tunalim
erkek - 59 yaş, Çanakkale, Türkiye
- Arkadaşlar |
- Ziyaretçi defteri
- | Resimler
- | Blog
- | Gruplar
- | Videolar
- | Haykırlar
- | Linkler
Blog 102
BİR MÜSLÜMAN TÜRK OLARAK,DÜNYA GÖRÜŞÜM BÖYLE..YA SİZİN?
Buğün dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır. Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır. Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır. Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım. Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum.EVET ATAM; ''EMANETİN NAMUSUMUZDUR''TUNALIM.
-
SEN YÜRÜYECEKSİN!...YÜRÜMELİSİN...
YÜRÜYECEKSİN!.. DÜNYADA HAK ve ADALET İÇİN YÜRÜYECEKSİN.EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE VERİP SEVGİYLE, MUHABBETLE; NE OLURSA OLSUN DAİMA AYNI YOLDA YÜRÜYELİM..... KENDİMİZ İÇİN... HERKES İÇİN...
Sen ağlayacaksın,belki horlanacaksın, belki dışlanacaksın ama, sen yürüyeceksin..
Kimi zaman nefsin karşına çıkacak,kimi zaman çevren, kimi zaman ailen, kimi zaman gücü elinde tutanlar.. Ama sen yürüyeceksin…
Belki anlamak istemeyecekler seni… Belki anlamazlıktan gelecekler… Belki gülecekler, belki küçümseyecekler ama, sen Allah’a dayanacak ve yürüyeceksin…
Belki güvendiğin dağlara kar yağacak, belki belki tuttuğun dallar kopuverecek ama sen Rabbine güvenip yürüyeceksin…
Belki sürüleceksin, belki taşlanacaksın,belki dışlancaksın, belki yalnız bırakılacaksın ama sen Rabbinin birlikteliğini bilip yürüyeceksin…
Kimi zaman düşeceksin,kimi zaman çelme atacaklar ayağına, kimi zaman set çekecekler,yorulacaksın kimi zaman fakat, yoluyun yüceliğini bilecek, bismillah diyecek ve yürüyeceksin.
Kırılacaksın belki, kıracaklar kimi zaman seni,için belki kan ağlayacak ama sen hasbiyallah diyecek ve yürüyeceksin.
Duranlar olacak, yolu terk edenler, belki yoldan çıkanlar, belki yolda saraylar yapanlar, belki geri dönenler ama sen yürüyeceksin.
Ağlayacaksın belki, belki ağlatacaklar seni ama sen gözyaşını azığın yapıp yürüyeceksin.
Belki kıymetin bilinmeyecek, belki kadir kıymet bilmezler kıymet bilmeyecek, belki halin sorulmayacak, belki vefasızlar seni unutacak ama, sen ev vefalı dostun yolunda yürüyeceksin.
Eğilenler olacak, belki yolu satanlar ama, sen dimdik yürüyeceksin.
Yolda yalnızım sanma, yürüdüğün yollu sakın başa kakma bil ki bu yolun yolcularının dostu Allah’tır…
Bismillah de, hasbiyallah de ve yürümene devam et… Elbette ulaştırılacaksın varılması gereken yere bir gün…
TÜRK MİLLETİ'NİN HER FERDİNİN YÜREĞİ, DÜNYAYA ADALETİ GETİRECEK FIRTINALARIN KOPTUĞU YÜCE MEKANLAR OLMALI Kİ, DÜNYA ARADIĞI VEYA ARAMAYI BİLE BİLMEDİĞİ GERÇEK YOLA, HUZURA ERİŞSİN..TUNALIM.. ( EXECUTIVE going .. ABOUT WALKING FOR JUSTICE and will. )
You'll cry, maybe snoring, maybe you will be outside, but will you walk ..
Sometimes it will show you the exquisite, sometimes, your family sometimes, sometimes those who hold power in the hands .. But you'll walk ...
Maybe you want to understand will not be coming from you ... Maybe ... Maybe anlamazlık will laugh, but will probably underestimate, you will trust in Allah and you will walk ...
Maybe you're confident will be snow in the mountains, perhaps you might be breaking branches rely on the Lord and walk but you'll ...
Maybe time, maybe you will be stone, perhaps dışlancaksın probably leave you alone know the unity of the Lord and walk but you'll ...
Sometimes it will fall, sometimes going up to the trip at some time set for draw, fatigue sometimes, but will know yoluyun glory, to say bismillah and will walk.
Rural maybe, sometimes you break, will be crying for blood, but maybe you will also walk hasbiyallah will.
Duran will be the path of the abandoned ones, perhaps resulting from the road, maybe on the way to the palace of those who might return, but you will walk.
Maybe you will cry, maybe you WILL cry and walk but you'll tear you to do the murder.
Maybe the securities will not be known, probably will not know the magnitude value of securities do not know, maybe the state will not be asked, maybe you will forget, but are disloyal, you will walk home in the way of loyal friend.
Tilt will, but perhaps those selling road, you'll walk tall.
I think on the road alone, avoid walking taunt you know that this road-way passenger-friendly of Allah ...
Bismillah also lets you continue walking and hasbiyallah also have ... of course that must be reached where a day ... -
KÜRESEL KRİZİN KÖŞE TAŞLARI
15 Eylül 2008′de dünyanın en eski ve saygın yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers’ın çöküşü küresel finans piyasalarında panik yarattı. Finans dünyasındaki sarsıntı kısa sürede küresel ekonomiyi de vurdu.
Lehman Brothers’ın çöküşü borsaları alt üst etti
Çok sayıda ülkeyi resesyona iten kredi krizinin ilk sinyalleri aslında Lehman Brothers’ın batışından önce ortaya çıkmıştı.
9 Ağustos 2007 tarihinde Fransız bankası BNP Paribas’tan gelen kötü haberler, kredi bulmanın maliyetini keskin biçimde yükseltmiş ve finans dünyasını ilk kez durumun ciddiyetine uyandırmıştı.
Fakat uzmanlar, küresel ekonomiyi Büyük Buhran’dan bu yana görülmedik düzeyde sarsan kredi krizinin köklerinin bundan önceki yıllarda ABD’deki emlak piyasasında yaşanan aşırı borçlanmaya uzandığını düşünüyor.
2004 ile 2006 yılları arasında ABD’de faiz oranları yüzde 1′den yüzde 5.35′e tırmanınca, Amerikan emlak piyasası bir duraklamaya girdi.
Aldıkları konut kredisinin aylık geri ödemeleriyle faizler düşükken zar zor başa çıkabilen çok sayıda Amerikalı yükselen faizler karşısında konut borcunu ödeyemez hale geldi.
Amerikan bankalarının ve finans kuruluşlarının kredi geçmişi kötü olan ya da daha önce hiç borçlanmamış kişilere verdiği yüksek riskli konut kredilerinde rekor düzeyde bir çöküş kaydedildi.
Konut borcunu geri ödemeyen milyonlarca kişi evini kaybederken, aylık ödemelerden mahrum kalan banka ve finans kuruluşlarındaki sarsıntı hızla yayıldı, çünkü sözkonusu konut kredilerinin çoğunluğu borçların alınıp satıldığı bankacılık sisteminde elden elde piyasalara dağılmıştı.
Temmuz 2007
Yatırım bankası Bear Stearns, kendisine bağlı iki ihtiyat fonuna yatırım yapmış müşterilerine ya hiç ya da çok az para alabileceklerini itiraf etti.
Amerikan Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke yüksek riskli konut kredilerinin batışının 100 milyar dolara malolabileceğini duyurdu.
Ağustos 2007
Fransız yatırım bankası BNP Paribas, iki fonunun yatırımcılarına paralarını geri alamayacaklarını bildirdi. Banka, ”piyasalardan nakit paranın tamamen kaçtığını” söyleyerek fonlardaki varlığın değerini ölçemediğini belirtti.
Bankaların birbirleriyle iş yapmaktan çekindiğinin ilk açık göstergesi olan bu gelişmenin ardından Avrupa Merkez Bankası nakit akışını calandırmak için piyasalara 95 milyar euro pompaladı.
Bankalar tüketici kredisi vermekte çok ihtiyatlı davranmaya başladı
Eylül 2007
BBC, İngiliz Bankası Northern Rock’un İngiltere Merkez Bankası’ndan acil mali yardım talep ettiğini öğrendi. Bundan bir gün sonra bankanın müşterileri Nortern Rock şubelerine akın ederek 1 milyar sterlin çekti. İngiltere tarihinde bir asırdır görülmedik bu banka paniğini yatıştırmak için İngiltere hükümeti mevduat sahiplerine hesaplarının garanti altında olduğunu duyurdu.
Ekim 2007
Yatırım bankası Merrill Lynch’in yöneticisi, bankanın 8 milyar dolara yakın kötü borçları olduğunun açıklanmasının ardından istifa etti.
Aralık 2007
Amerikan Merkez Bankası, eşi benzeri görülmedik bir adım atarak önde gelen beş merkez bankasıyla bir araya gelir ve piyasalara milyarlarca dolar pompalamayı konuştu.
Ocak 2008
Dünya çapında borsalar, 11 Eylül 2001′den bu yana görülmemiş düzeyde değer kaybına uğradı. Dünya Bankası, ekonomik büyümenin 2008 yılında yavaşlayacağı uyarısında bulundu.
Şubat 2008
İngiltere hükümeti sorunlu banka Northern Rock’un kamulaştırılmasına karar verdi. Sanayileşmiş yedi ülkeyi temsil eden G7 grubunun liderleri, ABD’de emlak piyasasının çöküşünün tetiklediği kredi krizinin kayıplarının 400 milyar doları bulabileceğini söyledi.
Mart 2008
Amerika’nın beşinci büyük bankası Bear Stearns, rakibi JP Morgan Chase tarafından satın alındı. İngiltere’de ev fiyatlarının yıl sonunda düşüşe geçeceği tahminleri, ABD’deki emlak krizinin İngiltere’ye de atladığı beklentisini doğurdu.
İspanya, işsizliğin en hızlı arttığı Avrupa ülkelerinden biri
Nisan 2008
Uluslararası Para Fonu IMF, kredi krizinin küresel kayıplarının 1 trilyon doları bulabileceğini ve hatta bunu aşabileceğini ilan etti.
Mayıs 2008
İsviçre bankası UBS, ABD’nin emlak piyasasında kaybettiği 37 milyar doların bir kısmını geri alabilmek için harekete geçti.
Haziran 2008
İngiltere’nin önde gelen bankalarından Barclays defterlerini düzeltmek için 10 milyar dolara yakın yatırım çekmek istediğini açıkladı. Körfez ülkelerinden Katar, bankanın yaklaşık 8′ine sahip oldu.
Temmuz 2008
ABD’nin en büyük iki kredi kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac’i kurtarmak için yetkililer devreye girdi. Amerikan hükümeti, 5 trilyon dolar civarında konut kredisinin bağlı olduğu iki kurumun batmasına izin verilemeyeceğini söyledi.
Ağustos 2008
İngiltere’de ev fiyatlarında yıllık yüzde 10.5 düşüş gerçekleştiği açıklandı. Maliye Bakanı Alistair Darling bir gazeteye verdiği mülakatta ekonominin son 60 yılın en büyük kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Eylül 2008
Wall Street, yatırım bankası Lehman Brothers’ın son üç ayda 4 milyar dolara yakın zarar ettiği açıklamasıyla sarsıldı. Nafile bir kurtuluş yolu arayan Lehman Brothers yaklaşk bir hafta sonra krizin iflasa sürüklediği ilk büyük banka olarak kayda geçti.
Amerikan Merkez Bankası ülkenin en büyük sigorta şirketi AIG’i kurtarmak için 85 milyar dolarlık bir paket açıkladı.
Konut kredisi veren dev Amerikan şirketi Washington Mutual mali müfettişler tarafından kapatıldıktan sonra JP Morgan Chase’e satıldı.
Avrupa’nın bankacılık sektöründe yayılmayı sürdüren kredi krizinin kurbanı olan bankacılık ve sigorta devi Fortis kısmen kamulaştırılarak kurtarıldı.
ABD’de Kongre, bankaların kötü borçlarını üstlenmek üzere 700 milyar dolarlık bir mali paket üzerinde anlaşmaya vardı.
Borsalarda gergin anlar
Ekim 2008
Almanya, en büyük bankalarından birini kurtarmak amacıyla 50 milyar euro tutarında bir paket açıkladı. İzlanda hükümeti, ülkenin ikinci en büyük bankasını kamulaştırdı. İngiltere hükümeti ülke tarihindeki en büyük kamulaştırma hamlelerinden birine imza atarak üç bankaya vergi mükelleflerinin milyarlarca dolar parasını aktardı. ABD’de faiz hadleri piyasaları canlandırmak için yüzde 1.5′ten yüzde 1′e indirildi.
Kasım 2008
Çin hükümeti ekonomisini canlandırmak için 586 milyar dolar tutarında iki yıllık bir kurtarma paketi açıkladı. Euro kullanan Avrupa Birliği ülkelerinin resesyona girdiği resmen doğrulandı. Bankacılık sektörü tamamen çöken İzlanda’ya İMF 2 milyar doları aşkın borç vermeyi kabul etti. Amerikan Merkez Bankası, finans sistemini rayına oturtmak ve ekonomiyi deflasyondan korumak amacıyla piyasalara 800 milyar dolar ek para pompalayacağını ilan etti.
Aralık 2008
ABD’nin resesyona girdiği resmen doğrulandı. İngiltere dahil Avrupa ülkelerinde faiz hadleri bir kez daha düşürüldü. ABD’de faiz hadleri rekor bir düzey olan yüzde 0.25′e çekildi. Bank of America 35 bin kişiyi işten çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.
Ocak 2009
Başkan Barack Obama Amerikan ekonomisini ‘çok hasta’ diye niteleyerek, durumun giderek kötüleştiğini söyledi. Resmen resesyona girdiği doğrulanan İngiltere’de faiz hadleri 315 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 1.5′e çekildi. Çin’in ihraç ürünlerinde son on yılın en büyük düşüşünün gerçekleştiği bildirildi.
Şubat 2009
İngiltere’de faiz hadleri yüzde 1′e dek indirildi. Başkan Obama, ”Amerikan tarihindeki en büyük ekonomik canlanma paketini” imzalayarak yürürlüğe soktu.
Mart 2009
Amerikan Merkez Bankası yaklaşık 1.2 trilyon dolar kötü borcu satın alarak bankaların kredi verme olanaklarını iyileştirmeyi hedefledi.
Piyasalara milyarlarca dolar para pompalandı
Nisan 2009
Londra’da düzenlenen G20 zirvesinde dünyanın önde gelen ekonomilerinin liderleri küresel finans krizine önlemleri görüştü.
Mayıs 2009
ABD’nin en büyük üç otomobil üreticisinden biri olan Chrysler hükümetin baskısı altında iflastan korunma önlemleri aldı ve şirket varlığının büyük bölümü Fiat’a satıldı.
Haziran 2009
Petrol devi BP şirketi, 1993′ten bu yana küresel petrol tüketiminin ilk defa 2008′de düştüğünü açıklayarak küresel ekonomideki gerilemeye ışık tuttu. Japonya, 2009′un ilk üç ayında ekonomisinin rekor bir hızda küçüldüğünü ve üretimin yüzde 14.2 daraldığını açıkladı.
Temmuz 2009
Amerikan yatırım bankası Goldman Sachs ekonomi gözlemcilerinin tahminlerini şaşırtarak nisan ve haziran ayları arasında 3 buçuk milyar dolara yakın net kar ettiğini duyurdu. Bankanın çalışanlarına ayırdığı ikramiye rakamları eski sisteme geri mi dönülüyor eleştirilerini beraberinde getirdi. BBC NEWS..TUNALIM… -
KILIF KÜRDİSTAN, HEDEF BÜYÜK ERMENİSTAN
“Kürdistan senaryosu ilk kez Berlin konferansında ortaya atıldı” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Perde gerisinde İngilizler ve Ermeniler vardı ve asıl hedef Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan devletini kurmaktı” diye konuştu.
Kürt açılımı ve bir anda yeniden gündeme oturan Ermeni açılımı konusunda Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tan dikkat çekici değerlendirmeler geldi. BTP Genel Başkanı açıklamasında bugün gelinen sürecin tarihi kökeni ve gelişimine dikkat çekti. Prof. Dr. Haydar Baş, “şu anki asıl hedef büyük Emenistan hayalidir” dedi ve yaşananların arka planı üzerine hiç gündeme gelmeyen, hiç konuşulmayan noktalara vurgu yaptı. “Kürdistan senaryosu ilk kez 1878 Berlin konferansında ortaya atıldı” diyen BTP Genel Başkanı, “o zaman Kürtler ön plandaydı ama perde gerisinde İngilizler ve Ermeniler vardı ve asıl hedef Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan devletini kurmaktı” diye konuştu. BTP genel Başkanı şunları söyledi: “1878 Berlin Konferansında Ermeni patriği o zamanki durumda Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni devleti kurulması için konferansa bir teklif veriyor. Asıl iddia sahibi kimler? Ermeniler. Onun için Apo’nun teröründe hatırlarsanız Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin yüzde 80’i sünnetsizdi. Kim bunlar? Başkanı Apo ama yanındakiler Ermeniler, olay bu.”
Arka planda Ermeniler var
Prof. Dr. Haydar Baş söz konusu konuşmasında 20 Aralık 1919 tarihinde düzenlenen Paris Konferansında baş rol oynayan Şerif Paşa ismine özellikle dikkat çekti. Şerif Paşa’nın aslen Ermeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baş, “Şerif Paşa burada Kürt delegesi seçiliyor. Kim bu Şerif Paşa? Aslen Ermeni olan ama Kürtlerin adına iş yapan, güya Kürt olduğunu iddia eden bir isim. Yanlış anlamayın, Kürt olarak kendini bu fitne döneminde ortaya koyanların bekli de bazıları bu şerif Paşa gibidir” diye konuştu.
Yabancılar gündeme getiriyor
Aslında Kürt ve Müslüman olmayan şahısların Kürtlerin haklarını arama adına hareket ettiğini ancak asıl hedefin İngiliz himayesinde bir Ermeni devleti olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu oyunu gündeme getiren Rusların desteğiyle beraber Ermeniler, onların arkasında da İngilizler vardır. Bu mesele hep dışarıdaki ecnebi güçlerin ülke içerisindeki faaliyetleri neticesidir. O coğrafyada yaşayan halkın meselesi değildir.”
Batı Sevr’den vazgeçmedi
Her fırsatta batılı kuruluşlarca gündeme getirilen bölünmüş Türkiye haritalarına da dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, “bunlar batının Mondros’tan, Sevr’den vazgeçmediğinin birer göstergesi” dedi. Sevr Antlaşmasının maddeleriyle AB’ye uyum adına çıkarılan yasaları da karşılaştıran BTP genel Başkanı üçlü koalisyon hükümeti döneminde çıkan Self Determinasyon yasasına özel vurgu yaptı.
Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Sevr Antlaşmasının 62. ve 64. maddelerinde İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon, Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak. Bir yıl sonra Kürtlerin dilerse Milletler Cemiyetine bağımsızlık için başvurabileceklerinden bahsedilmektedir. Herhangi bir etnik grubun kendi coğrafyasında yaşarken, ‘efendim biz bağımsızlığımızı istiyoruz’ diye Birleşmiş Milletlere başvurur, Birleşmiş Milletler de bunlara müsaade eder, kendi geleceklerini belirlemek üzere referanduma yönlendirilir. Ekseriyeti alırsa o bölgede o etnik güç, devlet kurmak da dahil birçok hakka sahip olur. Self Determinasyon Yasası bu anlama gelmektedir. Sayın Devlet Bahçeli şu anda bağırıyor. Kimin döneminde çıktı bu yasa?”
ABD sınırlarımızı tanımadı
Doğu ve Güneydoğu Anadolu üzerine ABD’nin sinsi planlarına da konuşmasında değinen Prof. Dr. Haydar Baş, stratejik ortak denilen ABD’nin Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarını hala kabul etmediğine dikkat çekerek Lozan müzakerelerinden bir anekdot anlattı. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Amerika o zaman diyor ki; ‘Biz sizin isteklerinize evet diyemeyiz. Bizim bir şartımız var.’ Neymiş o şartınız? ‘Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının işletmesini bize vereceksiniz. Biz de sizin isteklerinizi ve Güneydoğu sınırlarınızı kabul edeceğiz.’ Merhum İnönü, Mustafa Kemal Atatürk’e telgraf çekiyor, ‘Paşam durum böyle böyle. Ne Güneydoğu sınırlarımızı ne de şartlarımızı kabul ediyorlar. İstedikleri yeraltı kaynaklarımız. Telgrafı alıyor merhum güzel bir yırtıyor. Sonra da ‘Canımızı vererek ve kanımızı dökerek aldığımız toprak parçalarını asla masa başında terk edemeyiz’ diyor.” TUNALIM -
(BTP)YILLAR ÖNCESİNDEN BUGÜNÜ TARİF ETTİ
Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1993’te söylediği, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarıları dikkate alınsaydı terör bugün ortadan kalkmış olacaktı.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), AKP hükümetinin ortaya koyduğu Kürt açılımı konusundaki görüşlerini arşivlerini basınla paylaşarak açıkladı. BTP söz konusu açıklamaları Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 16 yıl önceki açıklamalarının bugün yaşananları yıllar öncesinden büyük bir öngörüyle dile getirilmiş olduğunu ortaya koydu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılında, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarısında bulunduğunu ortaya koyan BTP açıklaması bugün yaşananlara ışık tutuyor. İşte BTP’nin hükümetin Kürt açılımı konusundaki adımlarını değerlendiren açıklaması:
Yabancı güçlerin hesabı bozulmalı
“Türkiye’de temel ayrım Türk–Kürt, Alevi–Sünni, sağ–sol, laik–anti laik değil; devlet ve milleti AB, ABD ve IMF nin aklıyla diledikleri yere sürüklemek isteyenler ile bu sürüklenişe dur diyen vatanperverler arasındadır” denilen açıklamada, 29 Ekim 1993’te BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın çok önemli açıklamaları ortaya konuldu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılındaki söz konusu açıklaması şöyle: “Sorunu yanlış teşhis ediyorlar. Hesap arkadaki güçten değil, bölge insanından soruluyor. Düzeltilmesi gereken bir sorun varsa, o da terörü kullanarak amacına ulaşmak isteyen yabancı güçlerin hesabının bozulması ve heveslerinin kursağında kalmasıdır.”
‘Çekiç Güç anarşi çıkaracak’ demişti
Yine 1993 yılında bir başka açıklamasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Çekiç Güç bölgede anarşiye zemin hazırlayacağını dile getirdiğine işaret edildi. Prof. Dr. Haydar Baş 1993 yılında Çekiç Güçle ilgili olarak yaptığı çarpıcı değerlendirme şöyle: “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır.”
Türkiye’ye karşı kurulmuş ittifak
Takvimler 23 Kasım 1998’i göstermektedir ve Bağımsız Türkiye Partisi henüz kurulmamıştır. Prof. Dr. Haydar Baş o günlerde katıldığı bir programda Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’su üzerine oynanan oyunları anlatmaktadır. İşte BTP açıklamasına göre “Güneydoğu Anadolu üzerinde oynanan oyunlar Musevi–Haçlı ittifakının bir sonucudur” açıklamasında bulunan Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 11 yıl öncesinden bugüne ışık tutan sözleri: “Şimdi siz eğer orada bir tek adamın işidir diye bunu kabul ediyorsanız, o gücün arkasındaki gücü görmüyorsunuz, af edersiniz bunun adına körlük denir. Arkada öyle güçler var ki, kimsenin şimdi sayamadığını–saymadığını ben sayayım bu suç değil. Başta İsrail var, Amerika var, İngiltere, Almanya ve Fransa var. Şu anda gündem edilen –ki en azı odur– İtalya var. Topyekûn Avrupa var. Ne ittifakı var burada? İsrail’le birleştirirseniz Musevi–Haçlı ittifakı var. Ne üzerinde Güneydoğu Anadolu üzerinde.”
Referandum talep edecekler
BTP açıklamasına göre 1998 yılında, “Türk Silahlı Kuvvetleri sadece üç–beş eşkıyayla mücadele etmiyor, asıl bu eşkıyaları besleyen güçlerle mücadele ediyor” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, o günlerde daha yeni yeni peydahlanan Irak’ın Kuzeyindeki Barzani yönetimindeki Peşmerge devletine de şöyle dikkat çekmişti: “Apo’dan çok daha tehlikeli bu manada orada kurulan devlettir. Neden? Şimdi orada devlet olarak kimliğine kavuşan bir güç Suriye’den, İran’dan –zaten Irak’ta kurulmuş– ve de Türkiye’den bazı talepler gelirse, mesela– ki şu ana kadar olayları bu noktaya taşıyanlar bu söyleyeceğimi niçin gündem etmesinler?– referandum talebinde bulunursalar ve hukuk diliyle de bunu izah etmeye çalışırlarsa öp başına geleni. Ne yapacaksın onu söyle bana? O halde şu anda Türkiye’nin asıl meselesi kurulmakta olan bu federasyonun üzerine gidip kesinlikle bunu lağvetmesidir. Efendim ne olacak yani orada devlet kursa bu arkadaşlar nereden çıkacaklar ki, hangi kapıdan çıkacaklar? Türkiye’den çıkacaklar ben bunu sana söyleyeyim.”
Amaç Türkiye’yi güçten düşürmek
BTP Genel Merkezinin açıklamasında 1998 yılında yaptığı bir başka açıklamada “Körfezde görünen amaç petrolse de görünmeyen amaç Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu azameti azaltmak, gözden düşürmektir” diye konuşan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Birinci Körfez Savaşı, Irak’ın kuzeyinde fiili devlet kurulmasını sağlamıştır. İkinci harekâtın amacı buna hukuki statü kazandırmaktır, Bu da Türkiye’nin bütünlüğünü daha da zorlayacaktır” diye uyarmıştı.
‘Ateş Türkiye’yi saracak’ diye uyarmıştı
Yıllar öncesinden bulunduğu uyarılar dikkate alınsaydı Türkiye bugün yaşadığı sorunların birçoğunu unutmuş olacakğı dile getirilen BTP açıklamasında, “ABD’nin BOP projesine ortaklık yapan hükümet ve AB ci, ABD’ci çevreler Irak’ın işgaliyle demokrasi ve barış geleceğini söylüyorlardı. Prof. Dr. Haydar Baş ise “Oyun Türkiye’yedir, işgal bölgeyi daha da karıştıracak, kuzey Irak’a Kürdistan kurulacak, ateş Türkiye’yi saracak” diyordu. Türkiye bu oyunun bir parçası olamaz bu Türkiye’nin boynuna tasma geçirmektir buna müsaade edilemez dedi. Kürdistan’a geçit verecek her hareket bölgede ikinci bir İsrail’in tesisi anlamına gelir. Prof. Dr. Haydar Baş, 1998’de bunu ifade ederken Türkiye’yi yönetenler İsrail’le gizli açık anlaşmalar imzalıyordu” denildi. TUNALIM... -
KÜRT AÇİLİMİ,PARÇALANMANIN HABERCİSİ...
PİRİZADE BEKİR’DEN ÖCALAN'A 88 YILLIK İHANET
Bugün AB ve ABD’nin tezgahıyla sözde Kürt açılımı pazarlayanların ağaları da emperyalist İngilizlerle iş tutmuştu
Atatürk’ün başlattığı kurtuluş mücadelesini baltalamayı amaçlayan bölücü hainler isyanlar çıkarıp özerklik istediler
Sözde ‘sorun’ İngiltere yapımı!
KURTULUŞ Savaşı sırasında fırsatı kaçırmak istemeyen İngiltere’nin organize ettiği sözde Kürt sorunu, Batı’nın dayatmalarıyla bir kez daha ‘talep açıklama’ noktasına getirilmek isteniyor. Türk’ü zayıflatmak için her zaman her yolu deneyen Batı ile işbirliği yapan hainlerin adı değişse de oynanan oyun hiç değişmiyor.
Türk milletini sırtından hançerledi
EMELLERİ için, Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir’i kullanan İngilizlerin planını, dönemin ABD Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark Bristol, yazdığı raporda “İngilizler, bölgedeki petrol yataklarını kontrol altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanacaklar” diyerek ülkesini uyarıyor.
Fransızlar bir an bile duraksamaz
RAPORUNDA, Kürdistan’ı ’özel etki bölgesi’sayan Fransızlara dikkat çeken Bristol, “Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır” ifadesini kullanıyor. Fransız raporunda da İngilizlerin Kürtleri kullanarak karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak üzere ajanlar gönderdiğine dikkat çekiliyor.
Batı, ateşli her işte maşa kullanır!
FRANSIZ Askeri İstihbaratı’nın 1992 tarihli raporunda “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır” denilerek İngiliz ajanları açıklanıyor. Aradan geçen sürede senaryo hiç değişmiyor; Batılı ülkelerin rol paylaşımında küçük oynamalar oluyor, kullanılan kuklaların ise sadece adı değişiyor
İşte bölücü Bekir’in talepleri 1921
1 Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2 Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3 Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4 Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5 Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6 Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İşte bölücü Apo’nun talepleri 2009
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
İhanet cephesinde değişen bir şey yok
Kurtuluş Savaşı’nı fırsat bilen İngilizler karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak için bölgeye ajanlar gönderdi. O dönemde bölücülerin baş aktörlüğünü Pirizade Bekir üstlenmişti
Haber: Salim YAVAŞOĞLU
Türkiye’nin parçalanması için mücadele veren dış güçler tarih boyunca Kürt sorunu adı altında ülkemizin karıştırılması için elinden gelen herşeyi yaptı. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında dahi bu ayak oyunları sürdü. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinin nasıl bir oyun tezgahladığı raporlara yansıdı. Dönemin ABD Deniz Kuvvetleri Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark L. Bristol, hazırladığı bir raporu 20 Şubat 1922’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na sundu. Raporda İngilizlerin desteklediği Pirizade Bekir’in nasıl bir hainlik içinde bulunduğu gözler önüne seriliyor. Fransız Askeri İstihbaratı da, daha önce bir rapor hazırlamış ve bu konuda şu bilgileri vermiştir:
Ayaklandırma çabası
“Dünya savası sırasında başlıca Kürt ailelerinden Bedirhan ailesinin başı Abdürrezak Bedirhan kendini Kürdistan Prensi tanıması koşuluyla Rusya’ya hizmetini ve 25 bin süvari vermeyi önermiştir. Çarın egemenliğini kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Rusya, bu öneriyi çok tehlikeli olacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Ara yerde İstanbul Hükümeti Kürtleri ayaklandırmaya çalıştığı için Bedirhan’ı ölüme mahkum etmiş, Bedirhan ise çabalarını sürdürmüş ve bu defa İngilizlere dönmüştür, ancak birdenbire ölmüştür. Versailles Anlaşması’ndan önceki yıllarda Paris’te yaşamakta olan zengin ve etkili Kürt Şerif Paşa, bu anlaşmaya bir Kürt devleti kurulmasını sokturmayı neredeyse başarmış, ancak Londra Konferansı bunu engellemiştir. İngilizler, Kürtlerin hoşnutsuzluğundan yararlanarak, karışıklık yaratmak, bir isyan çıkarmak üzere ajanlar göndermiştir.”
Türk milletini sırtından hançerledi
Daha sonra ayaklanmaların başladığını kaydeden Fransız raporu şöyle devam ediyor: “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır. Başlangıçtaki ayaklanma güçlük çıkmadan bir Türk taburuyla bastırılmıştır. Haziran’daki başka bir ayaklanma daha güçlü olmuş ve bununla başa çıkmak için bir tümen kadar kuvvet gerekmiştir. Kazım Karabekir Paşa bütün yaz boyunca, Kürtlerin eylemleri, önlemlere rağmen ayaklanmaya katılanların sayısının artması karşısında kuşku içinde kalmıştır. Mardin bölgesindeki asilere Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir komutanlık yapmıştır.”
Atatürk ve silah arkadaşları, emperyalizme karşı bağımsızlık savaş verirken, etrafına topladığı bölücü güruhuyla Türk milletini sırtından hançerleyen Pirizade Bekir, Haziran 1921 tarihi itibarıyla Kürt sorunun (!) çözümü için Ankara’dan şu taleplerde bulunmuştu:
1- Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2- Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3- Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4- Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5- Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6- Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İŞTE O RAPOR
İstanbul
20 Şubat 1922
Sayın Dışişleri Bakanı
Washington
“Bakanlığın bilgisi için Askeri Ateşe tarafından Kürdistan’daki durumla ilgili hazırlanan raporu sunuyorum. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Kürt sorunu dikkati çekecek değerdedir. Normal koşullarda bile Kürtler daima komşuları için sorun olmuşlardır. Şimdi, Kürdistan’ın, ünlü petrol yatakları nedeniyle, yabancı entrikalar kuşkusuz başladığı için ciddi sonuçlar çıkabilir. İngilizler herhalde Kürdistan’ı denetim altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanmak isteyeceklerdir, Türkler de Kuzey Mezopotamya’yı ele geçirmek için aynı şeyi yapacaktır, Kürdistan’ı özel etki bölgesi sayan Fransızlar da Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır.
Saygılarımla
Tuğamiral, ABD Deniz Kuvvetleri
ABD Yüksek Komiseri
Mark. L. Bristol
Bebek katilinden sözde çözüm!
DTP’nin organize ettiği sözde açılım adı altında bir toplantı yapıldı. Çalıştay bildirisini eski DEP Milletvekili Hatip Dicle okudu. Dicle , Güneydoğu Anadolu’dan Kürt coğrafyası diye söz ettiği açıklamasında, PKK terör örgütünün barışa katkı vermesini istediklerini söyledi. Dicle, PKK’nın ve terörist başının muhatap alınmasını istedi. Hatip Dicle, Türkülüğü hedef aldığı konuşmasında, “Kültürel hakların anayasada güvence altına alınmalı ve anayasadaki ayrımcılığa dair tüm düzenlemeler derhal kaldırılmalıdır” diye konuştu. Daha sonra bu çalıştay raporu daha sonra terörist başına gönderildi. Öcalan’ın bu konudaki sözde çözüm paketenin Türk askerlerinin şehit edildiği Şemdinli baskının ylıdönümü olan 15 Ağustos’ta açıklanacak. Teröristbaşının açıklayacağı pakette şunların yer alacağı belirtiliyor:
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
Amaçları petrol kuyularının üzerine oturmak
Tarih boyunca Türkiye’yi parçalamak için mücadele veren dış güçler, bölgedeki petrol kaynaklarına ulaşmak için çalışıyorlar. Bunun için Türkiye’yi parçalama hesapları yapan ABD ve Avrupa ülkeleri Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurtarak buradaki petrol kuyularının üzerine oturmak istiyor. Çabaların ilk meyvesi de alınmaya başladı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, dün Irak ziyareti kapsamında Erbil’de peşmerge reisi Mesud Barzani ile görüştü. Gates’in, sözde bölgesel yönetim ile merkezi hükümet arasında, ileride çatışmaya dönüşebilecek toprak, petrol ve güç paylaşımı konularındaki anlaşmazlıkları çözmeyi hedeflediği bildirildi. Önceki gün Irak Başbakanı Nuri El Maliki, içişleri ve savunma bakanları ile görüşen Gates, Amerikalı işgalci askerlerin kentlerden çekilme işleminin iyi gittiğini söylemiş, “sınır ve petrol konularındaki anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmak istediklerini” belirtmişti.
-------TÜRKİYE'Yİ BÖLÜYORLAR,GÖRMÜYORMUSUN?
TUNALIM... -
TÜRK EKONOMİSİ,ORTAÇAĞ KARANLIĞINDAN BETER..
İki dönemlik AKP iktidarı, Türk ekonomisini ANASOL–M namlı ANAP, DSP ve MHP koalisyon döneminden beter etti. Piyasalar öldü. Devlet borcunu döndüremiyor, battı. Milletin anası ağlıyor.
Hükümet, önceki dönemlerdeki selefleri gibi IMF’nin gözünün içine bakıyor; bakalım kaç kuruş kredi verecek diye…
ABD, AB ülkeleri, Rusya, Hindistan başta olmak üzere tüm dünya devletleri, milletlerinin emek, üretim ve hizmetlerinin karşılığında, yani GSMH’nın yüzde 35 ila yüzde 110’lara varan oranlarda kendi paralarını basıyorlar.
Bizdeki akl–ı evveller de, 20–25 yıldan beri TL basmıyor; GSMH’mızı elin gâvurunun karşılıksız faizli banknotuna karşılık yapıyor, dışarıya transfer ediyor.
IMF talimatlarıyla dünya üzerinde sadece ülkemizin iflasa sürüklendiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Yani iflasta yanlız değiliz. Ahtapotun kolları arasında sadece biz kıvranmıyoruz. Türkiye’nin vaziyeti, IMF’nin günah galerisindeki yaklaşık 89’uncu veya 90’nıncı cürümüdür; ama bu, herhalde işbaşındaki politikacılarımızın son günahı değildir.
Bu gidşatla korkarım, yarın kendisine vahlanacağımız bir Türkiye bulamayacağız… O zaman da ekonomi–mekonomi derdi olmayacak. Can derdi, namus derdi, şeref derdi, insanlık ve onur derdi başlayacak.
Irak yanı başımızdaki en son canlı örnektir.
Bu ekonomik krizin ne zamana kadar devam edeceğini, hangi sabaha kadar kıvranacağımızı, herkes gibi siz de merak ediyorsunuz tabii. Belki de IMF’nin Türkiye taşeronu olarak çalışan AKP hükümetinin aylarca peşinden koşuşturduğu 5–10 milyar doların gelse bile millete bir faydası olmayacağını, hatta paranın dış kreditörlerin hesaplarına faiz ödemesi olarak gideceğini siz de biliyorsunuz. Eskiden Kemal Derviş vardı, o götürürdü işi; şimdi Amerika’nın, Avrupa’nın, IMF’nin Dervişleri çoğaldı Ankara’da… Ortaçağ keşişlerine taş çıkartacak vaziyetleri var!
Hatta belki de hala bazılarımız, “Taşıma suyla değirmen dönmez! Elden vefa ‘yok’a benzer…” gibi büyük sözleri hatırlamak istemiyorsunuz. Madem kulağımıza küpe olmadı hafızamızdaki tüm atasözlerini silelim, diyorsunuz. Ama bütün bunlar çare mi? Ya IMF’nin kollarında can çekişip musallaya uzatılan Arjantin’in durumunu nasıl hafızamızdan sileceğiz? IMF’nin batırdığı 70–80 ülkeyi nereye koyacağız?!
Bugüne kadar birçok ülkenin ekonomisi, IMF’nin reçeteleriyle battı, birçokları can çekişiyor. Halkın alım gücü bitmiş. Nakit yok. Dış borç kabardıkça kabarmış. Tüketim kabiliyeti ölmüş. Üretim durmuş; yabancı fırsatçılar, kelepir fiyatına işletmeleri kapmanın peşinde.
Dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin vaziyeti budur.
IMF ve ABD yetkililerinin kendi yatırımcılarına Türkiye’de şimdi tam yatırım vakti, yani sıkışan işletmeleri ve aracı kurumlarını satın alma zamanı tavsiyesinde bulunduğu gibi, orayı da tavsiye ediyorlar. Ekonomide stagflasyon evresini aştık, tam bir batışa geçtik. Yöneticiler ise hala dışarıdan borç bekliyor.
Vatandaşın ve piyasanın para yokluğuna ek olarak idare, zam ve vergiye devam ediyor. Mamül mevcut ama para olmayınca toplum, çareyi ‘takas’ta arıyor. Ülkemizde kasabalarda değil, büyükşehirlerde bine yakın takas kulübü, trampa merkezi, barter firması kuruldu. Türk ekonomisi, Ortaçağ’dan da daha ağır vaziyet aldı. İşin vahim tarafı, AKP hükümeti bunu görecek durumda değil. Görse de yapacak bir şeyi yok; çünkü küresel ve yerel tefecileri besleyerek iktidarını sürdürüyor.
Millet ekmeğini almak için para bulamayınca, ürettiği maydanozla ekmeğinin bedelini ödüyor. Çayını, kümesindeki tavuğuyla satın alıyor. Yumurta veriyor, şeker alıyor. Fındık veriyor, un çuvalını eve götürüyor. Burası Arjantin değil, Türkiye.
Arjantin, IMF’ye restini çekti, kurtuldu.
Bazılarının ‘ortaçağın alış–veriş usulü dedikleri takas’ yöntemi de milleti kurtarmayacak. Zira binlerce yıllık idare ve imparatorluk geleğinin mirasçısı olan bizlerin jeopolitik ve jeostratejik konumu, Arjantin’inkine benzemez. Takas yöntemi de bizi taşımaz. AKP hükümeti başta olmak üzere Ankara’dakiler, ecnebilerin aklına tutulmuş, teslim olmuş vaziyette. Dahası, bizi kendi halimize bırakmıyorlar...
Başkalarının oyununu bozacak yerli duruş, Milli ekonomi, her zamankinden çok bugün kaçınılmaz. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyde başka bu bağlamda çözümü olan varsa, beri gelsin! M.Emin Koç--TUNALIM... -
UNICEFTURK ÇOCUKLAR İÇİN ACİL YARDIM BEKLİYOR.
SEVGİLİ DOSTLAR; Unicefturk acil yardım bekliyor.Lütfen gelin çocuklar için birleşelim ve Unicef Türkiye milli komitesinin bu acil yardım çağrısına katılmaktan kaçınmayalım.
---Milli Komite olarak çalışmalarımızı daha çok Türkiye'ye, kendi çocuklarımıza odaklamaktayız.
Ancak, meselâ sağlık konusunu ele aldığımızda, bizde sadece belirli bölgelerde, oldukça ender rastlanan bazı hastalıkların dünyanın başka yerlerini kasıp kavurmakta olduğunu görüyoruz. Onlara karşı hep birlikte savaşmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.
Bunların en önemlilerinden biri sıtma. Dünyada her 30 saniyede bir, bir küçük çocuk sıtmadan hayatını kaybediyor. Bu hergün 3,000 çocuktan fazla demektir; yılda neredeyse 1 milyon çocuk.
Sıtma, Sahra altı Afrika'da öldürücü hastalıklar arasında başı çekiyor. Sıtma mikrobu taşıyan sivrisinekler genellikle karanlık basınca, gece saat 10' la sabaha karşı 4 arası uçuşuyorlar. Geceler ölümcül olabiliyor. Çocuğa en büyük zararın derin uykusundayken geldiğini düşündükçe insan dehşete kapılıyor. Oysa bu hastalığın yayılmasını önleyecek çözümler ne zor, ne de pahalı ve on yıllardır da bilinmekte.
İşin gerçeği, uzun süre dayanan 'sivrisinek öldürücü' ilaçlı özel cibinliklerle, çocuklar için geceleri güvenli ortam yaratabilir, onları mutlak bir ölümden kurtarabiliriz. Bu cibinlikler normal cibinliklere kıyasla iki misli koruma sağlıyor; gece boyunca sivsinekleri yok ederek koruyucu bir engel oluşturuyor.
Bataklıkların kurutulması, cibinliklerinin kullanımı, sivrisinek ilaçları ve düzgün tedavi olanakları dünyanın birçok bölgesinde sıtmayı yok ederken; Sahra altı Afrika'da yukarıda sözünü ettiğim cibinliklerin olmaması, parazitlerin sıtma ilaçlarına karşı artan direnci ve yoksul sağlık sistemleri bu hastalıkla mücadeleyi zorlaştırmıştır.
UNICEF dünyanın en büyük cibinlik tedarikçisi. 2008 yılında 19 milyona yakın cibinlik dağıttı. Çalışma ortaklarıyla beraber 2010 yılına kadar ihtiyacı olan her çocuğa cibinlik sağlamaya kararlı. UNICEF herşeyi ancak sizin gibi yardımsever kişilerin bağışları ile yapabiliyor. Yoksa tek bir çocuğun dahi hayatını kurtaramayız.
Yardımlarınız için size her zaman müteşekkirim. Özellikle bunların çocuklara yararlarını gördükçe daha da minnet duyuyorum.
Şimdi de desteğinizi bekliyorum. Bir cibinliğin maliyeti, ulaşım, dağıtım ve kullanımının öğretimi dahil, 15TL. Bir ya da birkaç cibinlik için bağışınız çok makbule geçecektir.
Çocukların hayatını kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmak!
Bu UNICEF'in belirleyici damgasıdır. Bugün bizi desteklemeniz gereksiz can kayıplarına son verecektir.
Derin saygılarımla,
İhsan Doğramacı
UNICEF Türkiye Milli Komitesi Onursal Başkanı
Uluslararası Pediatri Kurumu Onursal Başkanı
Sıtmaya karşı acil yardım banka hesap numaramız
T.İş Bankası - Çankaya Şb.(4238) Hesap No: 500 555
Not 1:Bir cibinliğin maliyeti, ulaşım, dağıtım ve kullanımının öğretimi dahil, 15TLdir. Bir ya da
birden fazla cibinlik bağışlayarak, bir hayat kurtarın.
Not 2: Geçici bir sorundan dolayı online bağış şu anda yapılamamaktadır.
Formu indirmek için tıklayın.
Doldurduğunuz bağış formunu ofisimize fakslamanız yeterlidir.
UNICEF Türkiye Milli Komitesi | www.unicefturk.org
Genel Müdürlük: Bilkent Üniversitesi 2. Cad. 3.Sok. 80600 Bilkent, Ankara
İstanbul Ofisi: Meşrutiyet Cad. 68/3, 34440 Beyoğlu İstanbul
Tüm hakları saklıdır. Gizlilik -
PROF. BAŞ HALKININ VE HAKK'IN ADAMIDIR
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son günlerde bazı mihraklar tarafından tezgahlanmaya çalışılan oyunları bozacak bir ‘manifesto’ yayınladı.
ÖZÜMÜZ VE FİKRİYATIMIZ:
Bazı çevreler ve çeşitli odaklar tarafından, benim ile ilgili uzun yıllardır halkın arasına türlü dedikodular ve iftiralar yayılmaya çalışılmaktadır. Uzun yıllardır yapmakta olduğum vatanımıza, milletimize, inanç ve medeniyetimize, yani tüm milli ve manevi varlığımıza samimi olarak sahip çıkma mücadelem; Türk devleti, Türk milleti ve medeniyeti üzerinde karanlık emeli olanları rahatsız etmektedir. Bu karanlık emel sahipleri, onların kandırdığı veya kullandığı insanlar, hakkımda asılsız iftiraları ortaya atmaktadır.
Sarıkamış’ta şehit düşen büyük dedem başta olmak üzere ailem, son derece dindar ve milli değerlerine bağlı idi. Beni dindar ve milli ve manevi değerlerine âşık olacak şekilde yetiştirdiler. Annem bana, bir yandan Yunus Emre’nin ilahilerini öğretirken, diğer taraftan da milli marşlarımızı öğretmiştir. Okul hayatımda da hep aynı çizgi üzerinde oldum. Çocukluk dönemimden itibaren hayatımın tamamı, maddem ve mana dünyam, bedenim ve ruhum hep vatan-millet, medeniyet sevdası ile yoğruldu.
MÜCADELEMİZ:
1950’li - 60’li yıllar o devrin insanlarının malumudur; nitekim hamurumuz, yetişme tarzımız ve dış çevre şartlarımız tabii olarak bir mücadeleye girmeyi, okumayı, araştırmayı zorunlu hale getirdi. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları araştırmam mümkün oldu. Bu araştırmalarım, bizden zannettiğimiz insanların, tarih boyunca milletimize çok ciddi zararlar verdiğini ortaya koydu. Milletin menfaatine gibi takdim edilen pek çok konunun, aslında milletin zararına olduğunu; milletin, inancı, değerleri ve samimiyeti istismar edilerek aldatıldığını tespit ettim. Milletimizin birlik ve beraberliğine zarar verecek adımların da atılması, bizi bu konuda daha da duyarlı olmaya mecbur kılmıştır.
Milli ve manevi değerlerimiz üzerinde, devlet-millet bütünlüğümüz üzerinde oynanan oyunları engellemek ve birlik ve beraberliği tesis etmek için her türlü imkânımızı seferber etmeyi; hukuk içerisinde kalmak kaydı ile gece gündüz hizmet etmeyi kendimize vazife bildik ve arkadaşlarımla çalışmaya başladık. 1983 yılında kurulmasında öncülük ettiğim ve başyazarlığını yaptığım İCMAL DERGİSİ ile kültürel çalışmalarımıza yeni bir boyut getirdik. İcmal, yüce milletimiz için adeta bir mektep oldu; birlik, kardeşlik ve dirlik mektebi...
DİNDARLIĞIMIZ VE MİLLİYETÇİLİĞİMİZ:
Ülkemizde dindarlığın, özünden uzaklaştırılmış olduğunu, hatta en temel dini değerlerin istismar edilecek kadar vahim boyutlara taşındığını; milleti ayağa kaldıracak, bir ve beraber kılacak bir enerji üretmek yerine milletin enerjisini heba eden bir yapıya kavuşmuş olduğunu tespit ettik. Toplumumuzun muhafazakâr ve dindar kesiminin bir kısım önderlerinin, dindarları kendi devleti karşısında sakıncalı hale getirecek söylem, icraat ve istismarlarda debelendiklerini görüyorduk.
Milliyetçilik de aynı şekilde özünden uzaklaştırmış; birlik, kardeşlik, ülfet ve muhabbet kaynağı olması gerekirken, ihtilaf ve kavga kaynağı haline getirilmiştir. Nitekim bu bağlamda 1980’li yıllarda binlerce Türk evladının ne idüğü taraftarlarınca dahi belirsiz sağ-sol çatışmalarına kurban gittiğini gördük.
Hülasa derleyip toplaması, ihtilafları çözmesi, kendisine, ailesine, vatanına ve milletine faydalı gençler yetişmesini sağlaması gereken insanlar, tam tersini yapar olmuştur. Şanlı geçmişinden ilham alması ve örnek insan modeli olması gereken ‘Müslüman Türk’ kimliği zedelenmiştir.
Hâlbuki gerçek dindar, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği ‘emin’ insandır. Bu durum karşısında gerçek dindarlığın müşahhas bir şekilde ortaya konması gerekiyordu. Gerçek milliyetçi insan; milletinin tüm maddi ve manevi varlığına samimi bir şekilde sahip çıkmalıydı. İşte biz bunları yapmaya çalıştık.
İNSAN MESELESİ:
Hizmetlerimizin merkezine ‘İnsan Meselesi’ni koyduk. Çabamız, insanı ve toplumu korumak ve geliştirmek için yapılması gerekenleri tespit etmek ve hayata geçirmekti. Bu manada hizmet ve gayretimizin temeli insan; hizmetin gayesi insan ve hizmeti yapan ve yapması gereken de insandı.
Toplumda her alanda “örnek insan”a ihtiyaç olduğu gerçeğinden hareket ettik. Bizler birer örnek insan olmaya çalıştığımız gibi, milletimizin evlatlarının da örnek insanlar olması için yapılması gerekenleri ortaya koymaya çalıştık. Amacımız tek cümle ile ‘Eşyayı imar ve İnsanı ihya’ şeklinde özetlenebilir.
VATAN VE MİLLET SEVGİSİ:
Atalarımızdan, vatanımızı ve milletimizi aşk derecesinde sevmeyi öğrendik. Maddi ve manevi varlığımızı korumak ve geliştirmek; bizden sonraki nesillere güçlü bir maddi ve manevi miras bırakabilmek ve millet olabilme yeteneğini ilânihaye devam ettirebilmek için vatan ve millet sevgisi olmazsa olmazlardandır. Vatan, canın, malın, şerefin, namusun ve imanın korunduğu mukaddes yerdir; bu bakımdan vatan sevgisi imandandır, vatanı uğruna ölen de şehittir. Biz ve arkadaşlarımız, bu iman ve bu sevgi ile yoğrulmuşuz.
TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER:
Temel hak ve hürriyetlerin gerçek manada yaşanması, insan olmanın zaruri sonucu olduğu gibi, devlet-millet bütünlüğünü sağlamış sağlıklı bir millet olmanın da vazgeçilemez şartıdır. Bu konunun öneminin yeterince anlaşılması ve gerekli desteği görmesi için seferber olduk. İnancımızın insan haklarını ne kadar önemsediğini ve teminat altına aldığını ortaya koymak için ‘Veda Hutbesinde İnsan Hakları’ adlı eserimizi kaleme aldık ve Türkiye genelinde konferanslar verdik.
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ:
Herkes; yönetenler ve yönetilenler hayatlarında hukuka uygun hareket etmeyi ilke edinmelidir. Hem fert, hem de devlet planında yapılan işlerin hayırlı ve millet menfaatine olması için, mücadelelerin meşru olması gerektiği gibi, yapılan mücadelelerin hukuk zemininde yürütülmesi de gerekmektedir. Bu bakımdan hukuka uygun yasal düzenlemeler yapılmalı, devlet organizasyonu hukuka uygun hareket etmeli ve hukuk her şeyi denetlemeli. Hukukun üstün ve belirleyici olduğu toplumlarda adalet duygusu gelişir, devlet-millet münasebetlerinde ve milletin kendi içinde güven sağlanır ve insanlar kendi haklarını korudukları gibi başkalarının haklarına da saygılı davranırlar. Hukuk dışına çıkanlar, davaları haklı olsa bile, haklı davalarına zarar verirler.
Hayatımız boyunca hep hukuka uygun yaşadığımız gibi tüm arkadaşlarımıza da hukuka uygun yaşamalarını tavsiye ettik. Topluma hizmet etmesi, onu koruması ve maddi ve manevi varlığının gelişmesine katkıda bulunması gereken her kurumun ve kuruluşun da hukuk çerçevesinde kalmasının gereğini her fırsatta vurguladık. Her türlü hukuksuzlukla, hukuk zemininde mücadele ettik.
DEVLETE VE MİLLETE BİRLİKTE SAHİP ÇIKMAK VE HİZMET ETMEK:
Her zaman şunun altını çizdik; aile, devlet, asker ve din, bir milletin gerçekten “millet olabilmesi” ve ilelebet payidar kalabilmesi için olmazsa olmaz unsurlardır. Devlet organizasyonu bir toplumun millet olması, millet olarak kalması ve varlığını sürdürebilmesi için şarttır. Bu gerçeği bildiğimiz için hayatımız boyunca devlete sahip çıktık. Bazı art niyetliler ve onlara kanan gafiller, devlet kademelerinde çeşitli mevkilerde görev yapan insanların hatalarını gerekçe yaparak devlete saldırmanın meşru olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki mücadele, yanlış yapana karşı olmalı ve kesinlikle meşru zeminde yapılmalıdır. Varlığı zati olarak zararlı olmayan bir kurumu, başındakiler yanlış yaptı diye, kurum olarak karşıya almak doğru bir yaklaşım değildir. Topluma varlığı zarar veren kurumlara karşı, kurumun kaldırılması için mücadelenin bir mantığı olabilir ancak millet olarak hepimizin varlığımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için hayati önem taşıyan devlete karşı mücadele etmek art niyetli bir yaklaşımdır. Art niyetlilere uyanlar da gaflettedirler.
Bizim, devletin yukarıda bahsettiğimiz özelliğine ve önemine binaen, devlet millet birlikteliğini savunmamız, gerçek dindarlığın ölçüsünü ortaya koyduğundan; devlet ile dindarı karşı karşıya getirmeye çalışan ve-ölçüsü sağlam olmadığı ve İslam’ı da tam bilmediği için- saf halkımızı kandıran sözde dindarları panik haline sokmaktadır. Bu yüzden hiç çekinmeden hakkımızda her türlü iftirayı ileri sürebilmektedirler. Ancak biz doğru bildiğimiz yolda Allah’ın izni ile yürümeye devam edeceğiz.
HALKA HİZMET HAKKA HİZMETTİR:
İnsanlıkta, medeniyette, ilimde, teknolojide, eğitimde ve toplum için önemli olan her konuda halka hizmeti Hakka hizmet bildik. Öz varlığımızı koruyarak çağdaş medeniyet seviyesine yükselmemiz gerektiğine inandık. Birileri toplumun önüne göz boyayan hedefler koyup, milletin geleceğine ipotek koyuyor. Biz ise bu oyunları gördüğümüzden, kendimize ait olana sahip çıkarak milletimizin kalkınması için gerekenleri ortaya koymaya çalışıyoruz..
Karanlık duygularının esiri olanlar ve bizden göründüğü halde dış güçlere hizmet edenler çoğu zaman millet için önemli olan bir konuyu, bir hedefi göstererek milleti kandırıp gerçek niyetlerine uygun işler yapıyorlar. Gerçekten bizden olsalar, yaptıklarından milletin menfaati yüksek olur. Ancak ortaya koyduklarını toplu olarak değerlendirdiğimizde, icraatlarında milletimizin kazancından çok kaybı olduğunu görüyoruz. Sureti Haktan görünenlerin bir millete verecekleri zarar her zaman açık düşmanların vereceği zarardan daha fazladır ve daha yıkıcıdır. Milletimiz için çok önemli boyutta olan bu tehdidi görmemiz hayati önem arz ediyor.
Bir toplumda gizli tehditleri herkes yeterince algılayamayabilir. Bunu gören, buna karşı mücadele eden insanlara kulak verilmeli ve onlara destek olunmalı. Böyle yapılmaz ise o gizli tehditler amaçlarına ulaştığında her şey için çok geç kalınmış olabilir.
Rahmetli babam benim için “Allah’ım oğlumu zatına hakiki kul, Habibine hakiki ümmet ve aziz milletimize de hizmetçi eyle” diye dua ederdi. Hayatım boyunca aziz milletimize hizmeti bir ibadet bildim.
Ancak bizim samimi çalışmalarımız milletimiz üzerinde karanlık emelleri olanları ve onların kandırdığı insanları rahatsız etti. Onlar her türlü iftirayı Allah’tan korkmadan atabildiler. Art niyetliler, güzel görünümlü maskelerinin ardında çirkin yüzlerini, iyi görünümlü hizmetlerinin ardında şer işlerini, hayır gibi görünen niyetlerinin ardında kötü niyetlerini saklarlar. Doğruyu maske yaparak yanlışa hizmet ederler. Bunu yaptılar ve milleti kandırmaya çalıştılar.
Milletimizin menfaati için çalışan gerçek samimi insanın çeşitli özellikleri vardır:
1- Kesinlikle ülkemiz ve milletimiz hakkında karanlık emeli olan güçler ile beraber olmaz.
2- Hiçbir zaman, kendince çeşitli makul gerekçeler ileri sürerek hukuk dışına çıkmaz. Hukuk açısından meşruiyetini yitirenlerin, meşru davaları başarıya taşıması mümkün değildir.
3- Samimi insan, kendi millet ve medeniyetine karşı asla takiyyeci olamaz. Bu manada inancımıza göre takiyye haramdır. Haram olan bir işle doğruya hizmet edilemez.
4- Sözlerinde ve icraatlarında milletin menfaatine aykırı bir şey bulunamaz. Buraya gelmişken önemli bir hususu izah etme zarureti doğdu. Çeşitli yollar ve yöntemler ile milletin bir bölümünün güvenini kazanan bir kısım insanların ve bazı toplulukların, aslında inancımıza, milli menfaatlerimize aykırılığı açıkça görünen sözleri, yaklaşımları ve faaliyetleri yerinde değerlendirilemiyor. İyi niyetli insanlarımız onların yerinde olsalar asla yapamayacakları yanlışları; onların dindar kimlikleri, güzel görünümlü maskeleri ve çeşitli sahalardaki başarıları nedeni ile ne yazık ki savunabiliyorlar.
Devamı: EKONOMİK KALKINMA GÜÇLÜ DEVLETİN OMURGASIDIR
TUNALIM... -
KAİNAT DEVLETİ İDEALİ
---Türk’ün dünya hakimiyeti sona erdiğinden bu yana; genelde dünya insanlığının, özelde de Müslüman Türk dünyasının yüzü asla gülemedi…
Dünyanın her tarafında Müslüman Türk Halkları ezilen, asimile edilen, soykırıma tabi tutulan bir konumdadır.
Doğu Türkistan’da yaşanan son saldırılarda soydaşlarımız Uygur Türkleri açık ve net olarak bir soykırıma tabi tutulmaktadır. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden Çinliler tarafından kurşuna dizilmekte, özelikle de sözde insan hakları savunucuları, haçlı batı, sahte diyalogcular sessiz bir şekilde seyirci kalmaktadırlar.
Bu olayları yaşarken şöyle bir hafızamı yokladım da; gençlik yıllarımızda Türk Milliyetçilerinin “Esir Türkler davası” diye bir davası vardı..!
Dünyanın değişik yerlerinde Türk soydaşlarımızın esaret altında olduğunu, Türk’ün dünyaya tekrar egemen olduğu taktirde esir milletlerin özgürlüğüne kavuşacağını dillendirir, hafızalarımızda Türk Milletinin dünya hakimiyetini hayal eder dururduk…
Bu hayal bir milleti fikir olarak diri ve güçlü kılmaktaydı…
Prof. Dr. Haydar Baş’ın bir ifadelerinde; “en dini meselelerimiz en dini partilere, en milli meselelerimiz en milli partilere tarumar ettirilmektedir.” Sözünün tecellisi midir nedir ? Türk Milletini kendi başının derdine düşürdüklerinden midir nedir?
Kimsenin böyle bir derdi de kalmadı...
Kürselleşme sürecinde milli ve dini duyguları öğütülen aziz milletimizin fertleri, kendi komşusunun dahi aç mı tok mu, hastamı, ölü mü, farkında değilken, ta ötelerde, hem de Çin’de olan bitenden haberdar olması, yada Onun derdini dert etmesi nasıl beklenir ki?
İnsanlığın yüzünün gülebilmesi, huzur ve selamet içerisinde yaşayabilmesi için, bağımsız, güçlü ve zengin bir Türkiye idealinin mutlaka gerçekleşmesi lazımdır. Çalışmalar bu yönde olmalı, fikirler düşünceler bu yönde kuvvet bulmalıdır. Aidiyet duygusu acilen canlandırılmalıdır. Yoksa bir millet dünyanın her yerinde lime lime edilmeye mahkum olacaktır…
Sayın Prof. Dr. Haydar Baş, ısrarla “Türkiye’yi Kainat devleti yapmaya ben varım siz de var mısınız?” diye haykırırken, Onun ne kadar haklı olduğunu her geçen gün ve her yaşanan olaydan sonra daha iyi anlıyorum.
Ah birde milletimiz anlayabilse…
Ugur Kepekçi-TUNALIM -
Milli Devlet, yepyeni bir hukuk sistemi demektir
Dünyada bilinen iki ana hukuk sistemi vardır. Ülkemizde de uygulanan Roma Hukuk sistemine göre, “bireyler arasındaki hukuk” ile “devlet ile birey arasındaki hukuk” ayrılmıştır. Anglo Sakson sisteminde ise, ikisi bir bütün olarak ele alınmaktadır.
Milli Devlet ise, yepyeni bir hukuk yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bireylerin kendi aralarındaki hukuk ile “devlet ile bireyler arasındaki hukuk” ayrılmakta; ancak bireyler arasındaki hukukta devlet de müşteki–mağdur karşısında sorumlu tutulmaktadır. Böyle bir sistem şu ana kadar hiçbir siyasi ve hukuki düşünce içerisinde yer almamıştır.
Sosyal haklar genişletilmektedir
Bu konuya Sosyal Devlet kısmında geniş olarak değindik. Devlet, bireylere ait her türlü sosyal hakları, gerek sağlık, gerek eğitim, gerekse kimseye muhtaç olmadan onurlu yaşama hakkını vatandaşlarına yaşatmak zorundadır. Devletin bütün bunları yerine getirmesi için sahip olacağı yetkiler de, kamu yararı ve kamuya hizmetle sınırlandırılmalıdır. Elbette böyle bir devletin varlığına ve işleyişine zarar verecek her türlü fiil, sadece devletin şahsına yönelik değil, aynı zamanda millete yönelik değerlendirilmeli, hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır.
Milli Devlet, hak vermek üzerine kuruludur
Bugün Batı dünyasında insan haklarının son dönemde ağırlıklı olarak gündem edilmesinin iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, gelişmekte olan ülkelerin iç işlerine karışmak için bu konular mazeret olarak kullanılmaktadır. Bir diğeri ise, kapitalist yaklaşımlarda devletin azdan da az bir grubun kontrolünde olması münasebetiyle kapitalist devlet yapılanmaları millete hizmeti esas almamış; aksine devlet, milletten elde ettiğini, bu azınlığa kullandırmaya yönelmiştir. Elbette böyle bir düşünce kalıbı içerisinde devletlerin vatandaşlarının haklarını korumasını bekleyemeyiz. Ancak bizim tarif ettiğimiz Sosyal Devlet/Milli Devlet modelinin zaten varlık sebebi, vatandaşlarının haklarını onlara vermek ve en geniş manada yaşatmaktır.
SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET /
Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaleminden
SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET İÇİN NE DEDİLER
Ünal Emiroğlu / Mimar Sinan Üniversitesi
Sosyal Devlet Milli Devlet tezi, ulusal bilinci yükseltiyor
200 yıla yakın bir süredir Batı, “sosyal devlet”, “sosyal haklar”, “sosyal hukuk” gibi kavramlarla uğraşıyor. Bu kavramlar 1960 sonrası Türkiye’sinde sözü en çok edilenlerdendir. 40 yılı aşkın bir süredir ülkemizde bu kavramlar çerçevesinde yürütülen tartışma ve mücadele, demokrasi ve hukuk devleti sorunlarına ilişkin tartışmalar kadar yoğundur. Ne var ki, özellikle sosyal haklarla ilgili olanda göze çarpan, genel ve çözüm üreten çalışmaların yokluğu ya da azlığıdır.
İşte Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ’ın ‘Sosyal Devlet, Milli Devlet’ başlığını taşıyan kitabı, gerek öğretide gerekse bireysel ve toplumsal yaşamımızda, bu alanda duyulan ihtiyaca büyük ölçüde cevap getirebilmiştir. Sayın BAŞ’ın bu eseri, bu ülkenin evladına, ulusal bilincinin yükselmesinde çok önemli katkıda bulunmuştur.
Yeryüzünü kan gölüne çevirip, sömürü düzenini insanlığın yok olması pahasına sürdürmeye çalışan, militanlığı kapitalist sermayenin emrine veren Amerikan gücünün ülkemizdeki uzantılarından ve yerli işbirlikçilerinden Milletimizin hesap sorma gününü olabildiğince çabuklaştıracak bir projeye, bu eseriyle imza atmıştır Sayın BAŞ.
TUNALIM...