<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="FeedCreator 1.7.2" -->
<rss version="2.0"  xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >
    <channel>
        <title>Cafer Bin ebu talip blogu</title>
        <description>Cafer Bin ebu talip blogu</description>
        <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog</link>
        <lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2009 21:45:00 UT</lastBuildDate>
        <generator>FeedCreator 1.7.2</generator>
        <image>
            <url>http://tr.netlogstatic.com/p/tt/021/751/21751862.jpg</url>
            <title>realist_034_</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_</link>
            <description>realist_034_</description>
        </image>
        <item>
            <title>İNSANIN YARADILIŞ GAYESİ KUR'AN-I KERİM'DİR.</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=10036166</link>
            <description>&lt;object width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-2973275&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-2973275&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowFullScreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;window&quot; width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah Rahman suresinde şöyle buyurmaktadır: ‘Rahman, Kurân'ı öğretti, insanı yarattı.’ Yani insanın yaratılışını Kurân’ın taliminden sonra ifade etmiştir. Bundan şunu da anlamaktayız ki Yüce Allah’ın herşeyi ve herkesi kuşatan rahmetini ifade eden Rahman isminin en büyük tecellisi Kurân’dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın yaratılış gayesi Kurân’dır. Öyleyse Kurân'sız bir insan zikre değer bir şey değildir. Esasen insan değildir. Doğal olarak insan, Kurânla tanımlanır; ona uyumu ile değerlendirilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahman, insanı iki boyutlu yarattı. Onun maddi ve mülki boyutuna beşer, manevi ve melekuti boyutuna ise insan ismini verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, beşeri boyutuyla hayvanlarla müşterektir. Yani onlar gibi acıktığında yer, susadığında içer, yorulduğunda uyur, çeşitli içgüdülerini çeşitli yolllarla tatmin eder. Rahman, insanın bu alandaki ihtiyaçlarını karşılaması üzere birçok nimetler yaratmıştır. Abese suresinde şöyle buyurmaktadır: Şüphe yok ki biz, bir yağmurdur, yağdırdık. Sonra yeryüzünü bir iyice yardık. Derken orada tohumlar bitirdik, üzüm ve yoncalar. Zeytin, hurma ve çeşitli büyük ağaçları bulunan bahçeler, meyveler ve otlaklar. Tüm bunlar sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.(Abese 25-32) Ayetlerin özellikle son bölümünde maddi nimetler konusunda insan ile hayvanları aynı kategoride zikretmiştir. Yani beşeri ve maddi yönüyle insan hayvanla ayı kategoridedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, insani boyutuyla Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. O’nun ilminin, cemal ve celal sıfatlarının tecellisidir. O, bu boyutuyla Allah ve meleklerin kategorisindedir. Burada sözü edilen insan tevhid potasında erimiş, Rahman’ın kulu olma şerefine nail olmuş insandır. Ali İmran suresinde şöyle buyurmaktadır: ‘Allah, melekler ve ilim sahipleri Allah’tan başka ilah olmadığına kesin olarak tanıklık ettiler.’(Ali İmran 18) Ayette sözü geçen ilim sahipleri, insanın manevi ve melekuti boyutuna ulaşmış kimselerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurân-ı Kerim’de ‘İnsan’ isminde bir sure vardır. Yüce Allah bu surede insanın her iki boyutundan da söz etmiştir. Onun nutfeden yaratıldığını belirterek beşeri boyutunu ortaya koyduktan hemen sonra ‘onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık’ ifadesiyle insani boyutuna dikkat çekmiştir. (İnsan 2) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da nutfede kalan ve manevi boyutu ile ilgilenmeyenler hakkında ‘zincirleri, boyundurukları ve yakıp kavuran cehennemi’ hazırladığını beyan etmiştir. (İnsan 4) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan suresinin 5 ila 22. ayetlerinde ise manevi ve melekuti yönünü öne çıkaran ve beşer boyutunu geride bırakarak ‘insan’ menziline ulaşmış insandan söz etmiştir. Yani Kurân’a göre insan, İnsan suresinde çok güzel şekilde izah edilmiştir. Hem de somut örnekleme ile. Üç gün sadece su ile iftar edip yiyeceğini yoksula, yetime ve tutsağa veren biri, beşer vadisinde bocalayan insan olamaz. O, beşeri boyutunun isteklerini insani boyutuna feda etmiş, yemekten değil yedirmekten haz almaktadır. Ruhunun doyumu cisminin açlığını bastırmıştır. O, beşer vadisini geride bırakıp insan zirvesine ulaşmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurân’da insan hakkında çok iç açıcı olmayan bazı ifadeler görmekteyiz: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan çok zalimdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan çok cahildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan çok inkarcıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan çok acelecidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan çok haristir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şerre uğrarsa bağırır, sızlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hayır elde ederse vermez, kıskanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hüsrandadır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tüm bu ayetlerde sözü edilen insan, beşer boyutunda kalmış insandır. Başka bir ifadeyle maddi ve mülki hapisaneye mahkum olduğu için manevi ve melekuti vatanına kavuşmamış insandır. Bu ayetler, Kurân’dan nasipsiz kaldığı için yaratılış gayesinden uzaklaşarak dört ayaklılar zümresine tenezzül etmiş insandan söz etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz(sav.) bir hadis’inde..; Gerçek mü’min(iman etmiş insan), diğer kimselerin malları ve canları hususunda kendisinden emin bulunduğu insandır. Doğru müslüman başka insanların, onun dilinden ve elinden gelebilecek zararlardan salim olduğu kimsedir. Hakikî mücahid nefsinin engellemelerine rağmen ömrünü Allah’a itaatla geçiren yiğittir. Ve hâlis muhacir de hata ve günahlardan uzak duran iman eridir.(Müsned, 6/21) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir karar verelim: Beşer olarak kalıp, hayvanlar aleminin en ucube yaratıklarına mı dönüşelim, yoksa insan olarak Kurân’ı rehber edinip melekleri de sollayarak Rahman’a kulluk gülistanının huzurlu bahçıvanları mı olalım?! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa siz burada bir sınava tabii olmadanmı yüce mevla’nın karşısına çıkmayı düşünüyorsunuz ! İnsan olarak beşeri isteklere teslim olmadan, nefis karşısında ezilmeden, bedeni arzularının altında ezilmeden, cesedinin sözlerinin esiri olmadan kalp ve ruh hayatının üstüne yükselecek, kalp insanı olarak yaşayacak ruh insanı olarak, ALLAH(cc) deyip oturacak, ALLAH(cc) deyip kalkacak, ALLAH'a serfuru edecek ''şehvet'' karşısında eğilmeyeceksin ki, ALLAH'da onu insan seviyesinde teyit etsin desleklesin...’’Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği ve (ihtiyacı olan) akrabaya yardım etmeyi emreder. ’Zina’yı, fenalıkları ve insanlara zulüm yapmayı da yasaklar. O, dinleyip tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl 90) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzün nesillerinin şehvete pes etmemeleri çok zordur. Yapın bu zor işi İNŞALLAH. İnsan olarak kendinizi hayvanlardan ayırın İNŞALLAH. Sonra önünüzde yolların şehrahlar halinde açılacağına şahit olacaksınız…‘zinaya yaklaşmayın; çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur’ İsra suresi 32. ayet &lt;br /&gt;(Bu ayet’de ALLAH(C.C.), zina’ya yaklaşmayın’ buyurmuştur.Buna göre yalnız zina değil, Kişiyi zina’ya sevk eden yollar(şehvetli bakış, şehvetli duyuş, şehvetli tadış)da yasaklanmıştır.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş zayıf insanların işi değil. Bu iş mecnunların bu iş sevdalıların işidir. Sevdalı olcaksın ALLAH'ın meramına maksuduna nail kılınacaksın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALLAH’IN, Selam Rahmed Bereketi, Mağrifeti, İnayeti ve hidayeti kardeşlerimin üzerine olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam ve dua ile…</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2009 01:06:40 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>ÇOK YALNIZIM...</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=2708492</link>
            <description>&lt;object width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-296469&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-296469&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowFullScreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;window&quot; width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;~~~ DEDİM Kİ, ÇOK YALNIZIM ~~~ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Çok yalnızım.' &lt;br /&gt;Dedi ki: فَإِنِّي قَرِيبٌ 'Ben ki sana çok yakınım.' Bakara-186 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Evet biliyorum, sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim. &lt;br /&gt;Dedi ki: &lt;br /&gt;وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ &lt;br /&gt;'Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret.' Araf-205 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Bu da senin yardımını ister.' &lt;br /&gt;Dedi ki: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ 'ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?' Nur-22 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.' &lt;br /&gt;Dedi ki: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ '(Öyleyse) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir.' Hud-90 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?' &lt;br /&gt;Dedi ki: أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْعِبَادِهِ 'ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi?' Tevbe-104. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.' &lt;br /&gt;Dedi ki: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِالتَّوْبِِ 'ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir.' Ğafir-2/3. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Bunca günahım var, hangisinin tövbesini yapayım?' &lt;br /&gt;Dedi ki: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا 'ALLAH bütün günahları bağışlayandır.' Zümer-53. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Yani, yine gelsem, yine beni bağışlar mısın?' &lt;br /&gt;Dedi ki: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ 'ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur.' Ali İmran-135. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ki: 'Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.' &lt;br /&gt;Dedi ki: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّالْمُتَطَهِّرِينَ 'Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de 'İlahım ve Rabbim, benim senden başka kimim var' dedim. &lt;br /&gt;Rabbim de: أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ 'ALLAH kuluna yetmez mi?' (Zümer-36) dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedi ki: &lt;br /&gt;يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًاكَثِير وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا هُوَ الَّذِي يُصَلِّيعَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَبِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ey iman edenler! &lt;br /&gt;ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O'dur. Melekleri de, size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir.' Ahzap-41/43.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dost bulmanın yolu dost olmaktan, &lt;br /&gt;Dost olmanın yolu &amp;quot;insan&amp;quot; olmaktan geçer... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanda zerre kadar olsun &amp;quot;mana&amp;quot; yoksa,&lt;br /&gt;siz onu insan sanip insan demeyin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin himmeti milleti ise O tek başına bir milletdir,&lt;br /&gt;Himmetinizi ALİ(ulu) tutun...&lt;br /&gt;(O yüceler yücesine,yüceliğin kaynağına ve sahibine,El-ALYY İsimli O RAHMAN ve RAHİM'E talip olun.)</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Thu, 23 Oct 2008 13:09:20 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>HAKK ARZUSU</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=2596437</link>
            <description>&lt;object width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-1140890&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-1140890&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowFullScreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;window&quot; width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın cenabı hakla alakası,O'nu herşeyin üstünde tutması herşeye tercih etmesi,rızasını bütün meseleler üstünde ali(ulu) tutması hiç bir şeye feda etmeme havansında bulunmasına bağlıdır... &lt;br /&gt;O'nu kaybetme bir mümin için herşeyi kaybetme manasında olmalı.Cenabı hakka ait bütün manalar bütün hakikatlar bir müminin kalbinde öyle taht kurmalı öyle oturmalı ki,bunlardan bir tanesinin eksikliği müminin ruhi hayatında kalbi hayatında büyük bi eksiklik olarak kendisini daima hissettirmelidir... &lt;br /&gt;İnsan dünyaya geldiği andan itibaren hak perestliği nispetinde bu hakikatin arkasından koşacak.Bu herşeyin üstünde olan,hz. ALLAH'a ait mana ve hakikatların arkasından koşacak,gönlünü ona mağmur etmeye çalışacak.Bir gün gönlüne gelip oturacağına inanacak.Ve geldiği zamanda,geldi oturdu diye ayrı bir iman ihsan edecek... &lt;br /&gt;İnsan aradığı nispette arkasına düştüğü nispette,elde edecek ve bulacak... &lt;br /&gt;İnsan alakasız kaldığı nispettede mahrum kalacak... &lt;br /&gt;Hak ve hakikatı ne zaman hangi devirde olursa olsun arıyan insanlar bulmuşlardır... &lt;br /&gt;''Talep etme arkasına düşme,ciddiyet gösterme''aradığın şeyi senin karşına çıkaracaktır. &lt;br /&gt;Sen ebediyen mahrum kalamazsın..! &lt;br /&gt;Varsa içinde hakikate karşı bi arzu bi iştiyak,O'seni gelip bulacaktır deniz aşırı dahi olsa... &lt;br /&gt;Deniz aşırı bi memleket olan habeşiştan'da yaşayan hiristiyan ruhbani kral necaşi,hz. meryem hakkından ayetler varmı diye talepte bulunca...Mute'nin kahramanı,hz. ali(ra)'nin kardeşi Cafer ibn-i ebu talip meryem suresini okurken..,(ALLAH kutsal ruhunu meryem adlı bir bakirenin rahmine düşürmüş.O da ALLAH'ın peygamberi olan isa'yı doğurmuş...Meryem ailesinden ayrılıp doğuya gitti.Bizde cebrail(as)'ı oraya gönderdik.Cebrail,meryem'e insan şeklinde göründü.meryem ALLAH'a sığındığını,ALLAH'tan korkuyorsa ona dokunmamasını söyledi.O zaman cebrail(as),ben rabbinin elçisiyim sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye etmek için gönderildim dedi...Meryem ise benim nasıl oğlum olabilir?bana insan eli dokunmadı.Ben kötü bir kadın değilim deyince,RABBİN böyle istiyor dedi.O'nu kudretimizi gösteren bir rahmet olarak yaratıcaz... Ayetine gelince, &lt;br /&gt;Necaşi yere serili vermişti...Bütün ruhbanlar ve rahiplerin gözleri yaşlarla dolmuştu.Necaşi,yetmiş kişiyi RESULULLAH'ın huzuna gönderdi''bu hakikat membağına gidinde dinleyin''diyordu... &lt;br /&gt;Bu yetmiş insan RESULULLAH'ın huzuruna geldiler.RESULUEKREM'in huzurunda membağından kur'an-ı dinlediler... &lt;br /&gt;Necaşi'nin huzurunda ki durum gibi değildi bu.Bütün rahipler hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı...Dönüp tekrar necaşi'nin huzuruna gittiler. &lt;br /&gt;Kur'an bu ağlayan yetmiş kişinin halini şöyle anlatıyor..;(O nebi'ye(sav) inen kur'an kendilerine okunduğunda,onların onu dinledikleri zaman gözlerinin yaşlar salıverdiğini görürsünüz.Haktan bildikleri şeyden ötürü.) &lt;br /&gt;Dediler ki,inandık hak gelecek inandık gerçek zuhur edecek inandık gün doğacak.MESİH'e imandan sonra,kiliseye imandan sonra,RESULULLAH'a iman etdik.Bizide şahitlerden yaz ALLAH'ım diyorlardı... &lt;br /&gt;Şimdi bi düşünün,Necaşi ve cemaatine aitmi kaldı bu KUR'AN..? &lt;br /&gt;Adeta dalgaları dinmiş deniz gibi ölülerin yaşadığı devir,ancak bizim içinde yaşadığımız devirdir. &lt;br /&gt;Bize muslatın son iki asrın insanını böyle ölü ve özgün görürsünüz.Ölülerin ve öldürmenin,yıkıkların ve döküklerin top yekün yaşadığı asır,sadece 21. asırda görülür bunlar... &lt;br /&gt;Bütün kolukanadı kırıklar,kalbihayatınıtüketenler,his hayatı duygusuz hale gelmiş olanlar,kafasında idraki kaybetmiş olanlar,dünya tarafından esir edilerler,bir tekmede rahatlıkla dünya hayatını terkedemeyen HAM RUHLAR,YOBAZLAR ve SOFTALAR sadece 19. ve 20. asırda görülür bunlar... &lt;br /&gt;Göremezsiniz insanların yaşadığı(7.asırdan19. asra kadar)asırda bu derece hamlığın hüküm sürdüğünü... &lt;br /&gt;Yığın yığın günahların kendi kendilerini bitirdiği,bellerini kırdığı,boyunlarını büktüğü,kalbi hayatlarını öldürdüğü cemaatimiz(islam toplumu)ne yapıyor acaba... &lt;br /&gt;ALLAH(cc) bunu size sorarsa ne diyeceksiniz..? &lt;br /&gt;RESULULLAH(sav) size sorarsa ne diyeceksiniz..? &lt;br /&gt;NE YAPIYORSUNUZ..? &lt;br /&gt;NERDESİNİZ..?Derse ne diyeceksiniz..? &lt;br /&gt;Ben kendi namıma diyecek bi şeyim yoktur... &lt;br /&gt;Azmış ve azdırmış nefsimle diyecek bi şeyim yoktur... &lt;br /&gt;Yıkılışları adeta şiir söylüyor gibi, &lt;br /&gt;bütün çöküşleri,harabe haline gelişlerin destanını yazıyor gibi, &lt;br /&gt;Herşeye karşı laubali kalan,gayri ciddi kalan kem talih bana sorulsa diyeceğim bi şey yoktur. &lt;br /&gt;Bi gecede hayatınızı hesabını yapın.Kazandığınız şeylerin, ALLAH(cc)karşısında sizi nereye götürdüğünün hesabını yapın... &lt;br /&gt;Sizin belinizi büken hallerin sizi nereye götürdüğünün hesabını yapın. &lt;br /&gt;Belki terkettiğiniz şeyi geriye döner bakarda o zaman anlayı verirsiniz... &lt;br /&gt;Anlayı verirde hakikate arkadan kavuşu verirsiniz. &lt;br /&gt;Ve benim bu yazdıklarım sizin içinizde bu heyecanı bu aşkı uyarırsa bir gecede hayat muhasebesi yapmaya sizi sevk ederse.Ashabı kiramın arkasında yerimizi alma ümidi içinde.Bunuda cenabı HAKK'ın rahmetinden istiyor...Ne beni nede sizi kalbi kırık ve münkesir bırakmamasını niyaz ediyorum. &lt;br /&gt;Kalplerinize sizin kalbi hayat,ruhlarınıza duygu,ihtiyatınıza duygu ihsan eylesin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RABBİMİZ cümlemizden razı olsun.&lt;br /&gt;Selam ve DUA ile...</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Thu, 02 Oct 2008 20:34:22 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>YENİDEN HAKK'A DÖNÜŞ</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=2595924</link>
            <description>&lt;object width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-1140891&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-1140891&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowFullScreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;window&quot; width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Thu, 02 Oct 2008 18:47:53 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>SEMIANA VE ATAĞNA(İŞİTTİK ve İTAAT ETTİK)...</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=2569900</link>
            <description>&lt;object width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-1890158&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-1890158&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowFullScreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;window&quot; width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...GUFRANEKE RABBENA VE ILEYKEL MASIR(SEN YARGILAYICI VE DIN GUNUNUN MALIKISIN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an da şöyle buyuruyor..;Güç ve takadınıza göre değil,ALLAH'tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle korkun.Nasıl ibadet edilmesi gerekiyorsa onu öyle ibadet edin.O'na karşı nasıl saygılı olunacaksa öyle saygılı olun.O nasıl sevilecekse öyle sevin... &lt;br /&gt;Bakara suresinin sondan ikinci ve üçüncü ayeti..;Gökte ve yerde olan herşey ALLAH'ın elindedir.Her şeyin anahtarı ALLAH'ın yanında,her şeyin kilidine ALLAH(cc) hakimdir... &lt;br /&gt;Açığa vursanızda gizli tutsanızda,yapacağınız herşeyi ALLAH(cc) biliyor ve ona göre sizi hesaba çekecektir...(İçinizden geçen şeylerden dolayıda hesaba çekecektir,yaptığınız şeylerden dolayıda hesaba çekecektir.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayet nazil olduktan sonra sahabi,ALLAH(cc) emretti yap de yaparız ölde ölürüz fakat şu içten geçen meselelere hakim değiliz dediler peygamber(sav) efendimize... &lt;br /&gt;ALLAH RESULU(sav) üzüldü ve buyurdularki,sizden evvelkiler gibimi demek istiyorsunuz...İşittik ve isyan ettikmi demek istiyorsunuz,Sizden evvel ki iki ehl-i kitabın,hıristiyan ve yahudilerin dediği gibimi demek istiyorsunuz..?Evet ALLAH'ım emirlerini duyduk başkaldırıyoruzmu demek istiyorsunuz..? &lt;br /&gt;İŞİTTİK ve İTAAT ETTİK sen yargılayıcısın bizi mağrifet eyle yarabbim.Dönüş sanadır sana döneceğiz,tertemiz olarak dönmeye muhaffak kıl... &lt;br /&gt;Sahabide işittik ve itaat ettik dediler...Bizde,14 asır evvel bize tebliğ buyurduğun emrini işittik ve itaat etdik. &lt;br /&gt;Ey masir kendisine olan sultanımız,ey sultanı zişan,ezel ve ebed sultanı..;O sahabiyi mağrifet buyurduğun gibi,bizleride mağrifet buyur...Bizi bu çöllerde başı boş bırakıp bekletme,Bizi cehaletin ve küfrün karanlıkları içinde mahvettirme...(amiiin er rahmaner rahimin) &lt;br /&gt;İşin fezlekesi olsun,bakara sure-i celilesinin sonu bizim için bi duadır..; &lt;br /&gt;ALLAH(cc) insana takadının üzerinde iş yüklemez,bir mükellefiyet tahvil etmez.Hayrı insanın lehindedir,şerleri ise aleyhindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimiz ahir zamandir.Bu gun insanlarin buyuk cogunlugu ALLAH&amp;quot;a sirtini donmus,namaz ve oruc gibi ibadetleri yapmamaktadir...Islamin sadece adi kalmis,kafir(ateist) ile muslumanin arasinda ki tek farkimiz,LA ILAHE ILLALLAH kelami kalmistir...Ben ALLAH&amp;quot;i seviyorum diyen,O&amp;quot;nun emrine uyar..:yolunda gider ve Peygamberin(sav.) seriatina uyar...Boyle yapmiyorsa yalanci ve samimi degildir.&lt;br /&gt;Imanin esasi itikada dayanir.Itikadi olmayanin imani yoktur.Makul olan iman..:Insan gunah isleyecegi zaman ona engel olan imandir.&lt;br /&gt;Meryem suresi 59. ayet,bismillahirrahmanirrahim...:Sonra arkalarindan bozuk bir topluluk geldi,namazi terkettiler ve sehvetleri ardina dustuler.Bunlar gayyayi boylayacaklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonra O'na dönüyor ve şöyle diyoruz..;RABBİM bizi unuttuğumuz ve kaza ettiğimiz şeylerden ötürü muhafaza etme.Biz ve atalarımız dinin kadir ve kıymetini bilemedik ona gerektiği gibi sahip çıkamadık,dinine omuz veremedik,bi kaç asırlık ihmalle bugün devletler muazenesinde ki yerimizi kaybetdik,aziz bi kavm iken zelil olduk...Bizden evvelkilerin sırtına yüklediğin ağır yükü bizim sırtımıza yükleme,takadımız kadar bize yük yükle bizi affeyle bize mağrifet eyle bize merhamet eyle... &lt;br /&gt;Sen bizim MEVLA'mızsın.Çünki kur'an da diyorsun..; &lt;br /&gt;(Müminler size feryad edeceğim ben sizin mevlanızım...kafirlere(ateistlere)gelince onlar kopupuktur.ALLAH(cc) ben sizin mevlanız değilim)..diyor. &lt;br /&gt;ALLAH(cc) bizim mevlamız biz ALLAH'ın kullarıyız... &lt;br /&gt;MEVLA,kul münasebeti içinde söylenir.Biri birinin kölesi olursa kölenin efendisine mevla denir.Biz hepimiz boynu tasmalı,ayağında zinciri,prangalı ALLAH'ın kullarıyız,ALLAH'ta bizim MEVLAmızdır.Böyle köleliğe dünden dilbest değiliz...ALLAH'ım elalem kulluktan kaçar biz ise kul olduğumuz zaman memmun oluyoruz.Sana kul olduk sana kulluk yapıyoruz,kulluğumuzu ilan ediyor ve bu kulluğu arızasız yapmak içinde yine yardımı yalnız senden istiyoruz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RABBİM(cc) cümlemizden razı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam ve dua ile...ALLAH'a emanet olun.</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Sat, 27 Sep 2008 14:22:44 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>DUA</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=2540508</link>
            <description>&lt;object width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-480321&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;wmode&quot; value=&quot;window&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://tr.netlog.com/go/widget/videoID=tr-480321&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowFullScreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;window&quot; width=&quot;336&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEVHİD'İN ÖNEMİ..; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''ALLAH cc kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz.Bundan başkasını(günahları),dilediği kimse için bağışlar.ALLAH cc ortak koşan kimse büyük bir günah(ile) iftira etmiş olur'' NİSA.4/48 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmü hani'den,RESULULLAH sav. şöyle buyurmuştur..;''LA İLAHE İLLALAH sözü geriye hiç bir günah bırakmaz ve hiç bir 'amel'de bunun üstüne geçemez''. &lt;br /&gt;İBN MACE.Edeb,54(nr.3797)AHMED.El-müsned,6/425.Hadisi- - n lafzı ibn mace'ye aittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enes b. malik'ten RESULULLAH sav. şöyle buyurmuştur... &lt;br /&gt;ALLAH-U TEALA buyurdu ki, &lt;br /&gt;Ey ademoğlu ! Sen bana dua ettiğin ve umduğun sürece,işlediğin günahlara aldırmadan seni bağışlarım ! &lt;br /&gt;Ey ademoğlu ! İşlediğin günahlar gökteki bulutlara erişse bile,benden bağışlama dilediğinde seni bağışlarım ! &lt;br /&gt;Ey ademoğlu ! Yeryüzünü dolduracak kadar günahla bana gelsen,sonra şirk koşmadan huzuruma çıktığın takdirde bende sana yeryüzü dolusunca başışlanma veririm ! &lt;br /&gt;TİRMİZİ.Daavat,99(nr.3540) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışlanma(tövbe) ve kabul edilmesini umarak dua edelim.Çünkü bizlere dua etmemiz emredilmiş ve ALLAH cc tarafından kabul edileceği vaad edilmiştir. &lt;br /&gt;''Rabbiniz şöyle buyurdu:Bana dua edin kabul edeyim.Çünkü bana dua(ibadet)'yı bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir...MÜMİN.40/60 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nu'man b. Beşir'den,RESULULLAH sav. şöyle buyurmustur..: ''Dua ibadetin ta kendisidir''. &lt;br /&gt;TİRMİZİ.Tefsir,42Dua1(nr.3247.3372)EBU DAVUD.Salat,358(nr.1479)NESAİ.Es süne-ül kübra (nr.11464)İBN.MACE.Dua1(nr.3247) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp huzuru ve dua'nın kabul edileceğini ALLAH'tan umarak dua ediniz... &lt;br /&gt;Ebu hureyre'den RESULULLAH'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir..: &lt;br /&gt;''Kabul edileceğine kesin olarak inanarak ALLAH'a dua edin.Çünkü ALLAH cc gafletle ve umursamadan yapılan dua'yı kabul etmez''. &lt;br /&gt;TİRMİZİ.Davut,62(nr.3479)HAKİM.El-müstedrek,1- - /293HATİB.Tarih-i bağdat,4/356İBN ADİ.El-kamil,4/62İBN HİBBAN.El-mücrehin,1/342. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RESUL-İ EKREM sav...:Herhangi bir kimsenin dua ederken,ALLAH'ım dilersen beni affet demesini yasaklamıştır.Çünkü ALLAH-U TEALA'yı bir şey yapmaya zorlayacak güç yoktur.Merhameti,gazabından önce gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gunahlarda israrci olanin dua si kabul olunmaz.ORN...Surekli bir kadin ile zina eden kisi.Sehvetini tatmin etdikten sonra YARAB filan kadinla isledigim gunahi bagisla ! der.RABBIde ona soyle cevap verir:O gunahi islemekten vazgec seni bagislayayim.Ancak bu gunahi islemeye devam ettigin surece seni bagislamam. &lt;br /&gt;Duasi kabul edilmeyen diger bir kimse ise...Ailesini gozeten birinin malina bakan kimsedir. &lt;br /&gt;Tam istigfar gunahta israr etmekten kacinmakla gerceklesir.Boyle yapanlari ALLAH cc meth eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IBN RECEB EL HANBELI 3. CILT 42. HADIS:ALLAHin bagislamasinin genisligi ve yolu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir defa kalp muhabbet nuruna takılınca,O nur ALLAH TEALA dışında ne varsa hepsini yakar.O zaman kalp AĞYAR'dan temizlenmiş olur ve tevhide arş vazifesi yapar. &lt;br /&gt;''BEN ne göklere ne de yer yüzüne sığarım;BEN ancak mümin ve mumine kulumun kalbine sığarım''. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALLAH cc cumlemizi mumin ve mumine kullarindan eylesin. &lt;br /&gt;Selam ve DUA ile...</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Mon, 22 Sep 2008 08:41:47 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KALBİN YUMUŞAMASI</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=1730510</link>
            <description>Kur'an-ı kerim diyorki..; &lt;br /&gt;Hakk'la beraber(ALLAH'la beraber olanlar için),hakk'a mukarin(ALLAH(cc) tarafından ulaşmış olan),hakikat'(doğrunun,gerçeğin)'in ifadesi olarak inen kur'an-ı kerim'den ötürü olsun,kalplerinizin yumuşuyacağı an gelmedimi henüz,kalplerinizin saygıyla burkulacağı an gelmedimi?... &lt;br /&gt;Hakk(ALLAH)'tan nazil olan(bizlere inen) şey(KURAN-I KERİM)'den ötürü)... &lt;br /&gt;Tarihi tekerrürler var.Bu tarihi tekerrürler içinde sizde size ait zaman içinde sizler için açılan delikten sizden evvelkilerin döküldüğü noktaya dökülme ihtimaliniz var... &lt;br /&gt;Sizden evvelkiler gibi olmayın,onlar'da belli bir dönemde aşkla şevkle bu işe sahip çıktılar.Hz. NUH'un etrafında,hz. MUSA'nın etrafında,hz.DAVUT'un etrafında,hz.İSA'nın etrafında bu işe sahip çıktılar,fakat belli bir süre sonra bunlar bütün enerjilerini bütün dinamizimlerini kaybettiler,onları var'eden,insanlığın üzerinde hakim kılan bütün dinamiklerini kaybettiler.Kasvet ruhlarını sardı,rehavet içinde doğru yoldan ayrılmış cesetlerine ait hayatı yaşıyorlardı,bedenlerine ait hayatı yaşıyorlardı.ALLAH'ın haklarında takdir buyurduğu dairenin dışına çıkmışlardı.Artık arzularını yaşıyorlardı,heva ve heveslerini yaşıyorlardı... &lt;br /&gt;Sahabiden,ibn-i mesud(ra) diyor ki..,Kur'an nazil olmaya başladıktan sonra 4 sene geçmemiştiki bu ayet bizim hakkımızda nazil oldu. &lt;br /&gt;Demek ki,insanlık için daima kendisini gevşekliğe ve rehavete salma,mukadder bi şey..! &lt;br /&gt;Bizden evvelkiler kendilerini böyle gevşekliğe ve rehavete salmışlardı.Efendimiz(sav)'den sonrada bu gevşeklik ve rehavete saldılar,emevi zulmü geldi.Abbasilerden sonrada bu gevşeklik ve rehavete saldılar,moğol istilasına uğradılar.Selçuklulardan sonrada bu gevşeklik ve rehavete saldılar,küçük devletler halinde parçalandılar.Osmanlılardada bu gevşeklik ve rahavet oldu,eriyip gittiler... &lt;br /&gt;Hükümdarlar artık fatih ordularının başında değillerdi,saraylarda yaşıyordu,cariyeleri vardı,halayıkları vardı.Ata binip cephe takip etmek yoktu onlarda. &lt;br /&gt;Onun için,kur'an-ın bu şiddetli tokadı bizler içinde mukadderdir. &lt;br /&gt;Yerinizin idraki içindeyseniz ve kedinizden emin bulunuyorsanız bende efendimiz(sav)'in verdiği teminatı söylüyorum ve korkmayın,ALLAH(cc) sizi zayi etmiycektir diyorum. &lt;br /&gt;Fakat,ALLAH(cc) korusun evimizin içine sağnak sağnak yağmur halinde yağan iman ve kur'an'a ait yumuşatıcı meselelerin yanında sizden evvel ki insanlar gibi kalbiniz hala kas kastı ise her hangi bi çukura herhangi bi deliğe düşme ihtimaliniz vardır ve hep olucaktır. &lt;br /&gt;Teminatınızı ve teminat noktalarınızı bi kere daha kontrol ediveriniz kendinizi bi kere daha yoklayı veriniz,NEREDESİNİZ..? &lt;br /&gt;ALLAH'la münasebetiniz açısından neredesiniz..? &lt;br /&gt;ALLAH'ın bu kadar lütufları içinde nurdan lütuflarını yarıp yarıp,hevenk hevenk nurdan lütuflarıyla gezerken kalbinizin yumuşuyacağı an gelmedimi diyor... &lt;br /&gt;Başkaları için mukadder olan akıbet bizler içinde mukadderdir,başkalarının zebin olarak döküldüğü çukurlara bizimde dökülmemiz mukadderdir... &lt;br /&gt;Gelin bi kere daha söz verip ALLAH'a,başlattığımız şu ahtu peymana bi kere daha yeminde bulunalım.Bu can bu uğurda bi kere daha diyelim.Şu islam aleminin insanları olarak,kendimizi bi kere daha kontrol edelim... &lt;br /&gt;Kaybetmiycek,kazanacağız.En başta kazanacağımızda bütün peygamberlerin beşaretinde olan kudsiler ünvanını kazanacağız. &lt;br /&gt;Benim cemaatim diyecek... &lt;br /&gt;Sahip çıkacağım diyor herkezin kaçtığı zamanda ben sahip çıkacağım... &lt;br /&gt;Nasıl tanırsın ya resulallah(sav)..? &lt;br /&gt;Tanımazmıyım,alınlarında secde emaresi var... &lt;br /&gt;Tanımazmıyım,abdest uzuvlarını yıkamadan kolları ayakları yüzleri bem beyaz... &lt;br /&gt;Şu küçük hizmetle,ALLAH'ın bu kadar ihsanına nail olduktan sonra bu kadar avanslar aldıktan sonra affınıza sığınarak soruyorum..; &lt;br /&gt;İçinizde değildirde nerededir o RESULULLAH(sav)..? &lt;br /&gt;İç dış siz neye diyorsunuz ki..? &lt;br /&gt;İçine hapsolduğunuz şu üç buutlu mekanı siz mekanmı zannediyorsunuz..? &lt;br /&gt;O bir anda milyarlarca yerde bulunur,belki sesi daha gürdür... &lt;br /&gt;ES SELATU VES SELAMU ALEYKE YA RESULALLAH &lt;br /&gt;ES SELATU VES SELAMU ALEYKE YA HABİBALLAH &lt;br /&gt;ES SELATU VES SELAMU ALEYKE YA SEYYİDEL EVVEL VE AHİRİN &lt;br /&gt;Yer durdukça biz yaşadıkça vücudumuzun zerratı adedince O'na es selatu ves selam olsun. &lt;br /&gt;Evet,belki şu anda oda kulaklarımız duymadan,duyanda olabilir...Vicdanlarımıza duyuracak şekilde ve aleykes selam diyordur... &lt;br /&gt;Rica ederim bunu bi yere koyun,aziz bi yere koyun.Azizmi aziz bi yere koyun.ALLAHRESULU(sav) aranızda,içinizde,başınızda teftişinizi yapmış...Nereye koymayı düşünürsünüz..?Ben onu şöyle diyeyim ne zaman yerinizden ok gibi fırlayacak,elinizi göğsünüze vuracak ve aleykes selam ya RESULALLAH(sav) diyeceksiniz..? &lt;br /&gt;Size teveccühleri karşısında bunu sizden bekliyor.14 asırlık teveccühleri sonunda bunu sizden bekliyor,yaranlarıyla beraber bekliyor,meleği alanın sakinleriyle beraber bekliyor ve gelin daha fazla bekletmeyin,teftişi uzatmayın... &lt;br /&gt;Şikayetler,şikayet üzerine ona gidiyor...Berlin'den yazılan 'nağmeler' vardır,Belgrad'dan giden 'nağmeler' vardır,Moskova'dan giden ''nağmeler'' vardır,medet ey sultanı RÜSÜL(peygamberler sultanı) diye... &lt;br /&gt;Ne diyor RESULULLAH(sav) acaba bu isteklere karşı..? &lt;br /&gt;Elimden gelmez diyorsa ne diyeceksiniz..? &lt;br /&gt;Elimden ne gelir diyorsa ne diyeceksiniz..? &lt;br /&gt;Dünya bi inilti olmuş adeta,dünya küfür ve dalalet içinde bi inilti olmuş inliyor,asuman inilti ile ihtizat içindedir ve bunları hz.MUHAMMED(sav) duyuyor ve mahzun mahzun bakışını size çeviriyor,FERMAN diyor... &lt;br /&gt;Hissiyatınızı ve heyecanınızı ALLAH(cc) devam ettirsin.Bu iş devam ederse gülecek bu iş devam ederse sevinecek bu ruhaliyet içinde sizi bekleyen işlerin başına koşarsanız senelerden beri çektiği ızdıraplar sona erecek. &lt;br /&gt;Vicdanlarınızın hüşyarlığına sığınıyorum,gerilime geçmiş ruhunuza sığınıyorum,hz. Muhammed(sav) idrak ve anlayışınıza sığınıyorum...Dünyanın dört bir bucağında ki ağlamaları dindirmek için ALAH(cc) aşkına..; &lt;br /&gt;RESULULLAH(sav)'A SON Bİ KEZ EVET DİYELİM. &lt;br /&gt;Ömrümüz oldukça EVET diyelim...</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Sun, 13 Apr 2008 03:55:26 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>TASAVVUFUN GENELİYLE İLGİLİ SORULAR</title>
            <link>http://tr.netlog.com/realist_034_/blog/blogid=1730500</link>
            <description> - Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu sorunun tasavvuf konusundaki belirsizlikleri gidermek amacıyla sorulduğu anlaşılmaktadır. Bugün tasavvuf konusunda sapla saman birbirine karıştığı, şeyhlerin sahtesi ile gerçeği yaygın bir biçimde her yanda bulunduğu için bunları birbirinden tefrik etmek zordur. Bunların doğrularını tanımak için bir takım ölçülere ihtiyaç vardır. İşte o ölçüler şunlardır: &lt;br /&gt;a- Ehl-i sünnet ve ve'l-cemaat çizgisinde sağlam bir inanç, &lt;br /&gt;b- Kitap ve sünnete uygun derin bir ibadet hayatı (salih amel), &lt;br /&gt;c- Düzgün bir muamelat, &lt;br /&gt;d- Muhammedî bir ahlak. &lt;br /&gt;Tasavvuf bu ölçüler içinde şu özellikleri de taşır: &lt;br /&gt;a- Tasavvuf manevi tecribe ile anlaşılan hal ilmidir, &lt;br /&gt;b- Tasavvufî bilginin konusu ma'rifetullah'tır, &lt;br /&gt;c. Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtasıyla öğrenilir, &lt;br /&gt;d- Tasavvuf kitaptan okuyarak öğrenilebilecek bir ilim değildir, çünkü tecrübîdir. &lt;br /&gt;e- Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelam gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı kabul edilir. &lt;br /&gt;f- Tasavvufî eğitim tarikat denilen özel yollarla kat'edilir. &lt;br /&gt;el-Lüma' müellifi sûfîlerin sahtesini hakikisinden ayırmak için şöyle bir ölçü koyar: &lt;br /&gt;1- Haramlardan kaçınmak, &lt;br /&gt;2- Farzları ifa etmek, &lt;br /&gt;3- Dünyayı ehl-i dünyaya bırakıp dünya-perest olmamak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tasavvufun muhteva açısından mertebeleri nelerdir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tasavvufun tahalluk ve tahakkuk olmak üzere iki mertebesi; yani boyutu vardır. Tahalluk, tasavvufun eğitim boyutudur. Tasavvufi hayat, tarikat, manevi makamlar, seyr u sülûk ve adab gibi konuları kapsar. Tahakkuk ise tasavvufun ma'rifet, işaret ve bilgi boyutudur. Bu da insanın ma'nevî eğitim sayesinde ahlak ve takva açısından yükselişi ve Allah'a yaklaşması sonucu kainattaki bazı ilahî sırlara aid elde ettiği bilgilerdir. Nitekim Kur'an'daki: &amp;quot;Allah'tan korkun Allah size öğretsin.&amp;quot; (el-Bakara.2/282) ayeti takvanın bir takım manevî bilgilere erme vesilesi olduğuna işaret etmektedir. Bir kudsî hadisteki: &amp;quot;Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder. Hatta ben onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı... olurum&amp;quot;(Buhari, Rikak, 38) ibareleri, kulluk ve nafile ibadet ile insanın kainattaki ilahî kudretin etkisini anlamaya başlayacağını anlatmaktadır. Aslında ehl-i sünnet inancına göre bütün insanların fiillerinin gerçek mutasarrıf ve halikı Allah'tır. Ancak insanlar gözlerindeki dünya ve masiva perdesi sebebiyle bunu görememektedir. Yani bir başka ifade ile herkesin gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı Allah'tır. Çünkü bütün fiillerde yaratıcı O'dur. İnsanlar bu gerçeği nafile ibadetlerle Hakk'ın sevgilisi olacak konuma geldikleri zaman farkedebilirler. Kur'an'da Allah'ın, kulların fiillerini kendine izafe etmesi bundandır. Nitekim &amp;quot;Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı.&amp;quot; (el-Enfal, 8/17) buyrulur. &amp;quot;Bildikleriyle amel edene Allah bilmediklerini öğretir.'' (Hilyetü'l-evliya, X, 15) hadisinde de aynı konuya işaret edilmektedir. &lt;br /&gt;Tasavvufun bu iki özeliği tasavvufi hayat ve tasavvufi düşünce olmak üzere iki mertebenin meydana gelmesini sağlamıştır. Bunların ikisi de birbirine bağlı olmakla birlikte; aslolan kulluğa yardımcı tasavvufi hayattır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &amp;quot;Tasavvuf, tefsir, hadis ve fıkıh ilmi gibi bir ilimdir&amp;quot; deniyor. Tefsir İbn Abbas ile; hadis, hadis rivayet eden bir çok sahabi ile; fıkıh yine fakih sahabîler ile Peygamberimiz zamanından bu yana sabit ilimlerdir. Ama Peygamberimiz, ve hulefa-i raşidin döneminde tasavvufun isminden bile bahsedilmemiştir, ne dersiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet tasavvuf, İslamî ilimler mozaiğinin bir parçasıdır. Nasıl tefsir, hadis ve fıkıh asr-ı saadette var olan bir ilim ise tasavvuf da muhtevası itibarıyla öyledir. Çünkü İslam'ın ihsan boyutunu, îmanın îkan yani yakînî bir kıvamda yaşanmasını sağlayan tasavvuftur. Kur'an'da bahsi geçen takva, zikir, huşu, tevbe ve rıza gibi kalb amellerinin nasıl gerçekleşeceğini Kur'an ve sünnetten alıp tatbiki olarak öğreten zahidlerdir, sûfîlerdir. Tasavvufun asr-ı saadetteki adı belki zühddür, ihsandır, rabbanîliktir ama; tasavvuf öz ve muhteva itibarıyla o gün de vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Günümüzde tasavvufun içine pekçok hurafeler karışarak bozulduğu görülmektedir. Özellikle menkıbeler konusunda sıkıntılar var. Net bir tasavvuf ortaya konmuyor? Bu konuda neler yapılabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu soruda herhalde tasavvufun bozulup gerilediğine işaret edilmek istenmektedir. Aslında İslamî ilimler ve sosyal kurumlar bileşik kaplar gibidir. Birinin yükselmesi ve diğerlerinin yerinde sayması veya birinin seviyesinin düşüp diğerlerinin yukarda kalması mümkün değildir. İslam dünyasında gerileme ve çözülme başlayınca bütün ilimler ve kurumlar bundan nasîbini almıştır. Medrese, tekke ve ordu üçlüsünün oluşturduğu sosyal müesseseler birbiriyle ahenkli biçimde çalıştıkları, birbirlerini rakip görüp dışlamadıkları zamanlar yüksek seviyede hizmet vermişlerdir. Bu müesseseler birbirini bütünleyen özelliklerini kaybedip rekabetle birbirini yıpratmaya başlayınca genel bir gerileme başlamıştır. Tekke ve tasavvufi kurumların parlaklığını kaybettiği dönemde, medrese veya ordunun hala parlak hizmetler verdiğini söylemek mümkün değildir. Bu itibarla gerileme ve çözülme bütün kurumlarda birlikte yaşanmıştır. &lt;br /&gt;Günümüzde tasavvufî hayatın içinde bulunduğu öne sürülen bid'at ve hurafeler aslında İslam toplumunun ortak problemidir. Tasavvuf, ya da başka İslamî çevrelerde görülen bir takım bid'at ve hurafelerin temel sebebi bilgi eksikliğidir. Çünkü bugün insanlarda manevi hayata ilgi, bilginin çok önündedir. Bu ilgiyi doyurup iyiye kanalize edecek gerekli kurumlar olmadığı ve dini bilgilenmede problemler olduğu için insanlar din adına çoğu zaman hurafelere takılıp kalmaktadır. Hurafe ve bid'atin tek sebebi vardır o da cehalettir. Ehl-i sünnet çizgisinde müteşerri ve cehaletten kurtulmayı görev sayan tarikatler hurafelerle mücadele etmektedir. Nitekim XIX. yüzyılda başta Nakşbendiyye'nin Halidiyye kolu olmak üzere pek çok tarikat, ilim ve medrese çevrelerinin de desteğiyle bir tecdid, yenilenme ve ıslahat hareketi başlatmışlardır. &lt;br /&gt;Menkıbelerle ilgili sıkıntılara gelince işe önce menkıbenin ne olduğundan başlayalım. Menkıbe (doğrusu menkabe) lügatte övünülecek fazilet, hüner ve meziyet demektir. Istılahta ise peygamberler, sahabîler, tarihî şahsiyetler, mezheb imamları ve süfîlerin övülecek fazîlet ve meziyetlerini anlatan rivayetler, demektir. Kur'an'da geçmiş peygamberiere ve ümmetlerine aid bir takım kıssaların yer alması, hadislerde de böyle rivayetlerin bulunması &amp;quot;kıssacılık&amp;quot; diye bir mesleğin meydana gelmesini sağlamıştır. Kıssacılara &amp;quot;kussâs&amp;quot; denilir. Halk kıssalardan hoşlandığı için bunlar, vaaz ve irşadda bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Sofîler başlangıçtan beri bu tür kıssalardan oluşan, peygamberler, sahabîler ve ilk devir süfîlerinin kıssa ve menakıbını yazılı ve sözlü olarak nakledegelmişlerdir. Tabiî, bir meslek haline gelen bu alanda halk muhayyilesinin de katkılarıyla zaman zaman abartılı rivayetler de gündeme gelmiş, hatta zamanla işin özünü ve nasihat değerini ihmal eden bazıları, sadece kıssa ve menkıbe yazıp nakletmeyi ve olağanüstü bir takım olaylardan bahsetmeyi daha önemli görür olmuştur. Halbuki kıssa ve menkıbelerde gaye, okuyan ve dinleyenlere bir mesaj ve öğüt vermektir. Bu gayeye uygun olarak yazılan ve anlatılan menkıbelerin yararlı olduğunda şüphe yoktur. Tayy-ı zaman ve tayy-ı mekan gibi bir takım olağanüstülüklerin bulunduğu keramet ve menkıbeleri, halkın kahramanlık duygularını tatmîne yarayan şeyler olarak görüyorum. Kesikbaş hikayeleriyle savaşta orduya yardım eden yeşil sarıklı velilere bu gözle bakılmalıdır. Bugünün materyalist ve pozitivist dünyasında îcad edilen süpermen filmlerinde verilmek istenen nedir? Seyircinin gizli kalmış bir takım macera, kahramanlık ve intikam duygularını tatmin değil mi? Herhalde menkıbelerde de böyle bir etki bulunduğu için çokça tutulmuştur. Nasıl bir kurgubilim filmini gerçek sanmak yanlış ise, menkıbelerde anlatılan bazı şeyleri de böyle doğrudan dinin temel esası sanmak ve öyle sunup algılamak da yanlıştır. Bugün Batı'da -ruh hastalıklarının tedavisinde süfî menkıbelerinin kullanıldığına ilişkin bir takım yayınlar göze çarpmaktadır. Bu da bize bunların bir takım fonksiyonlar icra edebilecek önemini göstermektedir. Önemli olan sap-saman ile danenin birbirine karışmamasıdır. Bugün gerek menkıbeleri nakledenler, gerekse okuyup dinleyenler, zaman zaman ana hedefi birbirine karıştırdıklarından problemler doğmaktadır. Yerine göre kullanılır ve dînî bir nass gibi görülmezse menkıbelerin de yararlı olabileceğinde şüphe yoktur. &lt;br /&gt;İslamî ilimlerin hepsinde meydana gelen canlanma, yenilenme tasavvuf muhitlerinde de görülmektedir. Ancak nasıl fıkıh, tefsir ve hadiste bugün müslümanlar dün oldukları seviyeyi henüz yakalayamamışlarsa tasavvufta da yakalayamamışlardır. Kaldı ki tasavuf bir ilim olduğu kadar manevî ve ruhî bir hayattır. Bu yüzden bu konudaki gelişmeler daha çok zamana ihtiyaç göstermektedir. Bu konuda neler yapılabileceği konusunda şunları söyleyebiliriz. Önce tasavvufun ilim boyutu tasavvuf klasikleri denilen Kuşeyrî Risalesi, İhya, Kutü'l-kulûb, el-Lüma', et-Taarruf ve Keşfu'l-mahcûb gibi müteşerri kaynaklar iletasavvufi düşünce ürünü klasik eserlerden yararlanılarak ortaya konmalıdır. Ardından tasavvufun eğitim yönü demek olan seyr u sülûk boyutu, işi tezgahtarlığa vardırmayan liyakatli ve şerîata merbut mürşidlerce hem yazılı eserler, hem de fiilî örneklerle takdim edilmelidir. Böyle bir ortamın gerçekleşmesinden sonra belli bir süreç içinde mutlaka gelişmeler olacaktır. İslamın hukuk sistemi bile henüz bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek bir biçimde tam olarak ortaya konulamamış ve bununla ilgili gerekli ve yeterli çalışmalar yapılamamışken bütün eksiklik ve kusur sadece tasavvufta imiş gibi önyargılı davranmak haksızlık olur diye düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazıları &amp;quot;Tasavvuf, Yunan mistisizminden alınmıştır.&amp;quot; diyorlar. İslam literatürüne girmiş bir ilim olan tasavvufun kaynağını açıklar mısınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tasavvufun kaynağını yabancı kültürlerde arama kaygısı, daha çok müsteşriklerin gayretleriyle ortaya çıkmıştır. Muhtelif dinlerin mistik yapılarındaki bir takım benzerlikler onları, bunların birbirinden alınmış olması düşüncesine sevketmiştir. Bir takım müsteşrikler tasavvufun sadece Yunan mistisizminden değil, Hind, İran, Mısır, Hristiyan ve Yahudî mistisizminden etkilendiği düşüncesini öne sürmüşlerdir. Aralarındaki bir takım benzerlikler sebebiyle bu görüşleri öne sürenler, bu benzerliklerin insan fıtratından kaynaklanan özellikler olduğunu; her nerede bulunursa bulunsun ve hangi çağda yaşarsa yasasın insanın bu tür ihtiyaç ve temayüllerinin bulunduğunu görmezden gelmişlerdir. Nasıl din olgusu tarihi boyunca insan için bir gerçekse, din için tasavvuf ve ruhî hayat da öyledir. İslam'da bulunan ibadet ve muamelata aid bir takım ahkam ve kuralların Hristiyanlık ve Yahüdîlikteki adab ve ahkama benzemesi, nasıl bunların oradan alındığı anlamına gelmezse, tasavvufi hayat ve tasavvufi düşüncelerdeki benzerliklerin de böyle bir takım dış kültürlerden aktarılmış olması anlamını taşımaz. Rengi, dili, kavmiyeti ne olursa olsun, insanların belli ruhî anlayışları hiç yabancılık çekmeden algılaması mesela bir Japon'un İslam tasavvufuna dair yazılmış bir eserden zevk alması, bu ortak özellikten kaynaklanmaktadır. &lt;br /&gt;Bir ilmin İslamî olup olmadığını anlamak için önce adına, sonra muhtevasına, sonra da o ilim mensuplarının kendilerini şeriat karşısında hangi noktada gördüklerine bakmak gerekir. Bu üç esasa göre tasavvufu sırasıyla ele alacak olursak: &lt;br /&gt;a- Tasavvufun adının genellikle ashab-ı suffenin &amp;quot;suffe&amp;quot; sinden, &amp;quot;safvet&amp;quot;ten ve &amp;quot;sûf&amp;quot; kökünden geldiği kabul edilir. Bu kelimelerin üçü de İslamî menşelidir. Tasavvufun kökü olarak &amp;quot;Sofia&amp;quot; kelimesinden bahsedilmişse de, gerek süfîler ve gerekse araştırıcılar tarafından reddedilmiştir. Hatta bir takım müsteşrikler bile tasavvuf ve sufi kelimesinin sofia kökünden geldiğine karşı çıkmış, bunun yerine yün anlamına gelen &amp;quot;sûf&amp;quot; kökünden geldiği görüşünü benimsemişlerdir. &lt;br /&gt;b- Tasavvufun iki önemli muhtevası vardır: Eğitim ve bilgi. Tasavvuf, eğitimde temel olarak benimsediği zikir, tezkiye, tasfiye, rabbanîlik, mücahede gibi esaslar ye üsve-i hasene - model şahsiyet - ilkesiyle bir yaşama biçimidir. Kur'an'da 250'den fazla yerde geçen zikir lafzı ve bu konudaki emirler, &amp;quot;nefsini tezkiye edenin kurtuluşa ereceğini&amp;quot; haber veren ayet (eş-Şems, 91/9); safvete ermiş kalb-i selim (eş-Şuara, 26/88-89) ve rabbanîlik (Alü İmran, 3/79) riyazat ve mücahede konusundaki ilahî emir ve nebevi tavsiyeler aslında tasavvufi hayatın Kur'an ve sünnet menşeli olduğunu göstermektedir. &lt;br /&gt;c- Sûfîlerin kendilerini şer'i açıdan hangi noktada gördükleri mes'elesine gelince ilk sûfîlerden itibaren meşayıh, ilimlerinin şerîata bağlılığını sık sık vurgulamışlardır. Nitekim Cüneyd: &amp;quot;Tasavvuf bir evdir, kapısı şeriattır,&amp;quot; Seriy Sakatî: &amp;quot;Tasavvuf kitap ve sünnetin zahirine ters bir batın ilminden bahsetmez.&amp;quot; ve Sehl b. Abdullah Tüsterî: &amp;quot;Bizim yolumuzun temeli şu yedi şeydir. Allah'ın kitabına sarılmak, Rasûlü'nün sünnetine uymak, helal lokma, başkalarına eziyet ve yük olmamak, günahlardan kaçınmak, tevbe ve hukuka riayet&amp;quot; der. Bu tür söz ve uygulamaları çoğaltmak mümkündür. Mes'eleye bu açıdan bakıldığında da görülen süfîlerin İslamî bir yapı içinde olduklarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tasavvufu ayrı bir din gözüyle bakanlar var. Bu konudaki fikriniz nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir önceki soruda saydığımız deliller, tasavvufun İslamî bir ilim olduğunu göstermek için kafidir. Tasavvufun ayrı bir din olduğu görüşünü savunanlar, ya gerçek tasavvuf çevrelerinin de kabul etmediği, birtakım istismarcı ve sapıkların durumuna bakıp bir genelleme yaparak yanılıyorlar, ya gerçek tasavvufu yeteri kadar bilmiyorlar, ya da hasmane bir tavır içindedirler. Birinci grupta bulunanlar, bugün piyasada tasavvufu bir istismar aracı olarak kullanıp bir takım maddi ve dünyevi çıkarlar sağlamak isteyenlere bakıp tasavvuf hakkında genel bir hüküm vermektedirler. Aslında gerçek sûfîler, böylelerini tasavvuf ehli olarak görmemektedir. İkinci grupta yer alan ve müteşerri tasavvufun temel esaslarını bilmeyen kişilere, müteşerri mutasavvıfların eserlerini ve hayatlarını okuyup incelemelerini tavsiye ederiz. Bir Kuşeyrî'yi, bir Gazzalî'yi, bir İmam-ı Rabbanî'yi ve diğerlerini okusunlar. Üçüncü grupta bulunanları ise biraz insafa davet ederiz. &lt;br /&gt;Sûfîlerin yeni bir din ihdası ile ortaya çıkan kimselere karşı yaptıkları mücadele, tasavvufu bir din gibi görme bir iddiasının doğru olmadığını göstermek için yeterli bir delildir. Nitekim İmam-ı Rabbanî döneminde yaşayan devrin sultanı Ekberşah, İslam, Hristiyanlık ve Hinduizm'den karma bir din ihdas etmeye kalkışmıştı. Bu zatla amansız bir mücadele sürdürüp ona engel olan İmam-ı Rabbanî hazretleridir. Kendisine &amp;quot;ikinci bin yılının yenileyicisi&amp;quot; anlamına - Müceddid-i elf-i sanî - denilmesinin sebebi bu mücadelesi ve hizmetidir. Her biri bir Allah ve peygamber aşıkı, İslam hadimi olan sûfilerin temsil ettiği tasavvufun bir başka din gibi takdim edilmesinin ilmîlik ve insaf ölçüleri ile bağdaşır yanı yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İslam'ı tasavvuf, cihad ve nur gibi ekol ve fırkalara ayırmak acz ifadesi değil midir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu soruyu soran kardeşimiz herhalde bugün ülkemizdeki tasavvufa tarikat ve Risale-i Nur adıyla anılan cemaatlara ve bazı İslam ülkelerindeki tanzîm-i cihad gibi bir takım kuruluşlara bakarak bu soruyu sormuş olmalıdır. Bugün ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde bulunan İslamî cemaat ve fırkalar bir arayış içindedirler, İmamesi kopmuş tesbih taneleri gibi dağılan müslümanları yeniden toparlamaya çalışmakta; zor bir dönemden geçen insanımızın yeniden toparlanışına katkıda bulunmaktadır. Farklı yapıdaki bu cemaatlar, birbirleriyle uğraşmadığı ve önündeki hizmet planına göre birşeyler yaptığı sürece faydalıdırlar. Hatta onların farklı gruplar halindeki hizmetleri kendilerini hizmet yarışına sürükleyen bir motivasyondur. Allah Teala: &amp;quot;Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getiririr.&amp;quot; (el-Bakara, 2/148) buyurmaktadır. Her grup birbiriyle çekişmeden hayır yarışına girince Allah, onları bir araya getirecektir. Dolayısıyla bu tür grupları bir hizmet dağılımı gibi görmek gerekir. Çünkü her grubun meşreb ve meslekıne göre hizmet önceliği vardır. Bu da toplumda değişik konuların değişik gruplarca ele alınmasını sağlamakta; dolayısıyla İslam toplumunun inşasına katkıda bulunmaktadır. Ayrıca gruplar arası iç çekişme genellikle dış mücadeleye güç olmadığı zamanlarda olur. Dış düşmanlarla mücadele edebilecek bir kıvama gelen İslamî topluluklar zaten çekişmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tasavvuf alanında zaman zaman görülen bozulma çizgisinin nedenleri nelerdir? Tasavvufta otokontrol mekanizması var mıdır? Nasıl işler? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bütün bilim dallannda ve kurumlarda olduğu gibi tasavvufta da zaman zaman asıldan uzaklaşmalar ve bir takım sapmalar olmuştur. Bozulmanın temel sebebi liyakatsizlik ve cehalettir. Babadan oğula intikal eden şeyhlik anlayışı, liyakatsiz ve ehliyetsiz kimselerin kolayca şeyhlik makamına oturmalarını sağlamış, bu da tabiî olarak bozulma sürecini hızlandırmıştır. Önceleri tasavvufî eğitim için belli bir dînî altyapı sağlanır, ondan sonra tarîkata girilirdi. Önce, tekke ve medrese arasındaki soğukluk bu yapıyı belli bir biçimde menfi olarak etkiledi. Ardından ehliyet ve liyakatine bakılmadan şeyh çocukları tekkelere şeyh olmaya başladılar. Liyakatsizlikler sonucunda yanlışlık hızla artmaya başladı. &lt;br /&gt;Tasavvuf ve tarikatlerin iki otokontrol mekanizması vardı. Bunlardan biri tekkelerin kendi içinde seyr u sülûk ile işleyen ve sadece hilafet alanlara irşad imkanı sağlayan mekanizma. Özellikle büyük merkez tekkeler kendilerine bağlı taşra tekkelerine halifeler gönderir, meydana gelebilecek şikayetlere göre bu kişilerin azl ve tayinleri için meşihat ve saltanat makamına arîzalar takdim ederlerdi. Yetki ve sorumluluk asitane tabir edilen merkez tekkelerde olurdu. Teftiş ve murakabe de onlar tarafından yapılırdı. &lt;br /&gt;ikinci otokontrol sistemi ise sosyal kontrol mekanizması olan halkın ve tarikat bağlılarının tepkisi ve kontrolü idi. Bütün sosyal kurumlarda olduğu gibi tekkelerde de bu mekanizma son derece önemliydi. Halkın eğitim düzeyinin yüksek olduğu dönemlerde etkili bir biçimde çalışır ve ehil olmayan kimselerin işbaşına gelmesini önlerdi. Ama halkın eğitim düzeyi gerileyince bu mekanizmanın etkisi de azaldı. Tekkelerin kendi içindeki otokontrol mekanizmasının zaafa uğraması ve halkın şikayetleri, yöneticileri bir takım ıslah çalışmaları ile bu mekanizmaya işlerlik kazandırmaya yönlendirmiştir. Nitekim II. Abdülhamid Han tarafından kurdurulan &amp;quot;Meclis-i meşayıh&amp;quot;ın amacı otokontrol sistemini daha sağlıklı bir biçimde hayata geçirmekti. Bu amacı gerçekleştirmek için bir takım çalışmalar yapılmış ve tekke şeyhlerinin dini ve tasavvufi eğitimleri için belli esaslar vaz'edilerek icazet zorunluluğu getirilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tasavvufî hayat ferdî olarak yaşanamaz mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu soruyla iki şey kasdedilmiş olabilir. Birincisi evrad ve ezkârıyla, riyazat ve mücahedesiyle, seyr u sülûk ve tarikatıyla tasavvufun ferdî olarak yaşanıp yaşanamıyacağı; ikincisi kişinin kendi başına kitap ve sünnete uygun bir kulluk yapıp yapamayacağıdır. Öğrenmek başka, uygulamak ve yaşamak başka şeylerdir. Tasavvuf öğrenileni yaşamayı fiilî olarak öğreten bir eğitim kurumudur. Eğitimde güçlü şahsiyetlerin başkalarını etkileyerek kendi boyası ile boyaması sözkonusudur. Çünkü terbiye, olgunlaşmış şahsiyetlerin, insanın eksik ve ham tarafları üzerinde yaptığı olumlu etkidir. Türkçe'deki: &amp;quot;Kır atın yanında duran ya huyundan, ya suyundan&amp;quot; sözü bu etkileşimi gösterir. &lt;br /&gt;Birinci şekliyle; yani tasavvufun seyr u sülûk ve tarikatıyla ferdî olarak yaşanması mümkün değildir. Çünkü bu eğitim sisteminin amacı bir mürebbî ve mürşidi gerekli kılmaktadır. Bütün uygulamalı ilimlerde olduğu gibi tasavvufi terbiyede de üstada ihtiyaç vardır. Bu konuda şeyh ve mürşide aid meselelerde daha ayrıntılı bilgiler verilecek. &lt;br /&gt;İkinci şekliyle; yani insanın kendi kendine kitap ve sünnete göre kulluk yapması elbette mümkündür. Eldeki yazılı bilgilerden yararlanarak insan iyi bir müslüman olabilir. Ancak birlikteliğin heyecan ve coşkusu daha farklıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazı tarikatlar ilme, bazıları kisveye, bazıları keramete, bazıları nazara, bazıları çalgıya önem vermektedir. Bu yaşantı ve ilgi alanlarının farklılık sebebi nedir? Bu karmaşa içerisinde doğrunun ölçüsü nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugünkü müslümanların haline bakıp müslümanlık hakkında hüküm vermek nasıl yanlış bir yargı olursa, bugün toplumumuzda yaygın görüntülerin bakıp tasavvuf hakkında söz söylemek de aynı şekilde yanlış olur. Gerçek tasavvuf elbette, bugün çok bölük pörçük yaşanan tasavvuf değildir. Ya da bir başka ifade ile bazı grupların öne çıkmış bir takım özelliklerini tasavvufun bütünü için bir yargı vesilesi yapmak yanlıştır. Aslında bu soruların cevabı asırlar önce verilmiş ve tasavvufun asıl gayesi ortaya konmuştur. Bakınız Yunus ne diyor: &lt;br /&gt;Dervişlik olaydı taç ile hırka &lt;br /&gt;Biz dahi alırdık otuza kırka &lt;br /&gt;İlim ilim bilmektir &lt;br /&gt;İlim kendini bilmektir &lt;br /&gt;Sen kendini bilmezsin &lt;br /&gt;Bu nice okumaktır. &lt;br /&gt;Tasavvuf insanlara önce kendini, sonra Rabbini tanıma (ma'rifet) yolunu gösterir. Farklı özelliklerinin ortaya çıkması biraz da mürşid ve müntesiplerinin farklı karakter yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü yukarıda sayılanlardan hiçbiri tek başına tasavvuf değildir. Ancak sûfiler bir eğitim aracı olarak yerine göre musikîden de nazardan da istifade etmişlerdir. Bugün modern pedagojide insanın karşısındaki ile göz iletişimi kurmasının önemi kabul ediliyor. Göz ile kulak yüksek duyu organları sayılıyor. Bu iki duyu organının diğerlerine göre eğitimde çok daha etkili olduğu tesbit edilmiş bulunmaktadır. Nazar bir göz iletişimidir. Musiki de kulak aracılığı ile kalbe ulaşma yoludur. Mutasavvıfların derdi bellidir. Gönüllere &amp;quot;Elest bezmi&amp;quot;nde verdikleri sözü hatırlatmak. Bunun için, hangi aracı bulurlarsa kullanmışlardır. Aslında amaç olarak tasavvufta ne kisvenin, ne kerametin, ne nazarın, ne de güzel sesle söylenen musikî, ve ilahînin bir kıymet-i harbiyyesi vardır. Çünkü amaç kulluktur, ihsandır, rabbanîliktir. Rabbanîlik söz konusu olunca da sadece bilgininde çok önemi yoktur. Bilgi amelle, amel ihlasla, ihlas ihsan ve îsar ile beslendiği zaman anlam kazanır. Bugün bu konuda görülen eksiklik, tasavvufun değil, ferdlerin eksiklik ve kusurudur. Bunu tasavvufun geneline fatura etmek haksızlık olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Günümüzün bozuk şartlarında, herşeyin nefse ve şehvete hitab ettiği bir zamanda sadece tasavvuf yeterli olur mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Günümüzde, herşeyin nefs ve şehvete hitab ettiği bir ortamda tasavvufa belki her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Ancak İslamî ilimleri birbirinin alternatifi olarak görüp birini diğerinin yerine ikame etmek anlayışı yanlıştır. Çünkü her türlü ilimden arınmış &amp;quot;sırf tasavvuf&amp;quot; diye birşeyden söz edilemez. Tasavvuf fıkıhla, hadisle, tefsirle ve diğer İslamî ilimlerle birlikte vardır. Bunlar birbirini bütünleyen ilimlerdir. Bunlardan sadece birisi ve birkaçını alıp diğerlerini almamak eksiklik olur. Zaten süfîler de bunu bildiklerinden eserlerine ve yollarına diğer ilimlere aid bilgiler de koymuşlardır. Burada muhtelif kimselere nisbetle rivayet edilen şöyle bir sözü hatırlatmakta yarar vardır: &amp;quot;Fıkıhsız bir tasavvuf zındıklığa, tasavvufsuz bir fıkıh fasıklığa götürür. Fıkıh ve tasavvuf, zahir ve batın beraber olunca tahkik ilmi meydana gelir.&amp;quot; Ahmed Rifai der ki: &amp;quot;Tarikat, ayn-ı şeriat, şeriat ayn-ı tarikattır. Aralarındaki fark lafızlardan ibarettir.&amp;quot; (bk. el-Burhânü'l-müeyyed, Ma'rifet Yolu, s. 134.)</description>
            <author>realist_034_</author>
            <pubDate>Sun, 13 Apr 2008 03:36:37 UT</pubDate>
        </item>
    </channel>
</rss>
