http://netlog.com/tunalimMehmet TunabaşTunabaşMehmettunalimhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/822/54822018.jpgTürkiyeÇanakkale tunalim profil sayfası

tunalim

erkek - 59 yaş, Çanakkale, Türkiye


RSS bildirimi

Blog 102

BİR MÜSLÜMAN TÜRK OLARAK,DÜNYA GÖRÜŞÜM BÖYLE..YA SİZİN?
Buğün dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır. Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır. Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır. Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım. Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum.EVET ATAM; ''EMANETİN NAMUSUMUZDUR''TUNALIM.


  • TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BTP'DE

    BTP’li belediyelere ziyaretler gerçekleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, Konya’nın Yazla beldesinde yaptığı konuşmada, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” dedi.

    Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son ekonomik gelişmeleri Konya’da değerlendirdi. Konya’nın BTP’li Yazla belediyesini ziyaret ederek çeşitli temel atma ve açılış törenlerine katılan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş burada halka seslendi. Konuşmasında memleketin sorunlarının çözümü konusunda plan ve proje ortaya koyan tek kadro BTP kadrolarıdır diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” şeklinde konuştu. BTP Genel Başkanı Yazla’daki konuşmasında son ekonomik gelişmeleri de değerlendirdi. Tarım, tekstil ve sanayi gibi Türk ekonomisinin temel direklerinin çöktüğün ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye’nin hızla uçurumdan aşağı düştüğünü söyledi.

    Ekonominin e’sinden anlamıyorlar
    Merkez bankası başkanı Durmuş Yılmaz’ın krizi tarif etmek için kullandığı tünelin uzunca ışık var ama bu araba farı da olabilir sözlerini hatırlatan haydar baş şöyle konuştu: “Ekonominin e’sinden haberi olmayan insanlar bir ülkede şayet gelip ekonomiye yön vermeye çalışırlarsa işte geleceğimiz netice de bu olur. Sen kalkıyorsun 1000 metrelik uçurumdan aşağıya kendini atıyorsun. Ben kalkıp sana, ‘senin sonun ölümdür’ diyorum. Bana nereden biliyorsun diye soruyorsun.”

    Cebimizdeki para bizim değil
    Çöken kapitalizmin karşısına Milli Ekonomi Modeli’yle tek alternatif olarak ortaya çıktıklarını ifade eden BTP Genel Başkanı Türkiye özelinde acilen yapılması gerekenleri şöyle anlattı: “Yapılacak olan iş, emeğimiz ve üretimimiz karşılığında milli paramızı devreye koymaktır. Şu anda 30 yıla yakın bir zamandan beri Türk milleti emeğinin karşılığı parayı devreye koyamıyor. Şu cebinde olan para sana ait değil haberin var mı? Evet, bunun üzerinde 50 Türk lirası yazıyor olabilir ama bu bize ait değil. Kime bu ait biliyor musunuz? ‘Hard Currency’ diye bir şey var. Bunu global ülkeler Türkiye’ye borç veriyor. Türk hazinesi bu yabancı parayı borç olarak alıyor ve bunun karşılığında Türkiye parasını basıyor. Bizim paramız o dövizlerin karşılığında basılan paralardır.”

    ABD’nin çöküşü dolara bağlı
    Milli ekonomi modelinin sadece Türkiye’nin değil ekonomik buhrandan çıkmak isteyen tüm toplumların tek çaresi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Rusya’dan örnek verdi. Rusya başbakanı Vladimir Putin’in ekonomi danışmanı Prof. Dr. Victor Minin’in düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinden üçüne katıldığını ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Rus profesör Minin’le küresel kriz ve ABD üzerine yaptıkları bir konuşmayı ve sonuçlarını şöyle açıkladı: “Siz ABD’nin batmasını istiyorsanız -evet istiyoruz dedi- o zaman yapacağınız iş, milli paraları öne çıkaracak, doların dolaşımını kısıtlı hale getireceksiniz. Yani dolar Rusya’da, Çin’de ve Hindistan’da dolaşımda olmayacak. Ona beş on tane ülke saydım. Bu ülkelerde doları tedavülde devreden çıkartırsanız ve o ülkelerin milli paralarıyla ihracat ve ithalat yapmayı mecbur hale getirirseniz, dünya bunlara bakar, bu uygulama hayata geçer. Ondan sonra bakarsınız ki bir anda ABD’nin yıldızı sönmüştür. Rusya’ya döndüler ve bu konuşmadan bir hafta sonra Rusya Çin’le anlaştı. Dediler ki, bundan sonra ticaretimiz milli paralarımızla olacak. Biz sizden mal aldığımızda size Çin parası vereceğiz. Siz bizden mal aldığınızda bize Rus rublesi vereceksiniz. Analaşmanın içerisine Hindistan’ı da dahil ettiler. Şu anda Rusya merkezli dünya hayata geçirmeye başladı. Ulusal paraları ön plana geçecek ve doların ipini çekecekler. Eğer dolar çökerse ABD’nin de hayatı sona erer. O zaman ABD’nin dediği dedik olmayacak.”

    TUNALIM...

  • EKONOMİK İDEOLOJİ

    Her felâketin, her belânın terbiye edici, düşündürücü, yeni ufuklar açıcı bir tarafı bulunabilir. Küresel ekonomik krizde de böyle olmuştur. Bu kriz olmasaydı, birçok kimse liberalizmi, daha geniş anlamda Batılı ekonomik modelleri tartışmayacaktı. Nitekim tartışmıyorlardı. Temelleri sakat, kuralları tutarsız, birçok sorun karşısında çözümsüz ve çaresiz kalan bu modeller, kesin doğrular gibi kabul görüyorlardı. Şimdi ise sadece Batılı ekonomi modelleri değil, topyekün Batı medeniyeti tartışılıyor. Tartışanlar arasında o medeniyetin asıl sahipleri de var. İşte, işin ilginç ve önemli yanı burası. Küresel kriz sebebiyle Batılı ekonomistler, yazarlar, siyaset, bilim ve işadamları fikir beyan ettiler, halen de ediyorlar.
    Beyan edilen fikirler içerisinde en dikkat çekici ünlü milyarder James Goldsmith’inki oldu. Goldsmith şöyle diyor: “Tamamen değişen şartlara rağmen benimsemiş olduğu ekonomik ideolojinin geçerliliğini sorgulamayan medeniyetin kendi kendini yok etmesini seyretmek, ne kadar da şaşırtıcı bir şey”. Demek ki, bugüne kadar Batıda uygulanan ve dünyaya dayatılan ekonomi modelleri bilimsel ve evrensel gerçekler değilmiş, ekonomik ideolojilermiş. Dahası, Batı medeniyeti bunların üzerine bina edilmiş. Eğer bunlar çökerse –ki çöküyor- o zaman Batı medeniyeti de çökecektir. Burada akla şu soru gelebilir: “Peki, ideolojiler bilimsel ve evrensel değil mi?”. Hemen cevap verelim. Değil, ideolojiler, Batı dünyasında belli bir sınıfın, özellikle de egemen, sömürücü sınıfın gerçeğidir. Bu anlaşılınca Batılılar, ideolojileri bilimsel kılıflara soktular ve ardından da “ideolojiler öldü” diyerek toplumları kandırmaya çalıştılar, büyük oranda da kandırdılar.
    Rahmetli Cemil Meriç, bu konuda şunları söyler: “İdeolojilerin zevali nazariyesi, dünyamızdaki ilerleme hamlelerini durdurmak için başvurulan son hile belki de. Kimse toplum yapısını değişiştirmeye kalkmasın diye, babadan kalma tutucu ideoloji yepyeni bir hüviyetle sahneye çıkarılmaktadır. Filhakika kalabalıkların ideolojilerden soğuması, kurulu düzenin çok işine gelmektedir ve tevekküle götüren bir soğuma. Tenkit zihniyetini boğan bir ruh iklimi geliştirmektedir”. (Bkz. Kırk Ambar, c.2, s. 299-300). Goldsmith’in sözleri, bu gerçeğin itirafı mahiyetindedir. Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu söyleyen Batılı yalnız Goldsmith değil. Aklı başında olan her Batılı bunun farkındadır. Bunlardan biri de BM İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyesi Jean Ziegler’dir. Ziegler, küresel ekonomik krizin bir ‘medeniyet krizi’ olduğunu söylüyor.
    Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu, küresel kriz çıkmadan, yıllar önce de söyleyenler vardı. Meselâ, Fransız filozof Rene Guenon, Batı medeniyetinin sürekli kriz doğurduğunu ve çökeceğini haber verenlerdendir. Geunon, “Çağdaş Dünyanın Bunalımı” adlı eserinde şöyle diyor: “Bitecek olan bugünkü şekliyle Batı medeniyetidir. Batı medeniyetini dünyanın bütünü sayanlar, onun için kıyamet kopacakmış gibi telâşa düşüyorlar. Aslında bir devrin sonu bu, daha doğrusu kozmik bir devrenin. Mazide kavimler, ırklar, medeniyetler silinmiş tarih sahnesinden, silinecek de. Ne var ki, bu defaki kapsamlı, etkilerini bütün dünyaya hissettirecek bir değişiklik” (A.g.e., c.2, s. 443). Batı medeniyetin yıkılmasıyla, dünya yıkılmaz. Bir medeniyetin yıkılması, yeni bir medeniyetin müjdecisidir. İyi de, bu medeniyet hangi medeniyet olabilir? Bu soruya cevap verebilmek için tekrar Goldsmith’in sözüne dönmek gerekir. Goldsmith’e göre, Batı medeniyetinin temeli, geçerliliğini yitirmiş ekonomik ideoloji değil miydi? O halde yeni medeniyetin müjdecisi, bilimsel gerçeklere dayanan yeni bir ekonomi modeli olmalıdır. Bu da, ‘Milli Ekonomi Modeli’ adıyla ortaya konulan modeldir. Gerçekten krizden çıkmak, krizi fırsata dönüştürmek isteniliyorsa, tek çare ‘Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamaktır. Gerisi, bataklıkta debelenmektir.

    EKONOMİK TERÖR ÖRGÜTLERİ:)ünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF… gibi uluslararası kuruluşları, ‘Ekonomik Terör Örgütleri’ olarak nitelendirenlerin sayıları her geçen gün artıyor. Diyeceksiniz ki, “bu kuruluşlarda çalışan binlerce eleman var. Politikalarını savunan ve uygulayan hükümetler var. Peki, onları nasıl adlandıracağız?”. Söz konusu kuruluşlarda çalışmış bazı kişiler, itirafta bulunuyor ve yaptıkları işin, ‘Ekonomik Teröristlik’ veya ‘Ekonomik Tetikçilik’ olduğunu söylüyorlar. Ekonomik teröristlik kavramı, ülkemizde de tartışma konusu oldu. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, “yapacağımız çalışmalarla ekonomik terör ortamını önlemek istiyoruz” dedi. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz bu eleştiriye, “ekonomik terörist değiliz” diyerek cevap verdi. Bu tartışma şunu gösteriyor: Demek ki, kimilerine göre, ekonomik terör örgütlerinin politikalarını uygulayanlar, ekonomik terörist tanımına dahildir. Aslında, adam öldüren, suikast ve katliam yapan, şiddete başvurun teröristlerle, ekonomik teröristlerin yaptıkları arasında temelde ve amaçta bir farklılık yoktur. Dünyada, her gün 24 bin insanın açlıktan ölmesine sebep olan ekonomik teröristlerin, silâhla insan öldüren teröristlerden farkı var mı? Tek fark şudur: Birisi silâhla, diğeri aç bırakarak öldürüyor. Ama sonuç aynı. Her ikisi de öldürüyor.
    Ekonomik terör örgütleri ve ekonomik teröristler, yaptıklarını açıklık içerisinde gizliyorlar. Daha doğrusu, yardım yapma rolü oynuyorlar. Görünüşte, sahiden yardım da yapıyorlar. Ama karşılığında bazı politikalar dayatıyorlar. Meselâ, borçlanmaya ve dışa açılmaya dayalı ekonomi politikaları gibi. Bu politikaları benimseyen ülkelerin, borçları ve bağımlılıkları artıyor. Birkaç örnek sunalım: Gana, 2002 yılında IMF ile anlaştı. IMF, bilinen politikalarını dayattı. Tarım ve sanayide devlet desteğini kaldır. Kamu harcamalarını kıs. Yatırım yapma. Gümrük duvarlarını yık, ithalatı kolaylaştır. Devlet kuruluşlarındaki memur ve işçi sayısını azalt. Özelleştirmeye devam et. Gana, denilenleri yaptı. Avrupa Birliği’nden gelen ithal mallar Gana’yı istilâ etti. Ganalı çiftçiler, ekemez, dikemez, biçemez duruma düştüler. Sözün özü, aç kaldılar. IMF, Zambia’ya da aynı oyunu oynadı. Zambia’ya yerel giyim sanayiyi korumaya yönelik gümrük vergilerini kaldırttı. Zambia, ucuz, kalitesiz tekstil ürünleriyle doldu taştı. Haliyle yerli firmalar üretimi terk etti. Peru’da da aynısı oldu. IMF, Peru’ya hububat üzerindeki gümrük vergilerini aşağı çektirdi. Tabii olarak, Peru çiftçisi, yılda 40 milyar dolarlık destek alan ABD çiftçisiyle rekabet edemedi. Peru borçlandırıldı, borcunu ödemek için bakır ve fosfat madenlerinin işletmesini yabancılara devretmek zorunda kaldı.
    IMF ile anlaşan ve IMF programlarını uygulayan ülkelerin durumu hep böyle olur. Bu inkâr edilemez gerçek ortada iken, birileri çıkıyor, “IMF ile anlaşmanın ülkemize güven ve güç getireceğini” söyleyebiliyor. Gerçeğin, bu kadar ters yüz edilmesi insanı şaşırtıyor. Halbuki güvenli ve güçlü hiçbir ülke IMF ile anlaşmaz, IMF programlarına asla iltifat etmez. Doug Henwood, bunu şöyle anlatıyor: “Birleşik Devletler, sıradan bir ülke olsa, yapısal ayarlamanın en birincil adayı olurdu. Kendi servetimizin çok ötesinde bir yaşam sürüyoruz, muazzam ve gittikçe daha da büyüyen dış borçlarımız var, devasa bir bütçe açığına sahibiz ve hükümetler bu konuda bir şeyler yapmaya en ufak bir ilgi göstermiyor. Birleşik Devletler eğer sıradan bir ülke olsaydı, IMF kapımızda belirir ve ekonomik durgunluk yaratmamızı, dış hesapları dengelememizi, daha az tüketmemizi, daha fazla yatırım ve tasarruf yapmamızı isterdi bizden. Ama Birleşik Devletler bildiğimiz Birleşik Devletler olduğundan böyle bir şey elbette ki gerçekleşmeyecek. O reçete bizim için değilse, başkaları için nasıl oluyor da o kadar şifa verici kabul ediliyor” (Bkz. Steve Hiatt, Küresel Kriz ve Büyük Resim, s. 36-37). Bir yabancının, bu itirafları karşısında duralım ve düşünelim. “IMF bağımlısı olmak, ayrılmayı göze alamamak, neyi ortaya koyuyor? Acaba, bu kişiler, farkında olmadan ekonomik teröristlik mi yapıyorlar? İşte, tartışılması gereken en temel sorunlarımızdan birisi de budur. Bu ve bunun gibi birçok temel sorunun, temel çözümü ‘Milli Ekonomi Modeli’nde. Ama görecek göz gerek.

    H.Yıldırım-TUNALIM….

  • BİZ BALKAN TÜRKLERİYİZ...

    BİZ

    1354 yılından itibaren Osmanlı Türk İmparatorluğunun Trakya ve Balkanları fethetmesiyle birlikte Anadolu'dan rasgele değil yedi-göbek Türk aileler arasından özenle seçerek getirip, oraya yerleştirdiği

    EVLÂD-I FATİHAN'ız...
    Biz,
    1877-1878’de doksan üç harbi de denilen, savaşta Plevne Müdafaası’nın ko-mutanı şanı büyük GAZİ OSMAN PAŞA’nın yolunda O’nun azim ve kararlılığında olduğumuzu defalarca ispat etmiş olan

    BALKAN TURKLERİYİZ.
    Biz,
    1913’de, Anadolu’daki Millî Mücadele’den önce, Bulgar çetecilere karşı kurduğu millî kuvvetlere KUVA-YI MİLLÎYE ismini veren ve bu ifadeyi ilk defa kullanan Batı

    TRAKYA TURKLERİYİZ.
    Biz,
    1913’de Anadolu’da yedi bin yıllık Türk tarihinde ilk muhtar Türk Cumhuriyeti olan BATI TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ’ni kuran istiklâl aşığı kahraman Türk Cumhuriyetçilerinin torunlarıyız. Biz, 1914’de, Cihan harbinde batılı emperya-listlere karşı “Cihad-ı ekber” ilan edildiğinde on binlerce gencinin Bulgar hududunu geçerek Osmanlı Türk ordusunda gönüllü olarak görev aldığı

    RODOP TÜRKLERİYİZ.
    Biz,
    19 Mayıs 1919’da M. KEMAL ATATÜRK’ün Samsun’a ayak basmasıyla baş-layıp, Türk egemenliğinin 24 Temmuz 1923’de Lozan’da bütün dünyaca kabul edilişine kadar geçen döneme adını veren Türk Kurtuluş Savaşı’nın, tümen ve daha üst derece komutanlarının yüzde yetmişinin doğum yerleri olmasıyla iftihar ettiğimiz

    RUMELİ TÜRKLERİYİZ...
    Biz,
    1923’den sonra Büyük Atatürk’ün “Oraları özbeöz Türk toprağıdır, ileride Tür-kiye Cumhuriyeti’nin Tuna Vilâyeti olacaktır!” diyerek göçlerine ve mübadelelerine izin vermedigi

    TUNA TÜRKLERİYİZ.
    Biz,
    1984’de Bulgaristan’daki komünist yönetimin Bulgarlaştırmak istemesi üzerine, her türlü hakkını savunmak üzere mücadele eden, dinini ve milliyetini terk etmeyen, Türk Dünyası’nın ayrılmaz parçası

    Bulgaristan Türkleriyiz.

    Nihayet Biz,
    Anavatana gelip yerleştikten sonra, kimseden bir şey dilenmeyen, çalışkan, üretken, Türkiye'mizin tüm yasalarına sadakatla bağlı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinden yana

    TURK OGLU TURKLERİZ.. TUNALIM...

  • TERÖRÜN PANZEHİRİ BABA DEVLETTİR

    Diyarbakır’da 9 askerimizin şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Prof. Dr. Baş: “AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasalar terörü azdırıp bu noktaya getirmiştir”

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde teröristlerin hain pususu sonucu 9 Mehmetçiğimizin dün şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve şehitlerin ailelerine baş sağlığı diledi. Türkiye üzerinde oynanan küresel oyunlara dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyledi.. Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan bir an önce kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, terörün kökünün kazınması için “Baba Devlet” anlayışının hataya geçmesi gerektiğini konuşmasında dile getirdi.

    Terörün destekçileri görülmeli

    Konuşmasında, “PKK tetikçi, tamam ama azmettirici, tetiği çektiren kim? Türkiye’nin güneyinde devlet kurduran irade hangisi? Bunlarla işbirliği yapanlar kimler?” diye soran BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, BOP projesinin temel amacını açıkladı. “BOP’un asıl hedeflerinden birinin bölgede Kürt devleti kurulması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Baş, “Bunu Kürt halkı mı istiyor? Hayır... Onların ilgisi yok... Batılı güçlerin asıl amacı 1980’dan önce yaptıkları gibi Türkiye’de iç savaşmak çıkartmaktır” dedi. Terörün kaynağının dışarıda olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Birileri bu topraklar üzerinde yaşayan insanları buradan çıkartmak istiyor. Niçin? “Biz bu topraklarda yaşayan insanları buradan çıkaracağız ve buraları kendimize vatan yapacağız” diyor. Bir tanesinin niyeti bu. Diğerinin niyeti ne? Bu coğrafyada senin rahatın olmaması lazım ki, iki yakan bir araya gelmesin ve kendisi için beklediği tehdit unsuru olmasın.”

    Hedefte devlet ve millet var

    “Bu topraklarda gözü olanlar bizi birbirimize düşürmek istiyor” diyen Prof. Dr. Haydar Baş sinsi planın nasıl uygulandığını da tüm ayrıntılarıyla anlattı. Prof. Baş yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yuvalanan misyonerlerin fitne tohumları ekerek bu bölücülük ve ayrımcılığı körüklediğine dikkat çektiği konuşmasında, “Bu tohumlar milleti bölme, parçalama ve de bu milleti birbirine düşürme tohumlarıdır” dedi. AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Demokrasi havarisi geçinenler bilsinler ki, bu yutturmacaları millet asla yutmaz. Burada hedef yüce Türk milletidir, Türk toplumudur, devletidir ve coğrafyasıdır. Aklımızı başımıza devşirelim.”

    Fakirlik terörü besliyor

    Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “insanlar kendi memleketlerinde geçimlerini sağlayabilmeli” şeklinde konuştu. “İnsanımız gidip de parayı sadece İstanbul’da kazanmayacak veya Ankara’da kazanmayacak. Nerede kazanacak? Diyarbakır’da da kazanacak, Muş’ta da, Antep’te de kazanacak” diyen Prof. Dr. Baş, “İşte devlet, bu imkânları vatandaşının önüne koyabilen güçtür. Bunu yapabilen adama ne denir? Devlet adamı ve siyaset adamı denir. Bunu yapamayan adama da hiç bir şey denmez” şeklinde konuştu.

    Terörün panzehiri baba devlettir

    BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu icraatların Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan sosyal devlet projeleriyle hayata geçebileceğini ifade etti. BTP iktidarı döneminde vatandaşlık maaşı, ev hanımlarına maaş ve çocuk maaşı gibi projelerin devreye koyulacağını ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş, “bu şekilde devlet baba olacak ve evlatlarını dağa çıkarmayacak” dedi. “Biz inşallah, gücü kuvveti milletimizle beraber elimizde bulundurduğumuz gün göreceğiz ve göreceksiniz ki, bütün bunlar hükümsüz kalacak” şeklinde konuşan Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Bizim derdimiz vatan, millet ve devlettir. Bunu korumaya mecburuz. Niye? Bak benim oğlum ölüyor.. Senin kardeşin ölüyor. Onun torunu şehit oluyor. Biz bunu önümüze koyup tartışmazsak, yapılması gerekenlere yapmaya teşebbüs etmezsek, yeminle konuşuyorum Allah belamızı verir. Bu vatan öyle kolay kolay bize hediye edilmedi.”

    Terörü söküp atacağız

    BTP’nin ortaya koyduğu plan ve projelerle ülkeyi düze çıkaracaklarını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, BTP iktidarında her Türk vatandaşına verilecek vatandaşlık maaşıyla ‘Bu ülkeden terörü ve anarşiyi de biz söküp atacağız’ diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları kaydetti: “Ben Türk vatandaşıyım diyen herkes vatandaşlık maaşı alacak. Dağa çıkan eşkıya bu parayı almak için şehre inip, ‘Ben Türk vatandaşıyım’ der mi demez mi? İşte terör böyle çözülür. Terörü çözmek istiyorsan eşkıyayı aşağı indirip adam edeceksin. Eğitip, cebine para koyacaksın, sırtını giydireceksin. Türkoğlu Türk yapacaksın. Bunu yapacak olan sadece ve sadece BTP iradesidir.”

    Tunalım...

  • OBAMA TÜRK'LERE KATİL DEDİ...

    ABD Başkanı Obama’nın 1915 Tehciri ile ilgili yaptığı konuşmayı herkes bir köşesinden alıp yorumluyor. “Amerikancı kesim”, Obama’nın “soykırım” kelimesini kullanmadığını söyleyerek “başkancıklarına” toz kondurmama misyonlarını devam ettiriyorlar.
    Oysa Obama’nın konuşması baştan aşağı Türk ve Türkiye düşmanlığı kokuyor.Bugüne kadar Türk tarihi ile ilgili yapılmış en aşağılayıcı konuşma.
    Bakın neler diyor:
    “Her yıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 1,5 milyon Ermeni’nin katledilmesi veya ölüme yürümesini anıyoruz. Ermeni halkı bizim kalplerimizde yaşadığı gibi “ Meds Yeghern” bizim anılarımızda yaşamalı…1915 korkunç olayları, insanoğlunun kendi türüne insani olmayan tutumunun karanlık olasılığını hatırlatıyor…Ermeniler, son 94 yılda dinamizm, dayanıklılık ve yetenekleri sayesinde , kendilerini yok etmeye çalışanlara direndiler.”
    Obama’nın kullandığı Meds Yeghern kelimesi Ermenice soykırımı anlatmak için kullanılıyor ve “büyük felaket” anlamına geliyor.
    Obama’ya göre Türkler “katliam yapan, korkunç olaylar tezgahlayan, insanoğlunun kendi türüne yapacağı en büyük vahşeti yapan, Ermenileri yok etmeye çalışan, büyük felaketin yani soykırımın müsebbibi olan” bir millet!
    Obama’ya göre biz buyuz.
    Katliamcı, soykırımcı, katil, insanlık dışı bir milletiz.
    Obama’yı “büyük başkan!” “helal sana!” diye sömürge ülkesi medyasını andıran manşetlerle karşılayan medya, herhalde yüzlerine tüküren bu “muhteşem konuşmadan” büyük onur duymuşlardır.
    Obama’nın ağzından çıkan her kelimeyi yüce bir buyruk olarak telakki eden siyasetçilerimiz de kendilerine “katil” diyen bir liderin çizdiği yol haritasına uygun bir şekilde Ermeni sınırını açmaya çalışıyorlar.
    PKK’ya af çıkarmaya çabalıyorlar.
    Ruhban Okulu’nu bir an önce açmayı planlıyorlar.
    Afganistan mahşerine asker göndermeye hazırlanıyorlar.
    Öyle ya “bize katil diyen Yüce Obama” böyle buyurdu!
    Bu adam(!) Türkiye Büyük Meclisi’ne gelip yaptığı konuşma ile Türk dış politikasının ABD güdümünden asla çıkmamasını emredip giderken ona şapka çıkartanların “büyük şefe saygıda kusur etmeyenlerin” bugün ortaya çıkan tablo karşısında şikayete hiç hakları yoktur.
    Prof .Dr. Haydar Baş “Obama Sevr’in maddelerini okudu, bizimkiler alkışladı” deyerek tarihi bir gerçeği ortaya koyarken onu duymazdan gelenler, şimdi Obama’nın önlerine koyduğu yol haritası ile üstelik “katilsiniz, soykırımcısınız” küfürlerini de alıp yüzlerine sürerek yollarına devam ediyorlar.
    Üstelik bunlar arasında öyle pişkinler var ki “Obama, soykırımın İngilizcesi olan genocide kelimesini kullanmamış da Ermenice “Meds Yeghern” demiş, bu büyük bir adımmış!
    Yahu be zırtoplar, adam size ha İngilizce sözmüş ha Ermenice ne fark eder!
    Bu kadar aşağılık bir duruma nasıl düşebiliyorsunuz.
    Kaldı ki Obama’nın konuşmasının şu veya bu şekilde olması benim açımdan hiç önemli değil. Çünkü ABD eyaletlerinin neredeyse tamamı soykırımı resmen tanıyan kararlar aldılar. Alaska, Arizona, Arkansas, Kaliforniya, Colorado, Florida, Georgia, Connectıcut, Daleware, Güney Karolina, Idaho,Illinois, Kansas, Kentucky, Kuzey Dakota, Kuzey Karolina, Lousiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hamphisire, New Jersey, New Mexico, New York, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pansilvanya, Rhode Island, Tennesesee, Utah, Washington, Vermont,Virjinya, Wisconsin eyaletlerinde 1915 olayları “soykırım” olarak kabul edilmiş durumda.
    Yani Obama’nın konuşmasından kelimeleri cımbızla çekip kendilerini avutacak bir şeyler bulmaya çalışanlar, ABD’nin her tarafından yükselen “soykırımcı Türkler” seslerini duymazdan geliyorlar.
    Obama’nın yaptığı ülkesinden gelen seslere tercüman olmaktan ibaret.
    O ses de “Türklere katil” diye haykırıyor.
    M.Bayraktar...TUNALIM...
    (Obama said TÜRK'LERE KATİL) U.S. President 1915 Obama'nın the talk about Tehciri from a corner and everyone is interpreting. "American client segments," Obama'nın "genocide" by saying do not use the word "president" dust placed there are continuing mission.
    However, the Turks and Turkey over Obama'nın speech hostility is related to Turkish history until the kokuyor.Bugüne most humiliating speech.
    Look what he says:
    "Every year, 1.5 million Armenians in the Ottoman Empire, the last day of the slaughter or death of an execution is not. Armenian people living in our hearts as "Meds Yeghern" we must live in our memories ... terrible events of 1915, humankind's own type of non-humanitarian attitude of the darkness is more likely to remember ... the Armenians in the last 94 years in the dynamism, strength and capabilities through their work to destroy those who have resisted. "
    Armenian genocide that Obama'nın Meds Yeghern word used to describe and "major disaster" means.
    According Obama'ya Turks' massacre of the terrible things up, the human race itself would be the largest type of violence that are trying to destroy the Armenians, the genocide of the major disaster müsebbip as "a nation!
    We are by this Obama'ya.
    Of massacres, of genocide, murder, inhumane we are a nation.
    Obama'nın "big chair" "helal sana!" Colonial countries would meet with the media headlines, the media shades, probably spitting in the face of this great call "big were honored.
    Every word out of mouth yüce Obama'nın as a command to telakki the politicians and their "killer" says a leader in a way appropriate to draw the road map is trying to open the Armenian border.
    Are struggling to remove the amnesty to the PKK.
    Are planned to open a moment before the Ruhban School.
    Prepared to send troops to Afghanistan Armageddon.
    So either "us supreme killer, Obama said" it said!
    This man (!) Turkey came to the United Assembly and the speech of the Turkish foreign policy guidance from the United States never ordered not to leave him when they uncover "big chief in respect of defects not" today in the face of the resulting table to the complaint does not have any rights.
    Prof. Dr. Haydar Baş "Sevres Obama's article was read, and applause was ours" The historical truth is put to heard from him, now Obama'nın put in front of the road map and even "You are killers, genocide" blasphemy also takes time to face the path is continued.
    Moreover, there are between them so that worldly "Obama, English as genocide the Armenian genocide did not use the word" Meds Yeghern "said this was a big step!
    Yahu be zırtoplar, man you ha ha Armenian English words what the difference was!
    How can a situation falls so snotty.
    Besides, in this way would be Obama'nın speech or of the following from my point of view it does not matter. Because nearly all U.S. states officially recognize the genocide that took decisions. Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Florida, Georgia, Connecticut, Daleware, South Carolina, Idaho, Illinois, Kansas, Kentucky, North Dakota, North Carolina, Lousiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, Montana , Nebraska, Nevada, New Hamphisire, New Jersey, New Mexico, New York, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pansilvanya, Rhode Island, Tennesesee, Utah, Washington, Vermont, Virginia, Wisconsin state events in 1915 "genocide" has been adopted as a case.
    So the words Obama'nın talk out their cımbızla trying to find something to cheer for the U.S. rising from all sides "the Turks of genocide," heard voices come.
    Sounds coming from the country as Obama'nın consists of an interpreter.
    His voice in the "killer of the Turks," he is screaming.
    M. Bayraktar ... TUNA LIM...

  • BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ BÜYÜYOR)

    2004 yerel seçimlerine kıyasla yoğunlaşılan belediyelerdeki oylarını artıran Bağımsız Türkiye Partisi 4 yeni belediye kazanarak seçimlerden büyüyerek çıktı.

    29 Mart yerel seçimlerinde teşkilatlar olarak ağırlığını belli pilot bölgelere veren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) bu yerlerdeki oylarında 2004 yılında yapılan yerel seçimlere kıyasla çok büyük artışlar yakaladı. İstanbul'un ilçesi olması hasebiyle önemli olan Çatalca'da 2004 yerel seçimlerinde yüzde 0.10 oranında oy alan BTP, 29 martta bu oranı yüzde 4.4'e çıkararak Çatalca'da oylarını 44 kat artırmış oldu. Artvin Şavşat'ta 2004 yılında 1.53 olan oy oranını 13 kat yükselterek yüzde 19.9'a çıkaran BTP, Şanlıurfa'da 4 kat ve Tunceli'de oylarını 3 kat artırdı.

    Çınar'da BTP'ye yüzde 17.6 oy

    Kilis-Merkez'de oy oranını 27 kat artırarak 3.04'den yüzde 9'a, Malatya'nın Kale ilçesinde ise oy oranını 10 kat artırarak 1.86'dan yüzde 19'a yükselten BTP Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde oylarını 250 kat artırarak yüzde 17.6 oranında destek aldı. Devletten trilyonlarca maddi destek alan partilerde erimelerin görüldüğü 29 mart seçimlerinde BTP, hem oylarını artırdı hem de belediye sayısını 4'e çıkardı. Konya'nın Yazla beldesi, Manisa'nın Sancaklı Bozköy beldesi, Aydın'ın Yazıkent beldesi ve Bursa'nın Tahtaköprü beldelerinde belediye başkanlıklarını Bağımsız Türkiye Partisi aldı.

    Kovancılar'da BTP ikinci parti

    Gaziantep Araban'da yüzde 10.3 oy oranıyla 44 kat, Elazığ Kovancılar'da yüzde 22 oy oranıyla 61 kat oylarını artıran BTP, Bolu'nun Göynük ilçesinde ise yüzde 3.9 oy alarak oylarını 39 kat yükseltti. Ağrı-Merkez, Adana-Kozan, Bursa-Osmangazi, Trabzon-Şalpazarı, Isparta-Gelendost, Artvin-Hopa, Sakarya Kocaali, Siirt-Eruh ve Erzurum-Oltu'da Bağımsız Türkiye Partisi'nin oylarında büyük artışlar yaşanan balediyelerden oldu.
    ''TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİDİR''
    Seçimler bitti olumsuz ekonomik veriler arka arkaya açıklanıyor.

    TÜİK'in rakamlarına göre Türkiye ekonomisi 2008'in son çeyreğinde yüzde 6.2 daraldı.

    Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2009 yılı Mart ayı ihracatı yüzde 34.92 düşüşle 7 milyar 127 milyon dolara düştü.

    Lokomotif sektörlerden otomotiv sektörünün ihracatı 2009'un ilk üç ayında yüzde 53.8 azalarak 3 milyar 73 milyon dolara düştü.

    Tüketici güven endeksi Mart ayında yüzde 9.1 düşerek, 65.46 seviyesine geriledi. 100'ün altı tüketicinin ekonomiye hiç güvenmediğini ortaya koyuyor.

    Dev şirketlerden Brisa'da üretim durdu; Tofaş'da bir duruyor, sonra başlıyor, kısa bir zaman sonra tekrar duruyor, tam bir istikrarsızlık var; Sifaş tül, fabrikasını kapattı; Toyota Türkiye üretime ara verdi.

    İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde sadece Şubat ayında kapanan fabrika sayısı 32'ye yükseldi. İşten çıkarılanların sayısı ise 6 bine yükseldi ve işten çıkarma yapan fabrikaların oranı yüzde 62'ye yükseldi.

    Şirket kuruluşları 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 30.75 azaldı, tasfiye olanların sayısı ise yüzde 16 arttı. Ve daha onlarca resmi veri ekonomideki olumsuzluğu tutarsızlığı, kötü gidişatı anlatmak için sıralanabilir, ama bu kadarı kafidir zannediyorum.

    İşin garip tarafı bu kötü tablo seçim öncesi de vardı, ama maalesef çok az sayıda seçmen yaşadığı ekonomik sıkıntıları baz alarak değerlendirme yaptı. Neticede iktidarda bulunan ve bu ekonomik tablodan birinci dereceden sorumlu olan Hükümetin partisine yüzde 40'a varan oy verdi.
    Her zaman ifade ediyorum, maalesef Türkiye'deki seçmen hala ekonomiden mevcut iktidarın, siyasetin sorumlu olduğunu kavramış, anlamış değil.

    Milletimiz, ekonomiyi bu hale getirenlere söver söver sonra gider yine o sövdüklerine oyunu verir. Her zaman söylüyoruz, milletimiz ne zaman yaşadıklarından yola çıkarak oy vereceğini belirler ve oyunu gerçekten çözümü olandan yana kullanırsa, ülkemiz oldukça yol kat edecektir.
    En azından böyle garabet tablolar oluşmayacaktır. Bir diğer önemli husus ise, mevcut siyasi sistemin, çözümü olanların ön plana çıkmasına engel teşkil etmesi...

    İktidar partisinin IMF dışında hiçbir çözümü yok ve zaten ekonomide bahsettiğimiz olumsuz tablo işte bu peşinde koşulan IMF'nin empoze ettiği politikaların ürünü.

    İktidarın çözümü yok da peki, ana muhalefet ve diğer meclis içi partilerin çözümü var mı? Onların da yok.

    Durum böyle olmasına rağmen medya bunları gündeme taşır, bunların horoz dövüşlerini ekrana yansıtır, milletimiz bunlarla yatar bunlarla kalkar.

    Bu da yetmiyormuş gibi devletin para yardımı da bu partilere yapılır.

    Yani hiçbir çözümü olmayan bu partilere her türlü kendini millete takdim etme imkanı fazlasıyla verilirken, gerçek bir çözümü olduğu halde bu imkanları olmayanlar ise kendi kaderine terk edilir. Kimse bu siyasi anlayışın demokrasinin bir ürünü olduğunu söylemesin, çünkü alakası yok.

    Eğer bütün bu kısıtlamalara, karartmalara ve asla demokratik olmayan bu olumsuz siyasi ortama rağmen, bir parti oylarını arttırabiliyor, belediye sayısını dörde katlayabiliyorsa bu gerçekten takdir edilmesi gereken büyük bir başarıdır.

    Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) işte böyle bir partidir. Onbinlerle ifade edilen mitingler yapmasına rağmen, IMF dışında çözümü olan tek parti olmasına rağmen, ortaya koyduğu çözüm bugün 52 ülke tarafından referans gösterilmesine rağmen, renkli medya bir kare, renkli basın ise bir satır yer vermemiştir.

    Yine BTP, bir kuruş devlet desteği olmadan sevenlerinin büyük fedakârlıklarıyla adeta çiviyle kum kazar misali zorluklarla mücadele ederek bugün büyük bir başarı elde etmiştir.

    Seçime bir belediyeyle girmiştir, dört belediye kazanarak çıkmıştır. Oylarını arttırmıştır.
    Okyanus ötelerinin rüzgarıyla BTP çok rahat iktidara gelirdi, ama onun adı BTP olmazdı. Bugün BTP emin adımlarla belki yavaş yavaş yükseliyor, ama tamamen milletin rüzgarıyla...

    Okyanus ötesinin rüzgarıyla iktidara oturanların sonu asla hayırlı olmamıştır, ama her şeye rağmen milletin rüzgarıyla iktidara oturanlar her zaman baş tacı olmuştur ve asla geri adım atmamıştır.

    Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye'nin geleceği BTP'dir.

    M.Çabas...TUNALIM...

  • AHİR ZAMAN FİTNESİ

    Son zamanlarda yaşanan olayları güzel tarif eden “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” sözünü sizlerin de tefekkür etmesini istiyorum değerli dostlar.
    Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar entrikalar öyle hızlandı, öyle çoğaldı ki baş döndürücü bir hâl aldı. İnsanımız, medyamız, siyasetçimiz baş döndürücü bu hız karşısında sanki beyni donmuş, olası tehlikeleri asla düşünmeden, varsa yoksa başkalarının çizdiği gündemlerde figüran olma yarışına girmişler.
    Dün vatanın bütünlüğü milletin selameti için zararlı görülenler, bugün faydalı görülmeye, dün, düşman görülenler bugün dost görülmeye başlanmış; dini ve milli bütünlüğümüz hiçe sayılır hale gelmiştir.
    Çok kısa bir zaman dilimine sığdırılan ve üzerimizdeki hesapların yoğunluğu altında (dışarıda) G-20 zirvesi, NATO genel sekreterliği, (içeride) Obama ziyareti, Medeniyetler ittifakı 2.Forumu toplantıları, gerçekleşti…
    Yoğun geçen bu toplantıları bize verilen kıymetten zannedenlerin aksine, üzerimizdeki hesaplar nedeniyle; sanki kurtlar sofrasında paylaşılacak konuma düşürülmeye çalışıldığımız hissi daha ağır basmaktadır.

    Biraz irdelemeye çalışalım:
    Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine seçilmesi öncesinde estirilen “2. Davos ruhu” saçmalıkları yaşandı... Neticede, Türkiye’nin itibarı zedelenmiştir...
    Gerek Başbakan ve gerekse de Cumhurbaşkanımız, Ramussen’in adaylığına itiraz etme gerekçesini kamuoyuyla paylaşırken türibinlere oynandığı açıkça meydandaydı. Medeniyetler İttifakı toplantıları öncesinde Müslüman dünyasının düşman ilan ettiği bir liderin NOTO genel sekreteri yapıldığı taktirde, Müslümanların tepkileri ile karşılaşılmasından çekinildiği, Sayın Başbakanın bu tavrının çok yerinde olduğu demeçleri verildi. Sonrasında ABD başkanı Obama’nın garantörlüğünde meselenin çözüldüğünü, Rasmussen’in Müslümanlardan özür dileyeceği, Roj TV’nin kapatılma sözünün verildiği ve netice olarak Rasmussen’in NATO Genel sekreterliğinin kabul edildiği açıklandı..
    Böylece bir taşla üç kuş vuruldu: hem Obama puan kazandı, hem Başbakan Erdoğan NATO fatihi ilan edildi, hem de Rasmussen temize çıkarıldı. Çok geçmeden Medeniyetler İttifakı 2. Forumu düzenlendi…
    Ne Rasmussen özür diledi, ne de Obama garantörlükten söz etti. Türk milleti gene maalesef ayakta uyutuldu ve tiyatro istenilen şekilde sahnelendi.
    Obama’nın ’Hüseyin’ adı kasıtlı olarak sürekli öne çıkarıldı, Müslüman’ın gözünde ’gizli Müslüman’ hissiyatı oluşturuldu…
    Obama, meclisimizde millet vekillerimizin ve devlet erkanının gözüne baka baka milli bütünlüğümüzü yok edici tavsiyelerde bulundu; Ruhban okulunu açın, Ermenilerle ilişkilerinizi geliştirin, Ermeni soykırımı konusunda tarihinizle yüzleşin, farklı din ve görüş sahiplerine daha sıcak, daha özerk davranın v.s. tavsiyelerde bulundu. Bol bol alkış aldı, medyanın da pohpohlamasıyla “millet olarak Obama’yı sevdik” mesajı verildi…
    Yağlı ballı günler yaşadık vesselam (!)

    Aman Ya Rabbi, âhir zaman fitnesi bu süreçte olsa gerek... Yüce Peygamberimiz “Deccalın en önemli vasfının, sureti haktan görüneceğini, hakkı batıl, batılı hak göstereceğini” buyurmakla bu günleri haber vermiş sanki…
    Hadis-i Şerifte: “Şu bir gerçek ki, ümmetim adına korktuğum en önemli şey, dalalete sapmış ve saptıran yöneticiler ve önderlerdir. Ümmetimden bazı gruplar (Hak din olan İslam’dan saparak) müşriklere ve ehl–i kitaba iltihak edeceklerdir, onların dinlerine dahil olacaklardır” buyurulmuştur. (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9).
    Bunlar herkesin gözü önünde cereyan ediyor ve meselelere bu mantıkla bakanlar ’azın azı’ hükmünde kalıyor…
    “Ya Rabbi bizleri Sırat-ı Müstakimden (doğru yoldan) ayırma” diye dua etmekten başka şimdilik çaremizde yok gibi.
    Allah sonumuzu hayreyleye…

    U.Kepekçi--Tunalm

  • TÜRKİYE,MİLLİ EKONOMİ İLE KALKINACAK...

    Prof Dr.Haydar Baş diyorki;.
    Milletin tehditlere karnı tok
    Adalet Bakan Mehmet Ali Şahin’in “Bize oy vermezseniz hizmet alamazsınız” şeklindeki açıklamalarına da Araban’daki konuşmasında cevap veren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “şu kadar yıldan beri Araban ilçesine neden hizmet etmediniz diye sormazlar mı?” diye konuştu.
    Prof. Dr. Haydar baş şunları söyledi: “Araban’da bu cadde ve sokakların hali nedir?
    Peki, sen bütün bu yapamadıklarına rağmen utanman ve halktan özür dilemen gerektiği halde Ali kıran baş kesen gibi ‘bana oy vermezseniz, şunu yaparım, bunu yaparım’ tehditlerini savuruyorsun. Bu milletin bu tehditlere karnı tok.
    Araban sana sillesini yapıştıracaktır. Bunda kimsenin şüphesi olmasın.”

    Kaynakları milletin hizmetine sunacağız
    Yedi yıldır iktidarda olan AKP’nin Tüpraş, Petkim ve Telekom gibi Cumhuriyet tarihinin tüm kazanımlarını yok pahasına yabancılara sattığını buna rağmen borcun 220 milyar dolardan 550 milyar dolar çıktığını ifade eden BTP Genel Başkanı, “Biz Milli Ekonomi Modeli’yle Türkiye’nin kaynaklarını Avrupa Birliği ve ABD’nin değil, yüce Türk milletinin hizmetine sunacağız” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “İlk defa Milli Ekonomi Modeli işçiden, çiftçiden, memurdan, emekliden ve tüketiciden yola çıkmıştır. Senin elinde bu kadar imkân var.
    Bu imkânlar bir kenarda duruyor, bunları devreye koymuyorsun.
    Elini açıp hazine üzerindeki dilenci gibi dileniyorsun. Sen bir şey yapamazsın. Yapmaya imkân ve ihtimal yoktur.”

    Bizim için hizmet ibadettir
    BTP Genel Başkanı Gaziantep’teki mitingden sonra Kilis’e geçti. Kilis cumhuriyet meydanını hınca hınç doldurmuş olan halka hitap etti.
    BTP Kilis adayı Galip Akdağ’a 29 Martta tam destek istedi. “Kilisliler layık oldukları hizmeti Galip Akdağ’ın elinden alacaktır” diye konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “biz hizmeti ibadet kabul eden bir anlayıştan geliyoruz” diyerek, siyasiler ‘milli irade istedi’ diye yaptıklarını izah ettiklerini dile getirerek milli iradeye şöyle vurgu yaptı: “Ceza Kanunu çıktı.
    Siyasiler tarafından Aile Hukuku kanunları ve çeşitli ekonomik düzenlemeler yapıldı. Kim söyledi bunu? Avrupa Birliği, IMF ve ABD söyledi. Yahu Kilislinin bundan haberi bile yok. Sen nasıl diyorsun ki, bunu milli irade istedi? Milli irade Kilislinin istediği gibi olmasıdır.” TUNALIM

  • YAVUZ HIRSIZ,EV SAHİBİNİ BASTIRIRMIŞ..

    Yerel seçimlere iki haftadan az bir süre kaldı.
    Ekonomideki daralma rekor kırıyor.
    İşsizler ordusuna katılımlar her geçen gün rekor kırıyor.
    İşten çıkarmalar rekor kırıyor.
    Kara listeye alınan kredi borçları rekor kırıyor.
    İcralık dosyalar rekor kırıyor.
    Vatandaş rekor düzeyde yaşadığı gelir darlığı sebebiyle ekmek, süt gibi en temel ihtiyaçlarında dahi tasarrufa gidiyor.
    Suç oranlarındaki artış rekor kırıyor.
    Ekonomik, sosyal, hukuki bütün göstergeler olumsuz anlamda rekor üstüne rekor kırıyor ve biz böyle bir tabloyla seçime gidiyoruz.
    Normal şartlar altında, bu tabloya neden olan siyasiler başları önde, halkın huzuruna dahi çıkamayacak durumda olmaları gerekiyor, ama maalesef ülkemizde durum böyle değil.
    “Yavuz hırsız ev sahibi bastırırmış” tarzında bir siyaset anlayışı var.
    Ülkemizi böyle bir karanlık tabloya itenler başları dik, mağrur ve sesleri gür, meydanlarda esip gürlüyorlar; vatandaş ise suçluluk psikolojisinde kendi halinde, içe kapanık, başı önde, mahcup…
    İş bilmez siyasiler vatandaşın bu ezik halini görünce daha da cesaretlenip ses düzeylerini arttırıyor, konuşma tonlarını sertleştiriyor.
    Vatandaş batıdan ithal edilen metotlarla, işsizlik, aşsızlık, açlık gibi kamçılarla kamçılanarak kuzulaştırılıyor ve batı tarzı bir demokrasiye hapsediliyor.
    Halkın gerçek iradesini kullanamadığı bir demokrasi nasıl demokrasiyse…
    Bir grubun rahatı için milyonların feda edildiği bir demokrasi…
    Sonra da milletin demokratik kararını vereceği gün geldiğinde yıllarca milletten alınanın çok cüzi miktarıyla oyların satın alındığı bir demokrasi…
    Kepçeyle toplanıyor çay kaşığıyla veriliyor.
    Halkın kendi iradesiyle kararını veremediği yönlendirmeli ve kamçılı bir demokrasi…
    Halkın en doğal anayasal hakkı olan sosyal devlet imkanlarının musluğunu sadece seçim zamanı oy kapmak için açan bir demokrasi anlayışı…
    Mutlu azınlığın işine geldiği şekliyle demokrasi
    Milletin gözünü boyayarak yapılan bir demokrasi
    Milyonların kendi kararını veremediği bir demokrasi
    Vatandaşın şikayet hakkını dahi kullanmakta tereddüt ettiği, korktuğu bir demokrasi
    İşte böyle bir tablo ve anlayışla yeniden bir seçime doğru hızla gidiyoruz.
    Milletimizin bütün bu kuşatmalardan kurtulup gerçek demokrasiye, gerçek çözüme ve projelere adım atması elbette ki kolay bir hadise değildir.
    Ama aziz Türk milleti tarihinde birçok kez bu kumpaslardan kurtulmasını bilmiştir.
    Milletimiz şu gerçeği de görüyor:
    Yerel seçimler öncesi, seçimlere az bir zaman kala dahi ekonomide olumlu bir adım atamayan bir siyasetin seçim sonrası bir şey yapması mümkün mü? Elbette ki hayır.
    Hükümetin varsa projesi seçim öncesi bunu yapar ve doğal olarak oy potansiyelini artırırdı, ama IMF dışında hiçbir çözümleri yok ve tek çözüm kapıları IMF’nin de talepleri oldukça ağır.
    Öyle ağır ki Hükümet seçim öncesi bu talepleri millet duymasın diye dört dönüyor.
    Şimdi siyasiler savurdukları tehditlere ve son günler dağıtacakları üç beş kuruşa güveniyorlar.
    İnşallah milletimiz bu sefer gerçekleri fark eder ve geleceği için önemli bir adım atar.
    Yoksa millet demokrasinin gereğini yapayım derken, demokratik haklarını bir bir kaybedecek.
    TUNALIM...

  • SON 6 YILI ÖNÜNE KOY,ONA GÖRE KARARINI VER..

    ''NASIL BİR SİYASET''

    Yazılı ve görsel medyayı takip ederseniz son birkaç aydır, belki de yıldır, bir dedikodu aldı başını gidiyor. Dedi ki, demiş ki… Ülkemizde hâkim unsur, tabir yerindeyse “dedikodu siyaseti” olmuş vaziyettedir. İktidarından muhalefetine, askerinden siviline her fert ve her kurum bu dedikodu siyasetsinden nasibini almaktadır. Oluşan bu durumun kendiliğinden ya da tesadüf eseri olabileceğini düşünmek ancak bir gafletin eseridir.

    Küresel güçler, üzerinde hesap kurdukları devletleri; büyük paralar harcayarak, çağın en yeni tekniklerini uygulayarak, önemli kadrolar tahsis ederek istikrarını bozmaya çalışmaktadır. Bunda da ortamı dedikodularla yaygaraya çevirmektedirler. Hani derler ya; “Çamuru at, tutmazsa izi kalır” diye, boşuna dememişler. İster kasıtlı ister kasıtsız, büyük medya kuruluşları da bu tip olaylara reyting açısından bakarak olumsuz havanın artmasına katkı sağlamaktadırlar. Hele birde medya belli güç odaklarının taşeronluğunu yapıyorsa, iş tamamıyla çığırından çıkmakta, vatandaşın kafasında fikir kirliliği oluşmaktadır. Milletimizin son zamanlarda belli başlı birçok özelliğini tespit eden küresel güç odakları milletimizi nasıl ve ne şekilde yönlendireceklerini de çok iyi tespit ettiğinden, kötü emellerine medya yoluyla daha rahat erişebilmektedirler.

    Dini ve milli duyguları sağlam bir milletin evlatları olarak Türk milleti, yaşanan bu olumsuzlukların büyümesinde ne kadar vebal yüklenildiğini bilmek zorundadır. Bu konudaki Kur’an-ı Kerim’in şiddetli uyarısına dikkat çekmek istiyorum;
    “Ey iman edenler! Size fasık bir insan, bir haber getirirse o haberin doğruluğunu iyice araştırın. Aksi takdirde bilmeyerek bir topluluğa zarar verirsiniz de bu yüzden yaptığınıza pişman olursunuz” (Hucârat, 6). Ayette geçen “fasık” kelimesi Allah ve Peygambere itaat etmeyen kimse demektir. “Fasık” kavramı günah olan her türlü inanç, söz, eylem ve davranışları sergileyen kimseleri ifade eder.
    “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab, 70) “Konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun (doğruyu söyleyin)...” (En’am, 152)

    Bugün dedikodu siyasetinden, dedikodu mantığından rant elde edenler, birilerine taşeronluk yapanlar, şunu asla akıllarından çıkarmamalıdırlar: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner”. Bu atasözü misali, herkes dedikodu siyasetinden ya da dedikodu mantığından zarar görmek durumundadırlar.

    Bu millet yine şuna verecek buna verecek türünden dedikodulara kulak asma.
    Kitleler halinde işten çıkarmalar, adam kayırmalar, iflaslar, intiharlara rağmen yine falanca parti kazanacaktır palavralarını boş ver.
    Bu tür dedikoduları yayanlar bil ki küresel tefecilerin, emperyalist hokkabazların içimizdeki sözcüleridir, paralı adamlarıdır.
    Sen yaşadığın son altı yılı masaya yatır, 3 Kasım 2002’den bu güne neler oldu neler bitti bir listesini yap ve kararını ver.
    Altı yılda, koca ülke birilerinin dediği gibi nerden nereye gitti ve götürüldü.
    Dünya üzerinde haydutluğu meslek edinmiş kaç ülke omuzlarımıza basarak, bizden destek alarak coğrafyamızı kan çanağına çevirdi?
    Adan İncirlik’ten havalanan binlerce Amerika uçağı Bağdat’a, Basta’ya, Felluce’ye, Samarra’ya ateş toplarını yağdırırken iktidar korluğunda kimler vardı?
    Bir buçuk milyon Müslüman Irak’ta boğazlanırken, yüz binlerce kadının–kızın ırzı–namusu haçlı sürülerince kirletilirken hala; “Amerika doğal müttefikimizdir, stratejik ortağımızdır” nakaratını tekrarlayanlar kimlerdi?
    Süleymaniye’de Türk subaylarının başına çuval geçirilirken mantı yeme programlarını dahi bozmayanlar kimlerdi?
    Amerika’da oturup haçlı işgalcilere, Irak’ta nasıl başarıya ulaşacakları konusunda taktikler verenler kimlerdi?
    Haçlı işgalcilere Müslümanları nasıl imha edecekleri konusunda akıl verenlerin gazete ve televizyonlarında yayılan fısıltılara özellikle dikkat et.
    Köyde yaşıyorsan, altı senede ektiğin–biçtiğin para edip etmediğine bak. Tükettiğin mazot, gübre, tarım araçlarının fiyatları ile ürettiğin hayvan, tahıl, süt ve süt ürünleri fiyatları arasındaki korkunç uçurumu bir hesap et.
    Şehirde isen, kapanan fabrikaların, işinden olan akrabaların bir listesini yap ve sandık başına sonra git.
    Etrafına bir bak geçen altı yılda sadakaya muhtaç olanlar sayısında artma mı var azalma mı?
    Ev kirasını ödeyemeyenlerin sayısı artmış mı azalmış mı?
    Kredi kartı ve faiz belasından sönen ocaklar artmış mı azalmış mı?
    Bu millete dar edilen bu ülke yabancı yatırımcı için nasıl cennet haline getirildiğini bir sorgula.
    İşsizliğe, aşsızlığa çare bilmeyenler, çare bulmayanlar, en yüksek faizle borç almayı devlet adamlığı zannedenler yine kapına dayanıp oy isteyecek.
    Onları toptan mektebe gönderme zamanı gelmiştir, öğrensin de gelsinler.
    Bunu sen söyleyeceksin ey millet.
    Sandık yaklaşıyor ona göre...Doğruluğu kendine rehber edinmiş, doğruluktan dolayı kimsenin kınamasından çekinmeyen, hayatını doğruluk üzere bina eden, dedikodudan uzak bir hayat sürenlere selam olsun..! TUNALIM...

« 1 2 3 4 5 ...