan ortalama okuyucuya kadar uzanan geniş bir alana hitap ediyor.

    Dolayısıyla bu alanda yapılacak akademik çalışmaların da kaynağını oluşturabilecek, bu tip çalışmalar için referans olabilecek bir kitap. Kitabın büyük bölümü daha önce Kanaltürk’te benim hazırlayıp sunduğum iki programın bant çözümlerinden oluşuyor. Kitabın üçüncü bölümünde benim yaptığım analiz ve değerlendirmeler yer alıyor.

    TEHDİTLER VE AÇILAN DAVALAR

    Kitap bir çok tepki aldı. Bu tepkilerin önemli bir kısmı tehdit şeklinde. Şahsıma ve Kanaltürk’e yönelik tehditler. Tepkiler davalar biçiminde de yansıdı. Kitapta adı geçen Samanyolu Televizyonu, Zaman Gazetesi gibi kurumlar üzerinden açılan ve tekzip p yayınlatmak amacı olan davalardı. Önemli bir bölümünün daha çok cemaat mensuplarından geldiğini tahmin ettiğim tehditler de bulunuyor.

    Ancak ben bu alana ilişkin bilgileri kamuoyuyla paylaşmayı ve mücadele etmeye devam etmek niyetindeyim.

    “HÜKÜMETLE İLİŞKİLENDİRİLEBİLECEK BİR SİYASİ GÜCE SAHİP”

    Programın yayınlanması Türkiye’de büyük bir ilgi çekti. Beraberinde ve önemli bir tartışma başlattı. Medya alanında Fethullah Gülen ve cemaatine ilişkin ilk kez bu açıklıkta ve bu derinlikte bir program yapıldığını söyleyebilirim. Bunun bir çok nedeni var. Öncelikle Fethullah Gülen büyük bir medya imparatorluğuna, para ilişkilerine ve ticari ağa sahip bir kişi.

    Dolayısıyla medya dünyasında bir çok grupla ticari ve parasal ilişkileri bulunuyor. Aynı zamanda cemaat örgütlenmesinden gelen ve bugün hükümetle ilişkilendirilebilecek bir siyasi güce de sahip. Bu nedenle daha çok bu cemaatin parlatılmasına dayanan ve çok tehlikeli olmadığına dair yayınlar, objektiflik adına ortadan verilen haberlerle yazı dizilerinin ötesine geçememiş bir yayıncılık söz konusu.

    Bunları belirtirken büyük medya alanından söz ediyorum. Daha önce Cumhuriyet Gazetesi’nde Fethullah Gülen adına yapılan bir yazı dizisi mahkeme kararıyla durdurulmuştu.

    “TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK AMERİKANCI GRUP”

    Fethullah Gülen’in yakın arkadaşı Nurettin Veren’in yaptığı açıklamaları kitapta aktardınız. Sizinle görüşmeyi Veren mi talep etti?

    Hayır. Ben talep ettim görüşmeyi. Fethullah Gülen’in 35 yıl yanında bulunmuş, onun yardımcılığını yapmış ve Fethullah gülen cemaatinin dört kurucu üyesinden bir tanesi olan Nurettin Veren katıldı. Şöyle düşünüyorum; biz herhangi bir cemaatle ya da herhangi bir İslami örgütlenmeyle karşı karşıya değiliz.

    Türkiye’nin en sinsi ve planlı çalışan aynı zamanda da en etkili şeriatçı-İslamcı grubuyla yüz yüzeyiz. Bunun da ötesinde bugün ABD ile birlikte hareket eden, istihbarat örgütlerinin denetimine girmiş, özellikle de CIA’nin denetimine olan ve ABD’nin başta Ortadoğu olmak üzere Avrasya’daki stratejik planlaması içinde yer alan bir cemaat söz konusu. Fethullah Gülen cemaati tam da bu işlevi görüyor.

    Büyük Ortadoğu projesinin yaşama geçirilmesin de taşıyıcı örgütlenmelerinden ve güçlerinden biri olduğunu görüyoruz. Bu kitap esas olarak bunu ortaya çıkartmayı amaçladı. Ben programlarda ve kitapta bunu amaçladım. Kastettiğim; dünyada hiçbir yönetim sadece baskıyla ya da silah gücüyle ayakta kalamaz. Bunun yanı sıra toplumsal bir rıza, onay üretmek durumundadır. En azından kitleleri tarafsızlaştırmak durumunda kalırsınız. Fethullah Gülen böyle bir işlev görmektedir.

    ABD, en zengin enerji yataklarının, kaynaklarının olduğu bu bölgede sadece işgale ve silah gücüne dayalı bir egemenlik kuramaz. Onun için bunun teolojik bir arka planını hazırlamak gerekli.

    Fethullah Gülen, böyle bir teolojik/felsefi arka planı hazırlamakta. Türkiye’deki en büyük Amerikancı grup Fethullah Gülen hareketidir. Bugün hükümetle ittifak halindedir. İzlediği temel strateji devleti içerden fethetmek, ülkeyi kuşatarak teslim almaktır.

    “HİÇBİR BANKANIN DEĞERİ BU KADAR DEĞİL”

    Fethullah Gülen’in büyük bir para gücünü kontrol ettiğini söyleyebiliriz. Bank Asya gibi bankaları var. Bank Asya’nın %23 hissesi 7.5 milyar Dolar’a satılmıştı. Bu hisselerin bankanın dörtte birini oluşturduğunu baz aldığımızda bankanın değerinin yaklaşık 30-35 milyar Dolar olduğu görülüyor. Türkiye’de hiçbir bankanın değeri bu kadar değil.

    Yapı Kredi Bankası’nın bile fiyatı 4.5-5 milyar Dolar civarında olduğunu düşündüğümüzde Fethullah Gülen’in büyük bir para gücünü kontrol ettiği ortaya çıkmakta.

    Bank Asya örneği üzerinden düşünmek gerekirse; Finans alanında bu derece yaygınlaşmaları bu alanda söz sahibi olan kurumlara verilen yetkilerin sınırlı olmasından mı kaynaklanıyor?

    SPK ya da diğer bağımsız denetim organlarının hiçbirinin Fethullah Gülen’in ticari faaliyetleri ve finans sektöründeki işlerine dönük bir denetimi gerçekleştirdiğini söylemek mümkün değil. Böyle bir denetim yok. Bu tamamen politik bir gelişmedir.

    Yimpaş olayında ortaya çıktığı gibi; Fethullah Gülen hareketi/örgütlenmesi hakkında mevcut hükümetin ciddi bir soruşturmayı yürütme iznini vereceğini zannetmiyorum. Böyle bir şey yapmayacaklardır.

    “CIA’NİN İSTİHBARAT İSTASYONU”

    Fethullah Gülen bugün ABD’de yaşıyor. FBI ve CIA tarafından korunuyor. Yine biliyoruz ki Fethullah Gülen’in dünyada 94 ülkede okulları var. Bu okullarda iddia edildiği gibi Türkçe eğitim verilmiyor.
    İngilizce eğitim yapılıyor. Türkçe ise seçmeli ders.

    Fethullah Gülen okullarında İngilizce öğretmenleri ve diğer görevlilerin aracılığıyla okulların büyük bir bölümü CIA’nin istihbarat istasyonu olarak çalışıyor. Fethullah Gülen daha önce Nuri Akman ile yaptığı bir röportajında ABD’nin dünya denilen geminin kaptanı olduğunu belirtiyor.

    Gülen, ABD ile ancak işbirliği yapılarak, onunla çatışmadan ve onu destekleyerek kendi siyasi projelerini yaşama geçirebileceklerini öngörmekte. Dolayısıyla ABD’nin ‘Ilımlı İslam’ projesinin teorisini yapan, teolojik arka planını hazırlayan bir cemaattir burada söz konusu olan.

    “KURAN-I KERİM’İN İNCİLLEŞTİRİLMESİ”

    Örneğin Fethullah Gülen kendisine bağlı bir ilahiyatçıya bir Kuran-ı Kerim meali hazırlattı. Bu kamuoyunda “Kuran’ın İncilleştirilmesi” tartışması olarak yansıdı. Aslında hedef; ‘İbrahim’i Dinler’ diye nitelendireceğimiz Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik arasında ortak bir zemin yaratmaya dönüktür. İslam Dünyası’nda Batı kültürüyle uyumlu onunla çatışmayan dolayısıyla anti-emperyalist ve anti-Amerikan bilinci kırmaya dönük bir girişimle yüz yüzeyiz.

    Burada dinler arasındaki diyalog ve kardeşlik gibi aksesuarlarla süslenen masum bir girişimi ile yüz yüze değiliz. Bu doğrudan Amerikan projesinin ‘Büyük Ortadoğu ya da Genişletilmiş Ortadoğu projesi’nin felsefi altyapısının hazırlanamamasına yönelik bir girişimle karşı karşıyayız. Bu nedenle Fethullah Gülen cemaati yayınlarında ne Amerikan işgalini ne de İsrail’in Lübnan’a saldırısına karşı çıkmıştır.

    Herhangi bir yerde anti-amerikan ya da anti-emperyalist bir pozisyon takınmıştır. Büyük misyoner okullarıyla da işbirliği içindedir. Fethullah Gülen cemaati ABD’nin en eski misyoner okuluna 2 milyar Dolar para bağışlamıştır. BBC bunu 12 ve 13 Kasım’da haber yaptı. Fethullah Gülen, güce ve ilişkiler ağına sahiptir.

    Bugün emniyette yine bunun kesin olarak kanıtlanması mümkün değil ama benim edindiğim bilgiler ve programda Nurettin Veren’in söyledikleri ki bunlar kitaba da yansıyan iddia şöyledir; emniyette bugün yönetim kademelerinde görev yapan kadrolarının yaklaşık yüzde 70′i Fethullah Gülen cemaati tarafından kontrol edilmekte.

    Teknik Takip Birimleri, İstihbarat Birimleri, İl Emniyet Müdürlüklerinin önemli bir bölümü, Gülen cemaatiyle ilişki içerisindedir. Biz böyle bir güçle karşı karşıyayız esas olarak bu kitapla ben bir kez daha dikkatleri bu alana ve bu cemaate çekmeye çalıştım.

  • 'Fethullahçılık ihanet şebekesi'

    Kanaltürk televizyonunda, Merdan Yanardağ'ın sunduğu ''Yolsuzluk ve Yoksulluk'' adlı programa katılan Nurettin Veren, ''Cumhuriyet savcılarının anlatacaklarımı ihbar kabul etmesini istiyorum. Bu davanın tanığı da sanığı da olmaya hazırım'' dedi. Fethullah Gülen 'in 25 yıl boyunca başyaverliği ve kuryeliğini yaptığını belirten Nurettin Veren, ''gizli bir örgüt'' olarak nitelendirdiği ''Fethullahçılar'' ın içyüzünü anlattı. Veren, ''Biz 12 kişi hayır için yola çıktık ancak örgütlenmenin devleti içten ele geçirme planı olduğunu anlayınca aforoz edildim. Gülen beni öldürtmek istedi'' dedi. Nurettin Veren devam ediyor;
    ''Biz 1970 yılında 12 insan yoksul öğrencilerin okutulması ve hayır işleri için yemin ederek yola çıktık. Yıllar boyunca bu dava uğruna hasır üzerinde oturdum. Küçük hayırlarla büyük finanslar elde ettik. Kaydı olmayan yardımlar Fethullah'a teslim edildi. Büyük ekonomik güce ulaşınca 1993'te harekete geçildi. Bir cami nasıl milletin parasıyla yapıldıysa Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonu da aynen öyle yapıldı. Ancak Zaman gazetesi 20 yıl boyunca banka reklamı almadı. Çünkü Fethullah banka reklamı gibi, kola içmeyi, kot giymeyi de haram kılmıştı. Sonradan Asya Finans'ı kurdum. Gazetesine banka reklamı almayan Gülen daha sonra Bank Asya'yı kurdurdu. Gülen Müslümanlara takıyye yapıyor.''

    Nurettin Veren, Fethullahçı örgütlenmenin 7.5 milyar dolarlık ekonomik güce ulaştığını, Türkiye'de dershaneye giden 4 çocuktan üçünün tarikatın eline düştüğüne dikkat çekti. Veren, ailelere, ''Çocuklarınızı terörden kurtarmak isterken Fethullah örgütüne teslim ediyorsunuz. Uyanın, gerçeği görün'' diye uyarıda bulundu.

    Gülen'in bütün şirketlerinin adını kendisinin koyduğunu belirten Veren, ''Ama bunun belgesini bulamazsınız. Çünkü hiçbir illegal örgütün belgesi olmaz'' dedi.
    Türbanı biz başlattık
    Nurettin Veren, Türkiye'de önemli bir sorun haline gelen türbanın Fethullah Gülen'in talimatıyla bir furyaya dönüştürüldüğünü ifade ederken şöyle konuştu: ''Gülen'in talimatıyla birçok arkadaşımız 50 yaşına kadar evlenmedi. 1970'lerde ve 1980'lerde Türkiye'de türban diye bir sorun yoktu. Bunu topluma biz enjekte ettik. Gülen, evli müritlerin eşlerini burunlarından topuklarına kadar kapatmalarını istedi. 'Siz başlatın gerisi gelir' dedi. Kadınlarımız da siyah gözlükler ve eldivenler taktı. Ben de eşimi öyle giydirdim. Toplum kamplara bölündü. Sonra da bu örgütlenme fark edilince cemaate, 'Başı açık kadınlarla evlenin' dedi. Bu yüzden cemaat içindeki başı kapalı kadınlar dul kaldı!''

    Gülen'in kendisini insanüstü, ileriyi gören, her şeyi önceden bilen bir canlı olarak tanıttığını belirten Veren, ''Kendisi 1941 doğumlu olmasına karşın Atatürk öldükten sonra, 1938'de doğduğunu söyler ve kurtarıcı olduğunu ima etmeye çalışırdı. Ancak tasavvuf ve gönül adamı, bir Mevlana ve Yunus Emre gibi takdim edilen bir insanın bugün Irak'ta 400 bin Müslümanın ölümüne yol açan Amerika'da ne işi var? Siz hiç 137 dönümlük arazide 8 villa içinde 100 hizmetkârla yaşayan bir Yunus Emre gördünüz mü'' diye sordu.
    Beni öldürtmek istedi
    Gülen'in gerçek amacının kilit noktalarda kadrolaşarak devleti ele geçirmek olduğunu belirten Veren, bu planı anladıktan sonra ikazlarda bulunduğunu, bu yüzden aforoz edildiğini anlattı. Veren şöyle konuştu: ''1995'te fikren ve kalben koptuk. Hayır için yola çıkmıştık ama örgüt çatısı içinde kullanıldık. Gördük ki çatal bıçak için kurulan bir fabrika, silah fabrikasına dönüşüyor. Devleti içten ele geçirecek bir plan olduğunu sonradan anladık. Tepki koyduk, ikaz edilince dış görevlere gönderildik. ABD'de 30 gün birlikte kaldık. 50 kişinin önünde beni öldürtmeye kalktı. Bu hücum ve cinnet karşısında canımı zor kurtardım. Gülen, 'FBI ve CIA'yı arayın, bu adamı öldürtün' dedi. Sonra Türk devletinin görevlendirdiği polise 'Silahını çek vur bunu' diye bağırdı. İnsanlar itaat etmeyince şömine demiriyle üzerime hücum etti. Sonra New York'ta gece yarısı sokağa atıldım.''
    Gülen'in gerçek amacının dünyayı yönetmek olduğunu ve ''hastalık yalanıyla ABD'ye kaçtığını'' belirten Veren, sözlerini ağlayarak ve Atatürk'e övgüler dizerek şöyle tamamladı:
    ''Gülen, Türkiye'deki örgütlenmesinin 2000 yılında kendini amorti ettiğini söyledi. Yetiştirdiği vali, emniyet müdürü, kaymakam ve komutanlar var. Cumhuriyet gazetesi, 'Tehlikenin farkında mısınız?' diyor. Evet bu örgütlenme bir işgaldir, ihanet şebekesidir. Yargıtay'a yönelik saldırıda birçok insan bir kare fotoğrafta göründü diye zanlı oldu. Elimde yüzlerce fotoğraf ve belge var. Savcıları göreve çağırıyorum. Kimse bir şey yapmıyorsa demek ki Fethullah'ın dokunulmazlığı var.''

  • AHMET KABAKLI'DAN KENDİMİZE GELELİM,..

    Erivan'da saldırgan Ermeni şovenliginin Türklere karşı Sovyet Rusya hükümetince, resmen, nasıl kabartıldığını yazmıştım. Beyrut'ta ve Amerika'da görülen ve en sonunda bir Mıgırdıç çetesinin kurşunları ile iki konsolosumuzu şehit düşüren cinayet de aslında buna bağlıdır.
    Bu olay, Türk kanı dökmeye hazır, bunun için yetiştirilmiş, beslenmiş, diş biletilmiş daha pek çok mihrakın oldu-ğunu gösterir. Kanımıza ekmek doğra-yanlar Türk, Ermeni, Rum, Bulgar ve-ya Barzani adı taşısınlar: bunda deği-şen birşey yok; fakat değişmeyen Türk düşmanlığıdır. İşte biz bu yazıda diye-ceğiz ki:

    İçte ve dışta bu kadar çok düşmanı olan bir milletin sağcısı solcusu, ortacısı, particisi, subayı, öğretmeni, hâkimi olsun; çok daha büyük milli şuurla, sonsuz bir sorumlulukla hareket etmek, düşünmek ve konuşmak zorundadır. Çünkü hala Cumhuriyeti-miz, MİLLİ SAVUNMASINDADIR. Türklük hala KURTULUS SAVA-SINDADIR. Milletimizin haklarını bu-güne kadar yemiş olanlar, daha kanı-mızı da işseler doymayacaklardır.
    Sağcısı, solcusu, partilisi, partisizi, azınlığı... Şu toprağa kanı ve canı ile bağlı olan, «buradan başka vatanim yok» diyebilen herkes, dışardan içerden Türkiye'ye dönük vahim, sinsi düşman-ca hadiseler, hareketler, propagandalar karşısında artık aklını başına toplamalı, elinden gelen savunmayı yapmalıdır.
    Çok hesap var bizden sorulan çook. Şunu biliniz: Yalnız Rusların önlerine katarak getirdikleri Erme­ni Hınçak ve Taşnak çapulcularından, tonlarca kan dökerek Doğu Anadolumuzu kurtarmamızın hesabını değil... Yalnız murdar Yunanlılara, İzmir, Aydın, Ankara, Konya ve Trabzon'umuzu «buyurun alın!» diye niçin teslim etmediğimizin hesabını değil... Ha­la niçin İstanbul'da oturduğumuzun, hatta niçin ve hangi hakla yaşadığımızın da hesabı bizden gizli açık sorulmaktadır.
    Avrupa ve Rusya bizden hâlâ, Ma-lazgirt zaferinin hesabını, Fatih'in İstanbul’u fethinin hesabını sormaktadır.
    Hâlâ büyük imparatorluğumuz, Balkan-lardaki, dünyadaki hakimiyetimiz, hâlâ ehlisalib sürülerini geldiklerine pişman edişlerimiz, hâlâ İslamın kılıcı ve bir medeniyetin tecelligâhi oluşumuz, bi-zim başımıza kakılmaktadır.

    Su uyumakta ve düşman uyuma-maktadır ey solcular, sağcılar, politika-cılar... Ey ileriler geriler ve hangi sıfatla olursa olsun bu milletin bu vatanın varlığı ile var olanlar! Siz hâlâ kendinize gelmeyecek ve bütün bu düşmanların ekmeklerine yağ sürmeye devam mı edeceksiniz?,
    Erzurum Üniversitesi Dr. asistanlarından M. Güleryüz, yine Erivan'a dair, yazdıklarımı, bir başka olayla destekliyor:
    «Dç- Dr. Nazmi Oruç bey, birkaç sene evvel (1967) ilmi bir kongre için Universite kanalıyla Erivan'a görevlen-dirilmişti.
    Erivan'da bir çok yabancı ilim a-damlarına (Amerikan, Almanya, İsrail, Iran, Irak, v.s) bulunduğu kongre sa-lonun ön kısmında uzun büyük bir bez üzerinde yağlıboya yapılmış büyük ve küçük Ağrı (Ararat) dağlarının resim-leri; misafirlere ikram ettikleri özel o-larak yapılmış sigara kutularında, bira şişelerindeki Ağrı dağlarının resimleri sayın delegemiz ORUC Beyin dikkatini çekmistir. Kongrede tebliğ verme sırası Doç. Dr. N. Oruc'a geldiğinde ilk konuşmasına aynen şöyle başlamıştır: «Sayın Delegeler! Büyük ve kücük ağrı (Ararat) dağlarının Türkiye'de olduğunu bilmeyenlere hatırlatırım ki bu dağlar Türk sınırları içerisindedir ve ilelebet de Türk sınırları içerisinde kalacaktır.»
    Sayın konuşmacının bu lafından büyük bir teessüre kapılan Sovyet a-damları, Türk ilim adamının Türkiye'ye geri dönmesi kararını almışlardır.
    Daha nice Erivan'larda nice kötü niyetler, nice şoven sevdalar, nice tü-kenmez kinler, seni, beni ve hepimizi tehdit etmektedir! Ey sağcı, ey solcu, ey genç, ey yaşlı! Ey politikacı, ey mez-hepçi, ey bölgeci, ey sınıfçı, ey ilerici, ey tacir, ey tüccar ve ey vurguncu...
    Neyin varsa bu vatan üstündedir. Fikrini de kaprisini de sen varsa yoksa bu millet üstüne yayabilirsin. Menfaatın da, başarın da zulmün de, çıkarcılığın da, soygunculuğun da, iyi kötü projelerin de buraya...

    Allah saklasın Türkiye olmasa, şu devlet, şu bayrak, şu dil, şu kültür, şu musikî, şu millî varlık olmasa, senin üzerine fareler güler. Alırlar Ağrı’nı, Marmara'nı, Erciyes'ini, Ege'ni, Çukurova'nı, seni de sülaleni de, mezhebini de ırkını da, dinini de, sınıfını da köle ederler... Topla aklını başına, kendine gel, baskalan getirmeden...

  • PEYAMİ SAFA'DAN AYDINLARIN İHANETİ

    Okuyucularımdan biri, evvelce bir makalemde adı geçen “Aydınların Ihaneti” adlı Fransızca eserin, yazarının ve editörünün adını sormuştu.

    Eser Ju1ien Benda'nındır ve Paris'te Grasset yayın­evince çıkarılmıştır. Bendeki nüshasında yazarın imzası olmasaydı, okuması için kitabı ödünç verirdim. Çünkü getirtmesi kolayolmaz, sanırım.
    Eserin adı aydınların değil, rahiplerin ihanetidir. (La Trahison des eleres) Fakat yazar rahipleri değil, aydın­ları kastettiğini önsözde izah eder.

    Tolstoy subayken, bir yürüyüşte arkadaşlarından birinin sıradan çıkan bir adamı dövdüğünü görmüş, mü­dahale etmiş:
    - Hemcinslerinizden birine bu muameleyi yapmak-
    tan utanmıyor musunuz? İncili okumadınız mı?
    Diye sorar ve şu cevabı alır:
    - Siz de askeri nizamnameyi okumadınız mı?
    Kitabın önsözünde bu hikayeyi anlatan yazar ilave ediyor:
    “Avrupa’da elli yıldan beri sözlerini dinleten ahlakçılar ve bilhassa edebiyatçılar insanları İn­cil ile alay etmeye sevketmişlerdir.”

    Eser bu çeşit aydınların ihaneti için yazımış, Birin­ci Dünya Savaşından sonra yayınlandığı zaman büyük bir ilgi uyandırmıştır. Yazarı Julien Benda hristiyan değil, musevidir. Cismanı inançlara karşı manevi değerleri kas­detmiş ve siyası ihtirasları yermiştir. Başta ırk ihtirasları, sınıf ihtirasları ve milli ihtiraslar vardır.
    Bizim durumumuza tatbik edilince, yazarın haksız ve haklı olduğu fikirler göze çarpar. Tarihi bir tekamülün zikzağında bir safhaya ait fikirlerin sorumluluğunu aydınlara yüklemek ne derece doğru olur?
    Türk aydınlarının durumu başkadır. Onların ihanetinde de siyasi ihtirasların rolü başta gelir. Fakat bu ihtiraslar en büyük kuvvetlerini bilgisizlikten almışlardır.

    Türkiye'de bir “Aydınların ihaneti” konulu kitap büyük bir ilgi toplar mı? Ummuyorum. Çoğumuzun en büyük marifeti okumadan fikir bey an etmek ve kendimiz gibi düşünmeyenlere sövmektir.
    Bizim ihanetimiz de bu. Uzun araştırmalara lüzum var mı? Nadir müstesnalariyle birçok iddianın cesareti
    bilgisizlikten, kuvveti kinden ve sövme ihtirasından doğuyor.

    PEYAMİ SAFA

  • HERKESİN HIRSIZ OLDUĞU ÜLKE

    Herkesin hırsız olduğu bir ülke varmış,ama istisnasız herkesin.Gece olunca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanına alır ve komsusunun evini soymaya gidermiş. Gün doğarken geri döndüklerinde yüklerini alırlarmış. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlarmış.Ülkede kimse kaybetmezmiş,çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım son kisi ilk kişiden çalana kadar sürermiş.
    Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Gece olduğunda, çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş.Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş.Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını istemiş:
    'Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok.'demişler
    Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz,döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terketmek zorunda kalmış.
    Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zengin fakir ayrımı giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler.Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş.Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terketmişler.Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeye başlamışlar.
    Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler.Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece yerde yazılı bir kağıt varmış.Kağıtda şunlar yazıyormuş:
    ' Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa her şey için çok geç olmuş demektir..'

1 2 3 4