<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="FeedCreator 1.7.2" -->
<rss version="2.0"  xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >
    <channel>
        <title>Mehmet Tunabaş blogu</title>
        <description>Mehmet Tunabaş blogu</description>
        <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog</link>
        <lastBuildDate>Tue, 10 Nov 2009 19:33:30 UT</lastBuildDate>
        <generator>FeedCreator 1.7.2</generator>
        <image>
            <url>http://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/822/54822018.jpg</url>
            <title>tunalim</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim</link>
            <description>tunalim</description>
        </image>
        <item>
            <title>ATATÜRK’ÜN MİLLİ MİSYONUNA DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VA</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=10409952</link>
            <description>BTP’DEN 10 KASIM MESAJI                                                                                                            &lt;br /&gt;GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN 71. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. HAYDAR BAŞ BİR MESAJ YAYINLADI.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Kardeşlerim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 71. yıldönümünde milletçe teessürle anılmakta, büyük misyonu ve eserlerine vurgu yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphesiz O'nun en büyük eseri, milli irade, milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleri üzerine kurulu olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletin bağrından çıkarak yedi düvele karşı verdiği savaşta galip gelen “Ya İstiklal, Ya Ölüm” diyerek Türk Milleti'ni onuru ve şerefiyle ayağa kaldıran bu büyük lidere O’nun bu mesajlarına ne kadar da muhtaç bulunduğumuz acı bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçek acıdır, çünkü günümüz Türkiye’si, yıllardır AB-ABD-IMF güdümünde izlenen politikalar nedeniyle devleti ve milletiyle tasfiye edilme ve tarihe gömülme sürecine girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin 86. kuruluş yıldönümünde, anayasayı ve Atatürk ilkelerini rafa kaldıran dünün Sevr şartları, bugün AB Müktesebatı ve şartlarına uyarlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz etnik kökene dayalı azınlık tanımı ve terör açılımıyla tarihin en kritik sürecine girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan toprakları satılmakta, milli servet yapılan özelleştirmelerle elimizden çıkma noktasına gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devasa boyutlara ulaşan borçlar Türkiye’yi ipotek altına almış, bizi biz eden milli kimliğimiz yok edilir bir hale gelmiştir, bütün bu vahim şartlarda bugün yeniden bir Kuvay-i Milliye'ye ve bir milli şahlanışa ihtiyaç vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her vatan evladına yüklenen görev bizzat Atatürk’ün diliyle Türk İstiklal ve Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Atatürk, bu misyonu ve fikirleriyle bugün taptaze bir gündemle aramızdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Kasımlar bize bu misyonun gereğini hatırlatmalı, bu muhasebenin yapıldığı zamanlar olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk milleti olarak bugün tehlikeye düşen bağımsızlığımıza, vatanımıza, devletimize yeniden sahip çıkmak, istikbalimizi yeniden emniyet altına almak görevini ifa etmekle Atatürk’ün gaye ve hedefleriyle bütünleşmiş olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenliği ve bağımsızlığıyla var oldukça Atatürk de aramızda yaşayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Atatürk’ün Milli Misyonu’na çok daha ihtiyacımız olduğunu vurgular, Aziz Milletime saygılar sunarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar BAŞ&lt;br /&gt;BTP GENEL BAŞKANI                    (TUNALIM...)</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Tue, 10 Nov 2009 20:28:56 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>“ŞEHİTLER ÖLÜR, VATAN BÖLÜNÜR” MÜ DİYELİM..!</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=10111675</link>
            <description>AKP Hatay Milletvekili Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Prof. Dr Mustafa Öztürk, yaptığı bir konuşmada bakın neler döktürmüş; &lt;br /&gt;“Benim inancıma göre bir cenaze veya şehit olduğu zaman arkasından bağırılmaz. Yani şu slogan söylenmez kusura bakmayın, 'Şehitler Ölmez Vatan bölünmez'. Bir kere böyle bir slogan yok yani. Ama tabii ki arkadan cenaze giderken saygı ölçüsünde hürmet ölçüsünde tevazül ölçüsünde hareket vardır. Bir yandan terörü önleyelim diyoruz ama terörist başının propagandasını yapıyoruz. Zaten terör bunu istiyor daha fazla bağırsınlar ki gündemde kalayım diyor. Dolayısı ile el altında bu propagandalarla birilerini gündemde tutuyoruz buda bana göre fevkalade yanlış bir olay.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakınız değerli dostlar, AB ve ABD zihniyetinin ve içimizdeki taşeronlarının “Milli ve dini bütünlüğümüzü yok etmek, tepkisiz, idealsiz ve savunmasız bir millet oluşturmak” niyet ve karalılığında olduğunu, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey sürekli dile getirmiyor muydu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletimizin en hassas olduğu noktalarda bile saptırma ve yok etme faaliyetlerine devam eden AKP zihniyetinin hala gerçek yüzünü görmemeğe devam mı edeceksiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sureti haktan görünüp, işin aslını cilalayarak, boyalayarak, saptırarak, hem de bunu hak adına yaptığını savunmaları, size bir şeyleri, ahir zaman fitnesini hatırlatması gerekmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye bir slogan yokmuş ve bu PKK propagandasıymış… &lt;br /&gt;Pes doğrusu, Sayın vekil! Ne diyelim yani “şehitler ölür, vatan bölünür” mü diyelim!&lt;br /&gt;Bu yetmezmiş gibi slogandan rahatsızlık sebebini de inancınızın gereğine bağlıyorsunuz. Buna da ayrıca pes… Eğer inançlı biri iseniz şehitlerin ölmez olduğunu beyan eden ayeti gayet iyi bilmeniz lazım… Hem onların ölü değil diri olduklarını yüce Kur’an haber vermiyor mu?  “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.”(Bakara Suresi; 154. Ayet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatanın bölünmez bütünlüğünü istemek ve haykırmak, dua ve temenni etmek de ayrıca duaların en büyüğüdür… Neden sizi rahatsız etti acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi AKP ye oy veren dindarlar, hacılar, hocalar, pek muhterem hoca efendiler, seçtikleri bu arkadaşlarının iktidar uğruna nerelere geldiğini görecek ve seçim zamanı gerekli dersi vereceklerdir umarım…&lt;br /&gt;Küçük çıkarlar, büyük inanç ve ideallerin önüne geçmezse tabi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Tue, 03 Nov 2009 20:29:17 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>TELEVİZYON DİZİLERİNİN AMACI NEDİR?</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=9958561</link>
            <description>Bir milletin kültür yapısının, inancının, örf ve adetlerinin, töresinin, bu kadar açıkça bozulmaya çalışıldığı, Türkiye’den başka bir ülke var mı derseniz, peşinen; “asla yoktur” diyebiliriz. Eskiden televizyonlarda uzun soluklu yabancı pembe diziler oynardı… Rahatsızlık duyardık ama “yabancılardaki aile yapısı böyledir, onlarda bu tip şeyler normaldir.” Gibi cümlelerle geçiştirirdik… Kendimizi, çoluk çocuğumuzu bir parça da olsa yabancı dizlerin etkisinden böylece korumaya çalışırdık… &lt;br /&gt;Bazı kanallarda birazda olsa sansür uygulanır, Türk aile yapısı yetersiz de olsa kısır çabalarla korunmaya çalışılırdı… &lt;br /&gt;Ama şimdilerde oynatılan sözüm ona yerli diziler, gerek senaryo, gerek oyunculuk bakımından yabancı dizileri aratmayacak kadar sansüre layık ve Türk kültürünü yok etmeye yöneliktir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dediklerimize örnek aramak için öyle çok çabaya gerek yoktur. Herhangi bir kanalda, herhangi bir diziye bakınca, ne demek istediğimizi anlarsınız… Yemek sofralarında içkiler, evlilik ve ahlak dışı ilişkiler, gayri meşru çocuk edinmeler, misyonerlik faaliyetleri, şeytana bile pabucu ters giydirecek düşmanlıklar, sahtekârlıklar, dolandırıcılıklar, törelerimizi aşağılayıcı söz ve fiiller v.s…v.s…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani sizin anlayacağınız, kötülük ve bozgunculuk adına, bir milletin benliğini yok etmek için akla hayale bile gelemeyecek kadar tehlikeli diziler oynatılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupalılaşma sürecinde sansür mü olur? Özgürce her senaryo sahnelenmeli diye yavaş yavaş milletin kafasına zararlı fikirler aşılandı ve sonunda gelinen nokta meydandadır. Milletimizin evlatlarının akıl ve gönülleri zararlı fikirlerle donatılmış, her evde bir ya da birkaç dizi hayranlığı oluşturularak, adım adım koca bir millet; tarihinden, inancından, kültüründen uzaklaştırılmaktadır.Görünen o ki Türk aile yapısı korkunç tahribatlarla karşı karşıyadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletimiz üzerinde oynanan bu oyunların bozulabilmesi için; para ve şöhretten başka maksatları olmayan, medya patronlarının, reyting uğruna yaptıkları yanlıştan geri dönmeleri gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihimizi ve kültürümüzü, tanıtacak ve koruyacak, dizi ve programlar yaparak, millet olma vasıflarımız yeniden canlandırılması lazımdır. Yoksa bu toprakları koruyacak, ihya edecek ve kollayacak ruha sahip vatan evlatlarını bulmakta zorlanır ve tarihten silinir gideriz. Bizden hatırlatması!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2009 03:11:09 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=9603596</link>
            <description>1878 Yılında Berlin Konferansı’nda ortaya atılan Kürdistan senaryosu günümüzde ecnebilerin yerli taşeronları tarafından hayata geçirilmek istenilmektedir.&lt;br /&gt;Tarihsel sürece baktığımızda görülecektir ki, Kürdistan Senaryosu’nun arkasındaki gerçek Büyük Ermenistan Devleti idealidir. Zira Berlin Konferansı’nda Ermeni Patrik’i Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni Devleti kurulması için teklif vermiştir.&lt;br /&gt;Sevr Antlaşması’nın 62. ve 64. maddelerine göre ise İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerse Birleşmiş Milletler’e başvurup bağımsız bir devlet olma talebinde bulunabileceklerdi.&lt;br /&gt;1912 yılında T. Wilson, Wilson ilkelerinde Türkiye sınırları içerisinde Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını salık veriyordu.&lt;br /&gt;SEVR HORTLATILMAK İSTENİYOR.&lt;br /&gt;Lozan’da Lord Curzon: “Şimdi bu masada verdiklerimizi yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde bir bir geri alacağız diyordu.&lt;br /&gt;Ülkemizin düştüğü borç batağı, yaşadığımız ekonomik kriz, milletimizin düştüğü psikolojik buhranlar ve oluşturulan sanal gündemlerle milletimiz daha zor günlerin kendisini beklediğini maalesef algılayamamaktadır. Türk Milleti karda donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor fakat ne yazık ki öldüğünün farkında değilsin.&lt;br /&gt;KÜRT SORUNU YABANCI MENŞELİDİR.&lt;br /&gt;20 Aralık 1919 tarihindeki Paris Konferansı’nda yer alan ve Kürt delegesi olarak seçilmiş olan Şerif Paşa Ermeni asıllıdır. Güya Kürtlerin sorunlarını dile getirmektedir fakat Ermeni ideallerine hizmet etmektedir.&lt;br /&gt;Zira PKK’da Ermeni terör örgütü ASALA’nın devamıdır. MİT raporlarına göre Şanlıurfa ili, Halfeti İlçesi, Ömerli Köyü’nde doğan Apo’nun asıl adı Artin AGOPYAN’dır. Babası ise Suriye asıllı Ömer isimli bir Ermenidir.&lt;br /&gt;Ve hafızalarımızı biraz tazelersek Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin %80’inin sünnetsiz olduğu bir realitedir. Öcalan’da İmralı’daki görüşmelerinde ASALA ile 1980 lerde birlikte hareket ettiklerini ve toplantı düzenlediklerini itiraf etmiştir. Öte yandan ÖCALAN Papa’ya yazdığı mektubunda Hıristiyanlık dinine çok yakın olduğunu belirtmiştir. PKK eylemlerinde en çok katledilen ise Kürt vatandaşlarımız olmuştur.&lt;br /&gt;Binaenaleyh bunların ne Kürtlükle ne de Müslümanlıkla uzaktan yakından alakaları bulunmamaktadır. Bunlar küresel güçlerin maşalarıdır. Amaçları Türkiye’yi parçalayıp bizleri küresel dünyanın uşağı haline getirmektir.&lt;br /&gt;16.02.1999 yılında Kenya’da Abdullah ÖCALAN yakalanınca Vatikan: “1918 yılından beri Kürtler bağımsızlıklarını bekliyorlar.” açıklamasını yapmıştır.&lt;br /&gt;Lozan’da Musul meselesi konuşulurken İngilizler Şeyh Sait’i kullandılar. Fransızlarla Hatay mevzusu konuşulurken Dersim İsyanı gerçekleşti, Türk ordusu Kıbrıs’taki kıyıma dur deyince ASALA örgütü devreye girdi.1984 yılında ise Ağır sanayi yatırımları ile birlikte GAP’ın gerçekleşmesi sayesinde Türkiye’nin kalkınması ve bölgedeki suyu kontrolü sağlanacakken Amerika’nın düğmeye basmasıyla PKK devreye sokulmuştur. Apo’nun: “Şeyh Sait’in devamıydım, kullanıldım. Batılı ülkelerden yardım alarak Türkiye’ye karşı savaştım.” açıklamaları tespitlerimizi doğrular niteliktedir.&lt;br /&gt;ARZ-I MEV’UD’DA KÜRT KARTI&lt;br /&gt;ABD’ nin Irak’taki Kürtleri kışkırtması üzerine; Saddam’ın Kürtleri yok etme kararı alması ile ABD bölgeye çekiç güç yolladı. Çekiç güçle birlikte bölgede 1000 olan PKK’lı terörist sayısı 25.000 ‘ e çıktı.&lt;br /&gt;Kürt sorunu bilhassa Körfez krizi ile birlikte ABD Kongresi’nin gündemine gelmekle beraber, Rum ve Ermeni Lobileri’nin aksine, Yahudi Lobisi’nin desteğini alarak ortaya çıkmıştır. İsrail’in Ortadoğu’da son derece zayıflamış bir Irak istemesi ile birlikte Körfez Savaşı boyunca Saddam Hüseyin’in İsrail’e Scud Füzeleri’ni göndermesi; ABD Kongresi’nde Yahudi Lobisi’nin Kürt ayrılıkçılığını desteklemesine neden olmuştur.&lt;br /&gt;İsrail Kürtlerin Araplar içerisinde yaşayan bir azınlık olduğunu ve kendileri için iyi bir müttefik olduğunu gördü. Kürtler İsrail’in sadık hizmetçisi yapılmak istenmektedir.&lt;br /&gt;Öte yandan Washington’da kurulmuş olan bir think-tank kendisini bir Kürt Devleti kurmaya adamıştır.&lt;br /&gt;Washington Institute for Near East Policy (Yakın Doğu Politikası için Washington Enstitüsü ) adlı bu kuruluş hedeflediği Kürt Devleti’ne Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da dâhil etmek istemektedir.&lt;br /&gt;Amerikan, Yahudi Basınının önemli yayın organlarından biri olan Washington Jewish Weekly’ de Ortadoğu’daki sorunların Kürtlerden kaynaklandığını Self-Determinasyon ile bunların kaderlerini tayin etmesi gerektiğini belirterek hedeflerini açıkça ortaya koymaktadırlar.&lt;br /&gt;İran-Irak Savaşında Kürtler İran aleyhinde kullanılmıştır. Daha sonra ise Yahudiler Irak’ın kuzeyinde bir Kürt Devleti, ortasında bir Sünni Devleti ve güneyinde bir Şii Devleti kurma amacındaydılar ve bugün buna kısmen ulaşmışlardır. Kürtler’in kullanılmasının amacı çok açıktır. “Ortadoğu’da –bu Müslüman Coğrafyasında- İsrail’den büyük devlet olmaması istenmektedir.&lt;br /&gt;BİZ TEK MİLLETİZ, BİZİ KİMSE AYIRAMAZ.&lt;br /&gt;Türk Milleti denildiğinde bir inançtan mürekkep millet anlaşılmaktadır. Ve bunun meydana gelmesinde kader ve tensib-i İlahi’nin etkileri inkâr edilemez. Türk Milleti’nin oluşmasında tarihi karabetin, ahlâki karabetin, akrabalığın özellikle “din birliğinin” önemi çok büyüktür.&lt;br /&gt;Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilk yıllarında uyguladığı nüfus politikasında da bu bilinci görmek mümkündür. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye nüfusunun elden geldiğince Müslümanlardan oluşması için çaba sarf etmiştir. Atatürk, “etnik” olmadıkları halde Müslüman kimliği ile Türkiye’ye bağlı olan Boşnaklar, Çerkezler gibi azınlıkların Türkiye’ye göç isteklerinin hepsini olumlu karşılamıştır. Hatta bazı tarihçiler bu politika nedeniyle Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği’nin bir yönden de “Müslüman Milliyetçiliği” olduğunu söylerler.&lt;br /&gt;DİL FARKI MİLLİYET AYRIMINA SEBEP DEĞİLDİR.&lt;br /&gt;Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın gerek kültürel gerek dini bakımdan birbirlerinden farkları olmamasından dolayı etkileşimleri fazla olmuştur. Her milliyet farkının dil farkını gerektirdiği ama her dil farkının milliyet farkını gerektirmediği sosyolojik bir gerçektir. Amerika’da yaşayan zenciler asimile olarak dillerini yitirmişlerdir fakat herkes bilir ki onlar milliyet bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır.&lt;br /&gt;İSLAM BÖLÜCÜ DEĞİL BÜTÜNLEŞTİRİCİDİR.&lt;br /&gt;Kürtler ve Türkler de bir arada yaşamaları hasebiyle birbirlerini etkilemişlerdir. İslâm Medeniyeti’nin bir gereği olarak birbirlerine farklı göz ile bakmayan bu iki topluluk kardeşlik duyguları içerisinde birbirlerinden kız alıp kız vermişler, kan kana karışmıştır. Taki bölücü unsurların ortaya çıkıp siz birbirinizden farklısınız deyip nifak tohumlarını aralarına ekene kadar…&lt;br /&gt;Bu ayrılığı körükleyenler de elbette ki bu kardeşçe duygulara sahip olmayan ve İngiliz casusu Lawrence gibi Ermeni Şerif Paşa gibi Kürtlerin içlerine sokulan bir grup hain tarafından yapılmıştır.&lt;br /&gt;KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME.&lt;br /&gt;Tarih ilmi, geçmişten ders alınarak, geleceğe sağlam adımlarla yürünmesi için yol gösterici bir ilimdir. Tarihten ders alındığı müddetçe, tarih tekerrür etmez.&lt;br /&gt;Hicaz’da Müslüman Arap kardeşlerimiz kandırılmış; kendi ailesini, kendi vatanını bırakıp kutsal toprakları korumaya giden Osmanlı askerleri Arap hançerleriyle can vermiş, üzerlerindeki her şeyleri(iç çamaşırları dâhil) bedeviler tarafından yağmalanmıştır. Bugün aynı oyun doğudaki Kürt kardeşlerimiz üzerinde oynanmaktadır. Buradan onlara sesleniyoruz: Kürt kardeşlerimiz oyuna gelmeyiniz, akıttığınız kan Müslüman kanıdır. Dış mihrakların Kürtleri düşündüğü falan yok onların amacı, Büyük Ermenistan’dır, Arz-ı Mev’ud hülyalarıdır. Bugün Arap Yarımadasına bakıp ibret alın. Onlar da dün sizin gibi kandırıldı ve bugün İsrail’in amaçlarına hizmet etmek için kanları akıtılıyor, namusları kirletiliyor, evleri başlarına yıkılıyor. Hülasa yüzleri gülmüyor. Eğer bu oyuna gelirseniz sizin de yarın akıbetiniz hayrolmaz.&lt;br /&gt;EL ELE VERELİM BU OYUNU BOZALIM.&lt;br /&gt;Gerçekleştirilmek istenilen nihai hedef Federatif yapı, Otonomi ve bunların akabinde parçalanmadır. Ortadoğu çok bilinmeyenli bir denkleme benzer parçalardan birinin değişmesinin diğerlerini etkilememesi imkânsızdır. Kürtler’in kullanılması domino etkisi yapacaktır ve bölge bir kez daha çıkmaza sürüklenecektir.&lt;br /&gt;Ülkeleri bölüp parçalamanın o ülkenin çıkarlarına fayda sağlamayacağı aşikârdır. Eğer tarih tekerrürden ibaretse geçmişteki hüsran dolu tabloların yaşanmaması için oyunun Emperyalizm-Siyonizm menşeli olduğu görülmelidir. Aksi takdirde geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalacaklardır. Unutmamalıyız ki, ağaçtan düşen yaprak rüzgârın oyuncağı olur. Ortada ki müthiş hadisenin çaresi ise Osmanlı’nın 6 asır uyguladığı “İslam Kardeşliği” fikri, Atatürk’ün “Müslüman Milliyetçiliği” ideolojisidir.&lt;br /&gt;Burak EVCİ-TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Wed, 21 Oct 2009 19:34:02 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>ONLAR DAVASINDAN VAZGEÇMEDİLER</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=9532433</link>
            <description>Türkün tarihinde son zamanlarda alışık olmadığımız bir baş döndürücü, kafa karıştırıcı, gönül kirletici, bir süreç devam ediyor. Millet tarafından Devleti idareye memur kılınmış idareciler, AB ve ABD nin emir ve direktifleri doğrultusunda milli çıkarlarımıza ters icraatlar sergilemektedirler… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi gerçekler altüst edilmekte, dostlar düşman, düşmanlar dost konumuna getirilerek tarihimiz çarpıtılmak istenmektedir...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koca Türk milletinin imparatorluklar kuran, çağlar açıp çağlar kapatan evlatları, yüce ideallerden soyutlanmış, aşının ekmeğinin peşinden koşar vaziyete getirildiğinden, dönen dolaplardan habersizdir. &lt;br /&gt;Dönen dolaplardan haberi olanlardan bir kısmı çaresiz, kahir ekserisi de dönen dolapların değirmenine su taşımakla ve düşmanlarla iş birlikle meşgul olmaktadır…  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman Allah’ım bu millet bu kadar basireti bağlı olamaz, olmamalı… Tarihini, geçmişini unutmamalı, aidiyet duygusunu kaybetmemelidir. &lt;br /&gt;Aksi takdirde sonu olmayan gayet tehlikeli günler bizi beklemektedir… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihimizi unuttuğumuz takdirde, tarihin tekrar tekerrür etmeyeceğini kimse garanti edemez. Milleti sadıka diye geçmişte bağrımıza bastığımız, kucak açtığımız Ermenilerin değiştiğini, barış içinde yaşayacağını, iç ve dış düşmanlarla işgal yıllarındaki gibi iş birlik içinde olarak vatanımıza, toprağımıza, canımıza, kast etmeyeceklerini kim garanti edebilecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Uluslar arası kurumlar devrede onlar garanti veriyor” diye bir düşünce gafletine sakın düşmeyin. Çünkü İsrail-Filistin, Bosna Hersek-Sırbıstan, Azerbaycan-Ermenistan v.s. davalarında batı kimin yanında yer aldı, açık seçik meydandadır.  Batının bütün kurum ve kuruluşları, ister resmi ister sivil hepsi Türkün karşısındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu her an yaşamıyor muyuz? &lt;br /&gt;Suriye de yaşayan çok sayıda Ermeni vardır. Onlarla gidin konuşun…&lt;br /&gt;Onlar hep bizim topraklarımızı tekrar ele geçirip, bizi buralardan kovma hayali peşindedirler. Ve davalarından asla vazgeçemediler. Kilis’te, Antep’te, Maraş’ta dedelerinin evlerini gelip görürlerdi ve dillerinde hep şu söz vardı; “buraları er ve de geç sizden geri alacağız. Bunu göreceksiniz” derlerdi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam ölü değil sağdır. Gelin ona sorun. Size Suriye’de karşılaştıkları bir şahısla münakaşasını anlatsın... &lt;br /&gt;Babam diyor ki; “adamın birini lisanı biraz Kilis şivesine benzer gördüm. &lt;br /&gt;-Nerelisin diye sordum. O da, şöyle bir göğsünü gere gere ve göğsüne vurarak; &lt;br /&gt;-Ben Kilisli Ermeniyim, Ermeniyim… Dedelerimiz orada yaşamış, bizim orada evlerimiz var… Tekrar geleceyiz. Deyince kafamın tası attı… Ben de ona göğsümü gererek &lt;br /&gt;-Bende Kilisli Türküm… Türkoğlu Türküm… Dedim. &lt;br /&gt;Ancak orada bulunanlar, aman izzet amca bırak bunlar şirret adamlar sonra döğüş dava olur. Sen kafanı yorma diye beni yatıştırdılar” diye anlatır… Bu tip örnekler çoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddia ediyoruz ellerine fırsat geçtiği an, en akıl almaz düşmanlıklarını sergileyeceklerdir. En azından tazminat ve toprak talebinde bulunacaklar. Zaten batının mahkemeleri açmış ağzını bekliyor, bizi her yönden mahkûm edecekler. Çünkü haçlı batı, bizi bölmeyi, parçalamayı gözüne almıştır. Ve Büyük Ermenistan hayaliyle Ermenileri kışkırtmakta ve desteklemektedir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi endişelendiren onların bu tutumundan çok, bizim aymazların sergiledikleri tavırlardır. İdarecilerimiz sanki süt dökmüş kedi gibi suçluluk psikolojisiyle davranmakta ve sürekli devletin bekasına zarar getirecek davranış sergilemektedirler. Milletimiz de üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi sessiz ve sedası seyretmektedir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi daha iyi anlıyorum ki “bu milleti yine milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır” diye hedef gösteren Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı kuvayi milliye hareketi benzeri bir hareket şarttır. Eninde sonunda Milletimizin ayıktırılması gerekmektedir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatanperver aydınımıza düşen, bıkmadan, usanmadan, gerçek dostu, gerçek düşmanı anlatmak ve olası tehlikeleri milletimize haber vermektir. Yoksa ne sana, ne bana, ne de çocuklarımıza yaşayacak vatan toprağı kalmayacaktır. Milli Şairimizin dediği gibi; “Sahipsiz vatanın batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Kepekçi-TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2009 21:14:07 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>ABD’de REKOR BÜTÇE AÇIĞI</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=9532356</link>
            <description>ABD’de resmi veriler, bütçe açığının -mali yılın bitimine üç ay kala- ilk kez 1 trilyon doların üzerine çıktığını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de nüfusun yüzde 9,5′i işsiz &lt;br /&gt;Açık önemli ölçüde, hükümetin resesyona karşı kamu harcamalarını önemli ölçüde artırması ve mali kuruluşlar için hazırlanan kurtarma paketleriyle ilişkilendiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vergi gelirlerinin düşmesi ve işsizlik ödeneği alanların sayısının artmasının da açığı büyüttüğü belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007/8 mali yılının tamamında 455 milyar dolarlık bütçe açığı söz konusu olmutşu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu verilerin, hükümeti sağlık ve eğitim harcamalarında kesintiye zorlayabileceğine dikkat çekiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berkley Üniversitesi’nden Prof. Robert Reich, hükümetin daha vahim bir tabloyu önlemek için bütçe açığına katlanmak zorunda olduğuna dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reich, “ABD halihazırda kapasitesinin yüzde 6’sı oranında düşük üretim yapıyor. Nüfusun yüzde 9,5′i işsiz. Yüzde 15′i de yarı zamanlı çalışıyor.” diyor ve hükümetin açık vermekten korkarak harcama yapmaması durumunda işsizliğin daha da artacağını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD Kongresi, ekonomide toparlanma sağlanması için 700 milyar dolarlık mali kurtarma planı ve 787 milyar dolarlık ekonomiyi canlandırma paketini onaylamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta üst düzey bir demokrat, ikinci bir ekonomiyi canlandırma paketinin değerlendirilmesi gerekebileceğini söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, küresel ekonomik kriz öncesinde de bütçe açığına sürüklenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunda vergi kesintileri ve Irak savaşının maliyeti büyük oranda rol oynamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol fiyatları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ekonominin durumuyla ilgili kaygılar sürerken, ham petrolün varil başı fiyatı 60 doların altına düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol fiyatlarındaki düşüş küresel ekonominin geleceğiyle ilgili belirsizliğe bağlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomi uzmanlarına göre, petrolün iki hafta içinde yaklaşık yüzde 20 oranında değer yitirmesi, yatırımcıların, ekonomik toparlanma sürecinin yeterince güçlü ve uzun ömürlü olmayacağı yolundaki kaygılarına işaret ediyor. BBC NEWS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Mon, 19 Oct 2009 21:10:09 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>AİDİYET DUYGUSU İLE DONANMAK</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=8970196</link>
            <description>Kültürel, ekonomik ve siyasal sahada yoğunluk kazanan tahribatların altında yatan asıl sebep; milleti millet yapan “aidiyet duygusu”nun tahrip edilmesidir. Ulus olarak yaşadığımız bu sıkıntılardan kurtulmadığımız takdirde istenilen başarıları elde etmek asla mümkün olamayacaktır. &lt;br /&gt;Aidiyet duygusunu kuvvetlendirmek için fertler, ait olduğu milletin değerleri ile bezendirilmeli, kendi tarihine ve kültürüne bağlılığı sağlanmalıdır. Bu konuma gelen fertler, ait olduğu değerlerin uğruna fedakârlıklara katlanabilir. Nitekim bir milleti ayakta tutan değerlerin başında aidiyet duygusu gelir.&lt;br /&gt;Aidiyet duygumuz yeterince gelişseydi..!&lt;br /&gt;Gelinen durum itibariyle milletimizin aidiyet duygusunun yeterince gelişmediği gözlemlenmektedir. &lt;br /&gt;Millet olarak aidiyet duygusu yeterince gelişseydi; &lt;br /&gt;– Vatan toprakları üzerinde dönen dolapları görür, dâhili ve harici düşmanlara karşı can siperâne bir mücadele ortaya koyardı, böylece vatan toprakları kolayca satılamazdı..!&lt;br /&gt;– Ait olduğu kültürü anlamış olsaydı o kültürün emri olan; “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyruğunu yerine getir, kimse evinde ya da çöplükte açlıktan ölmezdi..! &lt;br /&gt;– Faiz illetini hemen her eve sokan batının kapitalist ekonomi anlayışlarını ülkemize hakim kılmazdı..!&lt;br /&gt;– Kendi menfaatini başkasının menfaatinden üstün görmez, yardımlaşma duygusunu hâkim kılma yolunda gayret sarf ederek yaşadığımız toplum huzur ortamına dönerdi..!&lt;br /&gt;– Ait olduğu Türk milletinin tarihini bilseydi; AB ve ABD önünde kapıkulu gibi el açıp dilenci konuma düşmezdi..! Yapılan uygulamalar maalesef aidiyet duygusunun gelişmesi yönünde olmamış, bize ait olmayan haçlı batı kültürünün her cepheden etkisi altında kalınmış, millet olarak hiç de iç açıcı olmayan hallere düşürülmüşüzdür.&lt;br /&gt;Milli siyasetimiz ne olmalı?&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutukta “TÜRK MİLLETİNİN TAKİP ETMESİ GEREKEN SİYASİ İLKE: MİLLİ SİYASET” başlığı altında ortaya koyduğu ilkelere bakınca o günden bu güne gelinen noktayı tespit etmekte zorlanılmayacağı kanaatindeyim... “Efendiler, Meclis’in açıldığı ilk günlerde, Meclis’e, içinde bulunduğumuz durum ve şartları açıklayarak takip edilmesini ve uygulanmasını yerinde bulduğum görüşlerimi arz ettim. Bu görüşlerin başlıcası Türkiye’nin, Türk milletinin takip etmesi gereken siyasî ilke ile ilgiliydi…&lt;br /&gt;Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasî ilke, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir. Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak...” (Nutuk)&lt;br /&gt;Özünü tanımayan milletler yok olmaya mahkûmdur&lt;br /&gt;Bu gün itibariyle geriye dönüp bir baktığımızda milli siyaseti bir ilke kabul eden Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra yavaş yavaş milli politikalardan uzaklaşılmış, bütün ilişkiler batının arzuları istikametinde gelişmiş, adeta kendi irademizden uzaklaşılmış ve başkalarının iradesinde yok olmak durumuna düşülmüştür.&lt;br /&gt;Gelinen noktada milli bir siyasetten milli bir duruştan asla söz edilemez. Vatanımızın bütünlüğüne milletimizin bekasına kasteden bir terör örgütü ile mücadeleyi bile ABD ve AB ekseninde değerlendirip, adeta düşmandan medet umar bir hale düşmüşüz. Kanunlar milli menfaatlerden çok batının menfaati çerçevesinde çıkarılmaktadır. Bu durumda milli bir siyasetten ne kadar bahsedebiliriz. Aslında milli siyasetten uzaklaşmanın emareleri kendi dışımızda çözümler aramak durumuna düşürüldüğümüzden de anlaşılmaktadır. AB politikaları bunun en bariz örnekleridir. &lt;br /&gt;Kendi kültürüne güvenmeyen, kendi özünü tanımayan ve dolayısıyla aidiyet duygusuyla donanmayan bir milletin başkalarının iradesinde yok olması kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;Asıl mesele: insan meselesidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Devlet millet için vardır.” Milletler kendi kendilerini idare etmek için türlü türlü yönetim şekilleri aramışlar, denemişler. Bu arayış, dünyanın başlangıcı ile başlayıp insanlık nesli yok oluncaya (kıyamete) kadar devam edecektir.&lt;br /&gt;Bu arayışta dünyanın en eski medeniyetleri arasında, en önlerde yer alan Türk milleti, hangi yönetim şeklini tercih ederse etsin, onun esaslarını; insan onuruna uygun bir formata çevirmiş, insanın mutluluğunu ve refahını esas alan bir uygulama şekline dönüştürmüştür. Türk milletinden başka devletler; hangi yönetim modeli olursa olsun o modeli, insanlığı köle olarak kullanmaya yönelik uygulamalara dönüştürmüşlerdir. &lt;br /&gt;1980’li yıllarda Prof. Dr. Haydar Baş hocamızı tanıdığımda, çok ilgimi çeken bir tespiti ile karşılaşmıştım. Diyebilirim ki benim dünya görüşümü temelden değiştiren bir tespittir bu tespit. Arz edeyim efendim;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yönetim şekilleri, yöneten insanın görüş ve niyetiyle önem kazandığından bahisle, bıçak örneğini vermişti: “Bıçak, annelerimizin elinde yemek hazırlayan bir alet, doktorun elinde can kurtarıcı bir alet, katilin elinde can alıcı bir malzemedir” Buradan anladığımız; bıçak, kullanıcının elinde değer kazanarak, kullanıcının niyetini icra eden bir şekil arz etmektedir.&lt;br /&gt;İşte yönetim şekilleri de o yönetimin başında bulunan kişinin niyet ve davranışlarına göre değer kazanmaktadır.&lt;br /&gt;İnsanlar farklı uygulamalarla; “Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi” ile, demokrasiyi ne hale getirdiler. Hem de yanı başımızda Irak’ta dökülen kanlar, yapılan zulümler ve işgal, demokrasi adına yapılmıyor mu?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ben, Prof. Dr. Haydar Baş Beyi tanıdığımdan bu yana ; “Mesele insan meselesidir, insan meselesini halletmeden hiçbir şeyi halledemezsiniz” tespitini ısrarla gündem etmiştir. Yaptığı her hizmette insan unsurunu merkez kabul etmiş, insanın tekamülü için elinden gelen gayreti göstermiştir. &lt;br /&gt;İnsan ihmal edile edile, bugün gelinen nokta; insanlar yönetimden, yönetim insandan şikayet eder olmuş, huzursuzluğun hakim olduğu acayip bir hal oluşmuştur. Bir yönetim krizi söz konusudur.&lt;br /&gt;Yukarıda bahsettiğimiz bıçak meselesinde olduğu gibi bu da yönetenlerden kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;Çünkü; insana göre yönetim değil, yönetime göre insan tarzından yola çıkılmış, böylece insan merkezin dışına çıkartılmıştır. Netice olarak millet devletinden, devlet milletinden bizar bir hale gelmiştir. &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Aziz Türk milleti, içinde bulunduğu en olumsuz şartları tekrar lehine çevirmesini bilmiştir. Millet devletine sahip çıkacak, devlette milletine sahip çıkarak ona hizmet edecektir. Böylece özlenen başarılar elde edilecektir. Özlenen başarının ve huzur ortamının oluşması için yapılması gereken; devletin bütün kurallarını, merkezinde insanın bulunduğu bir hale dönüştürmesi; dolayısıyla “sosyal devlet, milli devlet” anlayışının hakim kılınmasıyla gerçekleşecektir. U.Kepekçi--TUNALIM..</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Sat, 03 Oct 2009 20:15:34 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>PROF.DR.HAYDAR BAŞ;28 ŞUBATIN GERÇEK MAĞDURU</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=8938228</link>
            <description>Türkiye’de yıllardan beri bazı kesimler tarafından Prof. Dr. Haydar Baş’a yönelik olarak yapılan yorumlarda ne hikmetse, “derin devletin adamı” ya da “28 Şubat tarafından hiç dokunulmayan adam” yaftalaması çok sık kullanılmaktadır. Tabii ki, bu ifadeler bilinçli olarak gündeme getirilmekte ve bu ifadelendirmeyi yapan merkezler, Prof. Dr. Haydar Baş’ı toplum önünde rencide ederek itibar kaybına uğraması taktiğini profesyonelce icra etmeye çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir düşünün:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubat, siyaseti ve toplumsal yapıyı ters yüz eden bir hareket. Yıllara yayılan uzun bir süreç. Bu süreci gerçekleştiren ve “derin devlet” olarak nitelendirilen odaklar (ki biz bu odakları iç ve dış küresel kargaşa senaristleri olarak nitelendiriyoruz) sözümona; İslamcı, dindar, muhafazakar kişi ve gruplara karşı çok büyük sindirme ve ezme operasyonları düzenlemişler. Partiler kapanmış, işyerleri basılmış, Müslümanlar ticari ve siyasi arenada darmadağın edilmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubat’ı yukarıda ifade ettiğimiz çerçevede analiz eden o çok bilmiş taife, devamlı şunu söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte bütün bunlar olurken, Prof. Dr. Haydar Baş’a hiç dokunulmadı. O’nun hiçbir işyerine, kurumuna zarar verilmedi. Hiçbir arkadaşı takibata uğramadı. Demek ki, bu adam, derin devletin adamıdır. 28 Şubat’ın koruduğu bir kişidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, onlarca kitap yazan, binlerce makaleye imza atan, yüzlerce televizyon konuşması gerçekleştiren, fikrî boyutuyla ülkenin sorunlarına ciddi çözümler üreten ve de siyasi kimliğiyle dev adımlarla ülke arenasında gündem oluşturan Prof. Dr. Haydar Baş’ı, “Bu adam devletin adamı, bütün Müslümanlar cefa çekerken o sefadaydı, 28 Şubat’ın koruduğu bir kişidir” gibi masabaşı iftiraları ile toplum nezdinde küçük düşürmek ve karalamak için sinsice tezgahlanan bu oyun devreye girmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları söyleyenleri ciddiye almayabiliriz. Ama, bugüne kadar kamuoyunun bilmediği bazı gerçekleri bu nev’i şahsına münhasır kişilerin yüzüne çalmanın zamanı gelmiştir, diye düşündük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve düşündük ki, “28 Şubat’ta korunan adam” diye çamur attıkları Prof . Dr . Haydar Baş’ın ve O’na gönül verenlerin uğradıkları hukuk ve insanlık dışı baskıların, takibatın, soruşturmaların sadece bir parçasını onların yüzüne çalalım ki, utansınlar, ve attıkları iftiralardan dolayı tevbe etsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SALDIRI BAŞLIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş, her zaman ve zeminde, her şartta ve konjonktürde, devletine asla küsmeyen, devlet içindeki bazı güçlerin insanlık dışı baskı ve tavırlarına karşı bile Devlet-i Ebed Müddet felsefesiyle bakarak devlet-millet kaynaşmasından asla taviz vermeyen bir liderdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu onurlu duruşun örneğine dünyada başka yerde rastlamak mümkün değildir. Bu onurlu duruşun, 28 Şubat süreci ile maruz kaldığı derin operasyonlar ve hukuk dışı baskıların bir örneğine de dünyada rastlamak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O süreci” planlayan iç ve dış odakların düğmeye basması ile aktif olarak takibata başlamaları, yıllara yayılan ve geniş bir ekibin içinde yer aldığı tam teşekküllü bir küresel çökertme harekatıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…HERŞEY HAKİKAT İÇİN…TUNALIM…</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Fri, 02 Oct 2009 21:27:08 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>AÇILIM KONUSUNDA A.K.P ninde KAFASI KARIŞIK...</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=8819568</link>
            <description>Açılım konusunda sadece miletin değil, anladığım kadarıyla hükümetin de kafası hayli karışık. &lt;br /&gt;Kendi fikirleriyle değil de başkalarının talimatıyla bir yola girdiği için ne yapacağını bilemeyen adamın tavırlarını seyrediyorum Başbakan Erdoğan ve AKP’nin diğer önde gelenlerinde.&lt;br /&gt;Bir daraltıyorlar açılımı bir genişletiyorlar.&lt;br /&gt;Bir isim koyuyorlar sonra o ismi terkedip yeni bir isimde karar kılıyorlar.&lt;br /&gt;Ama hiçbir kararları uzun zaman devam etmiyor. Hemen eskiyiveriyor. &lt;br /&gt;Bence bu kararsızlığın göstergesi ve hangi talimatın geleceğini bilememenin işareti...&lt;br /&gt;Sayın Başbakan Erdoğan ABD’de Princeton Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada açılımı daha da genişletti. Hem de açılım sürecinin nasıl yürütüleceğinin işaretlerini verdi.&lt;br /&gt;Türkiye’de sadece Kürtlerin değil 30’u aşkın etnik unsurun sorunları olduğunu söyleyen Erdoğan, önceliği Kürt açılımına vereceklerini söyledi. Diğer açılımları ise daha sonra yapacaklarını dile getirdi. Açılım süreciyle ilgili olarak da “Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire bu süreci devam ettirmemiz lazım” diye konuştu. &lt;br /&gt;Erdoğan’ın bu açıklamasının çok yönlü ele alınmalı bence.&lt;br /&gt;Ben bugün iki yönden değerlendirmek istiyorum Başbakan’ın açıklamalarını.&lt;br /&gt;Birincisi, Kürt açılımı süreciyle ilgili olarak yapılan eleştirilerin Başbakan Erdoğan’ı sarstığını gösteriyor bence bu sözler. Çünkü Kürt açılımı süreci başladığından beri eleştiriler, “bizde açılım isteriz” diye diğer etnik kökene sahip olanların da çıkabilecekleri yönünden geldi hep. &lt;br /&gt;Sanırım hükümet biz herkese açılım yapacağız diyerek bu eleştirleri boşa çıkarma gayretinde.&lt;br /&gt;İkinci dikkat çekmek istediğin nokta birincisine göre bence daha önemli.&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından anladığın kadarıyla bundan sonraki süreçte hükümet, Kürt açılımını sıradan bir açılımmış gibi göstermeye çalışıyor. Atılan adımları sıradanlık perdesiyle örterek milletin tepkisini ortadan kaldırmaya ya da minimuma indirgemeyi amaçlıyorlar. &lt;br /&gt;Bir yerlerden talimat alındığını böylelikle gizlemek hevesindeler.&lt;br /&gt;Ama atlantik ötesinden ya da Brüksel’den gelen talimatlarla istenen adımlar öyle kolay kolay gizlenebilecek gibi görünmüyor. &lt;br /&gt;Yavaş yavaş değil, Türkiye hızla parçalanmaya ve ayrışmaya doğru gidiyor hükümetin açılımlarıyla.&lt;br /&gt;Bu işin sonu hiçkimse için hayırlı olmayacak.&lt;br /&gt;Ve yapılan yanlışların telefi edilmesi çok sancılı olacak ya da imkansızlaşacak.&lt;br /&gt;Talimatla yönlendirilen siyasi anlayışlar ülkeyi hiçbir zaman düzlüğe çıkaramadılar. Her zaman daha da kötü duruma düşürdüler.&lt;br /&gt;Bundan dolayı ya hükümet talimat almaktan kurtulmalı ya da millet talimat alanlardan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O.Dede--TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Tue, 29 Sep 2009 18:56:17 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KÜRT AÇILIMI'NIN MİMARI DEVLET BAHÇELİ</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=8393103</link>
            <description>Ülkemizde manevi değerlerimizle maneviyatçı geçinen bir takım zevat, milli değerlerimizle ise milliyetçi geçinenler oynadılar.Bugün geldiğimiz noktada milli ve manevi değerleri yıpratılmış, milli kimliği silinmiş bir milletle karşı karşıyayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Milleti, tarihin hiçbir döneminde uçurumun kenarına bu denli yaklaşmamıştı. Biz Türkler'in teşkilatçı bir millet olduğu, büyük imparatorluklar kurduğu tarihsel bir realitedir.Fakat birileri bunun farkına varmış olacak ki bizi tarih sahnesinden silmek için var gücüyle çalışıyor.Millet olarak liderlerimizle tarihin her devrinde önemli roller aldık.Çağlar açıp çağlar kapattık, insanların ve dünyanın kaderini değiştirdik.Günümüzde ise aynı şeyleri söylememiz mümkün değildir.Siyasi parti liderlerinin, devletimiz ve milletimizin bekası için önemli roller alması gerekirken adeta aktörler gibi rol yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptıkları yanlışların üzerlerini örtmek için olanca güçleri ile çaba sarfedip, bağırıp, çağırıp tirübünlere oynuyorlar.Rol yapacaksanız Türklükten dem vuranlar sizler Yeşilçam'a, ABD'nin kuklaları sizlerde Hollywood' a gidin. TBMM film stüdyosu değildir.Ya da kendinize gelin, ihanetinizi itiraf edip Türk Milleti'nden af dileyin.Bu şahıslar zaman içerisinde Müslüman'ı ve Türk'ü devletin ve askerin gözünde sakıncalı hale getirmişlerdir.Bugün ise meydanlarda bağırarak kamu vicdanını rahatlatma aracı olarak birileri tarafından kullanılmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet BAHÇELİ'nin Başbakan yardımcısı olduğu Bakanlar Kurulu BM İKİZ SÖZLEŞMELERİ'nin hükümet adına imzalanması için BM daimi delegesi Volkan VURAL'a talimat verdi.Newyork'ta 15 Ağustos 2000 tarihinde Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Covenant on Civil and Political Rights) ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights) verilen bu talimatla imzalanmıştır.Bu sözleşmelerin iki maddesi çok önemlidir.Bu maddelerde,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Halklar doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiç bir koşulda yoksun bırakılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;denilmektedir.Bu maddeler Self-Determinasyon (Self-Determination) ilkesi olarak ifade edilmektedir. Bu ilke ile Anayasamızın ve Lozanın delinmesi amaçlanmaktadır.Kürt açılımını dillendirenler bu ilkelerden güç almaktadırlar.Zira bu ilkeler Kürt açılımının temel dayanakları, ilkeleri kabul edenler de açılımın mimarlarıdırlar. Oyuna gelmeyelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Fwww.burakevci.com---TUNALIM..&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;www.burakevci.com---TUNALIM..&lt;/a&gt;.</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Fri, 18 Sep 2009 00:00:09 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>SEN YÜRÜYECEKSİN!...YÜRÜMELİSİN...</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=8384236</link>
            <description>YÜRÜYECEKSİN!.. DÜNYADA HAK ve ADALET İÇİN YÜRÜYECEKSİN.EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE VERİP SEVGİYLE, MUHABBETLE; NE OLURSA OLSUN DAİMA AYNI YOLDA YÜRÜYELİM..... KENDİMİZ İÇİN... HERKES İÇİN...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ağlayacaksın,belki horlanacaksın, belki dışlanacaksın ama, sen yürüyeceksin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman nefsin karşına çıkacak,kimi zaman çevren, kimi zaman ailen, kimi zaman gücü elinde tutanlar.. Ama sen yürüyeceksin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki anlamak istemeyecekler seni… Belki anlamazlıktan gelecekler… Belki gülecekler, belki küçümseyecekler ama, sen Allah’a dayanacak ve yürüyeceksin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki güvendiğin dağlara kar yağacak, belki belki tuttuğun dallar kopuverecek ama sen Rabbine güvenip yürüyeceksin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki sürüleceksin, belki taşlanacaksın,belki dışlancaksın, belki yalnız bırakılacaksın ama sen Rabbinin birlikteliğini bilip yürüyeceksin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman düşeceksin,kimi zaman çelme atacaklar ayağına, kimi zaman set çekecekler,yorulacaksın kimi zaman fakat, yoluyun yüceliğini bilecek, bismillah diyecek ve yürüyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırılacaksın belki, kıracaklar kimi zaman seni,için belki kan ağlayacak ama sen hasbiyallah diyecek ve yürüyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duranlar olacak, yolu terk edenler, belki yoldan çıkanlar, belki yolda saraylar yapanlar, belki geri dönenler ama sen yürüyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlayacaksın belki, belki ağlatacaklar seni ama sen gözyaşını azığın yapıp yürüyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki kıymetin bilinmeyecek, belki kadir kıymet bilmezler kıymet bilmeyecek, belki halin sorulmayacak, belki vefasızlar seni unutacak ama, sen ev vefalı dostun yolunda yürüyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğilenler olacak, belki yolu satanlar ama, sen dimdik yürüyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda yalnızım sanma, yürüdüğün yollu sakın başa kakma bil ki bu yolun yolcularının dostu Allah’tır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillah de, hasbiyallah de ve yürümene devam et… Elbette ulaştırılacaksın varılması gereken yere bir gün… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRK MİLLETİ'NİN HER FERDİNİN YÜREĞİ, DÜNYAYA ADALETİ GETİRECEK FIRTINALARIN KOPTUĞU YÜCE MEKANLAR OLMALI Kİ, DÜNYA ARADIĞI VEYA ARAMAYI BİLE BİLMEDİĞİ GERÇEK YOLA, HUZURA ERİŞSİN..TUNALIM.. ( EXECUTIVE going .. ABOUT WALKING FOR JUSTICE and will. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;You'll cry, maybe snoring, maybe you will be outside, but will you walk .. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sometimes it will show you the exquisite, sometimes, your family sometimes, sometimes those who hold power in the hands .. But you'll walk ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maybe you want to understand will not be coming from you ... Maybe ... Maybe anlamazlık will laugh, but will probably underestimate, you will trust in Allah and you will walk ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maybe you're confident will be snow in the mountains, perhaps you might be breaking branches rely on the Lord and walk but you'll ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maybe time, maybe you will be stone, perhaps dışlancaksın probably leave you alone know the unity of the Lord and walk but you'll ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sometimes it will fall, sometimes going up to the trip at some time set for draw, fatigue sometimes, but will know yoluyun glory, to say bismillah and will walk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rural maybe, sometimes you break, will be crying for blood, but maybe you will also walk hasbiyallah will. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duran will be the path of the abandoned ones, perhaps resulting from the road, maybe on the way to the palace of those who might return, but you will walk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maybe you will cry, maybe you WILL cry and walk but you'll tear you to do the murder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maybe the securities will not be known, probably will not know the magnitude value of securities do not know, maybe the state will not be asked, maybe you will forget, but are disloyal, you will walk home in the way of loyal friend. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tilt will, but perhaps those selling road, you'll walk tall. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I think on the road alone, avoid walking taunt you know that this road-way passenger-friendly of Allah ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillah also lets you continue walking and hasbiyallah also have ... of course that must be reached where a day ...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Thu, 17 Sep 2009 18:11:11 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KÜRESEL KRİZİN KÖŞE TAŞLARI</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=8100640</link>
            <description>15 Eylül 2008′de dünyanın en eski ve saygın yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers’ın çöküşü küresel finans piyasalarında panik yarattı. Finans dünyasındaki sarsıntı kısa sürede küresel ekonomiyi de vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lehman Brothers’ın çöküşü borsaları alt üst etti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sayıda ülkeyi resesyona iten kredi krizinin ilk sinyalleri aslında Lehman Brothers’ın batışından önce ortaya çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Ağustos 2007 tarihinde Fransız bankası BNP Paribas’tan gelen kötü haberler, kredi bulmanın maliyetini keskin biçimde yükseltmiş ve finans dünyasını ilk kez durumun ciddiyetine uyandırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat uzmanlar, küresel ekonomiyi Büyük Buhran’dan bu yana görülmedik düzeyde sarsan kredi krizinin köklerinin bundan önceki yıllarda ABD’deki emlak piyasasında yaşanan aşırı borçlanmaya uzandığını düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004 ile 2006 yılları arasında ABD’de faiz oranları yüzde 1′den yüzde 5.35′e tırmanınca, Amerikan emlak piyasası bir duraklamaya girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldıkları konut kredisinin aylık geri ödemeleriyle faizler düşükken zar zor başa çıkabilen çok sayıda Amerikalı yükselen faizler karşısında konut borcunu ödeyemez hale geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan bankalarının ve finans kuruluşlarının kredi geçmişi kötü olan ya da daha önce hiç borçlanmamış kişilere verdiği yüksek riskli konut kredilerinde rekor düzeyde bir çöküş kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konut borcunu geri ödemeyen milyonlarca kişi evini kaybederken, aylık ödemelerden mahrum kalan banka ve finans kuruluşlarındaki sarsıntı hızla yayıldı, çünkü sözkonusu konut kredilerinin çoğunluğu borçların alınıp satıldığı bankacılık sisteminde elden elde piyasalara dağılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatırım bankası Bear Stearns, kendisine bağlı iki ihtiyat fonuna yatırım yapmış müşterilerine ya hiç ya da çok az para alabileceklerini itiraf etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke yüksek riskli konut kredilerinin batışının 100 milyar dolara malolabileceğini duyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız yatırım bankası BNP Paribas, iki fonunun yatırımcılarına paralarını geri alamayacaklarını bildirdi. Banka, ”piyasalardan nakit paranın tamamen kaçtığını” söyleyerek fonlardaki varlığın değerini ölçemediğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankaların birbirleriyle iş yapmaktan çekindiğinin ilk açık göstergesi olan bu gelişmenin ardından Avrupa Merkez Bankası nakit akışını calandırmak için piyasalara 95 milyar euro pompaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar tüketici kredisi vermekte çok ihtiyatlı davranmaya başladı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC, İngiliz Bankası Northern Rock’un İngiltere Merkez Bankası’ndan acil mali yardım talep ettiğini öğrendi. Bundan bir gün sonra bankanın müşterileri Nortern Rock şubelerine akın ederek 1 milyar sterlin çekti. İngiltere tarihinde bir asırdır görülmedik bu banka paniğini yatıştırmak için İngiltere hükümeti mevduat sahiplerine hesaplarının garanti altında olduğunu duyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatırım bankası Merrill Lynch’in yöneticisi, bankanın 8 milyar dolara yakın kötü borçları olduğunun açıklanmasının ardından istifa etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Merkez Bankası, eşi benzeri görülmedik bir adım atarak önde gelen beş merkez bankasıyla bir araya gelir ve piyasalara milyarlarca dolar pompalamayı konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya çapında borsalar, 11 Eylül 2001′den bu yana görülmemiş düzeyde değer kaybına uğradı. Dünya Bankası, ekonomik büyümenin 2008 yılında yavaşlayacağı uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şubat 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere hükümeti sorunlu banka Northern Rock’un kamulaştırılmasına karar verdi. Sanayileşmiş yedi ülkeyi temsil eden G7 grubunun liderleri, ABD’de emlak piyasasının çöküşünün tetiklediği kredi krizinin kayıplarının 400 milyar doları bulabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’nın beşinci büyük bankası Bear Stearns, rakibi JP Morgan Chase tarafından satın alındı. İngiltere’de ev fiyatlarının yıl sonunda düşüşe geçeceği tahminleri, ABD’deki emlak krizinin İngiltere’ye de atladığı beklentisini doğurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya, işsizliğin en hızlı arttığı Avrupa ülkelerinden biri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Para Fonu IMF, kredi krizinin küresel kayıplarının 1 trilyon doları bulabileceğini ve hatta bunu aşabileceğini ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre bankası UBS, ABD’nin emlak piyasasında kaybettiği 37 milyar doların bir kısmını geri alabilmek için harekete geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’nin önde gelen bankalarından Barclays defterlerini düzeltmek için 10 milyar dolara yakın yatırım çekmek istediğini açıkladı. Körfez ülkelerinden Katar, bankanın yaklaşık 8′ine sahip oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin en büyük iki kredi kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac’i kurtarmak için yetkililer devreye girdi. Amerikan hükümeti, 5 trilyon dolar civarında konut kredisinin bağlı olduğu iki kurumun batmasına izin verilemeyeceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de ev fiyatlarında yıllık yüzde 10.5 düşüş gerçekleştiği açıklandı. Maliye Bakanı Alistair Darling bir gazeteye verdiği mülakatta ekonominin son 60 yılın en büyük kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wall Street, yatırım bankası Lehman Brothers’ın son üç ayda 4 milyar dolara yakın zarar ettiği açıklamasıyla sarsıldı. Nafile bir kurtuluş yolu arayan Lehman Brothers yaklaşk bir hafta sonra krizin iflasa sürüklediği ilk büyük banka olarak kayda geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Merkez Bankası ülkenin en büyük sigorta şirketi AIG’i kurtarmak için 85 milyar dolarlık bir paket açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konut kredisi veren dev Amerikan şirketi Washington Mutual mali müfettişler tarafından kapatıldıktan sonra JP Morgan Chase’e satıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’nın bankacılık sektöründe yayılmayı sürdüren kredi krizinin kurbanı olan bankacılık ve sigorta devi Fortis kısmen kamulaştırılarak kurtarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de Kongre, bankaların kötü borçlarını üstlenmek üzere 700 milyar dolarlık bir mali paket üzerinde anlaşmaya vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borsalarda gergin anlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya, en büyük bankalarından birini kurtarmak amacıyla 50 milyar euro tutarında bir paket açıkladı. İzlanda hükümeti, ülkenin ikinci en büyük bankasını kamulaştırdı. İngiltere hükümeti ülke tarihindeki en büyük kamulaştırma hamlelerinden birine imza atarak üç bankaya vergi mükelleflerinin milyarlarca dolar parasını aktardı. ABD’de faiz hadleri piyasaları canlandırmak için yüzde 1.5′ten yüzde 1′e indirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin hükümeti ekonomisini canlandırmak için 586 milyar dolar tutarında iki yıllık bir kurtarma paketi açıkladı. Euro kullanan Avrupa Birliği ülkelerinin resesyona girdiği resmen doğrulandı. Bankacılık sektörü tamamen çöken İzlanda’ya İMF 2 milyar doları aşkın borç vermeyi kabul etti. Amerikan Merkez Bankası, finans sistemini rayına oturtmak ve ekonomiyi deflasyondan korumak amacıyla piyasalara 800 milyar dolar ek para pompalayacağını ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin resesyona girdiği resmen doğrulandı. İngiltere dahil Avrupa ülkelerinde faiz hadleri bir kez daha düşürüldü. ABD’de faiz hadleri rekor bir düzey olan yüzde 0.25′e çekildi. Bank of America 35 bin kişiyi işten çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan Barack Obama Amerikan ekonomisini ‘çok hasta’ diye niteleyerek, durumun giderek kötüleştiğini söyledi. Resmen resesyona girdiği doğrulanan İngiltere’de faiz hadleri 315 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 1.5′e çekildi. Çin’in ihraç ürünlerinde son on yılın en büyük düşüşünün gerçekleştiği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şubat 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de faiz hadleri yüzde 1′e dek indirildi. Başkan Obama, ”Amerikan tarihindeki en büyük ekonomik canlanma paketini” imzalayarak yürürlüğe soktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Merkez Bankası yaklaşık 1.2 trilyon dolar kötü borcu satın alarak bankaların kredi verme olanaklarını iyileştirmeyi hedefledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasalara milyarlarca dolar para pompalandı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra’da düzenlenen G20 zirvesinde dünyanın önde gelen ekonomilerinin liderleri küresel finans krizine önlemleri görüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin en büyük üç otomobil üreticisinden biri olan Chrysler hükümetin baskısı altında iflastan korunma önlemleri aldı ve şirket varlığının büyük bölümü Fiat’a satıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol devi BP şirketi, 1993′ten bu yana küresel petrol tüketiminin ilk defa 2008′de düştüğünü açıklayarak küresel ekonomideki gerilemeye ışık tuttu. Japonya, 2009′un ilk üç ayında ekonomisinin rekor bir hızda küçüldüğünü ve üretimin yüzde 14.2 daraldığını açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan yatırım bankası Goldman Sachs ekonomi gözlemcilerinin tahminlerini şaşırtarak nisan ve haziran ayları arasında 3 buçuk milyar dolara yakın net kar ettiğini duyurdu. Bankanın çalışanlarına ayırdığı ikramiye rakamları eski sisteme geri mi dönülüyor eleştirilerini beraberinde getirdi.                  BBC NEWS..TUNALIM…</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2009 00:21:45 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KILIF KÜRDİSTAN, HEDEF BÜYÜK ERMENİSTAN</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=8029255</link>
            <description>“Kürdistan senaryosu ilk kez Berlin konferansında ortaya atıldı” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Perde gerisinde İngilizler ve Ermeniler vardı ve asıl hedef Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan devletini kurmaktı” diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt açılımı ve bir anda yeniden gündeme oturan Ermeni açılımı konusunda Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tan dikkat çekici değerlendirmeler geldi. BTP Genel Başkanı açıklamasında bugün gelinen sürecin tarihi kökeni ve gelişimine dikkat çekti. Prof. Dr. Haydar Baş, “şu anki asıl hedef büyük Emenistan hayalidir” dedi ve yaşananların arka planı üzerine hiç gündeme gelmeyen, hiç konuşulmayan noktalara vurgu yaptı. “Kürdistan senaryosu ilk kez 1878 Berlin konferansında ortaya atıldı” diyen BTP Genel Başkanı, “o zaman Kürtler ön plandaydı ama perde gerisinde İngilizler ve Ermeniler vardı ve asıl hedef Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan devletini kurmaktı” diye konuştu. BTP genel Başkanı şunları söyledi: “1878 Berlin Konferansında Ermeni patriği o zamanki durumda Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni devleti kurulması için konferansa bir teklif veriyor. Asıl iddia sahibi kimler? Ermeniler. Onun için Apo’nun teröründe hatırlarsanız Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin yüzde 80’i sünnetsizdi. Kim bunlar? Başkanı Apo ama yanındakiler Ermeniler, olay bu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka planda Ermeniler var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş söz konusu konuşmasında 20 Aralık 1919 tarihinde düzenlenen Paris Konferansında baş rol oynayan Şerif Paşa ismine özellikle dikkat çekti. Şerif Paşa’nın aslen Ermeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baş, “Şerif Paşa burada Kürt delegesi seçiliyor. Kim bu Şerif Paşa? Aslen Ermeni olan ama Kürtlerin adına iş yapan, güya Kürt olduğunu iddia eden bir isim. Yanlış anlamayın, Kürt olarak kendini bu fitne döneminde ortaya koyanların bekli de bazıları bu şerif Paşa gibidir” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancılar gündeme getiriyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Kürt ve Müslüman olmayan şahısların Kürtlerin haklarını arama adına hareket ettiğini ancak asıl hedefin İngiliz himayesinde bir Ermeni devleti olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu oyunu gündeme getiren Rusların desteğiyle beraber Ermeniler, onların arkasında da İngilizler vardır. Bu mesele hep dışarıdaki ecnebi güçlerin ülke içerisindeki faaliyetleri neticesidir. O coğrafyada yaşayan halkın meselesi değildir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı Sevr’den vazgeçmedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her fırsatta batılı kuruluşlarca gündeme getirilen bölünmüş Türkiye haritalarına da dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, “bunlar batının Mondros’tan, Sevr’den vazgeçmediğinin birer göstergesi” dedi. Sevr Antlaşmasının maddeleriyle AB’ye uyum adına çıkarılan yasaları da karşılaştıran BTP genel Başkanı üçlü koalisyon hükümeti döneminde çıkan Self Determinasyon yasasına özel vurgu yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Sevr Antlaşmasının 62. ve 64. maddelerinde İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon, Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak. Bir yıl sonra Kürtlerin dilerse Milletler Cemiyetine bağımsızlık için başvurabileceklerinden bahsedilmektedir. Herhangi bir etnik grubun kendi coğrafyasında yaşarken, ‘efendim biz bağımsızlığımızı istiyoruz’ diye Birleşmiş Milletlere başvurur, Birleşmiş Milletler de bunlara müsaade eder, kendi geleceklerini belirlemek üzere referanduma yönlendirilir. Ekseriyeti alırsa o bölgede o etnik güç, devlet kurmak da dahil birçok hakka sahip olur. Self Determinasyon Yasası bu anlama gelmektedir. Sayın Devlet Bahçeli şu anda bağırıyor. Kimin döneminde çıktı bu yasa?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD sınırlarımızı tanımadı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu ve Güneydoğu Anadolu üzerine ABD’nin sinsi planlarına da konuşmasında değinen Prof. Dr. Haydar Baş, stratejik ortak denilen ABD’nin Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarını hala kabul etmediğine dikkat çekerek Lozan müzakerelerinden bir anekdot anlattı. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Amerika o zaman diyor ki; ‘Biz sizin isteklerinize evet diyemeyiz. Bizim bir şartımız var.’ Neymiş o şartınız? ‘Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının işletmesini bize vereceksiniz. Biz de sizin isteklerinizi ve Güneydoğu sınırlarınızı kabul edeceğiz.’ Merhum İnönü, Mustafa Kemal Atatürk’e telgraf çekiyor, ‘Paşam durum böyle böyle. Ne Güneydoğu sınırlarımızı ne de şartlarımızı kabul ediyorlar. İstedikleri yeraltı kaynaklarımız. Telgrafı alıyor merhum güzel bir yırtıyor. Sonra da ‘Canımızı vererek ve kanımızı dökerek aldığımız toprak parçalarını asla masa başında terk edemeyiz’ diyor.” TUNALIM</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2009 02:22:07 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>(BTP)YILLAR ÖNCESİNDEN BUGÜNÜ TARİF ETTİ</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=7710501</link>
            <description>Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1993’te söylediği, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarıları dikkate alınsaydı terör bugün ortadan kalkmış olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), AKP hükümetinin ortaya koyduğu Kürt açılımı konusundaki görüşlerini arşivlerini basınla paylaşarak açıkladı. BTP söz konusu açıklamaları Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 16 yıl önceki açıklamalarının bugün yaşananları yıllar öncesinden büyük bir öngörüyle dile getirilmiş olduğunu ortaya koydu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılında, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarısında bulunduğunu ortaya koyan BTP açıklaması bugün yaşananlara ışık tutuyor. İşte BTP’nin hükümetin Kürt açılımı konusundaki adımlarını değerlendiren açıklaması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı güçlerin hesabı bozulmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkiye’de temel ayrım Türk–Kürt, Alevi–Sünni, sağ–sol, laik–anti laik değil; devlet ve milleti AB, ABD ve IMF nin aklıyla diledikleri yere sürüklemek isteyenler ile bu sürüklenişe dur diyen vatanperverler arasındadır” denilen açıklamada, 29 Ekim 1993’te BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın çok önemli açıklamaları ortaya konuldu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılındaki söz konusu açıklaması şöyle: “Sorunu yanlış teşhis ediyorlar. Hesap arkadaki güçten değil, bölge insanından soruluyor. Düzeltilmesi gereken bir sorun varsa, o da terörü kullanarak amacına ulaşmak isteyen yabancı güçlerin hesabının bozulması ve heveslerinin kursağında kalmasıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Çekiç Güç anarşi çıkaracak’ demişti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine 1993 yılında bir başka açıklamasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Çekiç Güç bölgede anarşiye zemin hazırlayacağını dile getirdiğine işaret edildi. Prof. Dr. Haydar Baş 1993 yılında Çekiç Güçle ilgili olarak yaptığı çarpıcı değerlendirme şöyle: “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’ye karşı kurulmuş ittifak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvimler 23 Kasım 1998’i göstermektedir ve Bağımsız Türkiye Partisi henüz kurulmamıştır. Prof. Dr. Haydar Baş o günlerde katıldığı bir programda Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’su üzerine oynanan oyunları anlatmaktadır. İşte BTP açıklamasına göre “Güneydoğu Anadolu üzerinde oynanan oyunlar Musevi–Haçlı ittifakının bir sonucudur” açıklamasında bulunan Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 11 yıl öncesinden bugüne ışık tutan sözleri: “Şimdi siz eğer orada bir tek adamın işidir diye bunu kabul ediyorsanız, o gücün arkasındaki gücü görmüyorsunuz, af edersiniz bunun adına körlük denir. Arkada öyle güçler var ki, kimsenin şimdi sayamadığını–saymadığını ben sayayım bu suç değil. Başta İsrail var, Amerika var, İngiltere, Almanya ve Fransa var. Şu anda gündem edilen –ki en azı odur– İtalya var. Topyekûn Avrupa var. Ne ittifakı var burada? İsrail’le birleştirirseniz Musevi–Haçlı ittifakı var. Ne üzerinde Güneydoğu Anadolu üzerinde.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandum talep edecekler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTP açıklamasına göre 1998 yılında, “Türk Silahlı Kuvvetleri sadece üç–beş eşkıyayla mücadele etmiyor, asıl bu eşkıyaları besleyen güçlerle mücadele ediyor” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, o günlerde daha yeni yeni peydahlanan Irak’ın Kuzeyindeki Barzani yönetimindeki Peşmerge devletine de şöyle dikkat çekmişti: “Apo’dan çok daha tehlikeli bu manada orada kurulan devlettir. Neden? Şimdi orada devlet olarak kimliğine kavuşan bir güç Suriye’den, İran’dan –zaten Irak’ta kurulmuş– ve de Türkiye’den bazı talepler gelirse, mesela– ki şu ana kadar olayları bu noktaya taşıyanlar bu söyleyeceğimi niçin gündem etmesinler?– referandum talebinde bulunursalar ve hukuk diliyle de bunu izah etmeye çalışırlarsa öp başına geleni. Ne yapacaksın onu söyle bana? O halde şu anda Türkiye’nin asıl meselesi kurulmakta olan bu federasyonun üzerine gidip kesinlikle bunu lağvetmesidir. Efendim ne olacak yani orada devlet kursa bu arkadaşlar nereden çıkacaklar ki, hangi kapıdan çıkacaklar? Türkiye’den çıkacaklar ben bunu sana söyleyeyim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç Türkiye’yi güçten düşürmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTP Genel Merkezinin açıklamasında 1998 yılında yaptığı bir başka açıklamada “Körfezde görünen amaç petrolse de görünmeyen amaç Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu azameti azaltmak, gözden düşürmektir” diye konuşan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Birinci Körfez Savaşı, Irak’ın kuzeyinde fiili devlet kurulmasını sağlamıştır. İkinci harekâtın amacı buna hukuki statü kazandırmaktır, Bu da Türkiye’nin bütünlüğünü daha da zorlayacaktır” diye uyarmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ateş Türkiye’yi saracak’ diye uyarmıştı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar öncesinden bulunduğu uyarılar dikkate alınsaydı Türkiye bugün yaşadığı sorunların birçoğunu unutmuş olacakğı dile getirilen BTP açıklamasında, “ABD’nin BOP projesine ortaklık yapan hükümet ve AB ci, ABD’ci çevreler Irak’ın işgaliyle demokrasi ve barış geleceğini söylüyorlardı. Prof. Dr. Haydar Baş ise “Oyun Türkiye’yedir, işgal bölgeyi daha da karıştıracak, kuzey Irak’a Kürdistan kurulacak, ateş Türkiye’yi saracak” diyordu. Türkiye bu oyunun bir parçası olamaz bu Türkiye’nin boynuna tasma geçirmektir buna müsaade edilemez dedi. Kürdistan’a geçit verecek her hareket bölgede ikinci bir İsrail’in tesisi anlamına gelir. Prof. Dr. Haydar Baş, 1998’de bunu ifade ederken Türkiye’yi yönetenler İsrail’le gizli açık anlaşmalar imzalıyordu” denildi. TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2009 20:22:32 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KÜRT AÇİLİMİ,PARÇALANMANIN HABERCİSİ...</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=7027779</link>
            <description> PİRİZADE BEKİR’DEN ÖCALAN'A 88 YILLIK İHANET &lt;br /&gt;Bugün AB ve ABD’nin tezgahıyla sözde Kürt açılımı pazarlayanların ağaları da emperyalist İngilizlerle iş tutmuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün başlattığı kurtuluş mücadelesini baltalamayı amaçlayan bölücü hainler isyanlar çıkarıp özerklik istediler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözde ‘sorun’ İngiltere yapımı!&lt;br /&gt;KURTULUŞ Savaşı sırasında fırsatı kaçırmak istemeyen İngiltere’nin organize ettiği sözde Kürt sorunu, Batı’nın dayatmalarıyla bir kez daha ‘talep açıklama’ noktasına getirilmek isteniyor. Türk’ü zayıflatmak için her zaman her yolu deneyen Batı ile işbirliği yapan hainlerin adı değişse de oynanan oyun hiç değişmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk milletini sırtından hançerledi&lt;br /&gt;EMELLERİ için, Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir’i kullanan İngilizlerin planını, dönemin ABD Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark Bristol, yazdığı raporda “İngilizler, bölgedeki petrol yataklarını kontrol altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanacaklar” diyerek ülkesini uyarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızlar bir an bile duraksamaz&lt;br /&gt;RAPORUNDA, Kürdistan’ı ’özel etki bölgesi’sayan Fransızlara dikkat çeken Bristol, “Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır” ifadesini kullanıyor. Fransız raporunda da İngilizlerin Kürtleri kullanarak karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak üzere ajanlar gönderdiğine dikkat çekiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı, ateşli her işte maşa kullanır!&lt;br /&gt;FRANSIZ Askeri İstihbaratı’nın 1992 tarihli raporunda “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır” denilerek İngiliz ajanları açıklanıyor. Aradan geçen sürede senaryo hiç değişmiyor; Batılı ülkelerin rol paylaşımında küçük oynamalar oluyor, kullanılan kuklaların ise sadece adı değişiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bölücü Bekir’in talepleri 1921&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,&lt;br /&gt;2 Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,&lt;br /&gt;3 Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,&lt;br /&gt;4 Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,&lt;br /&gt;5 Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,&lt;br /&gt;6 Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bölücü Apo’nun talepleri 2009&lt;br /&gt;1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.&lt;br /&gt;2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.&lt;br /&gt;3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.&lt;br /&gt;4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın&lt;br /&gt;5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.&lt;br /&gt;6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhanet cephesinde değişen bir şey yok&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı’nı fırsat bilen İngilizler karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak için bölgeye ajanlar gönderdi. O dönemde bölücülerin baş aktörlüğünü Pirizade Bekir üstlenmişti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber: Salim YAVAŞOĞLU&lt;br /&gt;Türkiye’nin parçalanması için mücadele veren dış güçler tarih boyunca Kürt sorunu adı altında ülkemizin karıştırılması için elinden gelen herşeyi yaptı. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında dahi bu ayak oyunları sürdü. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinin nasıl bir oyun tezgahladığı raporlara yansıdı. Dönemin ABD Deniz Kuvvetleri Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark L. Bristol, hazırladığı bir raporu 20 Şubat 1922’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na sundu. Raporda İngilizlerin desteklediği Pirizade Bekir’in nasıl bir hainlik içinde bulunduğu gözler önüne seriliyor. Fransız Askeri İstihbaratı da, daha önce bir rapor hazırlamış ve bu konuda şu bilgileri vermiştir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklandırma çabası&lt;br /&gt;“Dünya savası sırasında başlıca Kürt ailelerinden Bedirhan ailesinin başı Abdürrezak Bedirhan kendini Kürdistan Prensi tanıması koşuluyla Rusya’ya hizmetini ve 25 bin süvari vermeyi önermiştir. Çarın egemenliğini kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Rusya, bu öneriyi çok tehlikeli olacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Ara yerde İstanbul Hükümeti Kürtleri ayaklandırmaya çalıştığı için Bedirhan’ı ölüme mahkum etmiş, Bedirhan ise çabalarını sürdürmüş ve bu defa İngilizlere dönmüştür, ancak birdenbire ölmüştür. Versailles Anlaşması’ndan önceki yıllarda Paris’te yaşamakta olan zengin ve etkili Kürt Şerif Paşa, bu anlaşmaya bir Kürt devleti kurulmasını sokturmayı neredeyse başarmış, ancak Londra Konferansı bunu engellemiştir. İngilizler, Kürtlerin hoşnutsuzluğundan yararlanarak, karışıklık yaratmak, bir isyan çıkarmak üzere ajanlar göndermiştir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk milletini sırtından hançerledi&lt;br /&gt;Daha sonra ayaklanmaların başladığını kaydeden Fransız raporu şöyle devam ediyor: “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır. Başlangıçtaki ayaklanma güçlük çıkmadan bir Türk taburuyla bastırılmıştır. Haziran’daki başka bir ayaklanma daha güçlü olmuş ve bununla başa çıkmak için bir tümen kadar kuvvet gerekmiştir. Kazım Karabekir Paşa bütün yaz boyunca, Kürtlerin eylemleri, önlemlere rağmen ayaklanmaya katılanların sayısının artması karşısında kuşku içinde kalmıştır. Mardin bölgesindeki asilere Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir komutanlık yapmıştır.”&lt;br /&gt;Atatürk ve silah arkadaşları, emperyalizme karşı bağımsızlık savaş verirken, etrafına topladığı bölücü güruhuyla Türk milletini sırtından hançerleyen Pirizade Bekir, Haziran 1921 tarihi itibarıyla Kürt sorunun (!) çözümü için Ankara’dan şu taleplerde bulunmuştu:&lt;br /&gt;1- Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,&lt;br /&gt;2- Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,&lt;br /&gt;3- Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,&lt;br /&gt;4- Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,&lt;br /&gt;5- Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,&lt;br /&gt;6- Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE O RAPOR&lt;br /&gt;İstanbul&lt;br /&gt;20 Şubat 1922 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Dışişleri Bakanı&lt;br /&gt;Washington&lt;br /&gt;“Bakanlığın bilgisi için Askeri Ateşe tarafından Kürdistan’daki durumla ilgili hazırlanan raporu sunuyorum. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Kürt sorunu dikkati çekecek değerdedir. Normal koşullarda bile Kürtler daima komşuları için sorun olmuşlardır. Şimdi, Kürdistan’ın, ünlü petrol yatakları nedeniyle, yabancı entrikalar kuşkusuz başladığı için ciddi sonuçlar çıkabilir. İngilizler herhalde Kürdistan’ı denetim altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanmak isteyeceklerdir, Türkler de Kuzey Mezopotamya’yı ele geçirmek için aynı şeyi yapacaktır, Kürdistan’ı özel etki bölgesi sayan Fransızlar da Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır.&lt;br /&gt;Saygılarımla&lt;br /&gt;Tuğamiral, ABD Deniz Kuvvetleri&lt;br /&gt;ABD Yüksek Komiseri&lt;br /&gt;Mark. L. Bristol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek katilinden sözde çözüm!&lt;br /&gt;DTP’nin organize ettiği sözde açılım adı altında bir toplantı yapıldı. Çalıştay bildirisini eski DEP Milletvekili Hatip Dicle okudu. Dicle , Güneydoğu Anadolu’dan Kürt coğrafyası diye söz ettiği açıklamasında, PKK terör örgütünün barışa katkı vermesini istediklerini söyledi. Dicle, PKK’nın ve terörist başının muhatap alınmasını istedi. Hatip Dicle, Türkülüğü hedef aldığı konuşmasında, “Kültürel hakların anayasada güvence altına alınmalı ve anayasadaki ayrımcılığa dair tüm düzenlemeler derhal kaldırılmalıdır” diye konuştu. Daha sonra bu çalıştay raporu daha sonra terörist başına gönderildi. Öcalan’ın bu konudaki sözde çözüm paketenin Türk askerlerinin şehit edildiği Şemdinli baskının ylıdönümü olan 15 Ağustos’ta açıklanacak. Teröristbaşının açıklayacağı pakette şunların yer alacağı belirtiliyor:&lt;br /&gt;1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.&lt;br /&gt;2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.&lt;br /&gt;3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.&lt;br /&gt;4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın&lt;br /&gt;5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.&lt;br /&gt;6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaçları petrol kuyularının üzerine oturmak&lt;br /&gt;Tarih boyunca Türkiye’yi parçalamak için mücadele veren dış güçler, bölgedeki petrol kaynaklarına ulaşmak için çalışıyorlar. Bunun için Türkiye’yi parçalama hesapları yapan ABD ve Avrupa ülkeleri Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurtarak buradaki petrol kuyularının üzerine oturmak istiyor. Çabaların ilk meyvesi de alınmaya başladı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, dün Irak ziyareti kapsamında Erbil’de peşmerge reisi Mesud Barzani ile görüştü. Gates’in, sözde bölgesel yönetim ile merkezi hükümet arasında, ileride çatışmaya dönüşebilecek toprak, petrol ve güç paylaşımı konularındaki anlaşmazlıkları çözmeyi hedeflediği bildirildi. Önceki gün Irak Başbakanı Nuri El Maliki, içişleri ve savunma bakanları ile görüşen Gates, Amerikalı işgalci askerlerin kentlerden çekilme işleminin iyi gittiğini söylemiş, “sınır ve petrol konularındaki anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmak istediklerini” belirtmişti.&lt;br /&gt;-------TÜRKİYE'Yİ BÖLÜYORLAR,GÖRMÜYORMUSUN?&lt;br /&gt;TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Sun, 09 Aug 2009 20:56:44 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>TÜRK EKONOMİSİ,ORTAÇAĞ KARANLIĞINDAN BETER..</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=6656992</link>
            <description>İki dönemlik AKP iktidarı, Türk ekonomisini ANASOL–M namlı ANAP, DSP ve MHP koalisyon döneminden beter etti. Piyasalar öldü. Devlet borcunu döndüremiyor, battı. Milletin anası ağlıyor.&lt;br /&gt;Hükümet, önceki dönemlerdeki selefleri gibi IMF’nin gözünün içine bakıyor; bakalım kaç kuruş kredi verecek diye…&lt;br /&gt;ABD, AB ülkeleri, Rusya, Hindistan başta olmak üzere tüm dünya devletleri, milletlerinin emek, üretim ve hizmetlerinin karşılığında, yani GSMH’nın yüzde 35 ila yüzde 110’lara varan oranlarda kendi paralarını basıyorlar.&lt;br /&gt;Bizdeki akl–ı evveller de, 20–25 yıldan beri TL basmıyor; GSMH’mızı elin gâvurunun karşılıksız faizli banknotuna karşılık yapıyor, dışarıya transfer ediyor. &lt;br /&gt;IMF talimatlarıyla dünya üzerinde sadece ülkemizin iflasa sürüklendiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Yani iflasta yanlız değiliz. Ahtapotun kolları arasında sadece biz kıvranmıyoruz. Türkiye’nin vaziyeti, IMF’nin günah galerisindeki yaklaşık 89’uncu veya 90’nıncı cürümüdür; ama bu, herhalde işbaşındaki politikacılarımızın son günahı değildir.&lt;br /&gt;Bu gidşatla korkarım, yarın kendisine vahlanacağımız bir Türkiye bulamayacağız… O zaman da ekonomi–mekonomi derdi olmayacak. Can derdi, namus derdi, şeref derdi, insanlık ve onur derdi başlayacak.&lt;br /&gt;Irak yanı başımızdaki en son canlı örnektir.&lt;br /&gt;Bu ekonomik krizin ne zamana kadar devam edeceğini, hangi sabaha kadar kıvranacağımızı, herkes gibi siz de merak ediyorsunuz tabii. Belki de IMF’nin Türkiye taşeronu olarak çalışan AKP hükümetinin aylarca peşinden koşuşturduğu 5–10 milyar doların gelse bile millete bir faydası olmayacağını, hatta paranın dış kreditörlerin hesaplarına faiz ödemesi olarak gideceğini siz de biliyorsunuz. Eskiden Kemal Derviş vardı, o götürürdü işi; şimdi Amerika’nın, Avrupa’nın, IMF’nin Dervişleri çoğaldı Ankara’da… Ortaçağ keşişlerine taş çıkartacak vaziyetleri var! &lt;br /&gt;Hatta belki de hala bazılarımız, “Taşıma suyla değirmen dönmez! Elden vefa ‘yok’a benzer…” gibi büyük sözleri hatırlamak istemiyorsunuz. Madem kulağımıza küpe olmadı hafızamızdaki tüm atasözlerini silelim, diyorsunuz. Ama bütün bunlar çare mi? Ya IMF’nin kollarında can çekişip musallaya uzatılan Arjantin’in durumunu nasıl hafızamızdan sileceğiz? IMF’nin batırdığı 70–80 ülkeyi nereye koyacağız?!&lt;br /&gt;Bugüne kadar birçok ülkenin ekonomisi, IMF’nin reçeteleriyle battı, birçokları can çekişiyor. Halkın alım gücü bitmiş. Nakit yok. Dış borç kabardıkça kabarmış. Tüketim kabiliyeti ölmüş. Üretim durmuş; yabancı fırsatçılar, kelepir fiyatına işletmeleri kapmanın peşinde.&lt;br /&gt;Dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin vaziyeti budur.&lt;br /&gt;IMF ve ABD yetkililerinin kendi yatırımcılarına Türkiye’de şimdi tam yatırım vakti, yani sıkışan işletmeleri ve aracı kurumlarını satın alma zamanı tavsiyesinde bulunduğu gibi, orayı da tavsiye ediyorlar. Ekonomide stagflasyon evresini aştık, tam bir batışa geçtik. Yöneticiler ise hala dışarıdan borç bekliyor.&lt;br /&gt;Vatandaşın ve piyasanın para yokluğuna ek olarak idare, zam ve vergiye devam ediyor. Mamül mevcut ama para olmayınca toplum, çareyi ‘takas’ta arıyor. Ülkemizde kasabalarda değil, büyükşehirlerde bine yakın takas kulübü, trampa merkezi, barter firması kuruldu. Türk ekonomisi, Ortaçağ’dan da daha ağır vaziyet aldı. İşin vahim tarafı, AKP hükümeti bunu görecek durumda değil. Görse de yapacak bir şeyi yok; çünkü küresel ve yerel tefecileri besleyerek iktidarını sürdürüyor. &lt;br /&gt;Millet ekmeğini almak için para bulamayınca, ürettiği maydanozla ekmeğinin bedelini ödüyor. Çayını, kümesindeki tavuğuyla satın alıyor. Yumurta veriyor, şeker alıyor. Fındık veriyor, un çuvalını eve götürüyor. Burası Arjantin değil, Türkiye.&lt;br /&gt;Arjantin, IMF’ye restini çekti, kurtuldu.&lt;br /&gt;Bazılarının ‘ortaçağın alış–veriş usulü dedikleri takas’ yöntemi de milleti kurtarmayacak. Zira binlerce yıllık idare ve imparatorluk geleğinin mirasçısı olan bizlerin jeopolitik ve jeostratejik konumu, Arjantin’inkine benzemez. Takas yöntemi de bizi taşımaz. AKP hükümeti başta olmak üzere Ankara’dakiler, ecnebilerin aklına tutulmuş, teslim olmuş vaziyette. Dahası, bizi kendi halimize bırakmıyorlar... &lt;br /&gt;Başkalarının oyununu bozacak yerli duruş, Milli ekonomi, her zamankinden çok bugün kaçınılmaz. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyde başka bu bağlamda çözümü olan varsa, beri gelsin!      M.Emin Koç--TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Mon, 27 Jul 2009 20:28:40 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>UNICEFTURK ÇOCUKLAR İÇİN ACİL YARDIM BEKLİYOR.</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=6491924</link>
            <description>SEVGİLİ DOSTLAR; Unicefturk acil yardım bekliyor.Lütfen gelin çocuklar için birleşelim ve Unicef Türkiye milli komitesinin bu acil yardım çağrısına katılmaktan kaçınmayalım.&lt;br /&gt; ---Milli Komite olarak çalışmalarımızı daha çok Türkiye'ye, kendi çocuklarımıza odaklamaktayız.&lt;br /&gt;Ancak, meselâ sağlık konusunu ele aldığımızda, bizde sadece belirli bölgelerde, oldukça ender rastlanan bazı hastalıkların dünyanın başka yerlerini kasıp kavurmakta olduğunu görüyoruz. Onlara karşı hep birlikte savaşmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların en önemlilerinden biri sıtma. Dünyada her 30 saniyede bir, bir küçük çocuk sıtmadan hayatını kaybediyor. Bu hergün 3,000 çocuktan fazla demektir; yılda neredeyse 1 milyon çocuk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıtma, Sahra altı Afrika'da öldürücü hastalıklar arasında başı çekiyor. Sıtma mikrobu taşıyan sivrisinekler genellikle karanlık basınca, gece saat 10' la sabaha karşı 4 arası uçuşuyorlar. Geceler ölümcül olabiliyor. Çocuğa en büyük zararın derin uykusundayken geldiğini düşündükçe insan dehşete kapılıyor. Oysa bu hastalığın yayılmasını önleyecek çözümler ne zor, ne de pahalı ve on yıllardır da bilinmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin gerçeği, uzun süre dayanan 'sivrisinek öldürücü' ilaçlı özel cibinliklerle, çocuklar için geceleri güvenli ortam yaratabilir, onları mutlak bir ölümden kurtarabiliriz. Bu cibinlikler normal cibinliklere kıyasla iki misli koruma sağlıyor; gece boyunca sivsinekleri yok ederek koruyucu bir engel oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bataklıkların kurutulması, cibinliklerinin kullanımı, sivrisinek ilaçları ve düzgün tedavi olanakları dünyanın birçok bölgesinde sıtmayı yok ederken; Sahra altı Afrika'da yukarıda sözünü ettiğim cibinliklerin olmaması, parazitlerin sıtma ilaçlarına karşı artan direnci ve yoksul sağlık sistemleri bu hastalıkla mücadeleyi zorlaştırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UNICEF dünyanın en büyük cibinlik tedarikçisi. 2008 yılında 19 milyona yakın cibinlik dağıttı. Çalışma ortaklarıyla beraber 2010 yılına kadar ihtiyacı olan her çocuğa cibinlik sağlamaya kararlı. UNICEF herşeyi ancak sizin gibi yardımsever kişilerin bağışları ile yapabiliyor. Yoksa tek bir çocuğun dahi hayatını kurtaramayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımlarınız için size her zaman müteşekkirim. Özellikle bunların çocuklara yararlarını gördükçe daha da minnet duyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de desteğinizi bekliyorum. Bir cibinliğin maliyeti, ulaşım, dağıtım ve kullanımının öğretimi dahil, 15TL. Bir ya da birkaç cibinlik için bağışınız çok makbule geçecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların hayatını kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmak! &lt;br /&gt;Bu UNICEF'in belirleyici damgasıdır. Bugün bizi desteklemeniz gereksiz can kayıplarına son verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin saygılarımla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhsan Doğramacı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UNICEF Türkiye Milli Komitesi Onursal Başkanı&lt;br /&gt;Uluslararası Pediatri Kurumu Onursal Başkanı&lt;br /&gt;Sıtmaya karşı acil yardım banka hesap numaramız &lt;br /&gt;T.İş Bankası - Çankaya Şb.(4238) Hesap No: 500 555 &lt;br /&gt;Not 1:Bir cibinliğin maliyeti, ulaşım, dağıtım ve kullanımının öğretimi dahil, 15TLdir. Bir ya da&lt;br /&gt;birden fazla cibinlik bağışlayarak, bir hayat kurtarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not 2: Geçici bir sorundan dolayı online bağış şu anda yapılamamaktadır. &lt;br /&gt;Formu indirmek için tıklayın. &lt;br /&gt;Doldurduğunuz bağış formunu ofisimize fakslamanız yeterlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UNICEF Türkiye Milli Komitesi | &lt;a href=&quot;http://tr.netlog.com/go/out/url=http%3A%2F%2Fwww.unicefturk.org&quot;target=&quot;_blank&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;www.unicefturk.org&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Müdürlük: Bilkent Üniversitesi 2. Cad. 3.Sok. 80600 Bilkent, Ankara&lt;br /&gt;İstanbul Ofisi: Meşrutiyet Cad. 68/3, 34440 Beyoğlu İstanbul &lt;br /&gt;Tüm hakları saklıdır. Gizlilik</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2009 02:35:53 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>PROF. BAŞ HALKININ VE HAKK'IN ADAMIDIR</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=6209303</link>
            <description> Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son günlerde bazı mihraklar tarafından tezgahlanmaya çalışılan oyunları bozacak bir ‘manifesto’ yayınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZÜMÜZ VE FİKRİYATIMIZ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı çevreler ve çeşitli odaklar tarafından, benim ile ilgili uzun yıllardır halkın arasına türlü dedikodular ve iftiralar yayılmaya çalışılmaktadır. Uzun yıllardır yapmakta olduğum vatanımıza, milletimize, inanç ve medeniyetimize, yani tüm milli ve manevi varlığımıza samimi olarak sahip çıkma mücadelem; Türk devleti, Türk milleti ve medeniyeti üzerinde karanlık emeli olanları rahatsız etmektedir. Bu karanlık emel sahipleri, onların kandırdığı veya kullandığı insanlar, hakkımda asılsız iftiraları ortaya atmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıkamış’ta şehit düşen büyük dedem başta olmak üzere ailem, son derece dindar ve milli değerlerine bağlı idi. Beni dindar ve milli ve manevi değerlerine âşık olacak şekilde yetiştirdiler. Annem bana, bir yandan Yunus Emre’nin ilahilerini öğretirken, diğer taraftan da milli marşlarımızı öğretmiştir. Okul hayatımda da hep aynı çizgi üzerinde oldum. Çocukluk dönemimden itibaren hayatımın tamamı, maddem ve mana dünyam, bedenim ve ruhum hep vatan-millet, medeniyet sevdası ile yoğruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜCADELEMİZ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1950’li - 60’li yıllar o devrin insanlarının malumudur; nitekim hamurumuz, yetişme tarzımız ve dış çevre şartlarımız tabii olarak bir mücadeleye girmeyi, okumayı, araştırmayı zorunlu hale getirdi. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları araştırmam mümkün oldu. Bu araştırmalarım, bizden zannettiğimiz insanların, tarih boyunca milletimize çok ciddi zararlar verdiğini ortaya koydu. Milletin menfaatine gibi takdim edilen pek çok konunun, aslında milletin zararına olduğunu; milletin, inancı, değerleri ve samimiyeti istismar edilerek aldatıldığını tespit ettim. Milletimizin birlik ve beraberliğine zarar verecek adımların da atılması, bizi bu konuda daha da duyarlı olmaya mecbur kılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli ve manevi değerlerimiz üzerinde, devlet-millet bütünlüğümüz üzerinde oynanan oyunları engellemek ve birlik ve beraberliği tesis etmek için her türlü imkânımızı seferber etmeyi; hukuk içerisinde kalmak kaydı ile gece gündüz hizmet etmeyi kendimize vazife bildik ve arkadaşlarımla çalışmaya başladık. 1983 yılında kurulmasında öncülük ettiğim ve başyazarlığını yaptığım İCMAL DERGİSİ ile kültürel çalışmalarımıza yeni bir boyut getirdik. İcmal, yüce milletimiz için adeta bir mektep oldu; birlik, kardeşlik ve dirlik mektebi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİNDARLIĞIMIZ VE MİLLİYETÇİLİĞİMİZ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde dindarlığın, özünden uzaklaştırılmış olduğunu, hatta en temel dini değerlerin istismar edilecek kadar vahim boyutlara taşındığını; milleti ayağa kaldıracak, bir ve beraber kılacak bir enerji üretmek yerine milletin enerjisini heba eden bir yapıya kavuşmuş olduğunu tespit ettik. Toplumumuzun muhafazakâr ve dindar kesiminin bir kısım önderlerinin, dindarları kendi devleti karşısında sakıncalı hale getirecek söylem, icraat ve istismarlarda debelendiklerini görüyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçilik de aynı şekilde özünden uzaklaştırmış; birlik, kardeşlik, ülfet ve muhabbet kaynağı olması gerekirken, ihtilaf ve kavga kaynağı haline getirilmiştir. Nitekim bu bağlamda 1980’li yıllarda binlerce Türk evladının ne idüğü taraftarlarınca dahi belirsiz sağ-sol çatışmalarına kurban gittiğini gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hülasa derleyip toplaması, ihtilafları çözmesi, kendisine, ailesine, vatanına ve milletine faydalı gençler yetişmesini sağlaması gereken insanlar, tam tersini yapar olmuştur. Şanlı geçmişinden ilham alması ve örnek insan modeli olması gereken ‘Müslüman Türk’ kimliği zedelenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki gerçek dindar, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği ‘emin’ insandır. Bu durum karşısında gerçek dindarlığın müşahhas bir şekilde ortaya konması gerekiyordu. Gerçek milliyetçi insan; milletinin tüm maddi ve manevi varlığına samimi bir şekilde sahip çıkmalıydı. İşte biz bunları yapmaya çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNSAN MESELESİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmetlerimizin merkezine ‘İnsan Meselesi’ni koyduk. Çabamız, insanı ve toplumu korumak ve geliştirmek için yapılması gerekenleri tespit etmek ve hayata geçirmekti. Bu manada hizmet ve gayretimizin temeli insan; hizmetin gayesi insan ve hizmeti yapan ve yapması gereken de insandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumda her alanda “örnek insan”a ihtiyaç olduğu gerçeğinden hareket ettik. Bizler birer örnek insan olmaya çalıştığımız gibi, milletimizin evlatlarının da örnek insanlar olması için yapılması gerekenleri ortaya koymaya çalıştık. Amacımız tek cümle ile ‘Eşyayı imar ve İnsanı ihya’ şeklinde özetlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VATAN VE MİLLET SEVGİSİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atalarımızdan, vatanımızı ve milletimizi aşk derecesinde sevmeyi öğrendik. Maddi ve manevi varlığımızı korumak ve geliştirmek; bizden sonraki nesillere güçlü bir maddi ve manevi miras bırakabilmek ve millet olabilme yeteneğini ilânihaye devam ettirebilmek için vatan ve millet sevgisi olmazsa olmazlardandır. Vatan, canın, malın, şerefin, namusun ve imanın korunduğu mukaddes yerdir; bu bakımdan vatan sevgisi imandandır, vatanı uğruna ölen de şehittir. Biz ve arkadaşlarımız, bu iman ve bu sevgi ile yoğrulmuşuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel hak ve hürriyetlerin gerçek manada yaşanması, insan olmanın zaruri sonucu olduğu gibi, devlet-millet bütünlüğünü sağlamış sağlıklı bir millet olmanın da vazgeçilemez şartıdır. Bu konunun öneminin yeterince anlaşılması ve gerekli desteği görmesi için seferber olduk. İnancımızın insan haklarını ne kadar önemsediğini ve teminat altına aldığını ortaya koymak için ‘Veda Hutbesinde İnsan Hakları’ adlı eserimizi kaleme aldık ve Türkiye genelinde konferanslar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes; yönetenler ve yönetilenler hayatlarında hukuka uygun hareket etmeyi ilke edinmelidir. Hem fert, hem de devlet planında yapılan işlerin hayırlı ve millet menfaatine olması için, mücadelelerin meşru olması gerektiği gibi, yapılan mücadelelerin hukuk zemininde yürütülmesi de gerekmektedir. Bu bakımdan hukuka uygun yasal düzenlemeler yapılmalı, devlet organizasyonu hukuka uygun hareket etmeli ve hukuk her şeyi denetlemeli. Hukukun üstün ve belirleyici olduğu toplumlarda adalet duygusu gelişir, devlet-millet münasebetlerinde ve milletin kendi içinde güven sağlanır ve insanlar kendi haklarını korudukları gibi başkalarının haklarına da saygılı davranırlar. Hukuk dışına çıkanlar, davaları haklı olsa bile, haklı davalarına zarar verirler.&lt;br /&gt;Hayatımız boyunca hep hukuka uygun yaşadığımız gibi tüm arkadaşlarımıza da hukuka uygun yaşamalarını tavsiye ettik. Topluma hizmet etmesi, onu koruması ve maddi ve manevi varlığının gelişmesine katkıda bulunması gereken her kurumun ve kuruluşun da hukuk çerçevesinde kalmasının gereğini her fırsatta vurguladık. Her türlü hukuksuzlukla, hukuk zemininde mücadele ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEVLETE VE MİLLETE BİRLİKTE SAHİP ÇIKMAK VE HİZMET ETMEK:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman şunun altını çizdik; aile, devlet, asker ve din, bir milletin gerçekten “millet olabilmesi” ve ilelebet payidar kalabilmesi için olmazsa olmaz unsurlardır. Devlet organizasyonu bir toplumun millet olması, millet olarak kalması ve varlığını sürdürebilmesi için şarttır. Bu gerçeği bildiğimiz için hayatımız boyunca devlete sahip çıktık. Bazı art niyetliler ve onlara kanan gafiller, devlet kademelerinde çeşitli mevkilerde görev yapan insanların hatalarını gerekçe yaparak devlete saldırmanın meşru olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki mücadele, yanlış yapana karşı olmalı ve kesinlikle meşru zeminde yapılmalıdır. Varlığı zati olarak zararlı olmayan bir kurumu, başındakiler yanlış yaptı diye, kurum olarak karşıya almak doğru bir yaklaşım değildir. Topluma varlığı zarar veren kurumlara karşı, kurumun kaldırılması için mücadelenin bir mantığı olabilir ancak millet olarak hepimizin varlığımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için hayati önem taşıyan devlete karşı mücadele etmek art niyetli bir yaklaşımdır. Art niyetlilere uyanlar da gaflettedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim, devletin yukarıda bahsettiğimiz özelliğine ve önemine binaen, devlet millet birlikteliğini savunmamız, gerçek dindarlığın ölçüsünü ortaya koyduğundan; devlet ile dindarı karşı karşıya getirmeye çalışan ve-ölçüsü sağlam olmadığı ve İslam’ı da tam bilmediği için- saf halkımızı kandıran sözde dindarları panik haline sokmaktadır. Bu yüzden hiç çekinmeden hakkımızda her türlü iftirayı ileri sürebilmektedirler. Ancak biz doğru bildiğimiz yolda Allah’ın izni ile yürümeye devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALKA HİZMET HAKKA HİZMETTİR:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlıkta, medeniyette, ilimde, teknolojide, eğitimde ve toplum için önemli olan her konuda halka hizmeti Hakka hizmet bildik. Öz varlığımızı koruyarak çağdaş medeniyet seviyesine yükselmemiz gerektiğine inandık. Birileri toplumun önüne göz boyayan hedefler koyup, milletin geleceğine ipotek koyuyor. Biz ise bu oyunları gördüğümüzden, kendimize ait olana sahip çıkarak milletimizin kalkınması için gerekenleri ortaya koymaya çalışıyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık duygularının esiri olanlar ve bizden göründüğü halde dış güçlere hizmet edenler çoğu zaman millet için önemli olan bir konuyu, bir hedefi göstererek milleti kandırıp gerçek niyetlerine uygun işler yapıyorlar. Gerçekten bizden olsalar, yaptıklarından milletin menfaati yüksek olur. Ancak ortaya koyduklarını toplu olarak değerlendirdiğimizde, icraatlarında milletimizin kazancından çok kaybı olduğunu görüyoruz. Sureti Haktan görünenlerin bir millete verecekleri zarar her zaman açık düşmanların vereceği zarardan daha fazladır ve daha yıkıcıdır. Milletimiz için çok önemli boyutta olan bu tehdidi görmemiz hayati önem arz ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir toplumda gizli tehditleri herkes yeterince algılayamayabilir. Bunu gören, buna karşı mücadele eden insanlara kulak verilmeli ve onlara destek olunmalı. Böyle yapılmaz ise o gizli tehditler amaçlarına ulaştığında her şey için çok geç kalınmış olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli babam benim için “Allah’ım oğlumu zatına hakiki kul, Habibine hakiki ümmet ve aziz milletimize de hizmetçi eyle” diye dua ederdi. Hayatım boyunca aziz milletimize hizmeti bir ibadet bildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bizim samimi çalışmalarımız milletimiz üzerinde karanlık emelleri olanları ve onların kandırdığı insanları rahatsız etti. Onlar her türlü iftirayı Allah’tan korkmadan atabildiler. Art niyetliler, güzel görünümlü maskelerinin ardında çirkin yüzlerini, iyi görünümlü hizmetlerinin ardında şer işlerini, hayır gibi görünen niyetlerinin ardında kötü niyetlerini saklarlar. Doğruyu maske yaparak yanlışa hizmet ederler. Bunu yaptılar ve milleti kandırmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletimizin menfaati için çalışan gerçek samimi insanın çeşitli özellikleri vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Kesinlikle ülkemiz ve milletimiz hakkında karanlık emeli olan güçler ile beraber olmaz.&lt;br /&gt;2- Hiçbir zaman, kendince çeşitli makul gerekçeler ileri sürerek hukuk dışına çıkmaz. Hukuk açısından meşruiyetini yitirenlerin, meşru davaları başarıya taşıması mümkün değildir.&lt;br /&gt;3- Samimi insan, kendi millet ve medeniyetine karşı asla takiyyeci olamaz. Bu manada inancımıza göre takiyye haramdır. Haram olan bir işle doğruya hizmet edilemez.&lt;br /&gt;4- Sözlerinde ve icraatlarında milletin menfaatine aykırı bir şey bulunamaz. Buraya gelmişken önemli bir hususu izah etme zarureti doğdu. Çeşitli yollar ve yöntemler ile milletin bir bölümünün güvenini kazanan bir kısım insanların ve bazı toplulukların, aslında inancımıza, milli menfaatlerimize aykırılığı açıkça görünen sözleri, yaklaşımları ve faaliyetleri yerinde değerlendirilemiyor. İyi niyetli insanlarımız onların yerinde olsalar asla yapamayacakları yanlışları; onların dindar kimlikleri, güzel görünümlü maskeleri ve çeşitli sahalardaki başarıları nedeni ile ne yazık ki savunabiliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamı: EKONOMİK KALKINMA GÜÇLÜ DEVLETİN OMURGASIDIR   &lt;br /&gt;TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Sun, 12 Jul 2009 17:31:22 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>KAİNAT DEVLETİ İDEALİ</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=6096302</link>
            <description>---Türk’ün dünya hakimiyeti sona erdiğinden bu yana; genelde dünya insanlığının, özelde de Müslüman Türk dünyasının yüzü asla gülemedi…&lt;br /&gt;Dünyanın her tarafında Müslüman Türk Halkları ezilen, asimile edilen, soykırıma tabi tutulan bir konumdadır. &lt;br /&gt;Doğu Türkistan’da yaşanan son saldırılarda soydaşlarımız Uygur Türkleri açık ve net olarak bir soykırıma tabi tutulmaktadır. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden Çinliler tarafından kurşuna dizilmekte, özelikle de sözde insan hakları savunucuları, haçlı batı, sahte diyalogcular sessiz bir şekilde seyirci kalmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayları yaşarken şöyle bir hafızamı yokladım da; gençlik yıllarımızda Türk Milliyetçilerinin “Esir Türkler davası” diye bir davası vardı..! &lt;br /&gt;Dünyanın değişik yerlerinde Türk soydaşlarımızın  esaret altında olduğunu, Türk’ün dünyaya tekrar egemen olduğu taktirde esir milletlerin özgürlüğüne kavuşacağını dillendirir, hafızalarımızda Türk Milletinin dünya hakimiyetini hayal eder dururduk…&lt;br /&gt;Bu hayal bir milleti fikir olarak diri ve güçlü kılmaktaydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş’ın bir ifadelerinde; “en dini meselelerimiz en dini partilere, en milli meselelerimiz en milli partilere tarumar ettirilmektedir.” Sözünün tecellisi midir nedir ? Türk Milletini kendi başının derdine düşürdüklerinden midir nedir?&lt;br /&gt;Kimsenin böyle bir derdi de kalmadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürselleşme sürecinde milli ve dini duyguları öğütülen aziz milletimizin fertleri, kendi komşusunun dahi aç mı tok mu, hastamı, ölü mü,  farkında değilken, ta ötelerde, hem de Çin’de olan bitenden haberdar olması, yada Onun derdini dert etmesi nasıl beklenir ki? &lt;br /&gt;İnsanlığın yüzünün gülebilmesi, huzur ve selamet içerisinde yaşayabilmesi için, bağımsız, güçlü ve zengin bir Türkiye idealinin mutlaka gerçekleşmesi lazımdır. Çalışmalar bu yönde olmalı, fikirler düşünceler bu yönde kuvvet bulmalıdır. Aidiyet duygusu acilen canlandırılmalıdır. Yoksa bir millet dünyanın her yerinde lime lime edilmeye mahkum olacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Prof. Dr. Haydar Baş, ısrarla “Türkiye’yi Kainat devleti yapmaya ben varım siz de var mısınız?” diye haykırırken, Onun ne kadar haklı olduğunu her geçen gün ve her yaşanan olaydan sonra daha iyi anlıyorum. &lt;br /&gt;Ah birde milletimiz anlayabilse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ugur Kepekçi-TUNALIM</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2009 21:46:42 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Milli Devlet, yepyeni bir hukuk sistemi demektir</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=6005897</link>
            <description>&lt;img class=&quot;smiley&quot; src=&quot;http://v.netlogstatic.com/v4.00/2401//s/i/smilies/love.gif&quot; alt=&quot;:)&quot; /&gt;Dünyada bilinen iki ana hukuk sistemi vardır. Ülkemizde de uygulanan Roma Hukuk sistemine göre, “bireyler arasındaki hukuk” ile “devlet ile birey arasındaki hukuk” ayrılmıştır. Anglo Sakson sisteminde ise, ikisi bir bütün olarak ele alınmaktadır. &lt;br /&gt;Milli Devlet ise, yepyeni bir hukuk yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bireylerin kendi aralarındaki hukuk ile “devlet ile bireyler arasındaki hukuk” ayrılmakta; ancak bireyler arasındaki hukukta devlet de müşteki–mağdur karşısında sorumlu tutulmaktadır. Böyle bir sistem şu ana kadar hiçbir siyasi ve hukuki düşünce içerisinde yer almamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal haklar genişletilmektedir&lt;br /&gt;Bu konuya Sosyal Devlet kısmında geniş olarak değindik. Devlet, bireylere ait her türlü sosyal hakları, gerek sağlık, gerek eğitim, gerekse kimseye muhtaç olmadan onurlu yaşama hakkını vatandaşlarına yaşatmak zorundadır. Devletin bütün bunları yerine getirmesi için sahip olacağı yetkiler de, kamu yararı ve kamuya hizmetle sınırlandırılmalıdır. Elbette böyle bir devletin varlığına ve işleyişine zarar verecek her türlü fiil, sadece devletin şahsına yönelik değil, aynı zamanda millete yönelik değerlendirilmeli, hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Devlet, hak vermek üzerine kuruludur&lt;br /&gt;Bugün Batı dünyasında insan haklarının son dönemde ağırlıklı olarak gündem edilmesinin iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, gelişmekte olan ülkelerin iç işlerine karışmak için bu konular mazeret olarak kullanılmaktadır. Bir diğeri ise, kapitalist yaklaşımlarda devletin azdan da az bir grubun kontrolünde olması münasebetiyle kapitalist devlet yapılanmaları millete hizmeti esas almamış; aksine devlet, milletten elde ettiğini, bu azınlığa kullandırmaya yönelmiştir. Elbette böyle bir düşünce kalıbı içerisinde devletlerin vatandaşlarının haklarını korumasını bekleyemeyiz. Ancak bizim tarif ettiğimiz Sosyal Devlet/Milli Devlet modelinin zaten varlık sebebi, vatandaşlarının haklarını onlara vermek ve en geniş manada yaşatmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET  / &lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaleminden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET İÇİN NE DEDİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünal Emiroğlu / Mimar Sinan Üniversitesi&lt;br /&gt;Sosyal Devlet Milli Devlet tezi, ulusal bilinci yükseltiyor&lt;br /&gt;200 yıla yakın bir süredir Batı, “sosyal devlet”, “sosyal haklar”, “sosyal hukuk” gibi kavramlarla uğraşıyor. Bu kavramlar 1960 sonrası Türkiye’sinde sözü en çok edilenlerdendir. 40 yılı aşkın bir süredir ülkemizde bu kavramlar çerçevesinde yürütülen tartışma ve mücadele, demokrasi ve hukuk devleti sorunlarına ilişkin tartışmalar kadar yoğundur. Ne var ki, özellikle sosyal haklarla ilgili olanda göze çarpan, genel ve çözüm üreten çalışmaların yokluğu ya da azlığıdır.&lt;br /&gt;İşte Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ’ın ‘Sosyal Devlet, Milli Devlet’ başlığını taşıyan kitabı, gerek öğretide gerekse bireysel ve toplumsal yaşamımızda, bu alanda duyulan ihtiyaca büyük ölçüde cevap getirebilmiştir. Sayın BAŞ’ın bu eseri, bu ülkenin evladına, ulusal bilincinin yükselmesinde çok önemli katkıda bulunmuştur.&lt;br /&gt;Yeryüzünü kan gölüne çevirip, sömürü düzenini insanlığın yok olması pahasına sürdürmeye çalışan, militanlığı kapitalist sermayenin emrine veren Amerikan gücünün ülkemizdeki uzantılarından ve yerli işbirlikçilerinden Milletimizin hesap sorma gününü olabildiğince çabuklaştıracak bir projeye, bu eseriyle imza atmıştır  Sayın BAŞ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2009 21:20:49 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BTP'DE</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=5780997</link>
            <description>BTP’li belediyelere ziyaretler gerçekleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, Konya’nın Yazla beldesinde yaptığı konuşmada, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son ekonomik gelişmeleri Konya’da değerlendirdi. Konya’nın BTP’li Yazla belediyesini ziyaret ederek çeşitli temel atma ve açılış törenlerine katılan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş burada halka seslendi. Konuşmasında memleketin sorunlarının çözümü konusunda plan ve proje ortaya koyan tek kadro BTP kadrolarıdır diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” şeklinde konuştu. BTP Genel Başkanı Yazla’daki konuşmasında son ekonomik gelişmeleri de değerlendirdi. Tarım, tekstil ve sanayi gibi Türk ekonomisinin temel direklerinin çöktüğün ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye’nin hızla uçurumdan aşağı düştüğünü söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonominin e’sinden anlamıyorlar&lt;br /&gt;Merkez bankası başkanı Durmuş Yılmaz’ın krizi tarif etmek için kullandığı tünelin uzunca ışık var ama bu araba farı da olabilir sözlerini hatırlatan haydar baş şöyle konuştu: “Ekonominin e’sinden haberi olmayan insanlar bir ülkede şayet gelip ekonomiye yön vermeye çalışırlarsa işte geleceğimiz netice de bu olur. Sen kalkıyorsun 1000 metrelik uçurumdan aşağıya kendini atıyorsun. Ben kalkıp sana, ‘senin sonun ölümdür’ diyorum. Bana nereden biliyorsun diye soruyorsun.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebimizdeki para bizim değil&lt;br /&gt;Çöken kapitalizmin karşısına Milli Ekonomi Modeli’yle tek alternatif olarak ortaya çıktıklarını ifade eden BTP Genel Başkanı Türkiye özelinde acilen yapılması gerekenleri şöyle anlattı: “Yapılacak olan iş, emeğimiz ve üretimimiz karşılığında milli paramızı devreye koymaktır. Şu anda 30 yıla yakın bir zamandan beri Türk milleti emeğinin karşılığı parayı devreye koyamıyor. Şu cebinde olan para sana ait değil haberin var mı? Evet, bunun üzerinde 50 Türk lirası yazıyor olabilir ama bu bize ait değil. Kime bu ait biliyor musunuz? ‘Hard Currency’ diye bir şey var. Bunu global ülkeler Türkiye’ye borç veriyor. Türk hazinesi bu yabancı parayı borç olarak alıyor ve bunun karşılığında Türkiye parasını basıyor. Bizim paramız o dövizlerin karşılığında basılan paralardır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin çöküşü dolara bağlı&lt;br /&gt;Milli ekonomi modelinin sadece Türkiye’nin değil ekonomik buhrandan çıkmak isteyen tüm toplumların tek çaresi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Rusya’dan örnek verdi. Rusya başbakanı Vladimir Putin’in ekonomi danışmanı Prof. Dr. Victor Minin’in düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinden üçüne katıldığını ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Rus profesör Minin’le küresel kriz ve ABD üzerine yaptıkları bir konuşmayı ve sonuçlarını şöyle açıkladı: “Siz ABD’nin batmasını istiyorsanız -evet istiyoruz dedi- o zaman yapacağınız iş, milli paraları öne çıkaracak, doların dolaşımını kısıtlı hale getireceksiniz. Yani dolar Rusya’da, Çin’de ve Hindistan’da dolaşımda olmayacak. Ona beş on tane ülke saydım. Bu ülkelerde doları tedavülde devreden çıkartırsanız ve o ülkelerin milli paralarıyla ihracat ve ithalat yapmayı mecbur hale getirirseniz, dünya bunlara bakar, bu uygulama hayata geçer. Ondan sonra bakarsınız ki bir anda ABD’nin yıldızı sönmüştür. Rusya’ya döndüler ve bu konuşmadan bir hafta sonra Rusya Çin’le anlaştı. Dediler ki, bundan sonra ticaretimiz milli paralarımızla olacak. Biz sizden mal aldığımızda size Çin parası vereceğiz. Siz bizden mal aldığınızda bize Rus rublesi vereceksiniz. Analaşmanın içerisine Hindistan’ı da dahil ettiler. Şu anda Rusya merkezli dünya hayata geçirmeye başladı. Ulusal paraları ön plana geçecek ve doların ipini çekecekler. Eğer dolar çökerse ABD’nin de hayatı sona erer. O zaman ABD’nin dediği dedik olmayacak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Sun, 28 Jun 2009 10:58:25 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>EKONOMİK İDEOLOJİ</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=5320015</link>
            <description>Her felâketin, her belânın terbiye edici, düşündürücü, yeni ufuklar açıcı bir tarafı bulunabilir. Küresel ekonomik krizde de böyle olmuştur. Bu kriz olmasaydı, birçok kimse liberalizmi, daha geniş anlamda Batılı ekonomik modelleri tartışmayacaktı. Nitekim tartışmıyorlardı. Temelleri sakat, kuralları tutarsız, birçok sorun karşısında çözümsüz ve çaresiz kalan bu modeller, kesin doğrular gibi kabul görüyorlardı. Şimdi ise sadece Batılı ekonomi modelleri değil, topyekün Batı medeniyeti tartışılıyor. Tartışanlar arasında o medeniyetin asıl sahipleri de var. İşte, işin ilginç ve önemli yanı burası. Küresel kriz sebebiyle Batılı ekonomistler, yazarlar, siyaset, bilim ve işadamları fikir beyan ettiler, halen  de ediyorlar.&lt;br /&gt;Beyan edilen fikirler içerisinde en dikkat çekici ünlü milyarder James Goldsmith’inki oldu. Goldsmith şöyle diyor: “Tamamen değişen şartlara rağmen benimsemiş olduğu ekonomik ideolojinin geçerliliğini sorgulamayan medeniyetin kendi kendini yok etmesini seyretmek, ne kadar da şaşırtıcı bir şey”. Demek ki, bugüne kadar Batıda uygulanan ve dünyaya dayatılan ekonomi modelleri bilimsel ve evrensel gerçekler değilmiş, ekonomik ideolojilermiş. Dahası, Batı medeniyeti bunların üzerine bina edilmiş. Eğer bunlar çökerse –ki çöküyor- o zaman Batı medeniyeti de çökecektir. Burada akla şu soru gelebilir: “Peki, ideolojiler bilimsel ve evrensel değil mi?”. Hemen cevap verelim. Değil, ideolojiler, Batı dünyasında belli bir sınıfın, özellikle de egemen, sömürücü sınıfın gerçeğidir. Bu anlaşılınca Batılılar, ideolojileri bilimsel kılıflara soktular ve ardından da “ideolojiler öldü” diyerek toplumları kandırmaya çalıştılar, büyük oranda da kandırdılar.&lt;br /&gt;Rahmetli Cemil Meriç, bu konuda şunları söyler: “İdeolojilerin zevali nazariyesi, dünyamızdaki ilerleme hamlelerini durdurmak için başvurulan son hile belki de. Kimse toplum yapısını değişiştirmeye kalkmasın diye, babadan kalma tutucu ideoloji yepyeni bir hüviyetle sahneye çıkarılmaktadır. Filhakika kalabalıkların ideolojilerden soğuması, kurulu düzenin çok işine gelmektedir ve tevekküle götüren bir soğuma. Tenkit zihniyetini boğan bir ruh iklimi geliştirmektedir”. (Bkz. Kırk Ambar, c.2, s. 299-300). Goldsmith’in sözleri, bu gerçeğin itirafı mahiyetindedir. Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu söyleyen Batılı yalnız Goldsmith değil. Aklı başında olan her Batılı bunun farkındadır. Bunlardan biri de BM İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyesi Jean Ziegler’dir. Ziegler, küresel ekonomik krizin bir ‘medeniyet krizi’ olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu, küresel kriz çıkmadan, yıllar önce de söyleyenler  vardı. Meselâ, Fransız filozof Rene Guenon, Batı medeniyetinin sürekli kriz doğurduğunu ve çökeceğini haber verenlerdendir. Geunon, “Çağdaş Dünyanın Bunalımı” adlı eserinde şöyle diyor: “Bitecek olan bugünkü şekliyle Batı medeniyetidir. Batı medeniyetini dünyanın bütünü sayanlar, onun için kıyamet kopacakmış gibi telâşa düşüyorlar. Aslında bir devrin sonu bu, daha doğrusu kozmik bir devrenin. Mazide kavimler, ırklar, medeniyetler silinmiş tarih sahnesinden, silinecek de. Ne var ki, bu defaki kapsamlı, etkilerini bütün dünyaya hissettirecek bir değişiklik” (A.g.e., c.2, s. 443). Batı medeniyetin yıkılmasıyla, dünya yıkılmaz. Bir medeniyetin yıkılması, yeni bir medeniyetin müjdecisidir. İyi de, bu medeniyet hangi medeniyet olabilir?  Bu soruya cevap verebilmek için tekrar Goldsmith’in sözüne dönmek gerekir. Goldsmith’e göre, Batı medeniyetinin temeli, geçerliliğini yitirmiş ekonomik ideoloji değil miydi?  O halde yeni medeniyetin müjdecisi, bilimsel gerçeklere dayanan yeni bir ekonomi modeli olmalıdır. Bu da, ‘Milli Ekonomi Modeli’ adıyla ortaya konulan modeldir. Gerçekten krizden çıkmak, krizi fırsata dönüştürmek isteniliyorsa, tek çare ‘Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamaktır. Gerisi,  bataklıkta debelenmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKONOMİK TERÖR ÖRGÜTLERİ&lt;img class=&quot;smiley&quot; src=&quot;http://v.netlogstatic.com/v4.00/2401//s/i/smilies/biggrin.gif&quot; alt=&quot;:)&quot; /&gt;ünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF… gibi uluslararası kuruluşları, ‘Ekonomik Terör Örgütleri’ olarak nitelendirenlerin sayıları her geçen gün artıyor. Diyeceksiniz ki, “bu kuruluşlarda çalışan binlerce eleman var.  Politikalarını savunan ve uygulayan hükümetler var. Peki, onları nasıl adlandıracağız?”. Söz konusu kuruluşlarda çalışmış bazı kişiler, itirafta bulunuyor ve yaptıkları işin, ‘Ekonomik Teröristlik’ veya ‘Ekonomik Tetikçilik’ olduğunu söylüyorlar. Ekonomik teröristlik kavramı, ülkemizde de tartışma konusu oldu. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, “yapacağımız çalışmalarla ekonomik terör ortamını önlemek istiyoruz” dedi. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz bu eleştiriye, “ekonomik terörist değiliz” diyerek cevap verdi. Bu tartışma şunu gösteriyor: Demek ki, kimilerine göre, ekonomik terör örgütlerinin politikalarını uygulayanlar,  ekonomik terörist tanımına dahildir. Aslında, adam öldüren, suikast ve katliam yapan, şiddete başvurun teröristlerle, ekonomik teröristlerin yaptıkları arasında temelde ve amaçta bir farklılık yoktur. Dünyada, her gün 24 bin insanın açlıktan ölmesine sebep olan ekonomik teröristlerin, silâhla insan  öldüren teröristlerden  farkı var mı? Tek fark şudur: Birisi silâhla, diğeri aç bırakarak öldürüyor. Ama sonuç aynı. Her ikisi de öldürüyor.&lt;br /&gt;Ekonomik terör örgütleri ve ekonomik teröristler,  yaptıklarını açıklık içerisinde gizliyorlar. Daha doğrusu, yardım yapma rolü oynuyorlar. Görünüşte, sahiden yardım da yapıyorlar. Ama karşılığında bazı politikalar dayatıyorlar. Meselâ, borçlanmaya ve dışa açılmaya dayalı ekonomi politikaları gibi. Bu politikaları benimseyen ülkelerin,  borçları ve bağımlılıkları artıyor. Birkaç örnek sunalım: Gana, 2002 yılında IMF ile anlaştı. IMF, bilinen politikalarını dayattı. Tarım ve sanayide devlet desteğini kaldır. Kamu harcamalarını kıs. Yatırım yapma. Gümrük duvarlarını yık, ithalatı kolaylaştır. Devlet kuruluşlarındaki memur ve işçi sayısını azalt. Özelleştirmeye devam et. Gana, denilenleri yaptı. Avrupa Birliği’nden gelen ithal mallar Gana’yı istilâ etti. Ganalı çiftçiler, ekemez, dikemez, biçemez duruma düştüler. Sözün özü, aç kaldılar. IMF, Zambia’ya da aynı oyunu oynadı. Zambia’ya yerel giyim sanayiyi korumaya yönelik gümrük vergilerini kaldırttı. Zambia, ucuz, kalitesiz tekstil ürünleriyle doldu taştı. Haliyle yerli firmalar üretimi terk etti. Peru’da da aynısı oldu. IMF, Peru’ya hububat üzerindeki gümrük vergilerini aşağı çektirdi. Tabii olarak, Peru çiftçisi, yılda 40 milyar dolarlık destek alan ABD çiftçisiyle rekabet edemedi. Peru borçlandırıldı, borcunu ödemek için bakır ve fosfat madenlerinin işletmesini yabancılara devretmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;IMF ile anlaşan ve IMF programlarını uygulayan ülkelerin durumu hep böyle olur.  Bu inkâr edilemez gerçek ortada iken, birileri çıkıyor, “IMF ile anlaşmanın ülkemize güven ve güç getireceğini” söyleyebiliyor. Gerçeğin, bu kadar ters yüz edilmesi insanı şaşırtıyor. Halbuki güvenli ve güçlü hiçbir ülke IMF ile anlaşmaz, IMF programlarına asla iltifat etmez. Doug Henwood, bunu şöyle anlatıyor: “Birleşik Devletler, sıradan bir ülke olsa, yapısal ayarlamanın en birincil adayı olurdu. Kendi servetimizin çok ötesinde bir yaşam sürüyoruz, muazzam ve gittikçe daha da büyüyen dış borçlarımız var, devasa bir bütçe açığına sahibiz ve hükümetler bu konuda bir şeyler yapmaya en ufak bir ilgi göstermiyor. Birleşik Devletler eğer sıradan bir ülke olsaydı, IMF kapımızda belirir ve ekonomik durgunluk yaratmamızı, dış hesapları dengelememizi, daha az tüketmemizi, daha fazla yatırım ve tasarruf yapmamızı isterdi bizden. Ama Birleşik Devletler bildiğimiz Birleşik Devletler olduğundan böyle bir şey elbette ki gerçekleşmeyecek. O reçete bizim için değilse, başkaları için nasıl oluyor da o kadar şifa verici kabul ediliyor” (Bkz. Steve Hiatt, Küresel Kriz ve Büyük Resim, s. 36-37). Bir yabancının, bu itirafları karşısında duralım ve düşünelim. “IMF bağımlısı olmak, ayrılmayı göze alamamak, neyi ortaya koyuyor? Acaba, bu kişiler, farkında olmadan ekonomik teröristlik mi yapıyorlar? İşte, tartışılması gereken en temel sorunlarımızdan birisi de budur.  Bu ve bunun gibi birçok temel sorunun, temel çözümü ‘Milli Ekonomi Modeli’nde. Ama görecek göz gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H.Yıldırım-TUNALIM….</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2009 14:25:15 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>BİZ BALKAN TÜRKLERİYİZ...</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=5082017</link>
            <description>BİZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1354 yılından itibaren Osmanlı Türk İmparatorluğunun Trakya ve Balkanları fethetmesiyle birlikte Anadolu'dan rasgele değil yedi-göbek Türk aileler arasından özenle seçerek getirip, oraya yerleştirdiği &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EVLÂD-I FATİHAN'ız... &lt;br /&gt;Biz, &lt;br /&gt;1877-1878’de doksan üç harbi de denilen, savaşta Plevne Müdafaası’nın ko-mutanı şanı büyük GAZİ OSMAN PAŞA’nın yolunda O’nun azim ve kararlılığında olduğumuzu defalarca ispat etmiş olan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BALKAN TURKLERİYİZ. &lt;br /&gt;Biz, &lt;br /&gt;1913’de, Anadolu’daki Millî Mücadele’den önce, Bulgar çetecilere karşı kurduğu millî kuvvetlere KUVA-YI MİLLÎYE ismini veren ve bu ifadeyi ilk defa kullanan Batı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRAKYA TURKLERİYİZ. &lt;br /&gt;Biz, &lt;br /&gt;1913’de Anadolu’da yedi bin yıllık Türk tarihinde ilk muhtar Türk Cumhuriyeti olan BATI TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ’ni kuran istiklâl aşığı kahraman Türk Cumhuriyetçilerinin torunlarıyız. Biz, 1914’de, Cihan harbinde batılı emperya-listlere karşı “Cihad-ı ekber” ilan edildiğinde on binlerce gencinin Bulgar hududunu geçerek Osmanlı Türk ordusunda gönüllü olarak görev aldığı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RODOP TÜRKLERİYİZ. &lt;br /&gt;Biz, &lt;br /&gt;19 Mayıs 1919’da M. KEMAL ATATÜRK’ün Samsun’a ayak basmasıyla baş-layıp, Türk egemenliğinin 24 Temmuz 1923’de Lozan’da bütün dünyaca kabul edilişine kadar geçen döneme adını veren Türk Kurtuluş Savaşı’nın, tümen ve daha üst derece komutanlarının yüzde yetmişinin doğum yerleri olmasıyla iftihar ettiğimiz &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RUMELİ TÜRKLERİYİZ... &lt;br /&gt;Biz, &lt;br /&gt;1923’den sonra Büyük Atatürk’ün “Oraları özbeöz Türk toprağıdır, ileride Tür-kiye Cumhuriyeti’nin Tuna Vilâyeti olacaktır!” diyerek göçlerine ve mübadelelerine izin vermedigi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNA TÜRKLERİYİZ. &lt;br /&gt;Biz, &lt;br /&gt;1984’de Bulgaristan’daki komünist yönetimin Bulgarlaştırmak istemesi üzerine, her türlü hakkını savunmak üzere mücadele eden, dinini ve milliyetini terk etmeyen, Türk Dünyası’nın ayrılmaz parçası &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgaristan Türkleriyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet Biz, &lt;br /&gt;Anavatana gelip yerleştikten sonra, kimseden bir şey dilenmeyen, çalışkan, üretken, Türkiye'mizin tüm yasalarına sadakatla bağlı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinden yana &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TURK OGLU TURKLERİZ..    TUNALIM...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Mon, 01 Jun 2009 16:12:58 UT</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>TERÖRÜN PANZEHİRİ BABA DEVLETTİR</title>
            <link>http://tr.netlog.com/tunalim/blog/blogid=4512768</link>
            <description>Diyarbakır’da 9 askerimizin şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Prof. Dr. Baş: “AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasalar terörü azdırıp bu noktaya getirmiştir”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır’ın Lice ilçesinde teröristlerin hain pususu sonucu 9 Mehmetçiğimizin dün şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve şehitlerin ailelerine baş sağlığı diledi. Türkiye üzerinde oynanan küresel oyunlara dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyledi.. Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan bir an önce kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, terörün kökünün kazınması için “Baba Devlet” anlayışının hataya geçmesi gerektiğini konuşmasında dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terörün destekçileri görülmeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmasında, “PKK tetikçi, tamam ama azmettirici, tetiği çektiren kim? Türkiye’nin güneyinde devlet kurduran irade hangisi? Bunlarla işbirliği yapanlar kimler?” diye soran BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, BOP projesinin temel amacını açıkladı. “BOP’un asıl hedeflerinden birinin bölgede Kürt devleti kurulması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Baş, “Bunu Kürt halkı mı istiyor? Hayır... Onların ilgisi yok... Batılı güçlerin asıl amacı 1980’dan önce yaptıkları gibi Türkiye’de iç savaşmak çıkartmaktır” dedi. Terörün kaynağının dışarıda olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Birileri bu topraklar üzerinde yaşayan insanları buradan çıkartmak istiyor. Niçin? “Biz bu topraklarda yaşayan insanları buradan çıkaracağız ve buraları kendimize vatan yapacağız” diyor. Bir tanesinin niyeti bu. Diğerinin niyeti ne? Bu coğrafyada senin rahatın olmaması lazım ki, iki yakan bir araya gelmesin ve kendisi için beklediği tehdit unsuru olmasın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefte devlet ve millet var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu topraklarda gözü olanlar bizi birbirimize düşürmek istiyor” diyen Prof. Dr. Haydar Baş sinsi planın nasıl uygulandığını da tüm ayrıntılarıyla anlattı. Prof. Baş yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yuvalanan misyonerlerin fitne tohumları ekerek bu bölücülük ve ayrımcılığı körüklediğine dikkat çektiği konuşmasında, “Bu tohumlar milleti bölme, parçalama ve de bu milleti birbirine düşürme tohumlarıdır” dedi. AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Demokrasi havarisi geçinenler bilsinler ki, bu yutturmacaları millet asla yutmaz. Burada hedef yüce Türk milletidir, Türk toplumudur, devletidir ve coğrafyasıdır. Aklımızı başımıza devşirelim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakirlik terörü besliyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “insanlar kendi memleketlerinde geçimlerini sağlayabilmeli” şeklinde konuştu. “İnsanımız gidip de parayı sadece İstanbul’da kazanmayacak veya Ankara’da kazanmayacak. Nerede kazanacak? Diyarbakır’da da kazanacak, Muş’ta da, Antep’te de kazanacak” diyen Prof. Dr. Baş, “İşte devlet, bu imkânları vatandaşının önüne koyabilen güçtür. Bunu yapabilen adama ne denir? Devlet adamı ve siyaset adamı denir. Bunu yapamayan adama da hiç bir şey denmez” şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terörün panzehiri baba devlettir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu icraatların Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan sosyal devlet projeleriyle hayata geçebileceğini ifade etti. BTP iktidarı döneminde vatandaşlık maaşı, ev hanımlarına maaş ve çocuk maaşı gibi projelerin devreye koyulacağını ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş, “bu şekilde devlet baba olacak ve evlatlarını dağa çıkarmayacak” dedi. “Biz inşallah, gücü kuvveti milletimizle beraber elimizde bulundurduğumuz gün göreceğiz ve göreceksiniz ki, bütün bunlar hükümsüz kalacak” şeklinde konuşan Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Bizim derdimiz vatan, millet ve devlettir. Bunu korumaya mecburuz. Niye? Bak benim oğlum ölüyor.. Senin kardeşin ölüyor. Onun torunu şehit oluyor. Biz bunu önümüze koyup tartışmazsak, yapılması gerekenlere yapmaya teşebbüs etmezsek, yeminle konuşuyorum Allah belamızı verir. Bu vatan öyle kolay kolay bize hediye edilmedi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terörü söküp atacağız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTP’nin ortaya koyduğu plan ve projelerle ülkeyi düze çıkaracaklarını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, BTP iktidarında her Türk vatandaşına verilecek vatandaşlık maaşıyla ‘Bu ülkeden terörü ve anarşiyi de biz söküp atacağız’ diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları kaydetti: “Ben Türk vatandaşıyım diyen herkes vatandaşlık maaşı alacak. Dağa çıkan eşkıya bu parayı almak için şehre inip, ‘Ben Türk vatandaşıyım’ der mi demez mi? İşte terör böyle çözülür. Terörü çözmek istiyorsan eşkıyayı aşağı indirip adam edeceksin. Eğitip, cebine para koyacaksın, sırtını giydireceksin. Türkoğlu Türk yapacaksın. Bunu yapacak olan sadece ve sadece BTP iradesidir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunalım...</description>
            <author>tunalim</author>
            <pubDate>Thu, 30 Apr 2009 18:50:16 UT</pubDate>
        </item>
    </channel>
</rss>
