<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="FeedCreator 1.7.2" -->
<rss version="2.0"  xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >
    <channel>
        <title>nedim taktak blogu</title>
        <description>nedim taktak blogu</description>
        <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog</link>
        <lastBuildDate>Sun, 22 Nov 2009 20:14:21 UT</lastBuildDate>
        <generator>FeedCreator 1.7.2</generator>
        <image>
            <url>http://tr.netlogstatic.com/p/tt/001/751/1751537.jpg</url>
            <title>nedimtaktak</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak</link>
            <description>nedimtaktak</description>
        </image>
        <item>
            <title>“Orada Bir Köy Var Uzakta Gidince Varınca Kavuşunca Kuc</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=5323647</link>
            <description>&amp;quot;Sen çalış! Olmazsa âlem sıkılsın! Yardıma koşmayan kalem sıkılsın!&lt;br /&gt;Kanatlan üveykim sen de kanatlan! Çatlarsan bir yerde yollar sıkılsın!&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yol hikâyesiydi bu. 2007’den bu yana kardeş hasreti çeken sinesi hasretle yanan gufrana susamışların nabzı kavuşma arzusuyla atıyordu. İnsana hizmetin hizmeti götürme, tanışma, kaynaşmayla olacağına inanmış üç sevdalı öğretmenin yaktığı ateşin adıydı: Kardeş Okul projesi.&lt;br /&gt;İnsan Hakları ve Demokrasi Kulübü’nden Helim Cantürk, Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Kulübü’nden Nezaket İnan ve İzcilik Kulübü’nden eğitimci yazar Nedim Taktak.&lt;br /&gt;Şanlıurfa Peygamberler Diyarı: Hz. İbrahim (AS),Hz.Eyyub (AS),Hz.Elyesa (AS).&lt;br /&gt;Şanlıurfa ili Hilvan ilçesi Akçaören Köyü İlköğretim Okulu resmi makamlarca da münasip görülünce yol hikâyesi başlamış oldu. 48 kişilik bir otobüsün yolcuları tanımadığı, görmediği insanlara hediyeleri paketlerken bin bir merak içindeydiler. Kimler yoktu ki otobüste: Fereç Dönmez, Mustafa Sert, Ayla Çabuk, Hatice Gül Gönül, Aytaç Durak, Gülay Tuğlu.&lt;br /&gt;“Orada Bir Köy Var Uzakta, Gidince, Varınca, Kavuşunca, Kucaklaşınca Bizim Olur” diyerek yola çıktılar. Bolu tüneli çıkışında otobüsün arızalanması ne hasret yüklü yolcuları ne de geride bıraktıkları okul müdürü Remzi Kocakaya’yı gitmekten vazgeçirmişti. &lt;br /&gt;Helim Öğretmen; “Dönmek yok, daima ileri!” derken, Nezaket Öğretmen; “Biz asla geri dönmeyi düşünmüyoruz.” demişti. Nedim Öğretmen; “Okul müdürümüz geri dönmeden sizleri bekleyenleri üzmeden, sabırla kardeşlerimize kavuşacaksınız. Size en iyi aracı göndereceğim” diyen okul müdürü Remzi Kocakaya’nın sözlerini heyecanla yol arkadaşlarına iletti. Tek vücut olan eğitim sevdalı kor yürekli Ahmet Kabaklı İlköğretim Okulu öğretmenleri, velileri, öğrencileri ve idarecileri kenetlenmişlerdi. Kimler telefon etmemişti ki; müdür yardımcıları Ramazan Eniş,Ramazan Ayan,Enver Tuncay, Zaman gazetesi haber müdür Ali Akkuş, Horasan Turizm yönetici Aytekin Horasan,Okul Aile Birliği başkanı Ahmet Ağırman ve nice kıymetli insan….&lt;br /&gt;O gün ülke için eğitim şehitleri verilen nadir günlerdendi. İzmir’den yola çıkan eğitim sevdalıları başka bir grup Aksaray’da elim bir trafik kazası geçirmiş, öğrenciler şehit olmuştu. Ülke ayağa kalkmıştı. Şanlıurfa’da ise başka bir telaş vardı. Acaba bunlar bizim için yola çıkan kardeşlerimiz miydi? Hilvan kaymakamı, ilçe Milli eğitim müdürü, okul müdürü, Akçaören köyü muhtarı telefonla öncede Şanlıurfa valiliğine, Esenler kaymakamlığına, Ahmet Kabaklı okul müdürüne, gezi sorumlusu Nedim Taktak’a telefonla ulaşarak sevinç ve üzüntüyü beraber yaşadılar: Çok şükür bizim kardeşlerimiz değilmiş, ama diğer öğrenciler de ölmeselerdi. Allah’ım bir daha bu acıyı bu millete yaşatma” diyorlardı.&lt;br /&gt;“Her eylem yeniden diriltir beni. Nehirler düşlerim göl kenarında.” diyen rahmetli Mehmet Akif İnan’ın dizelerini söyleyen Nedim Taktak, yeni gelen otobüse yol arkadaşlarını davet etti. Tatlı bir heyecanla otobüste herkes hareket ettikten iki saat sonra uyumuşlardı. Sabahın ışıklarıyla kardeşlerimize varmak için 30 km kalmıştı. Hilvan kaymakamının davul zurnalı karşılama töreni herkesi duygulandırdı. Kaymakam ve ilçe Milli eğitim müdürü refakatinde Akçaören Köyü’ne ulaşıldı. Muhtar ve öğrenciler ellerinde kır çiçekleriyle otobüsten inen kardeşlerini karşılıyor, sıkıca sarılarak kucaklıyorlardı. &lt;br /&gt;Köy kahvaltısı, okul kütüphanesi açılışı,kardeşlerin hediyeleri,teknoloji sınıfı kurulması….. Kadın erkek tüm köy ilçe Milli Eğitim personeli eşleriyle her an bir istekleri olup olmadığını soruyordu. Şanlıurfa Köy Hizmetleri ve Balıklı Göl Hastanesi başhekimi gezi koordinatörlüğünü yapıyorlardı. “Şeyhin Mekânı”ndaki Urfa döneri yendikten sonra beş yıldızlı otel konforundaki Ş.Urfa Öğretmenevi’nde istirahate ediliyordu. &lt;br /&gt;23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı İstanbul’da yaşamalarını isteyen yol arkadaşları öğretmeni, annesini, okul aile birliği başkanını ve dört öğrenciyi beraberlerinde her yere götürüyorlardı. Harran’ı 55 yaşındaki okul aile birliği başkanı yeni gördüğünü söylüyordu.&lt;br /&gt;İstanbul’da misafir edilen kardeşler resmi makamlarca ve okul idaresince eller üstünde tutuluyordu. Bayramla beraber İstanbul’u kendi dünyalarında keşfeden kardeşler asker uğurlama konvoyu gibi 10 taksi 2 minibüsle Bayrampaşa Otogar’ına yolcu ediliyordu. Yaşlı gözler ve hasret kokan cümleler… Tekrar tekrar birbirine sarılan sineleri yüklü insanlar ayrılıamıyorlardı. Düşünce insanının dizeleri her ayrılığın kavuşma vesilesi olduğunu söylüyordu:&lt;br /&gt;“Sen; düşünceleri dupduru ve pürüzsüz, yolları zikzaksız ve dümdüz, istikamet insanı.. &lt;br /&gt;Sen; omzunda asırların birikimi büyük ihmalle iki büklüm olan ve yüzünde binlerce elem ve ızdırab taşıyan ileri görüşlü çilekeş..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tohum saç bitmezse toprak utansın, Hedefe varmayan mızrak utansın!&lt;br /&gt;Heyy gidi küheylan koşmana bak sen, Çatlarsa doğuran, kısrak utansın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 2009. Her sahada kendi uzmanlığını kabul ettiren öğretmen kadrosu, dış danışmanlar gibi vazife gören nezih velileri, kardeş hikâyesini duyup bizim de kardeşlerimiz olsun geleceğin kahramanları sevimli öğrencileri yeni bir kardeş istiyorlardı. Eğitimci yazar Nedim Taktak’a defalarca taleplerini yineleyerek; Ne zaman vuslat Nedim Bey? Ne zaman öğretmenim? Diyenlerin talepleri dua oldu Rahman’ın katında. Nedim Öğretmene 7 yıldır izcilikte arkadaş olan izci lideri Uğur Yeşildağ bize gidelim diyordu. Bize; Düzce’ye, Yığılca’ya, Hocaköy’e.&lt;br /&gt;Nedim Öğretmen yanında Uğur Öğretmenle beraber Helim ve Nezaket Öğretmenlerle görüşüyor, ilçe Milli Eğitim şube müdürü İbrahim Şeker’den görüş alıyordu. Her adımda Uğur Öğretmen’le resmi izinleri 7 gün gibi kısa sürede hallediyorlardı. Görüşülen veliler hediyelerini hazırlıyor, müdür yardımcısı Ramazan Ayan en iyi otobüsü ayarlıyordu. &lt;br /&gt;Otobüste; eğitici kulüplerden mesul okul müdür yardımcısı Ramazan Kökçe, Necati Sağlık, Haydar İnan, Sevim Öztürk Yaman eğitici kulüpleri temsil eden öğretmenlerdi.&lt;br /&gt;Yola çıkılmaya hazırdılar. 7 taksi ve bir otobüs dolusu inanmış, sevdalı gönüller mesafeleri kısaltarak heyecanla gaza basıyorlardı. Ş.Urfa’daki gibi yine kaymakam Mahmuthan ARSLAN Bey karşılıyordu kardeşlerini. İlçe Milli Eğitim Müdürü, sanatçı Dr. Cevdet Aşkın; şube müdürleriyle ilkokul birinci sınıf öğrencileri gibi heyecanla yola çıkmışlardı: Geliyorlar!” diye el sallıyorlardı. İlçe halkı gelenlere el sallıyor, öğrenciler çiçeklerle kardeşlerini karşılıyorlardı.&lt;br /&gt;Yatılı Bölge Okulu tüm kardeşlerini sinesine basan şefkatli ana gibi bağrına basıyordu. Kalacak odaların tahsisiyle doğruca Hasanlar Barajı’na doğru yola çıkıldı. Her an kardeşlerin telefonla rahat ettirilmesini isteyen kaymakam bey ilçe Milli Eğitim müdürünü gereken her şeyin yapılması talimatını veriyordu. Ertesi gün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına katılan Ahmet Kabaklı İ.Ö.O.Küçük izcileri bununla yetinmiyor, köyde yapılan bayramda da kutlamalara eşlik ediyordu.&lt;br /&gt;Hocaköy bizim köyümüz diyen okul müdür yardımcısı Ramazan Kökçe ile ilçe Milli Eğitim Müdürü Dr. Cevdet Aşkın okul kütüphanesinin açılışı yapıyordu. Teknoloji sınıfı açılışını katılan velilerden Remzi Özdabakoğlu, Arzu Tuna, Arif Daştan yapıyordu. Yapılan hediyeleşmeden etkilenen öğrenci velisi Tansel Kulak Nedim Öğretmene: “Kıymetli Hocam, bu duygu seli çok güzel. Kalıcı olması için bir teklifim olacak izninizle. Buradaki öğrencilerden ‘Kardeş Aile’ olalım, pekiştirelim bu sevgimizi. Sevgi sonsuz bir hece. Bir olur gündüz gece. Kalp kalbe karşı duruyorken ne dersiniz?’ &lt;br /&gt;Hocaköy İ.Ö.O. müdür yardımcısı Erdinç bey günün anlam ve önemini anlatması için Nedim Taktak’ı davet edince Nedim Öğretmen; sürpriz olarak Kardeş Aile teklifini dile getirdi. İlçe Milli Eğitim Müdürü Dr. Cevdet Aşkın ve gelen tüm yol ekibi için sürpriz olmuştu. Sedat Kılıçvuran, Cemal Topal, Halit Acar, Remzi Özdabakoğlu, Yavuz Kıran, Arif Daştan, Tansel Kulak, Arzu Tuna, Safiye Çakır, Raife Yıldırım, yazar Yusuf Tosun ve Yasemin Kaya Kardeş Aile olarak kalıcı dostluğa gönüllü oldular.&lt;br /&gt;Ertesi gün 7 minibüsle Yedigöller gezisi yapılıyordu. Herkes eskiden birbirini tanıyormuşçasına sohbete koyuluyor, mangala, çay demlemeye, masa hazırlamaya başlıyordu.&lt;br /&gt;Gün sonunda yaşlı gözlerle ayrılırken Kardeş Okulun kardeş öğrencilerini, öğretmenlerini 8 Haziran’da sabırsızlıkla bekliyorlardı</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2009 17:57:01 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Başarı İstediğini Elde Etmektir</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=2476254</link>
            <description>Nedim TAKTAK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSABET KAYDETMEYEN OKLAR DA SONUÇTA PAY SAHİBİ DEĞİL MİDİR? &lt;br /&gt;Başarılı olmak isteyen bütün öğrencilerin SBS ve ÖSS'ye girmesi zorunludur. Telafisi olmayan sınavlar zinciriyken değişen sistem sonucu çalıştıkça Başarlı olmanın mümkün olduğu sınavlar. Başarısızlık başarıya inanmışların sağlam ve ümit dolu yarınlarına ışık tutan kandilidir. Kolay elde edilenler kolay elden çıkar ve çabuk unutulurlar.&lt;br /&gt;Herkes girmek istediği lise ve üniversite için gerekli netlere ve okul taban puanlarına odaklanır. Sınavlar yapılır, deneme adı altında. Her deneme bir sonrakine öğretmendir. Denemeler bizi tecrübe kazandırma yanında bakış açımızı, ufkumuzu genişletme yönünden ileri götürür. Her deneme önemlidir. Yarış varsa bu denemeye giren kişinin kendisiyle olandır. Yoksa başkasına bakarak yarış kazanılmaz bilakis kaybedilir. Önce başarılı olacağınızı düşünün, sonra da buna inanın.&lt;br /&gt;Edison elektrik ampulünü icat ederken bininci deneyinde Stevens Teknoloji Enstitüsü tarafından protesto edilmiş ve aşağılanmıştır. Arkadaşları ona bu sevdadan vazgeçmelerini önerirken o, “Beyler, evet, bin maddeyi denedik, hiçbir sonuca ulaşamadık. Fakat bu denemelerden, bin maddenin hiçbirinin işimize yaramayacağı sonucuna varmadık mı?” demiş, çalışmalarını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;Yılmadan kararlılıkla, azimle, sebat göstererek çalışan Edison; en son kömürü ampulün içine koymuş, kömür derhal kızararak ışık vermiştir. Siz ışığı ararsanız o size gelen bir yol bulacak ve sizi ve sizin sayenizde tüm insanlığı aydınlatacaktır. Sabır, olumlu düşünme gücüdür. Sabretmek, insanın varmak istediği hedefe sürekli direnerek ulaşması değil midir? &lt;br /&gt;Siz dersleri sevmediğinizi zannedebilirsiniz. Bundan emin de olabilirsiniz. Emin olmadığınız tek şey kendinize duyduğunuz güvendir. Derste önemsenmeyen küçük ve basit görünen nokta bir sonraki gelecek konunun anahtarıdır. Bu bakış açısıyla elde edilir. Okuduğunuz soruda isteneni bulmak ve soruyu cevaplamada sadece isteneni aramakla olur. Her şey bütünün parçalarıdır. Sizin anlamadığınız sadece bütünün bir parçasıdır. Siz bunu önemseyerek telafi edebilirsiniz. Evrende hepimiz farklıyız. Bu farklılığımız bizim birbirimize engel olmayıp sadece bütünün tamamlayan parçaları olmamızdandır. Yapacağınız peşin yargıdan kaçınmak olmalı.&lt;br /&gt;Hayat uzun bir koşudur. Her adımda yeni bir başlangıç yapabileceğimiz bir koşu. Önemli olan bakış açımızı, dinleme ve anlama yetimizi, sezgimizi geliştirmektir. Küçük gördüğümüz veya önemsemediğimiz her parça bütünü tamamlamada engel çıkaracaktır. Kendimizin koymadığı engelleri aşmanın bir yolu bulunacaktır. Fakat kendimizin kendimize koyduğu engeli kimse kaldırıp atamayacaktır. Fobiler hobilere dönüşmedikçe hayat ıstıraptan başka ne olabilir ki? &lt;br /&gt;Hayallerinizi ertelemeyin. Hedefinizi netleştirin. Heves uğruna ders çalışmayın, idealiniz ve sevdanız olan geleceğinize yönelik ders çalışın. En az yirmi yıl sonranızı düşünün. Tembelliğinizle, sadece sizin değil ta torunlarınıza kadar görüp yaşayacağınız sizin ve ailenizin tüm fertlerinin hayatını etkileyeceğinden asla şüphe etmeyin&lt;br /&gt;SBS, ÖSS, YÖGES, Yabancı Dil Sınavı ve diğer tüm sınavlarda başarılar dileriz. Kaygı ve ümitsizlik olmadan güzel yarınlara varmak için ümitle hep ümitle!&lt;br /&gt;YAŞASIN ÜMİT! KAHROLSUN ÜMİTSİZLİK!</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Wed, 10 Sep 2008 20:27:13 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Sivil Toplum Kuruluşları (STK)</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=2476235</link>
            <description> Nedim TAKTAK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin çatısı altında toplum işbölümü yapar. İş bölümü ile kurum anlayışı yanında sosyal teşkilatlanma yapıları hizmet ederler. Gönüllülük, ihtiyaç, amaç ve fedakârlık yapma şartları taşıyan insanlar yaşadıkları çevreye, topluma ve kâinat çatısı altında bulunan tüm canlılara karşı duydukları sorumlulukları yerine getirme adına Sivil Toplum Kuruluşları (STK) oluştururlar. STK'lar sosyal devletin güvencesidir.&lt;br /&gt;Vefa, sadakat ve mesuliyet hisleri taşıyan ecdad; kuşlar, bitkiler ve kimsesizler, yoksullar için dernekler, vakıflar kurarak bizlere misal teşkil etmişlerdir. &lt;br /&gt;Tarihi ve kültürümüzü koruma, kollama ve yaşatma adına kurulan dernek ve vakıflarda görev almalıyız. İnsanlığa hizmet etme adına bir şeyler yapmak isteyenler, bunu dert edinenler, mutlaka bir yol bulurlar. Derdi olmayanların ise; bahaneleri olur. Burada aranacak tek şart yer alacağınız kuruluşun devletin resmi makamlarınca tanınmış ve yasal, legal olmasıdır. &lt;br /&gt;Kan vererek nasıl bir hastayı hayata döndürmede kanınızla vesile oluyorsanız; toplumun her yapı taşında var olmakla da aynı lezzet ve hazzı yaşayacaksınız. Hep şikâyet ederek yönetilmeyi değil, demokrasi kültüründe var olarak, yönetime ortak olmayı seçmiş olacaksınız.&lt;br /&gt;Siyasi tercihinizden, yaşama şeklinize kadar düşüncelerinizi yasal haklar çerçevesinde belirtmek gelecek nesillere bir 'Lider Güçlü Türkiye' bırakma sevdası, yurttaşlık borcunuz olmalı. Her birimiz Hz. Mevlâna'nın şu sözlerine kulak vermeliyiz:&lt;br /&gt;“ Her birimiz tek kanatlı melekleriz ve bizler ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz.”&lt;br /&gt;NEMELAZIMCILIK ve KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN&lt;br /&gt;“Bir yönetim ne zaman çöker?&lt;br /&gt;Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı diye derin derin düşünmeye başlar… Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi 'ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendiye gönderir…&lt;br /&gt;“Sen ilahi sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları'nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olurda izmihlale uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.&lt;br /&gt;Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendinin cevabı bir bakıma çok kısa bir bakıma içinden çıkılmaz bir hal alır:&lt;br /&gt;“Nemelazım be Sultanım!” &lt;br /&gt;Topkapı Sarayında bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar:“Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?”&lt;br /&gt;Nihayet kalkar, Yahya Efendinin Beşiktaş'taki dergâhına gelir. Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:&lt;br /&gt;“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!”&lt;br /&gt;Yahya Efendi duraklar:&lt;br /&gt;“Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.&lt;br /&gt;”“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece nemelazım be sultanım demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.” &lt;br /&gt;Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu akıl almaz tarihi açıklamasını yapar:&lt;br /&gt;“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de nemelazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir…”&lt;br /&gt;Bunları dinlerken ağlamaya başlayan Koca Sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah'a şükreder, bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır…&lt;br /&gt;Yaşadığımız toplum ile hemhal olamazsak öğretmen-veli-öğrenci başarımız dört duvar arasına sıkışmaz mı? Üç kıtada at süren, 600 yıldan fazla yaşadığı insan hakları; tebaaya hürmet, din ve vicdan özgürlüğü, emaneti ehline vermedeki başarıları, kuşlar için bile su içme yerleri yapanları ülkelerindeki yönetim şeklini kötüye kullanan idarecilerinden şikâyet ederek 'Osmanlı bizi yönetsin' davetini alan bir yüce devletin varisçileri olan bizler sosyalleşmeden kaçamayız.&lt;br /&gt;SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ FAYDALARI&lt;br /&gt;Sizlerin gönüllü olarak yer alacağı sivil toplum kuruluşları; toplum ve bizim açımızdan faydalıklar arz eder:&lt;br /&gt;Toplumun o kesimi hakkında birinci elden bilgi sahibi oluruz. Topluma hizmet eden kişilere 'Halka Hizmet HAKK'A hizmet 'gözüyle bakarız. Kendilerini yaşadıkları toplumda diğer bireyler gibi 'Vatandaşlık Numarası' ile değil varlıkları ve yararlılıkları ile tanıtırlar.&lt;br /&gt;Toplumu var eden değerleri yaşatırlar; demokrasi, insan temel hak ve hürriyetleri, dayanışma, paylaşma vb. Kendinizi yönetmek için aklınızı kullanmayı, başkaları içinse yüreğinizi kullanmayı öğrenirsiniz. Başkalarının yanlışlarından ders almayı, hayatın her şeyi kendimiz yapacak kadar uzun olmadığını kavrarsınız. Nezaket kurallarını uymanın güzelliğini görürsünüz. Çünkü nezaket taşınması zor bir lükstür. Taşıyana zarar vermez. Ama taşıyamayanı kızdırır. Geleceği en iyi tahmin etme onu yaşayarak olmalıdır düşüncesine varmaz mıyız? Kısaca kişi; balıklar gibi yaşadığı denizin varlığını, güzelliğini onun yokluğunu yaşarken mi anlayacak yoka şikâyet etme yerine o da bir şeyler yapma sevdasında mı olacak? Sosyal hayatta varlığını gösterme medeniyetine sahip velilerin çocukları duyarlı, merhametli, sorumluluk sahibi, hayvan ve doğa sevgisiyle bezenmiş bir mekanizmaya dönecektir, değil mi?&lt;br /&gt;Eskiden İstanbul'da hanların girişine insanlar, Ramazan ayında fitresini asarmış ve ihtiyacı olanlarda gelip alırlarmış. Hayır, sahipleri, buralara para bırakır ihtiyaç sahipleri de gecenin bir vakti ihtiyacı kadarını alıp gerisini tekrar yerine bırakırmış. Maddi imkânı olmayanımızın, çay ocağından çayını içebilmesi için, mendil satan çocuğumuzun ayakkabısını alabilmesi için, delik çorapları yerine yeni çoraplarıyla sadece okuluna severek gidip derslerini düşünebilmesi için askıya bir iki not da biz yerleştirmeliyiz. Utanarak istemeden biz topluma borcumuzu ödeme hazzı yaşarken o kimseler de toplumla özdeşleşerek ihtiyaçlarını tebessüm ederek giderebilmelidir. Çanakkale'de bir çaycının uyguladığı 'askı' yöntemiyle parası olan müşteriler fazla çay parası ödüyor. Panoya asılan fişlerle de parası olmayanlar bedava çay içebiliyor&lt;br /&gt;Neticede ister öğretmen, ister veli, ister öğrenci, esnaf, işçi kimliği taşıyalım gelecek için bir şeyler yapmalıyız. Merhum Milli şairimiz M. Âkif'in :'Toplu vurdukça sineler onu top sindiremez' dediği gibi her duruma toplum açısından bakıp koşmalıyız. Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek! İşte yardımlaşmanın esası. Dedelerimiz de köşe başlarına hayır oyukları yapmışlar.&lt;br /&gt;Sılah-i rahim ziyaretlerimiz sırasında; Adapazarı, Eskişehir; Bolvadin, Afyon, Akşehir ve Konya'da bulunduk. Sünnet ve düğün merasimlerine katıldık. Farklı kültürel toplumların bu özel günlerinde bir şey dikkatimi çekti. Bu merasimlere canlı yerel çalgıcı ve orkestralar çağrılıyor oyunlar oynanıyordu. Davetliler istek şarkı ve türkülerde bulunuyordu. Türkmen. Yörük. Kürt, Göçmen unsuru taşıyan topluluklarda istekte bulunulan Mustafa Yıldız doğan'ın ' 'Baş Koymuşum Türkiye'min Yoluna' isimli türküsüydü. Toplumumuz ırk, dil, din, kültür ayırt etmeden tek bir yürekti. Acılar paylaşınca azalacak, sevinçler paylaşıldıkça artacaktır.&lt;br /&gt;Adapazarı'nda 17 Ağustos depremini yaşayanlardan dört çocuklu, yaşlı annelerine bakan akrabamız olan bir aile var. Bu aile evleri yeni kurulan Adapazarı'na yakın olduğundan mıdır bilinmez maddi bir kayıp yaşamadı. Lakin onlar da tüm orada yaşayanlar gibi tanıdıklarını, dostlarını, öğretmenlerini kaybetmenin elemini derinden yaşadılar. Kendilerini ihtiyaç sahiplerine yardım toplama ve dağıtma ile ilgili bir arkadaş grubunun içinde buldular. Şehir dışından gelen yardımları dağıtmada görev aldılar. Daha sonra bu çalışmalara iş bulma, ev bulma vb. eklediler. Orada yaşayan bir öğretmenle tanıştırıldım. Çok güzel kişilikli ve candan olan bu arkadaşımız eğitim yardımlarından bahsetti. Hâlâ kitap, defter, kalem vb. ihtiyaçlarını karşılayamayan aileler varmış.&lt;br /&gt;Bu güzel insanlar kendilerini sosyal hayatı tamir etme, yaraları sarma ve dostluğu pekiştirme için adamışlar. Niçin mi bunları yazıyorum? Bir şey yapmak için hâlâ vaktimizin olduğunu söylemek, aslımıza dönmemiz için. Haydi, ne duruyoruz? Velisi ile öğretmeni ile öğrencisi ile eğitim ordusunu göreve çağırıyoruz. Kalkınmamızın Eğitimle olacağını söylüyoruz. Seferberlik kâğıtlarımız biz okula başlayınca verilmedi mi? Biz okula başlayınca eğitimin 'Beşikten Mezara Kadar' olduğunu öğrendik. Hepimizin hepimize ihtiyacı var. Bildiklerimizi bilmediklerimize öğretmek zorundayız.&lt;br /&gt;Kelime manasıyla düşündüğümüzde, her insanın azmettiği ve gayretini yönelttiği bir hedefi mevcut. İnsanların kimi sadece karnına, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre ölçülüyor. &amp;quot;Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.&amp;quot; Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi Allah rızası olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez. İnsanın değer ve kıymeti, hedef ve gayesine göre bilinir ve ölçülür. İnsan kendisi için değil cemiyet ve toplum için yaşamalıdır. İslamiyet; İnsanların kendileri için değil, başkaları için yaşamalarını emreder. Kimin hedef ve maksadı bütün insanlık ve onların kurtuluşu ise onlar en yüce ve âli hedef sahipleridir.&lt;br /&gt;Arş-ı ala'ya diyerek mübarek şahadet parmağını kaldırarak Rabbi'ne kavuşma arzusuyla tutuşan İftihar Tablomuz (SAV) bu anında kalan 7 dirhemini ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasını buyuran rehberimiz önümüzdedir. &lt;br /&gt;Hz. Peygamberimizin (SAV) halasının oğlu, kırk iki yaşında, “Dünyada en büyük gayem Allah ve Resulünün sevgisidir, gözümde başka bir şey yoktur” diyen Abdullah İbni Cahş (r.a.), rahatı, huzuru terk eden, hem annesi hem de babası tarafından Kureyş'in asil ve zengin bir ailenin erkek evladı olan Hz.Mus'ab b. Umeyr (r.a) önümüzde yürümektedirler.&lt;br /&gt;Bizler gönül eri olma sevdasıyla, Himmetü'r-rical, taklau'l-cibal - Yiğitlerin himmeti dağları yerinden söker.&amp;quot; anlayışıyla hareket etmeli ve bütün samimiyetleriyle Cenâb-ı Hakk'ın inâyetine sığınıp sorumlulukları istikametinde dönüp arkalarına bakmadan yürümeliyiz.&lt;br /&gt;Anadolu insanına ve dünya insanına nemelazımcılık etmeden, kılıç yerine kalem götüren levendlerimize, malımızla, ilmimizle, elimizle, yüreğimizle ulaşmaya gayret edenlerle olmalıyız.</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Wed, 10 Sep 2008 20:23:27 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Hoşgörü</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=2476214</link>
            <description> Nedim TAKTAK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Hoş' ve 'görmek' sözcüklerinden oluşan hoşgörü kavramı, her şeyi anlayışla karşılayarak hoş görme, müsamaha, tolerans, insanlar arası ilişkilerde orta yolu takip etme, dengeli olma, farklı olan bir şeye sabır gösterip katlanma, benimsenmeyen bir davranış ve düşünceye bile tahammül edebilme anlamlarına gelmektedir. &lt;br /&gt;Diğer insanlarla iletişim kurma sırasında ortaya çıkan ve psiko-sosyal boyutlu bir kavram olan hoşgörünün affetme, kusura bakmama, farklılıkları anlayışla karşılama, bireyi daraltıp sıkıştırıcı yaklaşımlardan uzak durarak dengeyi koruma, medenî olma ve düşünceleri karşılıklı anlayış içerisinde tartışabilme gibi anlamları içerdiği söylenebilir. Yani hoşgörü, karşılaşılan olayların ve düşüncelerin çeşitli yönleriyle ele alınarak kuralların daha esnek ve toleranslı bir biçimde uygulanmasını ifade eder. Hoşgörüde temel ilke, karşımızdakini istediğimiz gibi olmaya zorlamak değil; ona kendi istediği gibi olma imkânı vermektir.&lt;br /&gt;İnsanlar arası ilişkilerde dengeyi koruyan ve onları birbirlerine yakınlaştıran hoşgörü, duygusal bir tavır olarak öğrencinin her konuda hemfikir olması, aldırış etmemesi, olaylara kayıtsız kalması veya kendi inançlarından ve öz benliğinden taviz vermesi değil; farklılıkların bilincine varması, değişik düşünce ve kimliklere anlayışla bakabilmesidir] Bir başka ifadeyle hoşgörü, başkalarından nefret etmeme bilincini kazandıran bir erdemdir, ahlâkî sistemlerin en temel unsuru ve diğer unsurlara da kaynaklık edebilecek önemli bir ruh disiplinidir. &lt;br /&gt;Hoşgörünün temelinde, doğruluk değerlerini dikkate almadan, toplumda farklı inanç ve düşüncelerin de bulunabileceğini kabul etme duygusu yatmaktadır. Ancak bu farklılıklar çekici, ilginç ya da sevimli göründüğü sürece hoşgörüye ihtiyaç duyulmaz. Hoşgörü, bizim uygun görmediğimiz bir durumla karşılaştığımızda söz konusu olur ve asıl bu yüzden önemlidir. Öyleyse, tek taraflı bir yaklaşım tarzı olmayan hoşgörüde herhangi bir haksızlığa yol açılmaması, bir kişinin sürekli hoşgörü bekleyen, diğerinin ise hoşgörü göstermek zorunda kalan durumuna düşmemesi önemlidir. &lt;br /&gt;Herhangi bir nedenden ya da kişisel yetenek ve özelliklerden kaynaklanan farklı düşünce ve davranışlara hoşgörüyle bakmak, değişik fikirlere değer vermek ve onları toleransla karşılamak toplum bireylerinin birbirleriyle yakınlaşmalarını sağlamaktadır. Bencillik, düşüncelerde taassup ve katılık ise, ayrımcılığa ve toplumsal huzursuzluklara neden olmaktadır. Öyleyse hoşgörü, dinler, kültürler ve gelenekler arasında barış fikrinin gelişmesini sağlayan en temel unsurdur. İnsanların bakış açıları ve kültür dünyaları aynı olmayabilir. Ancak hoşgörü ve saygı kurallarına herkes uymak durumundadır. Çünkü hoşgörünün bulunmadığı yerde taassup; taassubun olduğu yerde de barış ihlâlleri kaçınılmazdır. &lt;br /&gt;Öğrencinin benimsemediği düşünce ve davranışlar karşısındaki tutumu ile, yanlış, zulüm, adâletsizlik ve hakların ihlâli karşısındaki tutumu bir değildir. Dolayısıyla haksızlık, kötülük, çirkinlik ve adaletsizlik karşısında susmak, bilerek yanlışlıklara göz yummak hoşgörü olarak değerlendirilemez. Bireye ve topluma karşı işlenen öylesine ağır suçlar vardır ki, bunları hoş görmek, suça ve haksızlığa rıza gösterme anlamı taşır. Öyleyse yasa ihlâlleri, inançlara saygısızlık ve kişiliklere hakaret de hoşgörü kapsamının dışındadır. Çünkü hoşgörüde esas olan, ötekinin zarar görmemesidir. &lt;br /&gt;Hoşgörünün zıddı olan hoşgörüsüzlük, basit bir nezaketsizlikten başlayarak kasıtlı yok etme girişimlerine ve bunun için güç kullanmaya kadar uzanan sonuçlara neden olabilir. Pek çok toplumda bireyler arasında baş gösteren düşünce farklılığı hemen bir ilke ayrılığına dönüşerek, her iki taraf diğer tarafın yanlış olduğunu ve ona katılmanın suçluluğu paylaşmakla aynı anlama geldiğini düşünmektedir. Bu da, anlaşmazlıkların şiddete dönüşmesini ve kuvvete başvurmayı doğurur. Bu durum karşısında alınabilecek en etkili önlem, her milletin, her ırkın, her din ve dinî düşünce mensubunun diğerlerine karşı hoşgörü göstermesini sağlayabilecek bir anlayışı toplum bireylerinde geliştirmektir. &lt;br /&gt;Toplumda geliştirilecek hoşgörü anlayışı, her zaman ve her toplumda genel geçerliliği olan bazı kurallara uyularak geliştirilebilir. Bu kuralları şu şekilde özetlemek mümkündür:&lt;br /&gt;1.Toplum bireylerine düşüncelerini özgürce açıklayabilme fırsatı tanıma.&lt;br /&gt;2.Temel hak ve özgürlüklere karşılıklı olarak saygı göstermeyi prensip haline getirme.&lt;br /&gt;3.Karşıdaki insanı dikkatli ve önyargısız bir şekilde dinleme, görüşleri paylaşılmasa bile kendini onun yerine koyarak duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışma.&lt;br /&gt;4.Kendi görüş ve düşüncelerini önyargısız olarak ortaya koyma.&lt;br /&gt;5.Üzerinde görüş birliği bulunmayan konularla ilgili problemlerin çözümünde tüm önerileri ciddiyetle değerlendirme.&lt;br /&gt;6.Düşünce ve uygulamalarda ortak paydalar aramaya çalışma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşgörü-Eğitim İlişkisi&lt;br /&gt;İnsanlar arası ilişkilerin karşılıklı anlayış, saygı, tolerans ve yardımlaşma temeline dayalı olarak gerçekleşebilmesi için ailede, okulda, sokakta, çalışma hayatında, kısacası insanın olduğu her yerde hoşgörü kültürünün geliştirilmesi gerekir. Yüzeysel farklılıkları eriterek kavga ve düşmanlıkları ortadan kaldıran hoşgörü, barış toplumunun zeminini oluşturmaktadır. &lt;br /&gt;Hoşgörünün eğitimle yakın bir ilişkisi vardır. Bu ilişki tek taraflı değil karşılıklıdır. Genel olarak; “Öğrencinin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme süreci” şeklinde tanımlanan eğitimin hedefine ulaşmasında hoşgörü anlayışı şart olduğu gibi, hoşgörü anlayışına sahip bireyler yetiştirmede de eğitimin rolü tartışılmazdır. Çünkü hoşgörü, öncelikle eğitimle kazandırılabilecek bir anlayıştır. Öğrencinin doğuştan sahip olduğu yeteneklerini olumlu ve dengeli bir şekilde geliştirmek, kültürel değerleri korumak ve bu değerlerin devamını sağlamak, temeli sevgi ve hoşgörüye dayalı bir eğitim anlayışı ile gerçekleştirilebilir. Hoşgörü ilkesi doğrultusunda eğitilen bireyler daha özgür ve daha barış yanlısıdırlar. Hoşgörü anlayışından yoksun bir eğitim anlayışıyla yetişen bireylerin ise taassuba, suça ve şiddete eğilimleri daha fazladır.&lt;br /&gt;Toplumdaki her birey, yaratılış özelliği, kişilik yapısı, hayatı ve karşılaştığı olayları değerlendiriş biçimi itibariyle diğerlerinden farklıdır. Ancak sahip olunan ortak inanç ve değerler de yok değildir. İşte toplum bireylerinin ortak paydasını oluşturan bu değerleri yetişmekte olan nesle kazandırmak öncelikle eğitimin görevidir. Bu konuda genel eğitimin en önemli yardımcısı din eğitimidir. Çünkü din eğitimiyle bireylere tanıtılacak olan İslâm dini, her şeyden önce bir barış ve hoşgörü dinidir. Sevgi ve hoşgörü, eğitim-öğretimin başarısını artırmada önemli bir unsurdur. Hoşgörüsünden ötürü sevilen ve beğenilen bir eğiticinin telkinleri, öğrenciler tarafından daha kolay benimsenmektedir. Nitekim öğrenciler okulda en çok hoşgörülü öğretmenlerden hoşlanmaktadırlar. &lt;br /&gt;İstanbul'da hatırı sayılır bir okulda okul idarecilerinin ortaokulda yani 6,7 ve 8.sınıfları kapsayan öğrenciler için yaptığı “Hangi dersleri seviyorsunuz? Neden? Hangi dersleri sevmiyorsunuz? Neden?” anketinde sevilen derslerin başında Fen Bilgisi cevabı 1.sırada yer almıştır. Eee n'olcak yani? der gibisiniz. Çok şey olacak OKS ve ÖSS sınavlarında Fen Bilimlerinde başarının azlığı demek ki dikkatinizden kaçmış. Demek ki tabiatı okumakta sıkıntı var. Neden kısmında ise öğretmenin güler yüzlü olması, kendi hayatından ve yaşadığı yerlerden yaşanmış örnekler vermesi ve her şeyden çok hoşgörülü olması yazılmış öğrencilerce. Bu okulda tam 6 Fen Bilgisi öğretmeni varken 1 tanesinin ismi öne çıkmış. O öğretmen kızması olmayan, öğrenci gelişim psikolojisini yakinen bilen birisi ve kendi alanında çok okuyan, araştıran örnek birisi olduğundan bana anket sorulunca ders ve öğretmenimizin ismiyle cevap verdim. İdareci arkadaşlar biraz şaşırsalar da Ziya Paşa'nın buyurduğu gibi 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz' dediğimde 'Paşa haklı' dediler.&lt;br /&gt;Otoriter yapı, sertlik ve şiddet yanlısı öğretmenlere karşı ise gizli veya açık bir tepki, ilgisizlik ve güvensizlik kaçınılmazdır. Bu durum, öğrenilecek konulara ilgiyi azalttığı için, belirlenen eğitim hedeflerine ulaşmak güçleşmektedir. İnsanlar, yaratılışça hoşgörülü tavırlardan çok fazla etkilenirler. Eğitim sırasında hoşgörülü bir dil kullanma, en katı insanlar üzerinde bile etkili olmakta ve onların yumuşamalarını sağlamaktadır. Çünkü 'Tatlı söz yılanı deliğinden çıkartır' dememişler mi atalarımız? Hoşgörülü söz ve davranışlar karşısında öğrenci kalbi çamaşır suyu kullanmışçasına beyazlaşır, vernellenmniş gibi yumuşacık olur. İnatlaşma ve karşı koyma sevgiyi, saygıyı sel önündeki kaya dahi olsa alır götürür. Sonuçlarını asla kestiremeyiz. Son pişmanlık neye yarar? Her şeyin bedeli var. Bunun bedelinin ödenmesi size uygulanacak cezadan öte vicdanı sıkıntınızı kat kat artırır. &lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (SAV) “Ben Allah resulüyüm. Benim dediğim olacak.” vb şeyleri (Hâşâ! Allah muhafaza) demiş olsaydı Uhud Savaşı'nda ya da bak “Amcamı kaybettim sizin aldığınız karara uydum da ne oldu?” ( Hâşâ! Allah muhafaza ) deseydi Muallim-i Ekber! Tek Rehber! Olur muydu hiç? &lt;br /&gt;Her anı, her adımı, her bakışı, her duyguları ile örneksin efendim Sen bize! Ancak bazı kontrolünde zorlandığımız duygularımızı iftihar meselesi yaparak “Asarım, keserim, yıkarım” dersek öğrencimizi ikna ile değil de makamla veya öğretmeni olmakla üstün görüp azalama, bağırma veya şiddet gibi uygulamalarla eğitmeye kalkarsak vay halimize. Yazıklar olsun bize o zaman. Elmas parçasını kömüre dönüştürmekte maharetimizi göstermenin vahşi hazzını yaşarız bir zaman. Toplumda saygıyı, sevgiyi, vefayı anılarda ararız kırlaşmış saçlarımızı göstererek “Biz bunları değirmende ağartmadık. Bak ne yaptıksa boşuna!” deriz dışımızdan Ama içimizde ses hep bizi yalanlar.Bunun yerine “Yaratılanı Yaratan(CC)'dan ötürü sevmeyi”, “Güzel görüp güzel düşünmeyi” anlıyorsak ve kabullenmişsek öğrencimizin bize davranışı elbet değişecektir. Öğrencinin etkili mesajlar karşısında ikna olup verilen bilgileri içselleştirmesi kolaylaşacaktır. Bu yüzden hoşgörü ilkesini gözeten öğretmenler hedeflerine daha kısa yoldan ulaşabilirler. Çünkü hoşgörüye dayalı eğitimde bireyler olaylara bir başkasının gözüyle bakabilme ve kendini onun yerine koyarak değerlendirme alışkanlığı kazanırlar.</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Wed, 10 Sep 2008 20:18:09 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>ON İKİ DEV ADAMDAN BİRİ OLAN HIDAYET TURKOGLU VE SIMITCI</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=412695</link>
            <description>Hidayet Türkoğlu ve eşi İstanbul'da gezerken simitçi bir çocuk görürler.Birden duraklar basketbolcu simitçi çocuğa yaklaşıp sorar &lt;br /&gt;-Simit kaç lira.&lt;br /&gt;-300 bin abi çıtır çıtır &lt;br /&gt;-Tezgahta kaç simit var &lt;br /&gt;-70-80 tane var abi hepsini alırsan ne kadar tutar &lt;br /&gt;-23-24 milyon &lt;br /&gt;-Al sana 30 milyon hepsini satın aldım say .&lt;br /&gt;-Sağol abi.... &lt;br /&gt;-Hidayet simitlerin parasını öder fakat eşi şaşkındır &lt;br /&gt;-Hidayet ne yaptın &lt;br /&gt;-Yemediğimiz simitlerin parasını neden ödedin?&lt;br /&gt;-Boş ver &lt;br /&gt;-Ama öğrenmek istiyorum &lt;br /&gt;-Tamam söyleyim &lt;br /&gt;-Simit tablasının kenarı dikkatini çekti mi?&lt;br /&gt;-Hayır. &lt;br /&gt;-Tablada bir isim yazılmıştı …&lt;br /&gt;- Hangi isim ?&lt;br /&gt;-Hidayet &lt;br /&gt;-Yoksa o tabla …&lt;br /&gt;- Evet o tezgah eskiden benimdi. &lt;br /&gt;(Bu hikayeyi Hidayet Türkoğlu Tv8 de katıldığı bir programda kendisi anlatmıştır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden anlattık? Çocuklarınızı başka çocuklarla kıyaslamayın ve fakirlikten utanmayın.Ama çalışmamaktan  ve gayret etmeden yaşamaktan utanın.Çocuklarımızın bugünkü yaptıklarına bakarak zekalarına,okul başarılarına ve geleceklerine dair hüküm vermeyin.Veriyorsanız yanılacağınızı unutmayın.Onlar üzerinde baskı kurmayın.Aile meclisini çalıştırın ve sık aile toplantıları yapın.Onları dinleyin. Kötümser bir tüneli görür.İyimser tünelin sonundaki ışığı görür.Gerçekçi kişi hem tüneli hem ışığı hem de gelecek treni görür ’ der. Bazen de bilmemek rahatlıktır.</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Sat, 25 Aug 2007 22:16:53 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>ÇOCUKLARDA KÖTÜ SÖZLERE BAŞLAMANIN ALT YAPISI</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=412622</link>
            <description>Çocukların en önemli özelliği evin neşe kaynağı olması ve yuvayı sağlam zincirlerle bağlaması olsa gerek. Çocuklar; masumdur, sevimlidir ve cennet kokuludur. Böyle olması onların bazen yanlış hallerini de kapsar. Masumiyetleri göz önünde bulundurularak yapılan çirkin hal ve tavırlara hoş görüyle bakılır.&lt;br /&gt;Çocuk doğduğunda tarifi mümkün olamayan mutluluğu tadarsınız. Onunla çocuk olup bineği olur, sevinince sevinir, üzülünce beraber ağlarsınız. Geceleri uykusuz kalarak hastalığında Şafi ismini tecelli ettirmesi için Rabbimizden yaşlı gözlerle niyazda bulunursunuz. Baba, anne sözü sizi hayata kopmaz, sarsılmaz, kuvvetli iple sımsıkı bağlar. Birbirinizi daha çok sever ve çocuğunuza mutlu bir gelecek için hayal dünyanıza yeni bir pencere açarsınız. Artık anne ve baba; çocukları doğduğu andan itibaren onun için yaşayan fedakâr, cefakâr canlılardır.&lt;br /&gt;“Yavrum, güzelim, annem, canım, aşkım, paşam, aslanım,” dersiniz. Kızsanız dahi uyurken saçlarını koklayarak, öperek özür bile dilersiniz. Onun için her şeyin en iyisini, en güzelini sağlamak için bir değil iki işte çalışırsınız.&lt;br /&gt;Çocuklar şefkat ve merhamet pınarı olan ebeveynlerinin rehberliğinde; doğru-yanlış, sevap-günah, güzel-çirkin, iyi-kötü halleri tanımaya başlarlar. Küçükken yapılan hatalı davranışlarda ısrar, büyüdükçe sevimli hallerin yerini çirkin bir hale çevirir.&lt;br /&gt;Bu kötü söz ve fiiller, büyükler tarafından ya önemsenmemesi ya da takdir edilmelerinden ötürü alışkanlığa dönüşür. Davranışlar sıradan ve bayağı bir hal alır. Davranışlarını evden ve yakın çevreden modelleyerek alan çocuğun davranışlarında bizim payımız büyüktür. Bazen şaka, bazen espri, bazen de takdirle karşılarız çocuğumuzun beğenilmeyen kötü davranışlarını. Çocukken basite alınan kötü davranışlar; büyüdükçe yetişkinlerce ödül beklemeye alıştırılan çocuğa; ceza, hakaret ve dışlamaya varan neticelerle açığa çıkar.&lt;br /&gt;“Evlendikten 5 yıl sonra bir çocuğu olan aile de herkes mutludur elbette. Evlendikten 5 yıl sonra gelen azalarında noksanı olmayan bir çocuk eve şeref vermiştir. Artık muratlarına eren aile çocuğun adını 'Murat' koyar. Baba çocuğun büyümesini, konuşmasını çok ister. Her gün oğluna yeni kelimeler öğretmeye çalışır ve her misafir gelince oğlundan öğrettiklerini tekrar etmesini ister. Murat 3 yaşına gelince 45 kelimelik cümleler kurarak yaşıtları gibi konuşmaya başlar.&lt;br /&gt;Babanın Osman isminde bir aile dostu vardır. Baba, Osman Bey'e bir şaka yapmak istediğinden Murat'a bir kötü söz öğretip ve bu çirkin sözü Osman Bey'e söyletmeyi ister. Baba oğluna defalarca çirkin sözü söyletme çabasında bulunur. Çocuk denemeler sonucunda o sözü söyler. Baba mutludur, Osman Bey de. Osman Bey çocuktan duyduğu sözden memnuniyetini katıla katıla gülerek gösterir. Baba arkadaşlarına, sevdiklerine çocuğuna öğrettiği sözü söyletmenin zevkini çocuk 12 yaşına gelinceye kadar yaşar. Çocuğa bazen de para vererek söylemesini teşvik eder. Çocuk 12 yaşında para vermeden de çirkin sözü söylemektedir.1 &lt;br /&gt;“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.” 2 diyen Asrımızın Müceddidi'ne kulak vermeliyiz. Attığımız her adım bize bumerang gibi er veya geç döner. Aile toplumun temel taşıdır. Ailelerimizi sağlam tutmak ve korumak için elimizden geleni yapmak zorundayız.&lt;br /&gt;Walt Disney &amp;quot;Eğitim ve eğlence birbirine düşman değildir&amp;quot;3 derken haklıdır. Erkenden başlayarak dili bir eğlence haline getirirseniz, çocuğunuz sevgi sözcüklerini hayatı boyunca koruyacaktır. Tıpkı ilk insan; Âdem (AS) ' dan son ümmet-i Muhammed (SAV) e dek sürecek bir enerji!&lt;br /&gt;Musevilikte şöyle bir gelenek vardır:' 4 Bir çocuk İbranice konuşmaya başlar başlamaz kendisine bir şeker veya bal verilir. Böylece, çocuğun öğrenme kavramını tatlı kavramıyla birlikte hatırlanması sağlanır.&lt;br /&gt;“İnsan taallümle tekemmül eder.” 5 Öğrenerek mükemmelleşir. Öğrenme; yani bilgi alışverişi, insanların birebir ya da dolaylı olarak ilişki kurmalarıyla mümkün olur. Eksik olan azalarımız olmadığı, eksik olanın “Verene teşekkür etmek” olduğudur. Toplumumuzda, evimizde, okulumuzda, işyerimizde eksik olan “Teşekkür ederiz” sözcüğüdür.&lt;br /&gt;Baba evde su isteyince çocuğuna, yemeği yedikten sonra aile birbirine, usta çırağına 1516 numaralı anahtarı getirince, okula gelince bizi getiren servis şoförüne, her ders sonunda öğretmenimize, gün bitiminde her şeyin sahibi Ezel ve Ebed Sultanımız Allah (CC)'a teşekkür etmeliyiz.&lt;br /&gt;Eğer siz öğrenme sürecinde tatlı yerine acı, sıkıntı ve cefa verirseniz dilde izi kaybolmayan yanık bir tad kalır.&lt;br /&gt;Her öğrenme acı verirse öğrenme olmayacaktır hayatta. Tecrübeye, rehbere ve mihmandara gerek kalmayacaktır. Hayat ezberden öte bir durumdan ibaret kalır. Ezberin olmadığı hatta ezberin bozulduğu, tecrübelerin deniz feneri gibi yolumuzu aydınlattığı nurani Cadde-i Kübra'da sevgi, saygı, hoş görü ikliminde adım adım Yüce Dost (CC)'a varışın adıdır: HAYAT!&lt;br /&gt;Bizim bu gün yaptığımız çalışmalar aslında torunlarımızı eğitecek ve hayata hazırlayacak kişileredir. Torunlarınızı düşünün. Çocuğa kızarsanız, kalbini kırarsanız ve Cemalullah'ın ayinesi olan pembe, şirin yüzüne vurursanız severek öğreten ebeveynler olamazsınız. Dayak çocuğun yapılması istenmeyen davranışı yapmasını engeller diyenler vardır. Her kötü sözünüz, her kötü davranışınız; onun ruhunda kapanmaz bir acı olarak yerleşecektir. “Dayağın sürekli tesir icra edeceği de, her zaman münakaşa götürür bir mevzudur. Onun terbiyedeki tesiri, daha çok teskin edici ilaçlara benzer; ağrıyı geçici olarak dindirse bile, iyileştirmez Hele, bazı zamanlar başka komplikasyonlara da yol açar ki, dolayısıyla daima titizlik isteyen bir husustur.&amp;quot; 6&lt;br /&gt;O bunlarla yaşar ve olgunlaşır derseniz burada söz susar, fasit bir hal alır. “ Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur” 7 diyen âlimi de üzersiniz o vakit! &lt;br /&gt;Hayatı oyunlaştırırken gerçekleri saklamayın. Çocuklar ölümü dahi anlarlar. Çocuklar 4-5 yaşlarındaki yaşadıkları olayları hatırlarlar. Çocuğa: Allah (CC) dediğinizde; 1-1,5 yaşlarında şahadet parmağını havaya kaldırarak parmağıyla 1 yapmayı, peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) sağ elini kalbinin üzerine koymayı öğretmişseniz o bir daha bu hareketi yapmayı ve yaptıranı unutmayacaktır. Efendisini tanıyan köle gibi hal diliyle de itaat edecektir.&lt;br /&gt;İlk duydukları sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet olan ciğerparelerimizi kendi ellerimizle ateşe atmayalım. Dillerini güzel sözcüklerle bezeyelim.&lt;br /&gt;Yarınların özlemi içimizi yakıyorsa, visal meltemi burnunuzu gözyaşlarınızla sızlatıyorsa, rehberiniz kavi ise, kervanda yerinizi almak için davranın. Unutmayın geçmişinizi, ekilen sevgi tohumlarını!&lt;br /&gt;Özel bir maçta bu duyguları yaşayan futbolcu Tuncay; “Osmanlı torunu olmanın ayrıcalığını yaşadık.” 8 diyorsa hâlâ düşünmekle vakit mi kaybedeceğiz?&lt;br /&gt;Yüreğimizde bir yara var. Kendi ellerimizle çocuklarımızı hayata kötü bir şekilde hazırlamak bize yakışmaz! İnsana yakışmaz! Konuşan hayvanlara bile kötü söz etmesini öğreten ve bunlarla övünen biz değiliz! Biz kayıp zannedilen,”hasta adam” 9 diye nitelendirilen Aslanların; Altın Neslin takipçileri, izcileri olmalıyız. “Hiç Kızmayan Anne”, “Hiç Kızmayan Baba” olmamız gerekmektedir. Muhabbetimizle kuşatmalı, bahçemizdeki gülleri sevgimiz ile yeşertmeliyiz. —&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tülleniyor ruhlarımızda sevdalı bir yaz, &lt;br /&gt;Ne çıkar sanki biraz sertçe esmişse poyraz. &lt;br /&gt;Güller açıyor, her yanda bülbül nağmesi var, &lt;br /&gt;Dünkü renkleriyle geliyor bu gelen bahar...” 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;/go/messages/send/receiver=n.taktak@hickizmayanogretmen.com&quot;&gt;n.taktak@hickizmayanogretmen.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Yazarı bilinmiyor. (Anonim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Nursi, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, İstanbul, Söz Basım Yayın,2006,s.545.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Pery W. Buffıngton, Çocuk Yetiştirmede Psikolojik Taktikler,(Çev. Taner Gezer), İstanbul, Yakamoz Yayınevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Taktak, Nedim, Aranızda Ders Çalışmayı Sevmeyen Var Mı, Nesil Yayınları, İstanbul,2006,s.38&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, İstanbul, Söz Basım Yayın, 2006,s.330.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Ünal,Ali,  Eğitim-Öğretimle İlgili Bir Kısım Prensipler, &lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Ftr.fgulen.com%2Fcontent%2Fview%2F7958%2F5%2F20.05.2007&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://tr.fgulen.com/content/view/7958/5/20.05.2007&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Nursi, Bediüzzaman Said, Lemalar 13, İstanbul, Söz Basım Yayın, 2006,s.91&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-&lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Fwww.zaman.com.tr%2Fwebapptr%2Fhaber.do%3Fhaberno%3D523447%2F08.04.2007&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://www.zaman.com.tr/webapptr/haber.do?haberno=523447/08.04.2007&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;9-&lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Fwww.radikal.com.tr%2Fhaber.php%3Fhaberno%3D156819%2F08.04.2007&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=156819/08.04.2007&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;10-Gülen,M.Fethullah,Bu Gelen Bahar, &lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Ftr.fgulen.com%2Fcontent%2Fview%2F1139%2F3%2F20.05.2007&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://tr.fgulen.com/content/view/1139/3/20.05.2007&lt;/a&gt; .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Fwww.tefekkurdergisi.com%2Ficerik.asp%3Fdergi%3D18%26amp%3Bkonu%3D492&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://www.tefekkurdergisi.com/icerik.asp?dergi=18&amp;amp;konu=492&lt;/a&gt;</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Sat, 25 Aug 2007 22:00:12 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>ZEKA NEDIR</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=364644</link>
            <description>“Tüm insanlarda var olan,bireye has yetenek  ve becerilerin tümüdür.Geliştirilebilir,değiştirilebilir ve eğitilebilir.” Genel tanımından da anlayacağımız gibi var olan bu özelliğimizi nasıl kullandığımız çok önemli. İnsanların dünyaya gelişlerindeki bilgi ve hafıza yönünden nüansla beraber aynı oldukları  herkes aynı potansiyel dehayla dünyaya geldikleri bilinen bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Zekanın ne anlama geldiği ve ne kadarının ölçülebildiği konusunda henüz bir görüş birliği sağlanmış değildir. Latince “intellectus” kelimesinin karşılığı olan zekanın, kavramsal olarak birkaç tarifi ise şöyle sıralayabiliriz.&lt;br /&gt;“Cevap vermede, muhtemel çözümleri inceden inceye aramadaki çabukluk ve bir problemin evreleri arasındaki yeni ilişkileri anlayabilme kapasitesi”&lt;br /&gt;“Yeni bir düzeneği veya kuralı keşfetme yada bir rahmin yürütme ile ilgili faaliyet.”&lt;br /&gt;“Beynin bilgiyi alıp, hızlı ve doğru olarak analiz etmesi..”&lt;br /&gt;            Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Şuur, bilinçaltı, ruh gibi açık uçlu bir kelime olduğu için zekanın evrensel bir tarifi yapılamamıştır.”(http://www.forumshare.com/forum)&lt;br /&gt;          Eğitim psikologu Jensen (1969), bilimsel olarak hiç de iç açıcı olmayan şu gerçeği kabul etmiştir: Zekayı ölçmek, tanımlamaktan daha kolaydır. Okula henüz başlayan öğrenciler bile, sınıflarında kimin en zeki olduğu konusunda fikir yürütürler. Çünkü görevi daha kolaylıkla ve daha kısa sürede bitirmek gibi zeka olarak adlandırdığımız gücün etkilerini farkındadırlar. Öğretmenler de benzer gözlemlerde bulunur, verilen görevi hangi öğrencinin daha kısa sürede ve doğru bir biçimde tamamlayacağını tahmin edebilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin zeki olduğunu kimin olmadığını söylemek çoğu kez kolay gözükse de eğitimci ve psikologlar bu tür yargılarda bulunmanın nesnel yollarını mutlaka bulmalıdırlar. Çünkü verecekleri kararların çocuğun yaşamında önemli etkileri olabilecektir (MacMillan, 1982).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların gelişmesinde bu uzman doktorlarca hemen saptanabilmektedir.Konuşmada gecikme,davranışlarda farklılık,el ve göz kaslarındaki yaşıtları arasındaki belirgin değişikliler  sayılabilir.Bazı aileler yaramazlık yapan çocuklarının çok zeki olduğunu söylerler.Acaba böyle mi?&lt;br /&gt;Yaramaz çocuğun zekâ yönünden normal çocuktan farkı yoktur. Sadece aşırı hareketlilik sonucu, aile tarafından çocuklara nerede durulması gerektiği öğretilmediğinde 'şımarıklık' görülür. Çok hareketli çocukta 'hiperaktivite bozukluğu' denen sorun oluşabilir!</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Sat, 18 Aug 2007 19:53:42 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Kişisel Başarı'dan</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=321945</link>
            <description>Einstein’ın En Meşhur Ve Müthiş Sözleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden beni kimse anlamıyor ama herkes seviyor? (bir mülakattan, 12 Mart 1944) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzafiyet teorisi başarıyla ispatlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek, Fransa dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Teorim gerçek dışı çıktıysa Fransa bir alman olduğumu söyleyecek,  Almanya Yahudî olduğumu açıklayacaktır. (Fransa Felsefe Cemiyeti konferansından, 6 Nisan 1922)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gelecek için hiçbir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor. Fiziği izafiyet ilkesinde sokmak fikrini rast gele bulmama teşekkürler, siz (ve diğerleri) benim bilimsel yeteneklerimi beni rahatsız edecek kadar çok abartıyorsunuz. (Arnold Sommerfeld’e mektup, 14 ocak 1908) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan için olguları öğrenmek o kadar önemli değildir. Bunun için bir yüksek okula cidden bir ihtiyacı yoktur.  Bunları kitaplardan öğrenebilir. Yüksek bilimler okulundaki eğitim değeri bir çok gerçeği öğrenmek değil, kitaplardan öğrenebilecek bir şeyi düşünmek için aklı eğitmektir. (Thomas Edison’un “Yüksek eğitim gereksizdir” fikri üzerine, 1921) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenlik sosyal silahlanmada görüldüğü sürece hiçbir ülke savaşta zafer getireceğine inandığı herhangi bir silahtan vazgeçmez. Bana göre güvenlik ancak bütün millî askerî savunmaların terk edilmesiyle kazanılabilir. (Jacques Hadamardâ mektup) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş kazanıldı ama barış değil. (New York’ta 5.Nobel yıldönümü yemeğindeki demeç) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. yüzyılın adamı Albert Einstein. IQ’su 172. ünlü bilim adamının 40 yıldır kavanozda bekleyen beyni üzerinde yapılan bir araştırma, Einstein’ın beyninin bir bölümünün anormal geliştiğini gösterdi. Einstein sağlığında beyin üzerinde çalışmalar yapıyordu ve bir biyografisinde ölümünden sonra kendi beyninin de incelenmesini istediğini yazmıştı. Ama şüphesiz beyninin başına ne geleceği aklının uçuna bile geçmemiştir. Einstein öldüğünde otopsi yapan doktor Thomas Harvey, bu sırada beyni yerinden çıkardı ve bir kavanozun içine koydu. Dr. Harvey beyni incelemek, için Einstein’ın ailesinden izin almıştı. Harvey beyni 240 parçaya bölerek incelemeler yaptı. Fakat bu incelemeleri hiçbir yere yayınlamadı. Harvey 1996’da Amerikan McMaster  üniversitesine gidip araştırmacıların Einstein’ın beynini incelemek isteyip isteyemediklerini sordu. Bu araştırmacılar Harvey’i kesinlikle daha önceden tanımıyorlardı. Araştırma ekibinin başkanı Sondra F. Witelson, Harvey’in Einstein’a otopsi yapan patalog olduğunu öğrendiklerin de teklifini hemen kabul etti. Harvey beynin birkaç parçasını bu araştırmacılara verdi. Einstein’ın beyni McMaster üniversitesinin beyin bankasındaki beyinlerle kıyaslandı. Araştırma sonuçlarında Einstein’ın beyninde beyin çalışmasını sağlayan oligopdendroglia’nın daha çok bulunduğu tespit edildi. Einstein’ın beyninde bulunan normalden farlı özellikler onun neden üstün bir fizik bilgini olduğunu açıklıyor. Einstein’ın beyninin alt parietal bölgesi normal bir beyinden %15 oranında daha geniş. Bu genişliğin sebebi parietal bölgedeki  bir yarığın beyin normalden farklı şekilde oluşmasını sağlaması. Bu sayede beyin hücreleri ve nöronlar birbirleriyle daha iyi bağlantı kurabiliyor ve daha kolay beraber çalışabiliyor. Bulguların Einstein’ın neden bir matematik dehası olduğunu açıkladığını düşünüyorlar; zira Einstein’ın beyni genel olarak diğer beyinlere benziyorsa da, beyin matematiksel düşünce ve boyutlu, hareketli düşünebilme yeteneğinin kontrol edildiği merkez Einstein’da normal beyinlere göre çok daha büyük. İngiliz bilimyayın organı The Lancet’a konuşan, araştırma heyetinin başkanı Prof. Sondra Witelson, “Einstein’ın beynince tespit ettiğimiz sıra dışı anatomi onun nasıl farklı düşünebildiğini açıklıyor. Einstein kendi bilimsel düşünce sistemini “Kelimelerin pek bir fonksiyonu yoktur”  sözleriyle anlatırdı. O, kelimeler yerine görsel boyutla ilgiliydi ve şekillerle düşünürdü” diyor. Einstein’ın beyni 35 erkek ve 56 kadınınkiyle kıyaslandı. Bu insanların ortalama zekâ seviyesi 115. Bu beyinlerin sahipleri arasında şarkıcılar, mimarlar ve işçiler gibi değişik grublardan insanlar var. Einstein’ın beyninde parietal bölgedeki farktan başka herhangi bir fark yok. Einstein’ın beyni diğer beyinlerle kıyaslandığında aynı ağırlıkta. Aşağıdan yukarıya ve önden arkaya ölçüldüğünde de hiçbir fark yok. Wiltelson araştırma sonuçlarında zeki olmak için büyük bir beyne gerek olamadığını ortaya çıktığını söylüyor. Araştırmalarda Einstein’ın çok üst zekâya sahip olmasının 2 sebebi olduğu belirtiyor: Einstein’ın beyninin aşağı bölgelerinin  %15 oranında daha geniş olması ve slyvıan denilen yarığın dahaaz olması. Slyvıan çatlağı beynin yanında bulunuyor, doğuştan geliyor ve gelişimle değişmiyor. Einstein küçükken kafası doğumdan hemen sonra biçimsiz olduğu ve konuşması geç geliştiği için annesini çok endişelendirmiş. 3 yaşında konuşmaya başlamış ve bu yaştan sonra da konuşma zorlukları çekmiş. Dr. Witelson, Einstein’ın beynindeki farklılığın nereden kaynaklandığını bilmemekle birlikte genetik olduğuna inanıyor. Beyni araştırmalar için McMaster Üniversitesini seçmesinin sebebiyse araştırma ekibinin başkanı Dr. Witelson’ın 1982’de oluşturmaya başladığı beyin bankası. McMaster Üniversitesi’nin beyin bankasında bulunan beyinlerin sahipleri ölmeden önce tam anlamıyla bir zekâ ve yetenek testinden geçirilmiş ve yaşlara göre kategorize edilmiş oluyor.</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Sun, 12 Aug 2007 21:48:42 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Acaba Kendinizi Tanıyor musunuz?</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=320473</link>
            <description>GELİN SİZE KARİYER TESTİ YAPALIM NE DERSİNİZ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: Kedinin biri ağaca çıkmış ve inmek bilmiyor….Siz kediyi o ağaçtan  indirmek için ne yaparsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz düşünün,gözünüzde canlandırın olayı ve buna göre kariyer analizinizi aşağıda bulun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ağaca tırmanırsınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Ağaca merdiven dayayıp tırmanırsınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-‘Gel pisi pisi’ diye bağırırsınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-dişi bir kedi bulup ağacın altına getirirsiniz,5-itfaiyeyi arasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet cevabınızı verdiniz.Merakla sonucu bekliyorsunuz.Sonuçlar iki hafta sonra aynı saat 13.00’te lütfen  demeyeceğiz hastane laborantları gibi. İşte Sonuçlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ağaca tırmandıysanız; Cesur,girişken ve kendinize güveniyorsunuz.Sizden iyi bir satış temsilcisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Ağaca merdiven dayayıp tırmanmışsanız;Hedefe nasıl ve ne yöntemlerle ulaşabileceğinizi planlayabiliyorsunuz.iyi bir Halkla İlişkiler Uzmanı olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-‘Gel pisi pisi’ diye kediye bağırdıysanız;Saflık derecesinde iyimsersiniz.Lütfen kendi işinizi sakın kurmayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Dişi bir kedi bulup ağacın altına getirdiyseniz;Kendi işinizi kurup çok başarılı ve ünlü biri olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-İtfaiyeyi aramışsanız ;Sorumluluğu başkalarına atmayı iyi beceriyorsunuz,iyi bir üst düzey yönetici olabilirsiniz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin zaten  bir işiniz var değil mi? Doğru bir işte misiniz? Yoksa severek olmasa da elimden başka bir iş gelmez diyenlerden misiniz? Unutmayınız “Bir insan bir işi başarıyorsa tüm insanlar o işi başarabilir.Sadece kendinizi başarısızlığa mahkum etmeyin ve gözünüzü hedeften ayırmayın yeter. Çocuğunuz da bu testi elbette yapabilir.Haydi hayırlısı.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARANIZDA DERS ÇALIŞMAYI SEVMEYEN VAR MI ? (TİMAŞ 2006)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir baba yüz öğretmene bedeldir.” George Herber</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Sun, 12 Aug 2007 18:08:04 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Suçlu Yetiştirmek Ne Kadar Kolaymış!</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=320437</link>
            <description>Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;v       Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.&lt;br /&gt;v      Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.&lt;br /&gt;v      Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin!21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!&lt;br /&gt;v      Yerde bıraktığı herşeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için herşeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın!&lt;br /&gt;v      Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.&lt;br /&gt;v      Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.&lt;br /&gt;v      Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki;&lt;br /&gt;istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.&lt;br /&gt;v      Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.&lt;br /&gt;v      Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün&lt;br /&gt;suç işlerse, kendisinden özür dileyin!&lt;br /&gt;v      Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!&lt;br /&gt;Bu yukarda yazılı maddeler ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır.</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Sun, 12 Aug 2007 18:04:23 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KENDINIZI TANIMAYA NE DERSINIZ?</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=217950</link>
            <description>Bu bölümde size siz tanıtılmaya çalışılacaktır.İş,aile ve sosyal başarılarınızla başarılı ve başarısız öğrenci kavramlarına değinilecektir.Aşağıdaki testi bir eğlence gibi de görebilirsiniz. Başarılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELİN SİZE KARİYER TESTİ YAPALIM NE DERSİNİZ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: Kedinin biri ağaca çıkmış ve inmek bilmiyor….Siz kediyi o ağaçtan  indirmek için ne yaparsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz düşünün,gözünüzde canlandırın olayı ve buna göre kariyer analizinizi aşağıda bulun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ağaca tırmanırsınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Ağaca merdiven dayayıp tırmanırsınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-‘Gel pisi pisi’ diye bağırırsınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-dişi bir kedi bulup ağacın altına getirirsiniz,5-itfaiyeyi arasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet cevabınızı verdiniz.Merakla sonucu bekliyorsunuz.Sonuçlar iki hafta sonra aynı saat 13.00’te lütfen  demeyeceğiz hastane laborantları gibi. İşte Sonuçlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ağaca tırmandıysanız; Cesur,girişken ve kendinize güveniyorsunuz.Sizden iyi bir satış temsilcisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Ağaca merdiven dayayıp tırmanmışsanız;Hedefe nasıl ve ne yöntemlerle ulaşabileceğinizi planlayabiliyorsunuz.iyi bir Halkla İlişkiler Uzmanı olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-‘Gel pisi pisi’ diye kediye bağırdıysanız;Saflık derecesinde iyimsersiniz.Lütfen kendi işinizi sakın kurmayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Dişi bir kedi bulup ağacın altına getirdiyseniz;Kendi işinizi kurup çok başarılı ve ünlü biri olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-İtfaiyeyi aramışsanız ;Sorumluluğu başkalarına atmayı iyi beceriyorsunuz,iyi bir üst düzey yönetici olabilirsiniz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin zaten  bir işiniz var değil mi? Doğru bir işte misiniz? Yoksa severek olmasa da elimden başka bir iş gelmez diyenlerden misiniz? Unutmayınız “Bir insan bir işi başarıyorsa tüm insanlar o işi başarabilir.Sadece kendinizi başarısızlığa mahkum etmeyin ve gözünüzü hedeften ayırmayın yeter. Çocuğunuz da bu testi elbette yapabilir.Haydi hayırlısı.’</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Fri, 27 Jul 2007 21:55:26 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Hababam Sınıfı'nın Verdiği Ders&amp;quot;</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=215851</link>
            <description>Hababam Sınıfı’nın bir bölümünde Mahmut Hoca İle Edebiyat öğretmeninin verdiği ders çok ilgi çekicidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Haylaz Hababam Sınıfı öğrencileri her zamanki gibi yeni öğretmenleri olan genç ve güzel olmasının yanında meslekte yeni mezun bir edebiyat öğretmenlerine ‘İnek Şaban ’tarafından yazılmışçasın İlan-ı aşk mektubu yazarlar. Mektubu alan İnek Şaban ağaçlarda mektubunu okur. Mektupta belirtildiği gibi edebiyat öğretmeninin aşkını kabul ederse ‘MÖ MÖ MÖ’ diye üç defa boynundaki çanı sallayarak derste tüm sınıfa ilan edecektir. Mektuptaki gibi üç defa möleyen İnek Şaban öğretmenince tokatlanarak ödüllendirilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hababam İnek’in kırılan onurunu kurtarma çabalarına girer. İntikam için gelecek derste yapılacak olan edebiyat yazılı sınavında toplu olarak aşk mektubu yazarak yazılı kâğıtlarını verecekler. Böylece genç ve tecrübesiz buldukları öğretmenlerine Hababam’ ın ne olduğunu, asla uğraşılmaması gerektiğini anlatacaklardır. Aldıkları kararı tüm sınıf başarıyla uygularlar. Öğretmen yazılı kâğıtlarını okudukça şaşırır, şaşırdıkça bunalır. Soluğu Mahmut Hoca’nın yanında alır. Mahmut Hoca kâğıtları ve içindekileri öğrenince sakinleşmek için tansiyon düşürücü dilaltı hapına başvurur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse öğretmen sınıfı toplu olarak disiplin kuruluna sevk eder. Disiplin kurulunun cezası tüm sınıfın okuldan uzaklaştırılması yönünde olur. Mahmut Hoca karara saygılı olduğunu belirterek öğretmen arkadaşından şikâyetini kibarca geri almasını ister. Bu sonuçtan velilerinde sorumlu olduklarını kendilerine hatırlatılması gereklidir diyen öğretmen kararından vazgeçmeyeceğini bildirir. Mahmut Hoca bu kararı velilere edebiyat öğretmeninin açıklamasını ister. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veliler karne dağıtımı için ve öğrencileri hakkında görüşmek üzere resmi bir yazıyla okula davet edilirler. Hababam bu durumdan habersiz kendilerine acıyarak edebiyat öğretmenlerine kızmaktadırlar. Okula gelen velileri çocukları karşılaşırlar. Veliler burunlarından solumakta niçin okula çağrıldıklarını bilmediklerini söyledikleri çocuklarını okul bahçesinde bırakıp Hababam Sınıfı’nın dersliğinde toplantıya katılırlar. Mahmut Hoca Edebiyat öğretmeninin velilere çocukları hakkında gerekli bilgileri vereceğini söyler. O ana dek Mahmut Hoca da Edebiyat öğretmeninin çocukların atılması yönünde cereyan eden tüm sınıfın aşk mektuplarını velilere göstererek kararı açıklayacağını düşünmektedir. Edebiyat öğretmeni öğrencilerin mektuplarını Mahmut Hoca’ya bakarak yırtar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veliler iki öğretmenin meslekten olanların anlayıp hissedeceği gözlerinin içlerinin gülüşmesinden bir şey anlamadıklarını birbirlerine bakarak hal diliyle ifade ederler. Öğrencileriyle yakinen ilgilenmediklerini söyleyen öğretmene velilere çocuklarının notlarının iyi olmadığını bundan velilerin de sorumlu olduklarını söyler. Sınıftaki veliler derhal kendilerini klasik savunma yöntemiyle savunurlar.’saçlarını süpürge ettiklerini, yemeyip yedirdiklerini, içmeyip içirdiklerini, giymeyip giydirdiklerini, kendilerinin maddi imkânsızlıktan dolayı okuyamadıklarını çocuklarının okumasını can u gönülden arzu ettiklerini’ ve buna benzer ifadelerle her biri kendini savunarak haklı pozisyona geçmek için uğraşırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen haklı olabileceklerini, maddi boyutun halledilmesinin eğitim ve öğretim açısından yeterli olmadığının biraz sonra dağıtacağı karnelerle desteklendiğini söyler. Velilerin veli toplantılarına katılıp öğretmenleriyle tanışıp görüşmelerinin ileride doğacak tüm olumsuzlukları asgari seviyeye indireceğini belirtir. Veliler öğretmene hak verdiklerini söyledikten sonra pişmanlık duyguları içinde aldıkları çocuklarının karneleri ile sınıftan çıkarlar. Bu arada öğretmen velilerin okudukları son sınıf karnelerini çocuklarına verir. Velileri okul bahçesinde bekleyen çocukları boyunları bükük karşılarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veliler her biri çocuklarını alarak okulun bir köşesine çekilirler.             Çocuklarına kendileriyle yeterli derecede ilgilenmediklerini ama bundan böyle ilgileneceklerini söylerler. Okuldan atılmadıklarını bu cümlelerle duyan öğrenciler mutlu olurlar. Öğretmenlerine daha bir başka duygular içinde velilerini dinlemeye devam ederler. Veliler karnelerin iyi olmadıklarını kendilerinin sınıflarının iyi birer öğrencisi olduklarını söylerler. Fırsat bu fırsat diyen öğrenciler velilerinin karnelerini kendilerine takdim ederler. Şaşkınlık içinde karneleri alıp kendilerinin olduğunu öğrenince durumlarının çocuklarından daha vahim durumda olmasına üzülürler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları kendi karneleriyle velilerinin karnelerini karşılaştırmak isterler. Veliler durumu geçiştirerek gelecek yıllarda daha ilgili olacaklarını söylerler.’&lt;br /&gt;            “Savunma gibi güzel bir metot yerinde kullanılırsa etkili olur. Hâlbuki kendimizi mükemmel bir varlıkmış gibi göstererek çocuğumuzla olan iletişimi kaybetmiş oluruz. Kaybeden yanlarımız gibi kazanan yanlarımız biz iletişim köprüsünü kurduğumuzda yer değiştirecektir.” (Taktak, Nedim  (2006).Çocuğum Benim Herşeyim- Timaş Yay. İstanbul)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim sürecinde bireyin kendi yaşantıları esastır Eğitim; öğretmen, öğrenci ve veli olmak üzere üç ana temele oturtulan süresiz bir uzun yolun adıdır. Bu yolda engeller ve dikenler olsa da yol her zaman iki yanı güllerle süslü gülistana gider. Gülistana varabilmek için seçilecek bazı sistemli ve etkin çalışmalar bize hız ve güç katacaktır. Baş döndüren bir gelişme ve değişme gösteren, artık küçük bir köyden daha da öte küçücük bir mahalleyi andıran koca Dünya’mızda asrımızın istek ve beklentilerine cevaplar verecek, kendi ulusal ve kültürel değerlerini önemli bir görev sayacak, AKLI, VİCDANI HÜR nesillere ihtiyaç vardır. Eğitim bir süreçtir. Eğitim sürecinde, bireyin davranışlarının istenilen yönde değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Davranışlarındaki değişme kasıtlı olarak gerçekleştirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalkınma hamlesinin fazla masraf gerektirmeyen EĞİTİM kısmına gerekli önem verildiği takdirde başlanılan nokta ile gelinen nokta arasının bir hayli fazla olduğu gözden kaçmayacaktır. Daha 100–150 yıl önce eğitime yapılan masraflar ölü yatırım olarak görülürken kapkaçtan yakalanan 12 yaşındaki çocuk bile “EĞİTİM ŞART!”demektedir.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitemediğiniz takdirde mahalle ve sokaklarda tek levha görünür. “. Kahvesi” bu tüm toplumların eğitime verdikleri göstergedir. Yani ne kadar kahvehaneniz az ise o kadar okullaşma oranı artmış demektir. Eğitimi güle benzeterek çıkalım yolumuza gülün dikeni vardır. Bazen elimizi kanatır bazen de burnumuza batar. Hep Gül Çocuklarımız hatırına. Biz de atalarımızdan “Hatırınıza bir şey gelmesin, bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır” diye öğrenmedik mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bize benzeriz. Biz “Aynası iş olan “,”Profesyonelce çalışıp, amatörce sevinen” eğitim neferleriyiz. Erdem Toplumu’nun mimarları olmalıyız. HİÇ KIZMAYAN ÖĞRETMEN, HİÇ KIZMAYAN ANNE, HİÇ KIZMAYAN BABA ve HİÇ KIZMAYAN ERDEM TOPLUMU! Gülün dikeni bize batsın kokusu dosta gitsin diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim sürecinde bireyin kendi yaşantıları esastır Eğitim; öğretmen, öğrenci ve veli olmak üzere üç ana temele oturtulan süresiz bir uzun yolun adıdır. Bu yolda engeller ve dikenler olsa da yol her zaman iki yanı güllerle süslü gülistana gider. Gülistana varabilmek için seçilecek bazı sistemli ve etkin çalışmalar bize hız ve güç katacaktır. Baş döndüren bir gelişme ve değişme gösteren, artık küçük bir köyden daha da öte küçücük bir mahalleyi andıran koca Dünya’mızda asrımızın istek ve beklentilerine cevaplar verecek, kendi ulusal ve kültürel değerlerini önemli bir görev sayacak, AKLI, VİCDANI HÜR nesillere ihtiyaç vardır. Eğitim bir süreçtir. Eğitim sürecinde, bireyin davranışlarının istenilen yönde değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Davranışlarındaki değişme kasıtlı olarak gerçekleştirilmektedir.              Eğitemediğiniz takdirde mahalle ve sokaklarda tek levha görünür. “. Kahvesi” bu tüm toplumların eğitime verdikleri göstergedir. Yani ne kadar kahvehaneniz az ise o kadar okullaşma oranı artmış demektir. Eğitimi güle benzeterek çıkalım yolumuza gülün dikeni vardır. Bazen elimizi kanatır bazen de burnumuza batar. Hep Gül Çocuklarımız hatırına. Biz de atalarımızdan “Hatırınıza bir şey gelmesin, bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır” diye öğrenmedik mi?</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Fri, 27 Jul 2007 16:23:44 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Evde Sizi Modelleyenler Var Dikkat</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=215827</link>
            <description>Masada Tir Soforu Gibi mi Oturuyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokakta,işyerinizde nasıl ciddi ve vakur davranıyorsanız evinizde de biraz esnek olmakla beraber örnek alınan bir model olduğunuzu hatırınızdan çıkarmayarak davranmak zorundasınız değil mi? Eve girişinizden masada yemek yemenize dek bilinçli bir hareket şart! Siz yemekte ‘Tır şoförü’ gibi oturursanız daha küçük dediğiniz yavrularınız sizi modellediğinden yaptığınız basit davranışı ileride yanınızda oturulunca saygısızlık olarak alacağınızı da düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Tır şoförlerini örnek vermekteki amacımız onlara saygısızlık etmek değildir. Tırların şoför mahalleri lüks bir otel konforundan farksızdır.Kamyon sürücülerinin aksine onlardaki rahatlık 4 yıldızlı otellerdeki gibidir.Onlar buna alıştıklarından evlerinde de rahat otururlar.Sadece davranışlarını değiştirmeye direnmeleri,okumaya  vakit bulamamaları ve ailelerine  az zaman ayırmalarıdır.Peki nereden biliyorum? Komşumuzdan ve şoförlük yapan çok tanıdığımızdan. &lt;br /&gt;Hepimizi tanıklık ettiği bir olayı aktarmak istiyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çocukların en büyük özelliği evin neşe kaynağı olması ve yuvayı sağlam zincirlerle bağlaması olsa gerek.Masum dur,sevimlidir ve cennet kokuludur.Böyle olması onların bazen yanlış hallerini de kapsar.Çünkü insan öğrenerek gelişir.Büyümeleriyle doğru-yanlış,sevap-günah,güzel-çirkin,iyi-kötü hallerini seçmeye başladıkları anda sevimli halleri yerini davranışlarında sevimli ve çirkin bir hal alır. Bu kötü haller büyüklerin ya önemsememesi ya da takdir edilmelerinden ötürü alışkanlığa dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davranışlar sıradan ve bayağı bir hal alır.Davranışlarını evden ve yakın çevreden modelleyerek alan çocuğumuzun davranışlarında bizim payımız büyüktür.Bazen şaka bazen espri bazen de takdirle karşılarız çocuğumuzun beğenilmeyen kötü davranışlarını.Çocukken basite alınan kötü davranışlar büyüdükçe yetişkinlerce ödül beklemeye alışkın çocuğa ceza, hakaret ve dışlamaya varana dek sürer. Siz değerli okuyucularımızla bu konuyla alakalı bir örneği paylaşmak istiyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bizim bir komşumuz vardı.Evlendikten 5 yıl sonra bir oğlu oldu.Tabii ailece çok sevindiler.Sevinilmez mi?Evlendikten 5 yıl sonra oldu hem de erkek bir çocuk.Artık muratlarına ermişlerdi.Adını ‘Murat’ koydular.Babası Ali Bey oğluna aşırı düşkündü.Nasıl düşkün olmaz ki? Muratlarına 5yıl sonra ermişlerdi.Oğlunun bir an önce büyümesini istiyordu.Çocuk doğduğundan itibaren ona bir şeyler anlatıyor; bir an önce konuşmasını istiyordu.Murat 15 aylıkken ‘baba’ dedi.Dünyalar Ali Bey’in olmuştu.Artık ona ‘baba’ diyen bir canlı vardı evinde. Ali Bey her gün oğluna yeni kelimeler öğretmeye çalışıyor ve her misafir gelince oğluna öğrettiklerini tekrar etmesini istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat 3 yaşına gelince 4-5 kelimelik cümleler kurarak yaşıtları gibi konuşmaya başlamıştı. Ali Bey’in Osman isminde bir aile dostu vardı.Çok samimi ve şaka yapmayı çok seven iki arkadaştılar.Hatta bazen şakanın dozunu artırırlar, ağızlarından argo sözlerde çıkardı. Osman Bey Murat’ı çok severdi. Ali Bey, Osman Bey’e bir şaka yapmak istiyordu.Murat’a bir küfür öğretecek ve Osman Bey misafirliğe geldiğinde oğlunu Osman Bey’e küfrettirecekti.Böylece şaka yapıp gülecekti. Ali Bey oğlunu çağırdı,ona bir küfür söyledi ve tekrar etmesini istedi.Murat bunu algılayamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ilk defa böyle garip bir sözcükle tanışmıştı.Tekrar etmekte zorlansa da babası istediğinden birkaç denemeden sonra başardı.Hâlâ da anlamıştı ağzından çıkan sözcüğün anlamını. Aradan biraz zaman geçti.Sokakta iki çocuk birbirlerine bağırıyor ve birbirlerini itekliyorlardı.O sırada çocuklardan biri Murat’ın babasından öğrendiği o sözü yüksek sesle haykırdı.Olan oldu işiten diğer çocuk bastı yumruğu diğerinin gözüne.Babasının öğrettiği kelimede ne vardı ki biri diğerine söyleyince kavga başladı.Aklından buna bir anlam veremedi Murat. Eve geldiğinde babasıyla Osman amcası salonda oturmaktaydı.Babası hemen onu çağırdı ve ‘Geçen öğrettiğim sözü Osman Amca’na söyle Murat’ım’ dedi.Murat söylemedi.Ali Bey ne kadar ısrar etse de o söylemedi. Aradan 1 yıl daha geçmişti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;,Murat 4 yaşına basmıştı.Çocuklar sokakta top oynuyorlardı.Murat’ı topu yok diye aralarına almıyorlardı.Babasına da söylemişti ‘Bakarız bir ara’ demişti babası Osman amcasının olduğu bir gün babası alışkanlık haline getirdiği ‘Hadi Murat söyle oğlum öğrettiğim sözü Osman amcana’ cümlesini söyledi.Murat söyleyecek gibi oldu vaz geçti.Babası ‘Sana 5 milyon lira vereceğim ama söylersen!Söylemezsen yok!’Parayı alıp iyi bir top alır ve sokakta kendine yer açabilirdi.Kabul etti,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam söyleyecekken vaz geçiyordu.Babası parayı çıkarıp eline verdi.Bir an hayal etti:’Top alıyor ve sokağa geliyordu.Tüm çocuklar ona doğru koşuyorlar.Topunu beğeniyorlar ve kendisiyle oynamak istiyorlardı.’ Babası paranın ucundan tutup ‘Hadi be koçum!Söyle,söylemezsen gerçekten alırım.’ Dedi ve Murat usulca söyleyiverdi.Babası daha yüksek sesle diye diye tam 3 kere söyletti.O söyledikçe Osman amcası katıla katıla gülüyordu.Hatta ‘Aferin,aferin aslanıma’ diye memnuniyetini bildiriyordu. Murat sokakta kavga başlatan sözlere Osman amcasının memnun olmasına şaşırmıştı.Artık babası Murat’a misafirlere ve komşulara parasıyla küfrettiriyordu.Kimi kızıyor,kimi gülüyorlardı. Böylece yıllarca geçti.12 yaşında ve artık babasına bedava küfrediyor.”&lt;br /&gt;          İşte attığımız her adım bize er veya geç döner.Aile gibi toplumun temel taşını sağlam tutmalı ve korumak için elimizden geleni yapmakla yükümlü değil miyiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin davranışlarınız artık sizi değil çocuklarınızı ve toplumu etkilemektedir.Çünkü siz anne ve babasınız değil mi? Sorumlu birer kişiler olarak size temel bilgileri vereceğiz. Yeni müfredatı tanıtarak çocuklarınıza yardımcı olmanızı sağlayacağız.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Fwww.hickizmayanogretmen.com&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;www.hickizmayanogretmen.com&lt;/a&gt;</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Fri, 27 Jul 2007 16:20:26 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Gökkuşağının Bir Rengi Olmaya Var mıyız?</title>
            <link>http://tr.netlog.com/nedimtaktak/blog/blogid=215798</link>
            <description> Kalkınma hamlesinin motor hareketi olan eğitime gerekli önem verildiği takdirde gülen yüzlerin çoğaldığı görülecektir. Ellerinde bilgi meşalesi ile karanlığı boğmaya giden gönül erleri tüm evreni kuşatacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim güle benzer. Gülün dikeni olduğu gibi, eğitimin de zahmetleri vardır. Gülün dikeni bazen elimizi kanatır, bazen de gül hatırına burnumuza batar. Elimiz dikenden acısa bile gönlümüz gül gülistan olmalıdır. Hep “Güller Gülü”nün (s.a.v.) hatırına. Gül bülbülü, bülbül gülü anlarmış. Yunus Emre; &amp;quot;Sevdik âşık olduk. Sevildik maşuk olduk&amp;quot; der. Gül'ü sever âşık olursunuz, O'na yaklaşma adına eylemlerinizden dolayı da maşuk olur sevilirsiniz.&lt;br /&gt;Renkleri bilirsiniz. Favori renkleriniz vardır. Pembe, kırmızı, yeşil, turuncu gibi. Rengin kıymetini onları tanımayan, bilmeyen kişiler bile bilir. İşte size renklerin güzelliğini anlatan bir hikâye:&lt;br /&gt;Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli, en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil demiş ki:&lt;br /&gt;&amp;quot;Elbette en önemli renk benim... Ben hayatın ve umudun rengiyim.  Çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim. Şöyle bir yeryüzüne bakın, her taraf benim rengimle kaplı.”&lt;br /&gt;Mavi hemen atılmış:&lt;br /&gt;&amp;quot;Sen sadece yeryüzünün rengisin, ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir ve huzur olmadan siz hiçbir işe yaramazsınız.&amp;quot;&lt;br /&gt;Sarı söz almış:&lt;br /&gt;&amp;quot;Siz dalga mı geçiyorsunuz? Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim. Güneşin rengiyim. Ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz.&amp;quot;                   &lt;br /&gt;Turuncu onun sözünü kesmiş: &lt;br /&gt;&amp;quot;Ya ben? Ben sağlık ve direncin rengiyim... İnsan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur... Portakalı, havucu düşünün. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim, ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın.&amp;quot;&lt;br /&gt;Kırmızı daha fazla dayanamamış:&lt;br /&gt;&amp;quot;Ben hepinizden üstünüm! Ben kan rengiyim! Kan olmadan hayat olur mu? Ben tehlike ve cesaretin rengiyim! Savaşın ve ateşin rengiyim! Aşkın ve tutkunun rengiyim! Bensiz bu dünya bomboş olurdu!&amp;quot;&lt;br /&gt;Mor ayağa kalkmış: &lt;br /&gt;&amp;quot;Hepinizden üstün benim... Ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir... Ben otorite ve bilgeliğin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz... Dinler ve itaat ederler.&amp;quot;&lt;br /&gt;Ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar... Her biri diğerini itip kakıyor; &amp;quot;En büyük benim&amp;quot; diyormuş...&lt;br /&gt;Derken bir anda şimşekler çakmış ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış... Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar...&lt;br /&gt;Ve Yağmurun sesi duyulmuş...&lt;br /&gt;&amp;quot;Ey renkler! Bu  kavganızın anlamı ne? Bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki, her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz... Şimdi el ele tutuşun ve bana gelin.&amp;quot;&lt;br /&gt;Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar... El ele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay şeklini almışlar... Yağmur onlara;&lt;br /&gt;“Bundan böyle demiş”, “Her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar...  İnsanlara yarınlar için umut olacaksınız... Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size GÖKKUŞAĞI diyecekler... Anlaştık mı?&amp;quot;&lt;br /&gt;Bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde GÖKKUŞAĞI belirir. Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farklıyız ve&lt;br /&gt;hepimiz özeliz bu evrende. Bunu bilerek etrafımızla uyum içinde yaşamalıyız. Farkımızı,&lt;br /&gt;eğitimin her alanında öğretmen, veli, öğrenci olarak, hayat yolunda sevgi kulvarında&lt;br /&gt;koşarak tamamlamalıyız.                         &lt;br /&gt;&amp;quot;Nitekim su donduğu zaman girdiği kabın şeklini alır, değişik bir karakter kazanır. Suyun buz haline gelmesi için ortamın buna uygun olması da şarttır. Vermek için almak, erimek için donmak kolay değildir. Saf su çabuk donar, kalıba girer. Fakat saflaşmak için de imbikten geçmek gerekir. Sadece dünyaya yeni gelen bir uzaylı olun ya da o mekâna yeni gelmiş bir vatandaş... Kendinizi, anne ve babanızı, yakın çevreyi başka bir yaratıkmış gibi görün. Bakın göremediğimiz neler varmış şu yaşadığımız yerlerde.&amp;quot;2&lt;br /&gt;Dıştaki değişiklikler hep içte başlar. İnsan kendisiyle, çevresiyle, ailesiyle etkileşimi hep belirlediği ölçülere göredir. Bu ölçüleri değiştiremezsek biz kendimizi yarınlara hazırlama noktasında kısır kalırız. Bundan dolayıdır ki farklılıkları fark etmemiz gerekecektir. Hayatımızda ufak şeyleri, ayrıntıları önemsememek bazen bize büyük fırsatları kaçırtacaktır. Küçük şeyler önemsenmeli, ancak gerektiği kadar önem verilmelidir. Gereğinden fazla önem vermek beyni yorar. İnsan beyninin %1-1,5 arasını kullanan Einstein inandığı ve önemsediği işleri yapmıştır. Asla ümitsizliğe düşmemiştir. Asrımızın Dehası &amp;quot;Yaşasın ümit! Kahrolsun ümitsizlik!&amp;quot; diyerek rotamızın doğru yönünü yaşayarak göstermiştir.&lt;br /&gt;İlk kan Kabil'in Habil'i öldürdüğünde akmıştır. Yeryüzü ilk defa son olamayacak bir harekete ev sahipliği yapmanın üzüntüsü olan bu ağır yükü Kıyamete kadar taşıyacaktır. Şiddet, çatışma, haset, kin, nefret, korku artık insanların yaşamlarına girecek ve milletler arası bir kavram olarak tarih sahnesinde yer alacaktır maalesef.&lt;br /&gt;“Sizi kabile kabile, millet millet yarattım ki birbirinizi tanıyasınız.” 3 ayetini, “Ben bütün insanlığa gönderildim&amp;quot; ve &amp;quot;Ben herkese, hem bir rahmet, hem de peygamber olarak gönderildim. Benim vazifemi yerine getirip tamamlayın. Allah'ın rahmeti üzerinize olsun.&amp;quot;4 diyen şefkat, merhamet, sevgi elçisini de duymalı ve duyurmalıyız.&lt;br /&gt;&amp;quot;Gelişmişliği ile övünülen ülkeler tarihlerinde savaş olmasını kahramanlık olarak yâd ederken, “İstemesek de yapmak zorundaydık” demekten kaçınmaktadırlar.&lt;br /&gt;&amp;quot;Medeniyetler Çatışması” materyalist ideolojilerde görülen &amp;quot;çatışma&amp;quot; kavramının milletler arası ilişkilere uygulanmasıdır. Gelişmenin en önemli şartı olarak, milletler arasındaki ihtilaf ve çatışmaların sebep olacağı şiddeti öngören bu anlayış, geçtiğimiz yüzyıla damgasını  vurmuş, bütün siyasî akımların temelini oluşturmuştur. Çelişme ve çatışma fikirlerinden yola çıkan siyasî bakış açısı, tarih boyunca çok belirgin bir İslâm ve Hıristiyan medeniyetleri çatışması olduğunu iddia etmektedir. Bu düşünceye göre, 1. ve 2. Dünya Savaşları ya da Soğuk Savaş dönemleri gerçekte batı dünyasının iç meseleleridir ve bu dönemin bitmesiyle geçmişte yaşanan esas mücadeleye tekrar dönülecektir.&lt;br /&gt;Oysa sevgi ve hoşgörüye dayalı İslâmî anlayış, sadece belirli bir ülkede değil, bütün cihanda kültürel diyalogu esas alır. Farklı kültürler kavga ve çatışma yerine, tanışma ve diyalogu esas almalıdır. Bu hedefin en güzel vesilesi, “dünya eğitim seferberliği”dir.&lt;br /&gt;Eğitime sevgi kelimesi yavan kalır. Aşk olmalı eğitimin eş anlamlısı, tutku olmalı, kara sevda olmalı. Hoşgörü ile çıkılmalı ve &amp;quot;Yaratan'dan ötürü yaratılanlar hoş görülmeli&amp;quot;.&lt;br /&gt;Eğitimin temeli sevgi, saygı ve hoşgörüdür. Bir yaşam biçimi ve sevgi yoludur hoşgörü. Anlayışlı olma, yanlışları düzeltme, yaşadığı çağın sorunlarını dert edinmedir. İnsanın özü ve mayasıdır. Kişi kendiyle barışık olmalı. Sonra ailesi, akrabası, çevresi, ülkesiyle bir olacak. Hem kederde, hem sevinçte. Sonra yaşadığı ülkenin komşuları ve hâsılı kendi dünyasının kabuğunu kırıp yaşadığı dünya için yaşamaya başlamalı.&lt;br /&gt;“Kusurlara göz yummak, farklı düşüncelere saygı göstermek, affedebileceğimiz her şeyi affetmek, yumuşak bir söyleyiş, yumuşak bir hal, yumuşak bir tavır takınma” diyebileceğimiz yumuşaklıkla mukabelede bulunmak, âlicenaplık, insan-ı kâmil olmanın gereği bir düşünce tarzı” diye tanımlıyor M. Fethullah Gülen Hocaefendi hoşgörüyü.&lt;br /&gt;Aslında, yaşadığımız her olaya birkaç cepheden bakabilsek her kişi ve olayı anlayabiliriz herhalde.&amp;quot;6&lt;br /&gt;Hz. Mevlânâ gibi, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Velî, Karaca Sultan, Bediüzzaman da insanların hoşgörüye davet etmişler ve yaşadıkları dönemde Anadolu'yu bir hoşgörü cennetine çevirmişlerdi. Ama bugün aynı Anadolu'da hoşgörü yeniden şahlandırılmalı ve dünyaya hoşgörü gözüyle bakıp hizmet edenleri ayakta alkışlamalıyız yaşlı gözlerimizle.&lt;br /&gt;Dünya üzerinde farklı renklerde, farklı uluslarda ve farklı olarak sınıflandırılabilecek birçok özellikler barındıran insanlığa ışık demeti sunan eğitim gönüllüleri&lt;br /&gt;yurtlarından, yuvalarından sevgi tohumlarını ekmek için çıkmışlardır. Sevgi tohumu çorak bir&lt;br /&gt;toprağı,  bire bin veren belki milyonlar veren taneler haline getirmiştir.&lt;br /&gt;Bunun en güzel örneğini ise Uluslar arası Türkçe Olimpiyatları’nda somut olarak görmenin zevkini yaşamaktayız. Beşincisi yapılacak olan bu olimpiyat dahi insanlığın gönül erlerine olan ihtiyacı ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;Bırakalım çocuklarımız farklı farklı olsun. Farkımız bizim özelimizdir. Bizler gökkuşağı gibi el ele vererek insanlığa sunulacak ışık demetinin bir lem’ası olmak için yarışmalıyız. “Medeniyetler Çatışması”  değil, artık  “Medeniyetler Buluşması”, “Medeniyetler Kavuşması” demeliyiz.&lt;br /&gt;&amp;quot;Gel, ne olursan ol, yine gel&amp;quot; diyen hoşgörü üstadı Hz. Mevlânâ gibi olmalı, hatta gelmelerini beklemeden bizler gitmeliyiz. Sevda Erleri'ne yakışan budur. Erdem Toplumu da böyle kurulacak, Asr-ı Saadet’in izdüşümü gibi tüm ulusların yer aldığı toplumun adı olarak tarihe geçecektir.&lt;br /&gt;Goncalar açılmaya başladı. Mevsim geçmeden bu kervanda yerimizi almalıyız. Aksi &amp;quot;Eyvah&amp;quot; olabilir endişesini taşırken yüreğimizde közleri özlere çevirmek için Edith Worton'un : &amp;quot;Işığı yaymak için ya kandil olmalı ya ışığı yansıtan ayna&amp;quot; dediğini duyarak kandil veya ayna olmak zorundayız.&lt;br /&gt;Elbette nice zorluklar olacak. Ancak hedefin büyüklüğü nispetinde zorluğa katlanmak kolaylaşır. &amp;quot;Nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.&amp;quot; diyen Star Jordan sizce de haklı değil mi?&lt;br /&gt;Rengimiz Allah’ın boyası, kalbimiz O'nun mayası olduktan sonra telâşa ne hacet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR:&lt;br /&gt;l.Alıntı, yazarı belli değil.&lt;br /&gt;2.Taktak, Nedim, Gerçek Müfettiş Velidir, Nesil Yayınları 2005&lt;br /&gt;3.Hucurat Suresi:13.&lt;br /&gt;4. Taberî, C.2/625)&lt;br /&gt;5.Bilim Eğitim Vakfı.&lt;br /&gt;6. Taktak, Nedim, Gerçek Müfettiş Velidir,Nesil Yayınları, 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Fwww&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://www&lt;/a&gt; .hickizmayanogretmen. com</description>
            <author>nedimtaktak</author>
            <pubDate>Fri, 27 Jul 2007 16:12:24 UT</pubDate>
        </item>
    </channel>
</rss>
