http://netlog.com/tunalimMehmet TunabaşTunabaşMehmettunalimhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/822/54822018.jpgTürkiyeÇanakkale tunalim profil sayfası

tunalim

erkek - 59 yaş, Çanakkale, Türkiye


RSS bildirimi

Blog / Etiketler / OLDU

Tüm blog mesajlarını göster

'OLDU' etiketine sahip blog mesajları:


  • BİR GARİP OLDU ŞU BENİM GÜZEL ÜLKEM.

    Değişim süreci, gelişim süreci, çağdaşlaşma, demokrasi, batılılaşma, Avrupalılaşma, özgürlükler derken, insan hakları açısından; toplum olarak çok da yol kat etmediğimiz meydana çıkmaktadır. İnsanlar kendi istekleri doğrultusunda bir hak elde etmeye çalışırken, karşılarına çıkan engelleri demokrasi karşıtı olarak değerlendirirken, bu engelleri ortadan kaldırmak için ortaya koyduğu her türlü mücadeleyi meşru görürken, başkasının istek ve arzularına karşı maalesef kendi hakkı kadar cömert davranmamaktadır.

    Son günlerde, başörtüsü konusunda tabir yerindeyse “bir kaşık suda fırtına kopartılmaya” çalışılmaktadır. Bu konuda yeni yeni kavramlar bile oluşturulup, tartışmalar bu eksende devam etmektedir. Kamuoyunda bu konudaki tartışmalar “mahalle baskısı” kavramı etrafında devam ederken, ağzı olan konuşmakta, örtünmek isteyen kadının onuru ile oynanmaktadır. Dinin temel kuralları uzman olmayan sözüm ona konuşmacı ve yazarlar tarafından ulu orta tarumar edilmektedir. Bizim ülkemizde adettir, konu din olunca; “ağzı olan herkes konuşur” (!)

    Halbuki; “Din Allah’ındır.” Kuralları O koyar, kula teklif eder, kurallara uyan yada uymayanın hesabını da O görür. Gerisi boş uğraştır..! İnsanlar yaşamış oldukları hayatta bu konuda kendi kalplerinde olanı ortaya koyduklarının pekala farkındadırlar. Bu konuda samimi olsalar; dinin temel kaynakları olan Kur’an ve sünneti hakem kabul edip Ona başvurmaları gerekirken, kendi akıllarını rehber kabul etmek yolunu seçmektedirler. İşte bu konuda uyarıcı hüküm;

    “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, onun hakkında hüküm vermek (yetkisi), Allah’ındır. İşte bu (hâkimiyet sahibi) Allah, benim Rabbimdir. Ben yalnız O’na tevekkül ettim ve ben yalnız O’na dönerim.” (42/Şûrâ, 10)

    “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlere (düzmece ilahlara) tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (12/Yusuf, 40)

    Psikolojik baskı anlamında“Mahalle baskısı” kavramını ve tesirini kökten inkar etmek yanlış olduğu gibi, etkileşimi sadece psikolojik baskı unsuruna bağlamak da yanlış olur. “Mahalle baskısı” kavramında anlatılmak istenen çevre baskısı, “çevre ne der” psikolojik baskı unsurudur. Tartışmayı bu boyutlara taşıyanların elini vicdanına koyarak düşünmelerini istiyorum.

    Türk toplumunda batılılaşma süreci başlamadan önce çevre baskısı diye adlandırılan ayıplanma korkusu sayesinde hiç olmazsa büyüklere saygı duyulur, çevreden utanılarak hak ve hukuka, ahlaki kavramlara daha fazla riayet edilirdi. Bu tutum sayesinde sokaklarda aleni suç işlenmez, ahlak dışı davranışlardan kaçınılırdı.

    Batılılaşma süreciyle birlikte; kuşak çatışması ve gericilik suçlamalarıyla, gençlere baskı yapıldığı bahane edilerek adeta genç kuşaklar daha eski kuşaklardan( yaşlılardan) koparıldı. Yani, ayıplanma korkusunun etkileri ortadan kaldırılmaya yüz tuttu. Babanın evladına söz geçiremediği, suç oranlarının artışı, suç işlemelerin, hak aramaların organizeli örgütleşmeye doğru gittiği, insanların can ve mal güvenliğinin garanti altında olmadığı şu zamanda şimdi birileri çıkmış; “baş örtüsü konusunda yapılacak bir düzenlemenin “mahalle baskısı” oluşturup bu konuda toplumda gerilim katsayısının yükseleceğinden bahsetmektedirler. Bu asılsız bir korkudur, korkudan çok saptırmadır.

    Bu konudaki arzu; kişilik haklarıyla alakalı çarpıklığın ortadan giderilmesine yöneliktir, yani şahsın kendisine aittir.

    Dinimiz bu konuda da hükmü koymuş; “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu(Allahü teâlânın emir ve yasaklarına karşı gelen ve ibâdetten alıkoyan şeytânî varlık ve güçler.) tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Bakara; 256)

    Müslüman kadının inancından ötürü istediği şekilde örtünmesine, suni kavramlar üreterek, etrafında suni korkular oluşturarak engel olmakla bir yere varmanın mümkün olmadığını, anlamının zamanı geldiği kanaatindeyim. İşte istenen ve özlenen hoşgörü ortamı bu şekilde yakalanmış olur. “mahalle baskısı” mı? Güldürmeyin insanı(!)

    Uğur Kepekçi

    TUNALIM..

  • NE OLDU BİZE?..

    Bir milleti millet eden değerleri ortadan kaldırırsanız, O millet millet olmaktan çıkar. Görünen manzara ve üzerimizde oynanan oyunlar göstermektedir ki halimiz pek de iç açıcı değildir.
    Ne oldu bize?
    Dünyaya medeniyet, özgürlük ve insan hakları dağıtan bir millet idik, şimdi medeniyetsizlerden medet umar olduk.
    Ne oldu bize?
    Türk olmanın, “Türküm” demenin başka bir gururu vardı. Lazımız, Çerkezimiz, Kürdümüz, Arabımız, Acemimiz vardı. Farklı dillerde konuşsak da özde bir idik. Şimdilerde Türküm demek nerdeyse suç oldu.
    Ne oldu bize?
    Vatanın bölünmez bütünlüğüne söz söylemek şöyle dursun, yoluna ölmek en büyük gururumuz idi, şimdilerde pare pare satar olduk.

    Ne oldu bize?
    Bağımsızlık Türk milletinin en büyük karakteriydi. Egemenliğimizi AB ye devretmek için yarış eder olduk.
    Ne oldu bize?
    Devlet malı; tüyü bitmemiş yetim hakkı sayılırdı, şimdi onsuz yemek katıksız yavan ekmek oldu.
    Ne oldu bize?
    Devletin ve milletin kutsalları kırmızı çizgileri vardı, ne kırmızı ne kara ne beyazımız kaldı.
    Ne oldu bize?
    Gavurun ekmeğini yiyenler gavurun kılıcını çalardı. Şimdi Vatanın ekmeğini yiyenlerden vatana kılıç çalanlar türer oldu.
    Ne oldu bize?
    Bir zamanlar esaret altında olanlar, gönderlerine ay yıldızlı bayağımı asar, gölgesine sığınırdı. Şimdi bayrağım birilerinin gözüne batar oldu.
    Ne oldu bize?
    Hak dinimiz İslam vardı, başka bir şey bilmez tanımaz idik, ak kara biri birine karıştı şimdi dinler bahçesine döndük.
    Ne oldu bize?
    En büyük şeytanlarımız vardı, şimdi şeytanla yatar kalkar olduk. Bir de şeytanın emrine amade olduk. Bir de üstüne en iyi müttefik.

    Ne oldu bize?

    Aziz vatan toprakları üzerinde kara bulutlar oluşmuş. Kargalar üşüşmüş, baykuşlar ötüşmüş. Yarınlarımız ipotek altına alınmış. Ölümü gösterip sıtmaya razı edilmiş, ölümü bekleyen bir hasta konumuna düşürülmüşüz.

    Şimdi düşünme, uyanma zamanıdır. Görmek istemeyenlere, göstermek istemeyenlere rağmen, millet olup bitenlerden mutlaka haberdar edilmeli… Milletimiz narkoz yemiş hasta konumundan bir an önce kurtarılmalı. Zaman milletimizin aleyhine işlemektedir.

    Düştüğümüz durum ne kadar vahim manzaralar içerse de çare yine bizdedir. “bahçe biziz bağ bizdedir.”

    Ne demişti Atatürk; “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
    Haydi her kes bir yerden başlasın, nefislerinizi, enaniyetlerinizi bir kenara bırakın; gün kuvvayi milliye günüdür. Başka zaman yoktur. Ve başka Türkiye yoktur.

    TUNALIM...