tunalim
erkek - 59 yaş, Çanakkale, Türkiye
- Arkadaşlar |
- Ziyaretçi defteri
- | Resimler
- | Blog
- | Gruplar
- | Videolar
- | Haykırlar
- | Linkler
Blog 102
BİR MÜSLÜMAN TÜRK OLARAK,DÜNYA GÖRÜŞÜM BÖYLE..YA SİZİN?
Buğün dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır. Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır. Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır. Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım. Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum.EVET ATAM; ''EMANETİN NAMUSUMUZDUR''TUNALIM.
-
LİBERALİZMİ İHYA GAYRETLERİ
Kapitalizmi yeniden ihya etmek için, birçok bilim, iş ve devlet adamı, seferber oldu. İlk adım olarak G–20’ler grubunu oluşturdular. G–20 ülkeleri, ABD Başkanı George Bush başkanlığında Washington’da toplandılar. Bu toplantıda, krize çözüm bulmaktan ziyade, ABD’yi temize çıkarmak ve yeni bir uluslararası ekonomik düzenin temellerini atmak için gayret sarf edildi. ABD, küresel krizden sorumlu tutuluyor ve suçlanıyordu. G–20 zirvesiyle ABD, küresel krizin sorumluluğunu üzerinden attı. Kendi sorununu, dünya sorunu olarak kabul ettirdi. Bu, ABD açısından büyük bir başarıdır. ABD’nin korkusu, her ülkenin kendi başının çaresine bakmasıydı. Böyle yapılsaydı, bu, küreselleşmenin ve küresel sömürünün, daha doğrusu, ABD hegemonyasının sonu olurdu.
Aslında, ABD, G–20 zirvesini toplamakla, kendi sorununu kendi başını çözemediğini, yardım talep ettiğini ilân ediyordu. Dünyaya ise tam tersini yansıtmaya çalıştı. Ama, herkese yutturamadı. İyi ki, itiraz edenler, farklı konuşanlar çıktı. Meselâ, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, “doların dünya parası olmasının sona erdiğini” söyleyerek, sorunun özüne parmak bastı. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev de, “tek ekonominin ve tek para biriminin egemen olduğu dönemlerin geri dönülemeyecek şekilde sona erdiğini” belirtti ve şöyle dedi: “Dünyada yeni ve daha adil bir mali–ekonomik sistemin inşası için bilikte çalışmalıyız. Bu sistem çok kutupluluk, hukukun üstünlüğü üzerine inşa edilmeli ve karşılıklı çıkarlarımızı dikkate almalıdır”. Almanya Maliye Bakanı da aynı görüşte. O da, “ABD mali açıdan süper güç özelliğini kaybedecek. Dünya çok kutuplu olacak” dedi.
Gerek G–20 zirvesinde, gerekse zirvenin öncesinde ve sonrasında ABD hegemonyasına karşı görüşler ileri sürüldü. Fakat, liberalizme toz kondurulmadı. ABD Başkanı Bush bile, “suç finansçılarda, liberalizmde değil” dedi. Deniliyor ki, “finansçılar, riski göze almadan aşırı kâr peşinde koştular, ahlâki ilkeleri çiğnediler, küresel krize sebep oldular”. Buna tedbir olarak, Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu Prof. Klaus Schwab şunu teklif ediyor: “Finansal sistemde çalışacaklara ‘Hipokrat Yemini’ne benzer yemin ettirelim”. Bilindiği üzere, ‘ahlâk’ ve ‘yemin’ din kaynaklıdır. Bunlar devreye girince, haliyle Hıristiyanların en büyük din adamı Papa da yerini aldı.
Papa 16. Benediktus, “küresel krizin bir ilâhi uyarı” olduğunu söyledi. Ama, liberalizmden başka model arayışının da önünü kesti. İtalya’nın eski Senato Başkanı Marcello Perra’nın yazdığı “Hıristiyan Olduğumuzu Neden Söylemeliyiz?” adlı kitabıyla ilgili olarak, Papa 16. Benediktus yazdığı mektupta, “liberalizmin, Hıristiyanlığın Tanrı anlayışından bağımsız biçimde ele alınamayacağını” savundu. Söz konusu kitabın önsözünde de yer alan mektupta Papa şöyle dedi: “Eseriniz, liberalizmi temellerinden hareketle irdeleyerek, liberalizmin özünün köken itibariyle Hiristiyanlıktaki Tanrı anlayışına uzandığını gösteriyor. Eseriniz, liberalizmin bu esası inkârı durumunda kendi temelini kaybettiğini ve kendi kendini ortadan kaldırdığını da ortaya koyuyor”.
Sadece libaralizmin kökeni Hıristiyan Tanrı inancına dayanmıyor. Sosyalizm ve diğer ‘izm’lerin hepsinin kökeni Hıristiyan Tanrı inancıdır. O bakımdan, dün sosyalizm çöktüğünde,”sosyalizm öldü, yaşasın liberalizm” diyenler, bugün de çok rahat, “liberalizm öldü, yaşasın sosyalizm”, diyebilirler. Nitekim diyorlar da. Peki, bu durumda Türk milleti ne yapmalı? Batılılar gibi mi davranmalı? Yoksa, “alın modellerinizi başınıza çalın, yaşasın ‘Milli Ekonomi Modeli’ mi demeli?”. Evet, Türk milletine yakışan böyle demektir. Bunu dersek, hem kendimizi, hem de bütün insanlığı bu krizlerden, buhran ve bunalımlardan kurtarırız. Ülkemizde ve dünyada ‘Milli Ekonomi Modeli’ne dönülmezse, liberalizm bin kere çökse, binbirinci kere, yine onu süsler püsler uygulamaya koyarlar. M.Hilmi Yıldırım--TUNALIM.... -
OBAMA BAKALIM TERÖRÜ ÖNLEYEBİLECEKMİ?..
‘GEORGE W. OBAMA’ ((Will Obama protect civil liberties? )
____Amerikan halkına değişim sözü vererek başkan seçilen Barack Obama Bush döneminin devam ettirecek gibi görünüyor. ABD Savunma Bakanı Gates görevine devam edecek.
ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in yeni başkan Barack Obama döneminde de en az 1 yıl süreyle görevde kalacağı bildirildi. Kabinesini şekillendirmeye devam eden ABD’nin yeni başkanı seçilen Barack Obama, Savunma Bakanlığı’nda yeni bir isime en azından 1 yıl için yer vermeyecek. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Obama döneminde de en az 1 yıl süreyle görevde kalacak. Gates’in Irak’taki askeri yapılanma ve son 15 ay içerisinde şiddet olaylarındaki düşüşe katkısı nedeniyle Obama’ya büyük destek vereceği kaydedildi. Mecliste bağımsız olarak kayıtlı bulunan Gates, bugüne kadar birçok Cumhuriyetçi yönetimde görev aldı.
Son olarak 2006 yılı Aralık ayında Donald Rumsfeld’in yerine Pentagon’un başına geçti. Öte yandan Obama’nın bu hafta ekonomiden sorumlu takım arkadaşlarını, önümüzdeki hafta ise ulusal güvenlik ve dış politika konularındaki yardımcılarını açıklaması bekleniyor.
THANK YOU,AMERICA!...Besides great turkey (and great turkeys), outstanding stuffing (and some a little too stuffed), there are many reasons to be grateful.
I am thankful... or at least hopeful... that the election of a new President will help us restore the full respect for our Bill of Rights in America. George W. Bush, with the complicit (both the Republicans and Democrats) Congress trampled on the BOR for the last eight years.
We will watch with great anticipation as our new President lives up to expectations and brings respect and honor back to America.
And I am thankful that, in America, if the new President doesn't live up to those expectations we can, for now at least, raise all kinds of hell.
Gotta luv it!
Happy Thanksgiving. Sarah Palin
HENTOFF: Will Obama protect civil liberties?
Bush's terror-fighting approach must be reversedNat Hentoff
Monday, November 17, 2008
Among the bitterly controversial sections of the 2006 Military Commissions Act, which passed the Republican-controlled Congress handily and was eagerly signed by President Bush, was a section deeply dangerous to our individual constitutional liberties. Yet the president said of our lethal enemies right after September 11, "They hate our freedoms!"
Last June, the Supreme Court reversed one section of the law that prohibited terror suspects held at Guantanamo from using habeas corpus to petition our civilian courts. But still in this law is a section authorizing the president to designate as an "enemy combatant ... a person," including an American citizen, "who has engaged in hostilities or who has purposely and materially supported hostilities against the United States." Lawful permanent noncitizens living here can also be made to fit that forbidding definition.
Charlie Savage won a Pulitzer Prize for meticulously exposing Mr. Bush's unprecedentedly abundant use of "signing statements" after he had signed a bill into law allowing him to not follow that law. He wrote in his invaluable book, "Takeover: The Return of the Imperial Presidency and the Subversion of American Democracy": "Under the Military Commissions Act, the president (now including Barack Obama) can seize citizens as enemy combatants even if they have nothing to do with Al Qaeda" because "an enemy combatant can be anyone 'who has purposefully and materially supported hostilities against the United States.'" As Mr. Savage, now with The New York Times, said to me recently, "Yes, indeed, that is still in the law." How many Americans know that? Does Mr. Obama? The Military Commissions Act was passed by the 2006 Republican-controlled Congress with the support of a sizable number of Democrats, leery of being targeted as "soft on terrorism." But one of its most passionate opponents was Democratic Sen. Patrick Leahy of Vermont, for whom I'd have voted enthusiastically if he'd ever run for president.
Said Mr. Leahy during debate on the Senate floor: "Imagine you are a law-abiding, lawful permanent resident. ... You do charitable fundraising for international relief agencies. ... Then one day there is a knock at your door. The government thinks that the Muslim charity you sent money to may be funneling money to terrorists, and it thinks you may be involved." As a suspected enemy combatant, you can bring your toothbrush to prison.
I have seen many lists, and they're still coming, from civil liberties and human-rights organizations, among other groups, on what our new president and Congress must do to resuscitate the Bill of Rights and other parts of the Constitution.
But I have not yet seen on any list the need for Mr. Obama and the now-enlarged Democratic majority in Congress to protect us from such vague, slippery language as "purposefully and materially" that could send Americans utterly uninvolved in terrorism to a prison cell as "enemy combatants." During the next four years, or under a subsequent president, a series of jihadist equivalents of September 11 attacks could ignite a terrified Congress, listening to a terrified citizenry, to demand that this definition of an "enemy combatant" be implemented swiftly and actively.
The libertarian Cato Institute's Gene Healy, author of a valuable, serious study, "The Cult of the Presidency: America's Dangerous Devotion to Executive Power," made a sobering point Feb. 4: "Barack Obama has done more than any candidate in memory to boost expectations for the (presidential) office." But, "if and when a car bomb goes off somewhere or something much worse in America, would a President Obama be able to resist resorting to warrantless wiretapping (which he's already voted for as a senator), undeclared wars or the Bush theory of unrestrained executive power? As a Democrat without military experience, publicly perceived as weak on national security, (Obama) would have much more to prove (to the citizenry)." An even more troubling cautionary note comes from Jack Goldsmith, who, while he was in the Bush Justice Department, tried hard to roll back the administration's conviction that in the war on terrorism there are times when only the president must be the law. He is the author of "The Terror Presidency."
Mr. Goldsmith, as quoted by Mr. Healy in Reason magazine, warns: "For generations, The Terror Presidency will be characterized by an unremitting fear of attack, an obsession with preventing the attack, and a proclivity to act aggressively and pre-emptively to do so." A future president will be aware, Mr. Goldsmith predicted, that "he alone will be wholly responsible if thousands of Americans are killed in the next attack." That includes Mr. Obama.
So, whether actual terror does strike at home now or maybe in the administration of Sarah Palin, it is vital for the present commander in chief and Congress to change the Military Commissions Act so that those of us allegedly purposefully and materially supporting hostilities against the United States do not (without any evidence to support that charge) flood our prisons. Do we want to go back to the Japanese American interment camps of World War II?
Nat Hentoff's column for The Washington Times appears on Mondays.
TUNALIM....
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!.. -
GÜNDEMİ O BELİRLİYOR..!
Makalemizin başında gündemi belirleyen insanın Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş olduğunu hemen söyleyelim. Şimdi ayrıntılara geçelim:
Sizlerinde şahit olduğu gibi Sayın Baş’ın siyaset dünyasına adım atmasıyla, alışılmış siyasetin dışına çıkılmış, kimsenin cesaret edemediği bir çok konularda açılımlar sağlanmıştır.
Çözüm konusunda tıkanan siyasete adeta can suyu hükmünde projeler üreten Sayın Baş, kabul edilsin yada edilmesin; herkesin ilham kaynağı olmuştur.
Sayın Baş, Milli ve Dini bütünlüğümüzü tehdit eden unsurlardan, Dinlerarası diyalog faaliyetlerinin; misyonerlik faaliyetlerin önünü açacağından, satılan vatan topraklarının yabancıların eline geçtiği taktirde bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalınacağından, bahsettiği zaman; anlamada zorlanan çevreler abartı zannettiler…
Gelinen nokta meydandadır.
Milletin refahı ve gelecek nesillerin ihyası için sınavsız üniversiteden, vatandaşlık maaşından, emisyonu genişletmekten, faizsiz kredilerden, kira öder gibi ev sahibi olmaktan bahsederken; olmaz diyenlerin, söylemlerini Ona göre şekillendirdiklerini, Onun görüşlerini parti programlarına bile ekleme faaliyetlerini görmekteyiz...
***
Gelelim güncel olan Alevi açılımına ;
Sayın Baş son yılarda Alevi vatandaşların sorunlarıyla ilgilenmiş, bir çok Alevi Kanaat önderi ile görüşmeler yapmış, onların haklı davalarını ilmi boyutta ele almış, Alevi Kanaat önderleri ile çok samimi görüşmeler yapmıştı. Onların ibadetleri için mekan olarak kullandıkları yerlerin; “İbadet kültüründe tekke neyse, cem evlerinin de o mahiyette olduğunu”, tesbit ederek, mutlak hukuki statüye kavuşturulması gerektiğinden bahsettiğinde, iktidar kanadı Alevi vatandaşların isteklerini uç nokta olarak değerlendirip, bazıları da cem evlerine; “cümbüş evleri” deme cesaretini bile göstermişti.
Eskisiyle, yenisiyle siyasiler, Sayın Baş’tan fikir (ç)alma alışkanlığından yine vaz geçmediler. Yine Ondan ilham alarak başladılar; “Cem evlerinden, Alevilerin demokratik haklarından” bahsetmeye…
Yılların iktidarları, siyasileri, bu konuda samimi değillerdir. “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz”
Sormazlar mı adama; “yıllardır Alevi gerçeğini görmediniz de şimdi mi hatırladınız(!)” diye…
Şimdi Alevi vatandaşlar bu tip yaklaşımların seçim yatırımı olup olmadığına dikkat etmek zorundadırlar.
AKP nin MHP nin yada CHP nin bu konudaki açılımlarını samimi görmek, mümkün değildir. Geçmişteki icraatları meydandadır..!
Bu konuda Antakya(Hatay) Arap Alevileri Kanaat önderi Hasan Hüseyin Dedenin ifadesi çok manidardır; “Ben 60 sene CHP saflarında bir Alevi olarak mücadele ettim. Baktım ki Aleviler sadece seçim zamanında hatırlanır, seçimden sonra unutulur. Bunlarla bir yere varılamayacağını anladım ve siyaseti bıraktım. 3.5 yıl önce Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızı tanıdım. Hem vatanım, hem dinim ve hem de Alevi vatandaşların menfaati için Onun yanında yer almaya karar verdim. Çözümün ve bütün insanlığı kurtaracak görüşlerin burada olduğuna inanıyorum. Onun samimiyetinden asla şüphem yoktur.”
Uzun sözün kısası; gündemi O belirliyor. Anlamak için, elinizi vicdanınıza koyun, ön yargısız ve samimi olarak gündemi takip edince anlarsınız…
Uğur Kepekçi--TUNALIM... -
LİDER DEDİĞİN BÖYLE OLMALI..
"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz." M.Kemal Atatürk...
Tarihimizden bir örnek ;
BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş
Malum, Samsun’un şirin bir ilçesi olan Havza, Milli Mücadelede çok önemli bir yere sahiptir. Mücadelenin kararları burada alınmış ardından da adım adım uygulanmıştır.
İşte bu ilçede Atatürk bir Rus heyeti ile görüşmüştür. Daha mücadelenin ilk adımlarında, herhangi bir devlet iradesi de olmamasına rağmen Atatürk’ün Rus heyetine karşı ortaya koyduğu milli duruş gerçekten takdire şayandır.
Rus heyetinin başında bulunan Albay Budenni Mustafa Kemal’e teklifi şuydu:
“Generalim, bütün ihtiyacınızı tamamlamaya Rusya’nın hazır olduğunu size bildirmek görevini üzerime almış bulunmaktayım. Size top, tüfek, cephane, para verelim. Muktedir subaylar gönderelim. Yalnız bir şartımız var.”
Atatürk ne olduğunu sordu. Budenni de şartları şöyle sıraladı.
”Sovyetler Birliği’ne katılınız. Siz de federal cumhuriyetlerden biri olunuz, bu suretle kuzeyden güneye kadar, Murmansk’dan Süveyş’e kadar kapitalist devletlere karşı cephe kurulmuş olacaktır.”
Bu yardım isteğine karşılık Atatürk şu cevabı verdi: “Değerli subaylarımızın Sovyet yurdunda önemli görevleri vardır. Biz Türkler kendi yağımızla kavrulmayı tercih ederiz. Sovyetler topluluğunda bir Cumhuriyet olmaya gelince, Biz Türklerin milliyet anlayışına aykırıdır. Siz, gelin müşterek düşmana bizi eşit bir savaşçı olarak kabul edin. Bize bu kadarı yeter. Türkler batı emperyalistlerine karşı bir ölüm dirim savaşına girmişlerdir. Bu savaşı muhakkak kazanacaktır. Türkiye’de yapılacak olan devrimleri, Türkler kendileri yapmak kararındadırlar. Kızıl Ordunun yardımını hoş karşılayamazlar. Türk milleti mağrur ve hassastır. Her türlü mücadele gücünü kendi damarlarındaki kanda bulmaktadır.”
Böylece Atatürk Kızıl Ordunun Anadolu’ya girmesini önledi.
Günümüzden bir örnek
Prof. Dr. Haydar Baş, doktora ve ardından da profesörlük eserlerini ortaya koyduktan sonra, İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nden konferans vermesi için davet edilir.
Prof. Dr. Baş, konuşmasını Türkçe olarak sunmaya hazırlanırken, Sayın Baş’la beraber konferansa gelen tercüman, konuşmayı İngilizceye tercüme etmek için izin ister. Prof. Dr. Baş buna olumsuz yanıt verdikten sonra şunları söyler:
“Bizim fikirlerimizden istifade etmek için onlar bizi buraya davet etti. Eğer gerçekten bunu istiyorlarsa, onlar Türkçe bilen bir tercüman getirsinler”
Ardından da şu tarihi tespiti yapar:
“Bir lider, dilini, dinini, kültürünü, medeniyetini, parasını ihraç edebilendir” Murat Çabas--TUNALIM...
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!.. -
TARİH SAHNESİNDE KALABİLMEK İÇİN..
Tarih sahnesinde var olabilmek öyle kolay şeyler değildir. Hele de yaşadığımız çağda, ayakta kalmak çok zor olmaya başlamıştır. Bırakın devlet olarak ayakta kalmayı, şirket, grup yada aile olarak bile ayakta kalabilmek gayet zor olmaya başladı. Huzur ve barış içerisinde yaşayabilmek için de koruyucu bir devlet çatısına mutlak ihtiyaç vardır. Devletsiz milletin varlığını koruması asla mümkün değildir. Fertten topluma herkes devletin bekasını her türlü menfaatlerin önünde görmeden de O milletin huzur bulması yada devletin ayakta kalması mümkün değildir. Devletin bekasını sağlayacak olan; Milletin kendisidir…
Peygamber Efendimiz (sav), bir beldeye tayin ettiği valiyi uğurlamak üzere orada hazır bulunur. Vali, yükünü yüklemiş, gerekli talimatları almış, ailesi ve dostlarıyla vedalaşırken son anda valinin çocuğu babasına sevgi gösterisinde bulunmaya kalkışır. Babası çocuğunu azarlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hemen valiyi görevinden alır ve aile ile devlet yönetimi arasıdaki bağı çarpıcı biçimde ortaya koyan şu tarihî sözü ifade buyurur; ”Evladına merhamet etmeyen, halkına hiç merhamet edemez”...
Devlet yönetimi hakkında bilgi sahibi olmak için çok uzaklara gitmeden, toplumun en küçük kurumu olan aile kurumunu incelemek yeterlidir. Aile, toplumun en küçük kurumudur. Reisi, mekânı, kimliği, sorumlulukları, dostları-düşmanları, komşuları, bütçesi, geçimleri için gelir kaynakları vardır.
Devlet de böyle değil midir?.. Reisi, idari, hukuki, ticari kurumları, dostları-düşmanları, ilişki kurduğu uzak-yakın komşu devletleri, gelirleri, giderleri, bütçesi, bakmakla yükümlü olduğu milleti ile büyük bir aile yapısını anımsatmıyor mu?
Nasıl ki, aile kurumunun dış ve iç tehlikelere karşı korunması için gerekli tedbirler titizlikle uygulanıyorsa, devletin de bekası için aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir. Hırsızına, yolsusuna, ayyaşına, sarhoşuna karşı aile kurumu nasıl korunuyorsa, devlet de korunmak zorundadır.
Fertlere hak ve özgürlük adına verilmeye çalışılan haklar, hiçbir zaman devletin bütünlüğüne ve bekasına zarar vermemelidir. Çünkü devlet bekası; süreklilik, sorumluluk ve güçlülük gerektirir.
Savunma politikalarını bu temel üzerine kuran devletler, güçlerine güç katarlar. Onun içindir ki devletinin bekasını düşünen milletler, içerden ve dışardan gelebilecek her türlü tehlikelere karşı çok dikkatli davranırlar. Olayları çok boyutlu ele alır, günü birlik politikalar yerine; kalıcı, akılcı ve sürekli politikalar üretirler. Devlet politikasında kuşkuculuk (şüphecilik) çok önemli bir unsurdur.
Ama maalesef, son yıllarda bu refleks zaafiyete uğramış gibi görünmektedir. Daha dün vatanımızı işgal eden, milletimizi hayasızca katleden devletlerle işbirliğine kalkışıyoruz; hem de onların istek ve arzuları doğrultusunda hareket ediyoruz. Bu şekilde; Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği hedefler göz ardı edilmiş vaziyettedir.
AB hayalleri uğruna şu milletin tüketilen değerlerine, uğratılan zaafiyetine baktıkça, insanın ağlayası geliyor. Daha dün atımızın üzengisini öpenlerden medet ummamız, inanın Müslüman Türk vatandaşı olarak kanımıza dokunuyor.
Çıkardığımız kanunları, yaptığımız eğitimi, örfümüzü, adetlerimizi, hep onların istekleri doğrultusunda değiştirdik. Yaşantımız, aile düzenlerimiz, hal ve hareketlerimiz, hep onlara benzedi. Dünyaya çare sunan, medeniyet ve insanlık öğreten bir konumdan, onlara el avuç açan, medet uman bir duruma düştük.
Tarihin hiçbir diliminde umudu, çareyi Avrupa’dan bu kadar çok beklemedik.
Halbuki Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, yıllar önce bu konuda bizi uyarmıştı;
“Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık, Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için; mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?.. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!”
Biz, mazisi zaferlerle dolu asil bir milletiz. Şimdiye kadar kimsenin kapısında kul-köle olmadık. Devletler kurduk, yendik, yenildik; ama asla egemenliğimizi yitirmedik.
Ne zaman kendimize güveneceğiz?. Ne zaman kudret iksirinin gönlümüzde olduğunu keşfedeceğiz?
Güç sende, uzaklarda arama; zira, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Önce Cumhuriyet bayramını kutladık. Sonra 10 Kasım da Atamızı ölümünün 70. yıldönümünde rahmetle andık. Millet olarak yoğun bir Atatürk gündemi yaşadık. Yaşanan bu süreci millet ve devlet adına faydaya çevirmek için şimdi herkesin kendini bu terazide tartması gerekmektedir. Atatürk’ün giydiği, içtiği, yattığı kalktığı şeylerle ilgilenmek yerine; Onun temel görüşleri, fikriyatı ve hedefleri en ince ayrıntısına varıncaya kadar öğrenilmelidir. Genciyle ihtiyarıyla beklide en fazla ihtiyaç duyulacak budur…
Yaşanılan sıkıntılı durumlardan kurtulmak için keşke Atatürk aramızda olsaydı demek yerine, Onu anlamaya çalışmak daha akıllıca iştir. Eğer Onun ortaya koyduğu hedefler gözetilirse; göreceksiniz bu Millet nice liderler yetiştirecektir. Unutulmaması gereken şudur; Biz Türkler, dünya Liderleri yetiştiren bir Milletiz…
Yeter ki kendinizi keşfedin…
Uğur Kepekçi--TUNALIM... -
''İNSANLIK MAAŞI''
Dünya ekonomilerinin çöktüğünde artık herkes hemfikir… Ötesi–berisi kalmadı; sosyalizmden sonra kapitalizm de iflas etti. Bakmayın Türkiye’deki aymazların kendilerince gevelemelerine; bizzat liberal kapitalizmin küresel öncüleri, batışlarını kendi ağızlarıyla itiraf ediyorlar.
Dünya böyle de Türkiye’nin havali farklı mı?!
Hayır… Bankacılık sektöründen sermaye hareketlerine, ithalat–ihracat rejiminden tarım ve sanayisine, peşkeşe dönüşmüş özelleştirmesinden müflis Sosyal Güvenlik sistemine kadar her şeyiyle liberal kapitalizm düzenine yamanmaya çalışan Türk ekonomisinin ahvali, çökmüş ve çökmeye devam eden liberal kapitalizmin kalelerinin akıbetinden farklı olabilir mi?
Akıl var, hesap var, matematik var; olamaz. 2 kere 2, nasıl dört ediyorsa; liberal kapitalizmin kaleleri olan ABD, Almanya, Japonya vs… ekonomileri nasıl çöküyorsa, Türk ekonomisi de öyle çöküyor. Kimse, bu gerçeği saklayamaz, örtemez.
Maharet, batarken batışı görmek değil veya batarken işte batıyoruz demek değil… Bu ancak karahaber tellallığı olur. Dünyada bunu yapan çok… Bizdeki aymazlar, o kadar kör ki, hala bu “büyük batış”ı dahi göremiyorlar yahut görmezlikten gelmeye çalışıyorlar… Anlayın seviyelerini!
Maharet, bu büyük batışı yıllar öncesinden öngörebilmek ve insanlığın önüne reel bir model koyabilmektir. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey işte bunu yaptı. Sosyalizmin de, kapitalizmin de çökeceğini yıllar öncesinden öngördü; buna mukabil insanlığın ve Türk milletinin önüne çözüm koydu, model koydu, çare sundu. İlim ve fikir haysiyeti taşıyan dünyanın gözde ve sayılı yüzlerce bilim adamı ve ekonomistleri, bu model ve projeleri baş tacı yaptılar.
Pek çok bağlamdan kapitalizmin batışına dair öngörülerde bulunmuştu Prof. Dr. Baş. Ancak, insanlığı önüne katıp sürükleyen ve kendisi battıkça insanlığı da batıran liberal kapitalizmin tıkandığı, battığı ve batacağı en önemli noktalardan biri, üretim ile ve üretici kesimle ilgili değil, bizzat tüketim ve geniş tüketici kesimdir, kapitalizm bu noktadan batacak, teşhisini yapmıştı yıllar önce… Geniş tüketici kesimin can çekiştiği bir dünya veya Türkiye ekonomisi, adı–sanı ne olursa olsun batmaya mahkumdur, demişti.
Bu yaklaşım, üretimi bir tarafa bırakmak veya üretici kesimi kenara itmek değildir; bilakis tüketici kesimi ayağa kaldırmak, üretici kesime müşteri ve pazar oluşturmaktır. Nitekim Prof. Dr. Baş, ekonomi modelini ve projelerini tüketim eksenli bir analizle ortaya koydu. Bu bağlamda pek çok projenin yanı sıra, vatandaşlık maaşını ve ev hanımlarına maaşı projelendirdi. Bu maaşın matematiğini ve kaynaklarını gözler önüne serdi.
Ülkemizin güzide iktisatçılarından Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Palamut Hoca, bu maaş bir “insanlık maaşıdır” diye nitelendirmişti.
Bugün Türkiye’de de, Amerika’da da, Almanya’da da, Japonya’da da geniş tüketici kesimi işte bu “insanlık maaşı”na muhtaçtır.
70 milyon Türk insanından, 60–65 milyonluk dar gelirli tüketici kesimi, bu vatandaşlık maaşına muhtaç haldedir. Hatta yaşanan şu kriz sürecinde birçok fabrikatör ve sanayicimiz bile, Prof. Dr. Baş’ın bu vatandaşlık maaşına, Prof. Dr. Palamut hocanın deyimiyle bu “insanlık maaşı”na muhtaç hale gelmiştir.
Toplumuna ve insanlığa bu asgari yaşam standardını çok görerek geniş tüketici kesimini bu kabil “insanlık maaşı”ndan mahrum eden ekonomi anlayışları, her yerde batıyor, çöküyor, dahası dünyayı da çökertiyor.
Bu müflis anlayışa bağlı ve bağımlı Ankara’daki ekonomi yönetimi de, Türk milletini perişan ediyor, Türk ekonomisini batırıyor, Türk vatanını ve kaynaklarını kelepir fiyatına ecnebilere satıyor. Bu böyle gitmez… O halde, bu batıştan kurtulmanın tek yolu, pek çok dünya devletinin döndüğü gibi, Prof. Dr. Baş’a ve onun Milli Ekonomi Modeli’ne dönmektir. Prof. Dr. Baş’ı işbaşına getirmektir. Gerisi, kim ne derse desin, iflastır, kaostur, batıştır…
BTP NİN ÇARPICI SLOGANLARI –1 Ya Haydar Baş başa, ya perişan yaşa!
–2 Ya İş Aş Haydar Baş, ya işsiz aç dolaş!
–3 Ya Milli Ekonomi Modeli, ya Titanik Gemisine binmeli!
–4 Ya Vatandaşlık Maaşı, ya musalla taşı!
–5 Ya Bağımsız Türkiye, ya elveda ülkeye!
M.Emin Koç--TUNALIM... -
AÇIL KIZIM UTANMA,BU DEVRİN MODASIDIR..
''REÇETE''
Ey yüksek sosyeteye mensup modacı hanım,
Eğlence zümresinin başının tacı hanım,
Bu metod ki, sizlerin müsbet ilâcı hanım:
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
.
Yerindedir tahsilin, güzelliğin şahane.
Varsa Türk'ten tâlibin, bul çeşitli bahane.
Bir ecnebî hovarda yakalarsan daha ne? …
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
.
Flörtünün sayısı; en az on beş olmalı…
Kimisi hâlis züppe, kimisi keş olmalı…
Altın kolyen, kürk manton, taksin beleş olmalı.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
.
İç votkayı, şarabı; sokaklarda nâra at.
Medeniyet sizlerle yükselmektedir kat kat(!)
Çeşni ruha gıdadır, her gün bir yatakta yat…
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
.
Hiç durma twist öğren, her gün bir baloya git;
Tırnağını, yüzünü, dudağını boya git.
Sun'î peyke vâris ol, conilerle aya git.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır..
.
Bazen düz pantalon giy, traş ettir enseni.
Bin dolaş bisiklete, göster şöyle sen seni.
Kabahat ailende.. anlıyorum ben seni.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
.
Artist ol, filim çevir; ismine yıldız derler…
Bin kez kürtaj yaptırsan gene sana kız derler!
Çıplak resim çektirsen, ne şahane poz derler.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
.
Mayoyla endam göster, git jürinin önünde..
Mahremini teşhir et her birinin önünde..
Seçil bir kıraliçe imtihanın sonunda.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.
.
Hayır, inanma kızım! Bunlar hep istihzadır.
Namus, insanlar için en mukaddes meyvadır.
Gençlikte hissiyatın belki seni aldatır.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Haddinden çok açılmak soysuzun modasıdır.
.
Türk oğluna anne ol, iftihar et onunla;
Elin soysuz züppesi bağdaşamaz seninle;
Bu yurdun kızı isen şu sözü iyi dinle:
'Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Yapacağın düşüklük bize yüz karasıdır.'
.
Vur Emri(sh.292)
Abdurrahim Karakoç
TUNALIM... -
GERÇEK SEVDAYA ERİŞMEK
Her kulun gönlünde bir sevdası vardır. Sevda ise kişinin kimliğidir... Çünkü; insanoğlu gönlünde var olanla bir değerdir. Prof Dr. Haydar Baş; “insan, gönüldür gönül” tespitiyle bu gerçeği işaret etmiştir…
Hazreti Mevlana da bu gerçeği şu dizelerde dile getirmiştir; “Can konağını aramadaysan, cansın; bir lokma ekmek arıyorsan, ekmeksin. Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir: Neyi arıyorsan O’sun sen."
İnsanoğlu, kendine ayrılan ömür süresini; sevdası, dolayısıyla o yönde arayışı ile şekillendirir. Niyetini, gayretini hep o yönde sarf eder. Allah’ın uyanış ve hidayet nasip ettikleri dışında kalanlar, ömürlerini bu yolda bitirir ve yüce divana; içinden çıkamayacakları bir hesapla giderler...
Sevdası Allah olan öyle kutlu kimseler de var ki; onlar her işlerini sadece Allah’ın rızası istikametinde yönlendirirler. Sosyal yaşantısını O’nun istekleri; haram yada helalleri üzerine bina ederler. Bu sayede de Allah’ın sevdasına erişirler…
Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (r.a) şöyle demiştir: "Allah için sev, Allah için buğz et, Allah için dost ol ve yine O'nun için düşman ol. Çünkü Allah'ın dostluğuna ancak bu şekilde erişilir" (Y. Kandehlevî, Hadislerle Müslümanlık, III, 1123).
Her nimet, mutlak manada külfeti gerektirir. Sevda da bir nimet olduğuna göre, ona ulaşmak için bir gayret gerektirecektir. Kulların Allah’ı sevdiğini iddia edipte kuralsız ve ibadetsiz yaşamayı tercih etmeleri, külfetsiz nimete erişebilecekleri iddiasında bulunanların durumuna benzemektedir.
Allah’ı sevdiği iddiasında bulunanların sevdası ise O sevda yolundaki gayeti ile orantılıdır. Allah sevgisine, ancak O'nun emirlerine uymak ve Peygamberi'nin yolundan gitmekle ulaşılabileceği Kur’an da şöylece haber verilmiştir.
Allah Teâlâ; “(Resûlüm) De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafur'dur, Rahim'dir.” (Alû İmran, 3/31)
Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed(sav)Efendimiz Allah için sevenler hakkında da şu müjdeyi vermiştir; “Âllah Teâlâ kıyamet gününde "Benim için birbirlerini sevenler nerede? Onları gölgemden başka gölge bulunmayan bir günde Arşın gölgesinde gölgelendireceğim" buyurur (Müslim Birr ve Sıla, 161).
Bu bilgiler ışığında yarın huzuru mahşerde yalancı durumuna düşmemek için herkesin kendi sevdasını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir.
Selam olsun gerçek sevda sahiplerine…
Uğur Kepekçi-TUNALIM... -
PROF DR.BAŞ'TAN ÇALIYORLAR;NOBEL ÖDÜLÜ ALIYORLAR..
BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş hariç, dünyanın hiçbir yerinden, hiçbir bilim adamından yeni bir model, yeni bir çare ortaya koyan yok.
İnsanlık, 20–25 sene önce tarihe karışan Sosyalizmden sonra, liberal kapitalizmin çöküşünün de şokunu yaşıyor. Hafta sonu, biri Türkiye’de, diğeri ABD’de iki tane önemli zirve yapıldı. Türkiye’deki zirve, BTP’li Bursa Ovaakça Belediyesi’nin Kongre Sarayı’ndaki Uluslararası sempozyum… BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ekseninde Küresel Krizden ve Terörden Kurtulmanın Çözüm Yolları konulu sempozyuma, yurtiçinden ve yurtdışından birçok bilim adamı iştirak etti.
Ovaakça’daki uluslar arası sempozyumda insanlık için çare vardı, çözüm vardı, somut projeler vardı. Prof. Dr. Baş’ın sunduğu çözümlere birkez daha dikkat çekildi. İnsanlığın, Amerika’dan başlamak üzere kapitalizmin toptan çöküşüyle yaşadığı ekonomik bunalımdan hangi yöntem ve modelle kurtulacağı
ABD’deki toplantıda ise, Başkan G. W. Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso bir araya geldiler. Zirveden acziyet çıktı, çaresizlik çıktı. Dünya liderlerini bir araya toplama kararı çıktı. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy açık konuştu: “Aynı ekonomik anlayışla devam edilemez; devam edilirse, aynı sorunlar, aynı felaketleri tetikleyecektir.” Liberal kapitalist anlayışı sürdürürsek, daha büyük felaketlerle karşılaşacağız, yeni bir açılım ve yeni bir yol bulmamız lazım diyor özetle.
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş hariç, dünyanın hiçbir yerinden, hiçbir bilim adamından yeni bir model, yeni bir çare ortaya koyan yok.
Liberal kapitalizmin çöküşüne dair bölük–pörçük değerlendirme yapanlar da Prof. Baş’tan çalıyorlar.
Ovaakça’daki uluslararası sempozyumda tebliğ sunan Bakü Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Khosrov Kerimov, bilim adına çok önemli bir ifşaat yapıyor. Prof. Dr. Kerimov, Rusya’dan Avrupa’ya, Amerika’ya pek çok ülkede ve üniversitede, isim ve referans zikredilmeden Prof. Dr. Baş’ın modelinden alıntılar yapıldığına dikkat çekiyor. Bilim dünyası ve insanlık ailesi, Prof. Dr. Baş’ı referans göstererek veya göstermeyerek Milli Ekonomi Modeli’nden istifade etmeyi sürdürüyor. Nitekim ABD Başkan adayı Barak Obama, 165 milyar dolarlık tüketici kesime yardım paketini açıklayan Başkan Bush’a, bu, senin görüşün değil, aslı 250 ve 500 YTL maaş olan Milli Ekonomi Modeli’nin projesidir, diyor açık açık.
Prof. Dr. Kerimov, şu örneklerden söz ediyor. Diyor ki Prof. DR. Kerimov, Rusya Bilimler Akademisi’nden Bagamolof, Post Sosyalist ülkelerin toplum ve devletinin, bundan böyle nasıl olması gerektiği konusunu irdelediği bilimsel makalelerinde, Prof. Dr. Baş’ın modelinden esinlenerek Sosyal Devlet olması gerektiği anlatıyor.
Sadece Doğu’da değil, Batı’da da Prof. Dr. Baş’ın model ve ideaları, bilim adamları ve ekonomistlerin esin kaynağı…
Prof. Dr. Kerimov’un anlattığına göre, benzer vaziyeti, Amerika’da Başkan’ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin üyelik ve başkanlığını, daha sonra da Dünya Bankası’nın baş iktisatçılığını yapan Prof. Dr. Joseph Stiglitz sergiliyor. Prof. Dr. Stiglitz, Nobel ödülü de alıyor.
Prof. Dr. Stiglitz, Prof. Dr. Baş’ın model ve tez halinde insanlığın önüne koyduğu ekonomi görüşlerinden ve iktisat matematiğinden aldığı bazı pasajları kendi bilimsel görüşüymüş gibi yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Son zamanlarda da güya IMF karşıtı söylemlerle dünyayı turluyor.
Prof. Dr. Kerimov, bu akademisyen arkadaşların yapmaları gereken iş, ilim haysiyetine uygun olarak referanslarını açıklamaları, sosyalizm ve kapitalizmde rastlanılması mümkün olmayan bu görüşlerin kaynağı Milli Ekonomi Modeli’dir, sahibi de Prof. Dr. Baş’tır diye açıklama yapmalarıdır, diyor.
Anlayacağınız, sadece Türkiye’deki öğleden sonra günaydın denmesi gereken siyasetçiler ve ekonomistler Prof. Dr. Baş’ın çözümlerini kendilerininmiş gibi seslendirmiyorlar; yabancılar da aynı şekilde çalıyorlar. Prof. Dr. Baş’tan çalıyorlar, Nobel Ödülü alıyorlar.
Halbuki taşıma veya çalma su ile, değirmen dönmez.
Mehmet Emin Koç--TUNALIM... BTP NİN ÇARPICI SLOGANLARI –1 Ya Haydar Baş başa, ya perişan yaşa!
–2 Ya İş Aş Haydar Baş, ya işsiz aç dolaş!
–3 Ya Milli Ekonomi Modeli, ya Titanik Gemisine binmeli!
–4 Ya Vatandaşlık Maaşı, ya musalla taşı!
–5 Ya Bağımsız Türkiye, ya elveda ülkeye! -
TÜRKİYE'DE BU GÖTÜRME OLAYLARINI KİMSE İPLEMİYOR
Bana göre Türkiye'de bu "Götürme " haberlerini kimse iplemiyor...
----Bana kimse bu tür olayların bu adamların tekrar seçilmesine etkisi olur demesin ,bizim Millet'te acayip bir “empati “ yeteneği var,
--- Nasıl yani abi ?
--- Nasıl olacak ;” empati” demek , kendini karşısındakinin yerine koymak demek
--- Eee ?
--- Eee si bu ; kendini onların yerine koyuyor ve “ben de olsam götürürdüm anasını satayım” diyor ve biz de” ulan bu adamların ne kadar fazla götürme olayı ortaya çıksa yine de yükselişteler ne iş bu kardeşim ?” diyoruz ,
--- ”götürüyorlar ama iş de yapıyorlar be abi “ yalakalığı da var
--- O yalakalık , yani ; “abi iş yapsınlar da götürsünler , eskiler hem götürüyor hem de bir çivi bile çakmıyordu ,bunlar yine metrobüs falan yapıyorlar “gibi salak muhabbetlerin tek suçlusu bunlar değil , bunların kökü derinlerde,
--- Taa Osmanlıya mı dayanıyor ?!
--- Yok deve , Selçuklulara bile gidiyor !,
--- Bence parayı ilk icat eden “ Lidya” lılara kadar gider !
--- Geyiği bırak da , ne olacak ? yani bu işler bize kader olarak iyice yapıştı mı yani ?
--- Hani belin ağrır da” yakı” yapıştırırsın ya ve sökerken acıdan gözlerinden yaşlar gelir ve sırf sökmenin acısını bildiğinden sökmeyi hep ertelersin , bu iş de aynen öyle , bu “yakı” deva olsun diye yapıştırıldı ve aslında hiçbir şeye yaramadı ama sökmek de g... istiyor ve zart diyoruz zurt diyoruz adamları idare ediyoruz ,zonra da , “Bulgarlar ,Romenler bile işi yırttı” deyip , hala bu “deve güreşi”ni seyrediyoruz...
---- yuh bize ulan yuh...
Deli ve deli...
Deliormanlı---Tunalım