realist_034_
Trust erkek - 29 yaş, Türkiye
- Arkadaşlar |
- Ziyaretçi defteri
- | Resimler
- | Blog
- | Gruplar
- | Videolar
- | Haykırlar
İNSANIN YARADILIŞ GAYESİ KUR'AN-I KERİM'DİR.
Yüce Allah Rahman suresinde şöyle buyurmaktadır: ‘Rahman, Kurân'ı öğretti, insanı yarattı.’ Yani insanın yaratılışını Kurân’ın taliminden sonra ifade etmiştir. Bundan şunu da anlamaktayız ki Yüce Allah’ın herşeyi ve herkesi kuşatan rahmetini ifade eden Rahman isminin en büyük tecellisi Kurân’dır.
İnsanın yaratılış gayesi Kurân’dır. Öyleyse Kurân'sız bir insan zikre değer bir şey değildir. Esasen insan değildir. Doğal olarak insan, Kurânla tanımlanır; ona uyumu ile değerlendirilir.
Rahman, insanı iki boyutlu yarattı. Onun maddi ve mülki boyutuna beşer, manevi ve melekuti boyutuna ise insan ismini verdi.
İnsan, beşeri boyutuyla hayvanlarla müşterektir. Yani onlar gibi acıktığında yer, susadığında içer, yorulduğunda uyur, çeşitli içgüdülerini çeşitli yolllarla tatmin eder. Rahman, insanın bu alandaki ihtiyaçlarını karşılaması üzere birçok nimetler yaratmıştır. Abese suresinde şöyle buyurmaktadır: Şüphe yok ki biz, bir yağmurdur, yağdırdık. Sonra yeryüzünü bir iyice yardık. Derken orada tohumlar bitirdik, üzüm ve yoncalar. Zeytin, hurma ve çeşitli büyük ağaçları bulunan bahçeler, meyveler ve otlaklar. Tüm bunlar sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.(Abese 25-32) Ayetlerin özellikle son bölümünde maddi nimetler konusunda insan ile hayvanları aynı kategoride zikretmiştir. Yani beşeri ve maddi yönüyle insan hayvanla ayı kategoridedir.
İnsan, insani boyutuyla Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. O’nun ilminin, cemal ve celal sıfatlarının tecellisidir. O, bu boyutuyla Allah ve meleklerin kategorisindedir. Burada sözü edilen insan tevhid potasında erimiş, Rahman’ın kulu olma şerefine nail olmuş insandır. Ali İmran suresinde şöyle buyurmaktadır: ‘Allah, melekler ve ilim sahipleri Allah’tan başka ilah olmadığına kesin olarak tanıklık ettiler.’(Ali İmran 18) Ayette sözü geçen ilim sahipleri, insanın manevi ve melekuti boyutuna ulaşmış kimselerdir.
Kurân-ı Kerim’de ‘İnsan’ isminde bir sure vardır. Yüce Allah bu surede insanın her iki boyutundan da söz etmiştir. Onun nutfeden yaratıldığını belirterek beşeri boyutunu ortaya koyduktan hemen sonra ‘onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık’ ifadesiyle insani boyutuna dikkat çekmiştir. (İnsan 2)
Sonra da nutfede kalan ve manevi boyutu ile ilgilenmeyenler hakkında ‘zincirleri, boyundurukları ve yakıp kavuran cehennemi’ hazırladığını beyan etmiştir. (İnsan 4)
İnsan suresinin 5 ila 22. ayetlerinde ise manevi ve melekuti yönünü öne çıkaran ve beşer boyutunu geride bırakarak ‘insan’ menziline ulaşmış insandan söz etmiştir. Yani Kurân’a göre insan, İnsan suresinde çok güzel şekilde izah edilmiştir. Hem de somut örnekleme ile. Üç gün sadece su ile iftar edip yiyeceğini yoksula, yetime ve tutsağa veren biri, beşer vadisinde bocalayan insan olamaz. O, beşeri boyutunun isteklerini insani boyutuna feda etmiş, yemekten değil yedirmekten haz almaktadır. Ruhunun doyumu cisminin açlığını bastırmıştır. O, beşer vadisini geride bırakıp insan zirvesine ulaşmıştır.
Kurân’da insan hakkında çok iç açıcı olmayan bazı ifadeler görmekteyiz:
İnsan çok zalimdir.
İnsan çok cahildir.
İnsan çok inkarcıdır.
İnsan çok acelecidir.
İnsan çok haristir.
Bir şerre uğrarsa bağırır, sızlanır.
Bir hayır elde ederse vermez, kıskanır.
İnsan hüsrandadır
Aslında tüm bu ayetlerde sözü edilen insan, beşer boyutunda kalmış insandır. Başka bir ifadeyle maddi ve mülki hapisaneye mahkum olduğu için manevi ve melekuti vatanına kavuşmamış insandır. Bu ayetler, Kurân’dan nasipsiz kaldığı için yaratılış gayesinden uzaklaşarak dört ayaklılar zümresine tenezzül etmiş insandan söz etmektedir.
Peygamberimiz(sav.) bir hadis’inde..; Gerçek mü’min(iman etmiş insan), diğer kimselerin malları ve canları hususunda kendisinden emin bulunduğu insandır. Doğru müslüman başka insanların, onun dilinden ve elinden gelebilecek zararlardan salim olduğu kimsedir. Hakikî mücahid nefsinin engellemelerine rağmen ömrünü Allah’a itaatla geçiren yiğittir. Ve hâlis muhacir de hata ve günahlardan uzak duran iman eridir.(Müsned, 6/21)
Şimdi bir karar verelim: Beşer olarak kalıp, hayvanlar aleminin en ucube yaratıklarına mı dönüşelim, yoksa insan olarak Kurân’ı rehber edinip melekleri de sollayarak Rahman’a kulluk gülistanının huzurlu bahçıvanları mı olalım?!
Yoksa siz burada bir sınava tabii olmadanmı yüce mevla’nın karşısına çıkmayı düşünüyorsunuz ! İnsan olarak beşeri isteklere teslim olmadan, nefis karşısında ezilmeden, bedeni arzularının altında ezilmeden, cesedinin sözlerinin esiri olmadan kalp ve ruh hayatının üstüne yükselecek, kalp insanı olarak yaşayacak ruh insanı olarak, ALLAH(cc) deyip oturacak, ALLAH(cc) deyip kalkacak, ALLAH'a serfuru edecek ''şehvet'' karşısında eğilmeyeceksin ki, ALLAH'da onu insan seviyesinde teyit etsin desleklesin...’’Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği ve (ihtiyacı olan) akrabaya yardım etmeyi emreder. ’Zina’yı, fenalıkları ve insanlara zulüm yapmayı da yasaklar. O, dinleyip tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl 90)
Günümüzün nesillerinin şehvete pes etmemeleri çok zordur. Yapın bu zor işi İNŞALLAH. İnsan olarak kendinizi hayvanlardan ayırın İNŞALLAH. Sonra önünüzde yolların şehrahlar halinde açılacağına şahit olacaksınız…‘zinaya yaklaşmayın; çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur’ İsra suresi 32. ayet
(Bu ayet’de ALLAH(C.C.), zina’ya yaklaşmayın’ buyurmuştur.Buna göre yalnız zina değil, Kişiyi zina’ya sevk eden yollar(şehvetli bakış, şehvetli duyuş, şehvetli tadış)da yasaklanmıştır.)
Bu iş zayıf insanların işi değil. Bu iş mecnunların bu iş sevdalıların işidir. Sevdalı olcaksın ALLAH'ın meramına maksuduna nail kılınacaksın.
ALLAH’IN selam rahmed bereketi, mağrifeti ve hidayeti kardeşlerimin üzerine olsun.
Selam ve dua ile…
Ziyaretçi defteri 71 Yorumları sırala:
ESRA BAYGİN (Salı, 29 Eylül 2009 00:12)
KIYAMET SURESİ
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1.Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim.
2.Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.
3.İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?
4.Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.
5.Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.'
6."Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.
7.Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,'
8.Ay karardığı,
9.Güneş ve ay birleştirildiği zaman;
10.İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der.
11.Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok.
12.O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin katıdır.
13.İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.
14.Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.
15.Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.
16.Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma.
17.Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir.
18.Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.
19.Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.
20.Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.
21.Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz.
22.O gün yüzler ışıl ışıl parlar.
23.Rablerine bakıp-durur.
24.O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir.
AY YILDIZ (Cumartesi, 18 Temmuz 2009 14:34)
Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa(S.A.V.)'in
gecenin bir vaktinde Mescid-i Haram'dan(Kâbe)'den Mescid-i Aksâ'ya yürütülüp
oradanda semaya yükseltilip,Allah-ü Teâlâ'nın
bir takım Âyetlerinin gösterildiği ve bu gecede
biz Müslümanlara Namazın farz kılındığı gece.
Bu mübarek gece hepimize,vatanımıza,milletimiz e,islam alemine ve
tüm dünyaya hayırlar getirir inşallah.
Bu vesileyle Mİ'RAÇ Kandiliniz Mübarek Olsun.
hacer aydın (Perşembe, 9 Temmuz 2009 04:25)
Sensin her zaman yanımda olan,dar zamanlarımda yüreğimin yankılarini duyan...
Sensin karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan..
Sen benden cansın,SEN hayatıma anlamsın..
geceleri buram -buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün arayışlarımda,dalgalı bir
denizin ortasında çırpınan ruhumda ,Sensin gökkubbemin rengarenk gökkuşağı...
özüm Sensin,Tebessum ettiğimde Sen benim gülümsemensin..
Sen benim yüreğimsin,beni hakiki seven Sensin..
ellerimin,gözlerimin,yüreğimin mimarı!
her bir zerrenmin nakışlarında,sanatından bir emareyim..
gözlerime Nurundan ışıklar vermeseydin,şu kainat tablosunu göremeyecekti
gözlerim.
sevgiyi kalbime ilham etmeseydin,Seni sevmenin güzelliğini,sonsuz acizliğimle
bilemeyecekti yüreğim..
gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin,gözyaşının kalbimle olan dostluğundan
bi-haber kalacaktı gözlerim..
her gün güneş olup aydınlattın semaları,karanlıkta bırakmadın umutlarım..
Ey cömertlerin En cömerti!
Rezzak isminle donattın afakımı,Settar isminle örttün ayıplarımı,
Tevvab isminle her defasında kabul ettin tevbelerimi...
"Yine Gel"!dedin..tekrar geldim ,sana geldim Allah'ım!
Vedud olan Sensin seven sensin,senden başka kimim var ki,kapısına gideyim?
aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi..
baharım Sen ol sevgili.!Hazanda bırakma,yapraklarım dökülüyor..
Gülüstanım sen ol Ey Sevgili!
Ey ellerimden tutanım.!Sana kavuşmak çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp
yokuşları çıkarma karşıma..
ey fukara yüreğimin Rahmeti sonsuz Sevgilisi!beni sana sürünerek değil,koşarak
getir..
uzattım ellerimi,bırakma beni.toprağımda Nurun ol,cennetimde gülüm ol!
Elim sen ol Allah'ım!Kolum kanadım,dilim damağım,tek güvenim dayanağım,sahibim Sen ol...
Ayım güneşim,Gözyaşım tebessümüm,Sen ol..
Geldım işte kapına,Aşkının fukarasıyım. Aşkım sen Ol 'ım,Aşkım Sen ol!
dilek yazıcı (Perşembe, 2 Temmuz 2009 13:33)
SELAMÜNALEYKÜM ALLAHIN SELAMI RAHMETİ BEREKETİ HİDAYETİ SİZİNDE ÜZERİNİZE OLSUN.YAZDIKLARINIZ ÇOOOK GÜZEL YAŞAYABİLENE NE MUTLU.GERÇEKTEN ZAMANIMIZ ÇOK KÖTÜ .ALLAH U TEALANIN HER İSTEDİGİNDE BİR HAYIR VARDIR.ALLAH İNŞALLAH HEPİMİZİ HİDAYETE NASİP EDER İNŞALLAH .ALLAHA EMANET OLUN
hacer aydın (Perşembe, 2 Temmuz 2009 13:33)
RABBİM RAĞZI OLSUN ÇOK GÜZEL BİR PAYLAŞIMDI
asena bozkurt (Perşembe, 2 Temmuz 2009 13:33)
Müslümanlık Nerede!
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana...
Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!
İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar,
Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar.
Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız:
Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman ecdadınız?
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına?
Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına,
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar?
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi?
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan...
Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!...
"His" denen devletliden olsaydı halkın behresi:
Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi!
Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi.
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
Lakin, aşk olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek,
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı!...
Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok:
Halimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız;
Bir bakın: hala mı hala ihtiras ardındayız!
Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:
Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz...
Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira, halimiz:
Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranın zira gülünç olduk bütün bir aleme,
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam;
Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram!...
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.
Eklenme: 01-04-2007
Şair: Mehmet Akif Ersoy
KaRa YıLLaR, YıLLaR KaRa Trust (Pazartesi, 29 Haziran 2009 14:06)
Göz, kalbin elçisidir.
Onu vazifelendirir, araştırmaya gönderir.
Güzel ve manzaralı bir şey bulmuşsa, memnuniyet duyar.
Fakat göz, çoğu defa kalbin başını belaya sokar.
Zira öyle güzellikleri, haber verir ki;
ne hepsini elde etmeye, ne de ayrılıklarına tahammüle kalbin gücü yeter.
Bakışlarını ALLAH'ın rızası haricinde salıverenlerin hasretleri, devamlı olur. Çünkü bakmak, sevgiyi netice verir.
Ve kalb, bir alakaya sahip olur.
Sonra bu alaka kuvvetlenir; vurgunluk derecesine varir ve kalbi kaplar.
Göz bakmaya devam ettikçe vurgunluk hali kalbden ayrılmayacak bir sevgi halini alır.
Sonra bu aşırı sevgi aşka döner ve çılgınlık halini alır.
Artık kalb, köle olmuştur ve layık olmayana kulluk yapmaya başlar.
Bütün bunlar, bakmanın cinayetleridir.
Bir emir iken, şimdi bir esirdir o. Kalb, düştüğü haller için, gözden dert yanar.
Göz ise "Ben senin memurundum", der.
" Bana vazife veren sen degil miydin?"
Bütün bunlar, ALLAH'ın sevgi ve bağlılığından boş kalan kalblerin belasıdır.
Kalb ALLAH'ı sevmek için yaratılmıştır.
Bu yüzden sevgilisi "O" değilse, kulluğu başkasınadır
vesselam....
Bir mesaj yaz: