Blog / SULTAN BABA HZ. VE MİLLİ GÖRÜŞ.

Salı, 15 Aralık 2009 04:33

OĞLU HÜSEYİN TAMGÜNEY,SULTAN BABA'YI ANLATIYOR
Ana Sayfa Hisar-bab Menü YAZILAR & MAKALE

Sultan Baba’nın kuvveti değil, Hakkı üstün tutan Milli Görüş’ü desteklediğini belirten oğlu Hacı Hüseyin Tamgüney diyor ki: İstikameti hiç değişmedi1969 yılında Erbakan Hoca’nın Bağımsızlar hareketini başlattığı zaman O’nun yanında Mehmed Zahid Kotku hazretleri, Sami Efendi hazretleri, Mahmud Efendi hazretleri, Kayserili Hasan Efendi, Konyalı Ali Ulvi Kurucu bey, Bayburtlu Dede Paşa hazretleri ve Sultan Babam yer aldı. Millî Nizam böyle kuruldu.

Millî Selamet bu isimlerini saydığım mübarek insanların desteğiyle kuruldu. Refah Partisi’ni de Sultan Babam hararetle desteklerdi. 24 Kasım1991’e, yani dünyasını değiştirene kadar bu çizgide yürüdü. Biz de 5 evladı olarak babamızın yürüdüğü çizgiden bir milim sapma yapmadan aynı çizgide yürüyoruz."

Sultan Baba’nın oğlu, Hacı Hüseyin Tamgüney, Zeytinburnu’nda Sultan Baba’nın kurduğu dükkanın ikinci katında istikametinden bir milim sapmadan Millî Görüş çizgisinde yürüyen ve bundan 16 yıl önce Hakk’a uğurladığımız babasını anlatmaya devam ediyor:

"Sultan Babamın siyasette de istikamet sahibiydi. Siyasette hep Hakkı üstün tutan zihniyeti destekler, mazlumun yanında yer alırdı. Sırat’il Müstakim’den bir milimlik bir sapma göstermedi. 1969 yılında Erbakan Hoca’nın Bağımsızlar hareketini başlattığı zaman O’nun yanında Mehmed Zahid Kotku hazretleri, Sami Efendi hazretleri, Mahmud Efendi hazretleri, Kayserili Hasan Efendi, Konyalı Ali Ulvi Kurucu bey, Bayburtlu Dede Paşa hazretleri ve Sultan Babam yer aldı. Millî Nizam böyle kuruldu. Millî Selamet bu isimlerini saydığım mübarek insanların desteğiyle kuruldu. Refah Partisi’ni de Sultan Babam hararetle desteklerdi. 24 Kasım1991’e, yani dünyasını değiştirene kadar bu çizgide yürüdü. Biz de 5 evladı olarak babamızın yürüdüğü çizgiden bir milim sapma yapmadan aynı çizgide yürüyoruz."

Biz de, Sultan Babamın çizgisindeyiz

"Tabi ki babamın vefatından sonra cemaatten birtakım sapmalar olabilmiştir. Yani babam dünyasını değiştirince, her yerde olduğu gibi bizim cemaatimizde bir takım bölünmeler, siyasi çizgide sapmalar olmuştur. Ancak cemaatin yüzde 80’inin çizgisinde değişiklik yoktur. Genel manada cemaatimiz Sultan Babam’ın koyduğu çizgide devam ediyor. Yani Sultan Babam’ın ‘Kim iktidarda ise, onu destekleme’ zihniyeti asla olmamıştır. Bu istikametten biz de 5 evladı olarak bir milim sapma göstermedik. Babamın yanında görünen .bazıları 12 Eylül’den sonra, bazıları da Refah’ın kapatılması ve 28 Şubat’tan sonra dünyalık için Millî Görüş istikametinden ayrıldılar. Ya da zorluklara göğüs geremediler. Elhamdülillah biz yine aynı çizgideyiz. Şimdi aklınıza gelebilir ki ‘Refah Partisi güçlüydü, ondan destekliyordunuz’ Şu anda Millî Görüş zihniyetini temsil eden parti (Saadet Partisi’ni işaret ediyor) ne parlamentoda, ne de belediyelerde hakim. Ama bugün birileri Çankaya’ya çıkmışsa, bu Millî Görüşçülerin çalışması sonucu olmuştur. Biz şu anda yine Millî Görüşçüyüz. Diğer partilerden: ‘Bizi destekleyin’ diye talep bile getirmeye cesaret edemezler. Çünkü bizim zihniyetimizi ve çizgimizi iyi bilirler. Bizim hedefimiz Hakk’ın ve adaletin hakim kılınmasıdır. Maddi getiri önemli değildir."

Siyonizm’e hizmet etmeyin

"Rahmetli Sultan Babam, dünyadaki gelişmeleri anında takip ederdi. Mesela Irak, İran’a vurduğu zaman bunun ‘Siyonizmin bir oyunu olduğunu’ ilk fark eden Türkiye’de rahmetli babam olmuştur. O zaman bazı Hoca Efendiler, İran’ın ‘Beşinci mezhep olduğunu’ öne sürerek Irak’ın haksız yere İran’a vurmasını tasvip ediyormuşçasına bir havaya girdiler. Rahmetli babam ise şöyle diyordu: ‘Asla böyle bir şey söylenemez. Şu anda mezhep farkını öne sürmek, ABD ve İsrail’in oyununa gelmek, yani siyonizme hizmet etmektir. Bu, İslam’a ve Müslümanlara zarar vermek için düzenlenmiş bir harekettir. İran mazlumdur. Çünkü, başta ABD ve İsrail olmak üzere, bütün dünya, İran’a karşı Irak’ı destekliyor. Türkiye de maalesef bunların yanında yer alıyor. Bu politika asla tasvip edilemez. Değil hoca, aklı başında bir Müslüman bu oyuna gelemez. İran’a karşı Irak’ı destekleyenler, Siyonizme hizmet ederler. Herkesi ikaz ediyorum. ABD ve İsrail’in keyfi için hareket etmeyin"

Müslüman, mazlumun yanında yer almalı

"Rahmetli Sultan Babam şöyle derdi: ‘Dünya bir tarafta olsa bile Müslüman; haksızın ve zalimin değil, haklının ve mazlumun yanında yer almalıdır.’ İran-Irak harbinde en az 1,5 milyon Müslüman öldü. Belki 5 milyon insan sakat kaldı. İki devletin maddi zararı 30 trilyon dolar. Kim kazandı? Silah tüccarı Siyonistler. Sonra Irak’a vurduklarında babam Saddam ve Irak’ı destekledi. "Bu sefer Irak mazlum duruma düştü" dedi. Türkiye cephe açmasaydı. Irak, Amerika’ya karşı direnecek, belki de 1990’da galip gelecekti. ‘Türkiye’den de vuracaklar’ diye Irak askeri gücünü ikiye böldü. Bu da körfez cephesinin zayıflamasına yol açtı. Şimdi Irak işgal edildi. Türkiye için iyi mi doldu, kötü mü? Elbette kötü oldu. Güney sınırımızda yeni bir İsrail kuruldu. Her gün askerlerimizi şehit ediyorlar"

Gündüzleri saim, geceleri kaim

"Ömründe sadece 30 gün, o da iki defa gözlerinden, bir defa da prostat ameliyatı olduğundan ibadetlerini aksatmıştır belki. Yani tıbbi müdahale yüzünden 10’ar günden toplam 30 gün inkıta olmuştur. Hepsi bu. O da sağlık sebebiyle. Onun dışında zaten Sultan Babamın hasta olduğunu bilmiyorum. Seksenaltı yaşında vefat etti. Kendisi bize bunun sebebini söylemedi ama ömründe hastalık görmemesinin sebebi ömür boyu oruç tutmasından kaynaklanıyormuş. Senenin 360 günü oruçtu. Sadece Ramazan Bayramı’nın birinci, Kurban Bayramı’nın 4 günü oruç tutmazdı. Ramazan Bayramı’nın 2 gününü bile oruçlu geçirirdi. "Bayram günü bile niçin oruç tutuyorsun?" diye sorduğumuzda: ‘Oğlum vücut alışmış’ cevabını veriyordu. ‘Beş gün oruç tutmak ise haramdır. Onun için oruç tutmuyorum’ derdi. Yani rahmetli Sultan Babam; kelimenin tam anlamıyla "Gündüzleri saim, geceleri kaim" idi. Yani gündüzleri oruç tutar, geceleri ayakta, uyanık, ya namaz kılar, ya Kur’an okur, ya da tesbih çekerdi."

Mescid-i Aksa’nın altını oyuyorlar

Sultan Baba mecbur kalmadıkça keramet göstermezdi. Yeri geldiğinde keramet kendiliğinden zuhur ederdi. Mescid-i Aksa’nın altının oyulduğunu söyledikten sonra bize bir haftalık Filistin seyahati görünmesi, bizim orada Mescid-i Aksa’nın altının ‘Tarihi eser arama’ bahanesiyle siyonistler tarafından oyulduğunu gözlerimizle görmemiz, fotoğrafını çekip, gazetede yayınlamamız bunlardan sadece biriydi.

Sultan Baba mecbur kalmadıkça keramet göstermezdi. Yeri geldiğinde keramet kendiliğinden zuhur ederdi. Mescid-i Aksa’nın altının oyulduğunu söyledikten sonra bize bir haftalık Filistin seyahati görünmesi, bizim orada Mescid-i Aksa’nın altının ‘Tarihi eser arama’ bahanesiyle siyonistler tarafından oyulduğunu gözlerimizle görmemiz, fotoğrafını çekip, gazetede yayınlamamız bunlardan sadece biriydi.

Bu uzun cümleden sonra Oğlu Hacı Hüseyin Tamgüney’den Sultan Baba’yı dinlemeye devam ediyoruz:

"Birgün Çalışma eski Bakanı Fehmi Cumalıoğlu, Abdullah Tomba ve Süleyman Arif Emre abi Sultan Babamı ziyarete geldiler. Sultan Babam onlara dedi ki: ‘Bu parti (MSP) sadece sizin değil, bu milletin partisidir. Çünkü bu partiyi maneviyat kurdurdu. Bir gün bu partinin bayrağı altında kimse kalmasa, yalnız bir kişi kalsa, biliniz ki O biziz.’ Sultan Babamın bu sözünü de O’nun soyundan gelen bizler ve O’nun talebelerine bir vasiyet olarak kabul ediyoruz. Onun için elhamdülillah çizgimizde bir sapma yoktur. Sultan Babamı mürşid bilenlerin bu vasiyete uymak boyunlarının borcudur. Hiçbir maddi çıkar ve hesap gütmeden bize düşen bu emir doğrultusunda yürümektir. Sultan Babamız hesabi değil, hasbiydi. O Füyuzat-i Rabbani doğrultusunda gidişatını yönlendirirdi."

Herkese bir sabun ve bir Millî Gazete

"Sultan Babamın ömrünün sonuna kadar ziyaretçilerinden özel bir isteği vardı. Kendisini ziyarete gelen herkese dükkanından boş çıkmamalarını, mutlaka bir kalıp sabun ve bir Millî Gazete almalarını isterdi. Böyle bir istekle ilk defa karşılaşanların aklına: ‘Haydi sabun ne ise de, niçin Millî Gazete alayım?’ sorusu gelirdi. Adam bunu sorar gibi Sultan Babamın yüzüne bakınca; Sultan Babam, O’na şu cevabı verirdi: ‘Al evladım, bir tane de Millî Gazete al. Sabun; maddi kirlerini, Millî Gazete manevi kirlerini temizler’ Cömert bir insan olan Sultan Babam, Millî Gazete’yi hediye etmezdi. Herkes parasını verir, öyle alırdı. Gerçekten Sultan Babamın isteğiyle Millî Gazete alanlar, bir daha bırakmazdı."

Sultan Babam, Kur’an aşığıydı

Kısaca ifade etmek gerekirse, Sultan Babam tam bir Kur’an aşığıydı. Haftada 2 hatim okurdu. Birini Pazartesi sabahı başlar, Çarşamba günü bitirir, öbürünü de Çarşamba sabahı başlar, Cuma gecesi bitirirdi. Kur’an-ı babam sessizce, ancak kendi duyacağı sesle, onu da gece okurdu. Peygamber Efendimiz, farz namazların dışında gece yapılan ibadetlerin ameli salihadan ve bire bin mükafatı olduğunu bildiriyor Hadis-i Şerifinde.

Gündüz kılınan bin rekat nafile namazın geceleyin bir rekat nafile namaza tekabül ettiği bilinir. Sultan babamız sevap açısından bu zorluğa katlanırdı diyemeyiz. Çünkü Rahmetli Babam derdi ki: Biz dünyada yaptığımız bütün hasenatı Ümmet-i Muhammed’e (sav) bağışladık. Allah’a söz verdik. Bu sözümüzden dönmeyiz."Sultan Babam bu sözü dünyasını değiştirmesine 5-6 ay kala söylemişlerdi. Yani babamın bu işe katlanmasının sadece sevapla da alakası yok.

Sultan Babam, Müslümanların darmadağınık oluşuna, birlik ve beraberliğin sağlanamayışına, perişan halimize çok üzülürdü ve çok ağlardı. Bu yüzden ömrünün son aylarında göz tansiyonu oluştu ve sağ gözünden ameliyat olmuştu. Yani 80’li yıllardan sonra 72 yaşında oluştu. Kur’an okumakta sıkıntısı yoktu. Ama Selami gelse, Selami’yi sesinden tanırdı. Gözlerinden ameliyat olmuştu. Evlatlarını bile sesinden tanırdı.

Mescid-i Aksa’nın altını oyuyorlar

Sene 1990. Türkiye’de Muhabir olarak çalışıyordum. Eve döndüğümde Sultan Baba’nın talebesi olan bir akrabamızı, 2 gözü 2 çeşme ağlarken gördüm. Aramızda şu konuşma geçti:

‘-Hayrola, niçin ağlıyorsunuz?

-Yahudiler Mescid-i Aksa’nın altını oyuyormuş.’

-Kimden duydun?’

-Sultan Baba’dan.

-Sultan Baba Kudüs’e gitmiş mi?

-Hayır.

-Kudüs’e gitmediği halde, Mescid-i Aksa’nın oyulduğu nereden biliyor?

-Gitmesine ne gerek var? O bir Allah dostu.’

Bu konuşmadan bir hafta sonra aynı gazetede meslekdaşım Şeref Özata, Filistin’e gitmek için teklif vermiş. Türkiye’nin sahibi Enver Ören bey de: ‘Şeref tek başına gidemez. Selami Çalışkan ile birlikte gitsinler’ demiş. Ve Şeref Özata ile bir hafta işgal altındaki toprakları (Gazze’yi, Ramallah’ı Yafa’yı ve Kudüs’ü) gezdik. Filistinlilerle (Rahmetli Kudüs Müftüsü Sadeddin Alemi, Abdülkadir Faysal Hüseyni ve Mescid-i Aksa Vakfı yöneticileriyle, Yahudilerin Mescid-i Aksa baskını esnasında yaralanan gazilerle, tutuklanan Filistinlilerin anneleriyle, Üniversiteyi Türkiye’de bitirdikten sonra Filistin’e dönen ve yaralı Filistinlilerin yaralarını saran Filistinli doktorlarla görüştük. Her şeyden önemlisi Mescid-i Aksa’yı yıkmak isteyen Siyonistlerin ‘Tarihi eser arama’ bahanesiyle Mescid-i Aksa’nın altını nasıl oyduklarını gözlerimizle gördük, fotoğrafını çekip Türkiye’de yayınladık.

Hazırlayan: Selami Çalışkan/Milli gazete


Yorum

Bir yorum eklemek için giriş yapmalısın. Eğer bir hesabın yoksa, şimdi kayıt ol!
Değerlendirmen: 0
değerlendirme yok