karizmayunu
Trust erkek - 21 yaş, Türkiye
- Arkadaşlar |
- Ziyaretçi defteri
- | Resimler
- | Blog
- | Markalar
- | Gruplar
- | Videolar
- | Haykırlar
- | Anketler
- | Uygulamalar
Blog 2
-
yaaa işte böyle olmayalım
Her türk evladının okuması gereken bir yazıdır .
Yıl
2060
kızım 18,
ben 68 yaşındayım...
Sayfanın sonunu mutlaka okuyun… güzel yazmıs yazan arkadas!!
'Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda
Ay-yıldız varmış neden
şimdi
haç işareti ve anlamını bilmediğim renkler var?
2 arkadaş okulda tavan arasında eski
bir atlas bulmuştuk, o atlasta
gördük daha önce Edirne'den Kars'a kadar Türkiye
toprağı imiş, şimdi neden
o
haritanın 1/5'ine Türkiye diyoruz?
Eskiden her mahallede 1–2 cami varken,
şimdi neden her ilde bir cami
var, dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey
varmış, günde 5 defa
camilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba?
Filistinlilerin zamanında topraklarını
parça parça satarak İsrail'in
kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde
okumadınız da, topraklarımızı
sattırıp
şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz? Siz atalarınızdan böyle mi
aldınız bu toprakları?
emaneti böyle mi korudunuz? Günden güne topraklarımız satılırken
siz
uyuyor muydunuz baba?
Baba küçükken herkesin beni Ayşegül diye çağırdığını hatırlar gibiyim
şimdi neden bana Angel diyorlar, beni kulağıma
Angel ismini ezanla sen mi
söyledin?
Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba? Her
gün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri ye! rde coplayarak
demokrasi! mi getirdiler
baba? Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğretiler sanki
Elime geçen gün bir kitap geçti baba, senin gençliğinden kalan. Biz
Ankara'ya taşınmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep'miş ve 6317
şehit vererek 'Gazi' lik ünvanını kazanmış. Neden şimdi oraya kürdistan
diyorlar baba. Baba hani sizlere kürtlerle
Türkler kardeştir demişler, peki kardeşlerim neden bizi öldürüp
ülkemizde ayrı
devlet kurdular.
Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti. O her kimse
1933'te Bursa'da bir nutuk vermiş, ben şimdi bile ne kastettiğini
anlayabiliyorken, sizin gençliğiniz
bu kadar mı cahildi de o uyarıları dikkate almadınız?
Şimdiki kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye'de askerimizin başına
çuval
geçirmişler ve sen o dönemde gençtin, hiç mi kanın donmadı baba? Neden
hesap
sormadınız? Bunları görmezden gelen yöneticilerinize?
O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitabe yazmış ve sizi hain
yöneticilere ve uşaklara karşı uyarmış ve hitabenin sonunda da 'Muhtaç
olduğun kudret damarlarındaki
asil kanda mevcuttur' demiş. Baba kanınız o kadar bozuk mu ki ülkemizi
bu hale getirenlerin yakasına yapışmadınız?
Baba Türkiyeli ne demek? Biz Türk çocuğu değil miyiz? Soyumuz belli
değil mi bizim?
O kitapta okumuştum 'Ne mutlu Türküm diyene' yazıyordu. Peki, baba ben neden
mutlu değilim? Türküm demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden
söylerdiniz?
Baba biz Kurtuluş Savaşı denen bir şey yaşamışız. Kitaba göre
dünyanın gördüğü en
şanlı savaşmış ve o savaşta 4 milyon şehit vermişiz. Madem bu vatandan
bu kadar kolay
vazgeçecektiniz de neden o kadar şehit verdiniz?
Hiç mi kitap okumadınız? Hiç mi sizi uyaran olmadı, hiç mi
göremediniz ülkemizin peşkeş
çekildiğini? eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde
oturduysanız sizin
o hainlerden ne farkınız kaldı? Allah'ın huzuruna hangi yüzle
çıkacaksınız baba. 'Vatan
sevgisi imandandır' diye bir hadis varken hadi diyelim ki
Türklüğünüzden vazgeçtiniz
bari İslam'ın emrine uysaydınız.
Senin eski cd'lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklal Marşı'mız
varmış. O marşı yanlızca
körü körüne mi ezberlediniz? Atalarımız sizi her fırsatta uyarmış,
demiş ki 'Ey Türk titre ve kendine dön'. Baba ne zaman
titreyeceksiniz? Ankara'yı da kaybettikten sonra mı? Bundan
13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç bir şey titretemez sizi.
Baba sen son bağımsız olan Türkiye Cumhuriyetini gördün.'Ya devlet
başa, ya kuzgun
leşe' diyebilecek bir Hasan Tahsin, bir Şehit Şahin, bir Sütçü İmam yok
muydu aranızda?
Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!
Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba. Türklüğünüzden
utanmadınız hiç olmazsa
insanlığınızdan utansaydınız baba. Bu vatan göz göre göre altınızdan
kayarken
hiç
olmazsa ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ?
HER GÜNÜM CENAZE HER GÜNÜM ŞEHiT
BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT
UYAN TÜRK EVLADI UYUMA UYAN
OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN
PKK'YA KARŞI BİR DAMLA BİLE OLSA DÜŞMANLIĞIN VARSA BU
MESAJI HERKESE İLET -
Saçlarını Süpürge Eden Kadınlar
Saçlarını Süpürge Eden Kadınlar
Çocukluğumdan kalan birkaç anı çıkıp geldiler. Gereksizce duruyorlar gözümün önünde. Komşumuz Münevver Abla! Aklınıza gelen o meşhur kadına benzemiyor.
Saçlarını Süpürge Eden Kadınlar
Hani şu ünlü şiirde anlatılan kadın, Ahmet Muhip Dıranas’ın, ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla!Bizim komşu ablanın şiirdeki kadınla uzaktan yakından ilgisi yok. Ne balkonunda sarmaşıkları; ne rüzgarda açılan kısa etekleri var. Zaten onların dairesinde balkon da yoktu. Sıradan, bildiğiniz bir kadındır
Münevver Abla, şimdi nerdedir haberim yok. Ondan kalan en keskin anı, anneme gelip ağladığı zamanlardır. “Saçımı süpürge ettim, bu yaptıkları reva mı, Allah’ım al şu canımı, kurtar beni!”Münevver Abla’nın kocası alkolikti. Her akşam eve sarhoş gelir, mutlaka kavga edecek ve bağıracak bir sebep bulurdu. Kadıncağız,sırf çocuklar duymasın diye susar, adam ne isterse yapar, gıkını çıkarmazdı. Yine de dayak yerdi.
Aradan yıllar geçti, ben büyüdüm, aşklar, evlilikler yaşadım. Ara sıra aklıma düşer Münevver Abla. Anneme sordum bir gün, neden boşatmadınız elbirliğiyle diye; cevap sorundan daha acıydı. Kimsesi yokmuş Münevver Abla’nın, mesleği, ailesi yokmuş. Boşansa ne yapacakmış? Çocuklarla ortada kalır sefil olurmuş. İyi de, o alkolik adam eve para getirmiyordu ki, zaten kadın bir şekilde bakıyordu çocuklarına. Meğer dantel yapıp satıyormuş o zaman, eşe dosta örüyormuş, genç kızları olanlar hem acıdıklarından, hem kızlarının çeyizinde bulunsun diye alıyorlarmış.
Demek ki, Münevver Abla çaresiz değildi. Zaten çocuklarına o bakıyor, yemek yapılacak erzak yine onun gözünün nurundan çıkıyordu. Peki, neden yıllarca saçlarını süpürge etmeye devam etti?
Eskiden böyle değildi diyor annem. Dul kadın olmak zor işmiş. Mahallede kimse dul kadın istemezmiş. Etraftan sarkan, rahatsız eden olurmuş. Kadınlar mutsuz bile olsalar, sırf adları dula çıkmasın, başlarında bir erkek görüntüsü olsun diye ayrılamazlarmış. Sonra boşanınca baba evine gidilemezmiş, baba tekrar kocaya yollarmış kızını. Toplum, dul kadına kötü gözle bakardı diyor annem. Şimdi öyle değilmiş.
Aslında değişen fazla bir şey yok. Sabah kadın programlarına göz atınca, devran dönmemiş de sadece şekil değiştirmiş gibi duruyor. Şimdi büyük şehirlerde devam eden bir çok evlilik, dulluk damgası olmasa da, yaşam kavgasına direnme güçsüzlüğünden yürüyor. Artık mor çatılar var, sığınma evleri var, çok canına tak eden gidip yardım alıyor, fakat bu gerçekten çaresiz olanların baş kaldırışı. Çaresi olan, istese eli ekmek tutan kadınlarımız hala saçlarını fırça yerine kullanmaya razı oluyor.
Ayrıca, şu dul kadını mahallede istemeyenler, diğer kadınlar değil mi? Kocalarını ayartacağını düşünen; eşine, evliliğine, kendine güvenemeyen hemcinslerimiz, onlar kışkırtmıyorlar mı etrafı, canından bezmiş bu dul kadınlara karşı?
Bir yanım da şu sarhoş enişteyi düşünüyor. Bu adam ilk evlendiğinde de bu halde miydi? Akşam sevinçle gelmiyor muydu? Çocuğu doğduğu gün, ilk kucağına aldığında içinden çığlıklar yükselmemiş miydi? Peki, o adama ne oldu? Bu adam neden bu kadar mutsuz ve kendini alkol şişelerinin ardına gizliyor? Neyle başa çıkamadı? Bir aile babasının, sarhoş eve gelip, ailenin mutsuzluk sebebi olmasına anlayış göstermek gibi bir düşüncem elbette yok. Sadece aklıma takılan, acaba bu noktaya gelene kadar neler yaşadı?
İşin özeti, dullar, evliler, bekarlar, bir kavgadır gidiyor. Kadınların derdi yıllar geçse de, şekli değişse ve modernize olsa da devam ediyor. Biraz bizim de silkelenip kendimize gelmemiz, taşın altına elimizi sokmamız gerekiyor. Gücümüzü, yapabileceklerimizi ortaya çıkarıp, hayata bir katkıda bulunmamız gerekiyor.
Blog etiketleri
Etiket kullanılmadı