http://netlog.com/tunalimMehmet TunabaşTunabaşMehmettunalimhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/822/54822018.jpgTürkiyeÇanakkale tunalim profil sayfası

tunalim

erkek - 59 yaş, Çanakkale, Türkiye


HOŞGELDİNİZ(WELCOME)
Bu dünyada Çözümsüzlük diye bir terim, Müslüman Türkün kitabında olmayan bir ifadedir. Sağlam bir inanç temeline dayanan yüce milletimiz, tarihin en karanlık dönemlerinde, en içinden çıkılmaz badirelerde bile zoru başarmıştır. Hedefe varmak için dağları yol etmiş, denizler aşmış, denizlerin bittiği yerde gemileri karadan yürütmüş, yüzlerce kilo ağırlığında top mermisini tek başına namluya sürmüş, birkaç saniye sonra öleceğini bile bile düşmanın üzerine atlayacak kadar ölüme susamış bir milletin evlatlarıyız. Ondandır ki bizim kitabımızda çözümsüzlük yoktur. Çarelerin bittiği sanıldığı bir anda ölürüz ama, yeniden doğarız.'' Biz Türk Milletiyiz. '' Siteme üye olmanızı bekler,saygı ve sevgilerimi sunarım.

RSS bildirimi

Ziyaretçi defteri 17 Yorumları sırala:

17 adetten 1 – 10 arası. 1 2
  • http://netlog.com/tunalimMehmet TunabaşTunabaşMehmettunalimhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/054/822/54822018.jpgTürkiyeÇanakkale tunalim 59

    Mehmet Tunabaş (Salı, 29 Eylül 2009 15:16)

    ÇANAKKALE--Çanak/kale,
    Çanağı kan kale! ..
    Truva'dan Gelibolu'dan
    İki kadeh kan sundu tarihe...

    Kaz dağında Sarı Kız'ın gölgesi ağladı.
    Gözyaşı döküldü gamzelerine...

    Arıburnu'nda düştü Halime'nin Ali'si.
    Yavuklusunu boşa bekledi Ayşe'ler.
    Seferinden dönmeyecekti İsmail'ler, Halil'ler...

    Boğaz'ın kapısı Kilitbahir'di.
    Koca Seyit, bu kapının bekçisi...
    İkiyüzonbeş okkalık top mermisiyle,
    İşgalciye geçit vermedi, veremezdi.

    Conkbayır'da Bombacı Mehmet'in sesi
    Ölüme davetiye gibi:
    'Haydi! .. Haydi! .. Şimdi! .. '
    Bir elinde süngü takılı mermisiz tüfeği,
    Hasmına geldiği yeri gösterdi.

    Ve mart günbatımı renginde,
    Uykusuz gözlerin beklediği an
    Bir cıgara sarımı ötedeydi ölüm...
    'Allah Allah' sesleriyle yırtıldı siperler.
    Atıldı düşmanın üstüne üstüne,
    Yayından boşalan ok örneği Memet'ler...

    Yorgun bacağını Zığındere'de,
    Alçıtepe'de başını bıraktı karıncalara...
    Ne mezarı vardı, ne taşı tahtası?
    Sadece şehit olabilmekti,
    Duatepe'de göğe açılan ellerin duası...

    İşte böyle çocuklar! ..
    Bu yüzbinlerdi Atatürk'ün emrinde
    Ölüme gülerek giden...
    Bu yüz binlerdi sömürüye geçit vermeyen.
    Dostun gururu, düşmanın korkulu rüyası…
    Ünite Çanakkale, dersimiz 'vatan sevgisi'.


  • http://netlog.com/profdrhaydarbasProf Dr Haydar BAŞBAŞProf Dr Haydarprofdrhaydarbashttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/021/751/21751951.jpgTürkiyeTrabzon profdrhaydarbas 62

    Prof Dr Haydar BAŞ (Pazar, 5 Ekim 2008 05:27)

    TARİH: 27 Eylül 2005 / YER: Kadıköy/İstanbul /
    KONUŞMACI: Prof. Dr. Haydar Baş:

    ‘’ –Türkiye’de pazar, tüketici problemi var. Bugün Türkiye’de, hatta dünyada tüketim sınıfı bitmiştir. Ekonominin önü tıkandı. Yemin ediyorum, Avrupa batacak. Yemin ediyorum, Amerika da batacak. Yalnız Bağımsız Türk Milleti BTP ile iktidar olduğu gün bunlar olacak. Bakalım kim kime muhtaç olacak? Hep beraber bunu yaşayacağız, göreceğiz. Kaderin hesabı Türkiye’dir. Kader Bağımsız Türkiye diyor.’’

    ***

    TARİH: 26Kasım 2005 / YER: İstanbul Lütfü Kırdar Kongre Salonu
    ETKİNLİK: Uluslar arası Milli Ekonomi Modeli Kongresi

    ESER: Milli Ekonomi Modeli / Prof. Dr. Haydar Baş

    KONGRE MANİFESTOSU: İktisat tarihinde devrim
    Milli Ekonomi Modeli, İktisat biliminin tanımından başlayarak, bugüne kadar insanlığa ‘yanlış belletilen’ onlarca kavramı ve teoriyi ilga edip, yerlerine ‘günümüze ve geleceğe hitap eden’ tarifler getiriyor.
    Model, Kapitalist sistemin dayandığı Azalan Verimler Kanunu, Miktar Teorisi ve Philips Eğrisi gibi onlarca teoriyi çöpe atıyor. Milli Ekonomi Modeli ile bir yandan İktisat bilimi yeni bir ‘teorik çerçeveye’ oturtulurken, öte yandan yanlış iktisadi sistemlerin toplumlar üzerinde yol açtığı yıkımların ortadan kaldırılması için yepyeni para ve maliye politikaları öneriliyor. Daha açıkçası, Milli Ekonomi Modeli ile İktisat bilimi hem teorik, hem de uygulamalı olarak baştan aşağıya yenileniyor.

    ***

    TARİH: 27 Eylül 2008 / GAZETE HABERİ:

    SARKOZY: YENİ BİR SİSTEM KURULSUN

    Sarkozy, “çılgınlık” olarak nitelendirdiği günümüz kapitalist sisteminin eşitsizliği yaydığını, spekülasyonu teşvik ettiğini ve orta sınıfı bitirdiğini belirterek “Yeni bir kapitalist sistem kurulsun” çağrısı yaptı. Fransız lider, “Piyasalar her zaman haklıdır görüşü artık bitmiştir. Yeni ve ahlaki bir kapitalist sistem kurulması için dünya liderleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Bretton Woods’ta olduğu gibi yeniden toplanmalı” dedi.
    Alman Ekonomi Bakanı Peer Steinbrück, “Umarsızca kâr peşinde koşmanın getireceği sonuç bundan başkası olamazdı. Yeni bir ekonomik sistem kurulması gerek. Bu sistem tek kutuplu değil, çok kutuplu bir sistem olmalı. ABD, ekonomik süpergüç statüsünü kaybedecek” dedi. ABD’nin en büyük müttefiki İngiltere’nin Başbakanı Gordon Brown da “Dünya küreselleşme çağının ilk gerçek finansal kriziyle karşı karşıya. IMF ve Dünya Bankası yeniden yapılandırılmalı. Dünya finansal sistemi değişmeli” ifadesini kullandı.
    Din adamları bile yaşanan krizden kapitalizmi sorumlu tutuyor. Anglikan Kilisesi, “Karl Marx haklıymış. Kapitalist sistem insanlığı bu hale getirdi” açıklamasını yaptı


  • http://netlog.com/AYYILDIZcankürşat bayraktarbayraktarkürşatAYYILDIZcanhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/004/387/4387052.jpgTürkiyeBursa AYYILDIZcan 46

    kürşat bayraktar (Pazar, 28 Eylül 2008 10:37)

    - tunalim:
    BANA GÖRE BU GÖTÜRME OLAYLARINI KİMSE İPLEMİYOR... Bana göre Türkiye'de bu "Götürme " haberlerini kimse iplemiyor...

    ----Bana kimse bu tür olayların bu adamların tekrar seçilmesine etkisi olur demesin ,bizim Millet'te acayip bir “empati “ yeteneği var,

    --- Nasıl yani abi ?

    --- Nasıl olacak ;” empati” demek , kendini karşısındakinin yerine koymak demek

    --- Eee ?

    --- Eee si bu ; kendini onların yerine koyuyor ve “ben de olsam götürürdüm anasını satayım” diyor ve biz de” ulan bu adamların ne kadar fazla götürme olayı ortaya çıksa yine de yükselişteler ne iş bu kardeşim ?” diyoruz ,

    --- ”götürüyorlar ama iş de yapıyorlar be abi “ yalakalığı da var

    --- O yalakalık , yani ; “abi iş yapsınlar da götürsünler , eskiler hem götürüyor hem de bir çivi bile çakmıyordu ,bunlar yine metrobüs falan yapıyorlar “gibi salak muhabbetlerin tek suçlusu bunlar değil , bunların kökü derinlerde,

    --- Taa Osmanlıya mı dayanıyor ?!

    --- Yok deve , Selçuklulara bile gidiyor !,

    --- Bence parayı ilk icat eden “ Lidya” lılara kadar gider !

    --- Geyiği bırak da , ne olacak ? yani bu işler bize kader olarak iyice yapıştı mı yani ?

    --- Hani belin ağrır da” yakı” yapıştırırsın ya ve sökerken acıdan gözlerinden yaşlar gelir ve sırf sökmenin acısını bildiğinden sökmeyi hep ertelersin , bu iş de aynen öyle , bu “yakı” deva olsun diye yapıştırıldı ve aslında hiçbir şeye yaramadı ama sökmek de göt istiyor ve zart diyoruz zurt diyoruz adamları idare ediyoruz ,zonra da , “Bulgarlar ,Romenler bile işi yırttı” deyip , hala bu “deve güreşi”ni seyrediyoruz...

    ---- yuh bize ulan yuh...

    Deli ve deli...
    Deliormanlı---Tunalım

    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,- ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,- ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,- ,,,,
    SAYIN TUNALIM BU GÖTÜRME İŞİ BU DÖNEM DAHADA YAYGIN VE HER ZAMAN OLDUĞUNDAN DAHADA BÜYÜK. KİMSENİNDE UMRUNDA DEĞİL, SADECE BİZİM GİBİ AZ SAYIDAKİ TÜRK VATANDAŞI OLAYLARA KAHROLUYOR AMA YAPABİLECEĞİ BİR ŞEYDE YOK. SADECE BÖYLE KENDİ ARAMIZDA ÇALIP SÖYLÜRUZ. HANİ KÖRLER SAĞARLAR MİSALİ. SAYIN ABİM BENİ ASIL DÜŞÜNDÜREN BU MALUM İKTİDAR MENSUPLARININ HERKESTEN DAHA FAZLA MÜSLÜMAN GEÇİNMESİ. BENİM BİLDİĞİM VE BÜTÜN KALBİMLE İNANDIĞIM KUL HAKKI VARDIR VE BU KONUDA YÜCE RABBİMİZ BİLE AF KONUSUNDA KENDİNİ YETKİLİ KILMIYOR. BUNLAR BUNU BİLİYORLAR FAKAT YAPTIKLARINDADNDA GERİ DURMUYORLAR. BENCE BUDA İMAN EKSİLİĞİ İLE İLGİLİ BİR AHLAKSIZLIKTIR. YOKSA SAMİMİ BİR MÜSLÜMAN BUNLARI ASLA YAPMAZ DAHA DOĞRUSU YAPAMAZ. . ELHAMDÜLİLLAH BEN BU TİP MÜSLÜMANLARDAN DEĞİLİM. SAYIN TUNALIM BAŞINIZI AĞRITTIM. HAKKINIZI HELAL EDİN. İYİ YAYINLAR DİLİYORUM.


  • http://netlog.com/AYYILDIZcankürşat bayraktarbayraktarkürşatAYYILDIZcanhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/004/387/4387052.jpgTürkiyeBursa AYYILDIZcan 46

    kürşat bayraktar (Çarşamba, 17 Eylül 2008 09:47)

    YORUM SİZİDEN !

    Kafkaslarda, Balkanlarda, Ortadoğu ve Asya'da kıran kırana bir ABD-Rusya rekabeti sürüyor.
    Suriye bu rekabetten kârlı çıkıyor.
    İsrail bu rekabetten kârlı çıkıyor.
    Kıbrıs Rum Kesimi ve dolayısıyla Yunanistan bu rekabetten kârlı çıkıyor.
    Fener Patrikhanesi fırsatı değerlendiriyor, Rus Patrikhanesi'ne bağlı Polonya Ortodokslarını kendine bağlayarak bu rekabetten kârlı çıkıyor.
    Barzani bu rekabetten Kerkük ve Telafer'e kadar genişleyen bir "devletçik" kotararak kârlı çıkıyor.
    İran bu rekabetten kârlı çıkıyor.
    Ermenistan bu rekabetten kârlı çıkıyor.
    Hindistan ve Çin bu rekabetten kârlı çıkıyor.
    Avrupa Birliği bu rekabetten kârlı çıkmaya çalışıyor.
    Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Asya'daki Rus-ABD rekabetinde Türkiye öyle bir konumda ki, ağırlığını hangi tarafa koysa o taraf yarışın galibi olacakken, ilginçtir, bu işlerden zararlı çıkan tek ülke Türkiye oluyor...
    Kıbrıs'ı kaybediyor.
    Irak'ın kuzeyinde gözü ve etkisi Türkiye'nin Diyarbakır'ına kadar uzanan, arkasına ABD ve AB'yi almış bir devlet kuruluyor.
    Toprak bütünlüğü tehlikeye giriyor.
    Nesi var nesi yoksa satıyor, ama borcu azalacağı yerde çoğalıyor ve öyle bir noktaya geliyor ki yalnızca borçlarının faizi olarak yabancılara her hafta bir milyar doların üzerinde bir miktarı Türk halkının alın terinden yabancı tefecilere aktarmak zorunda kalıyor.
    Yabancı ülke elçileri, bilhassa ABD'liler, özellikle de Adana Konsolosu Güneydoğu'yu mesken tutuyor ve Kürtlere, "Bırakınız Türklerle bir arada yaşamayı, ayrı yönlerinizi öne çıkarın, arkanızda bizi bulacaksınız!" propagandası yapmayı sürdürüyor ve milli bütünlüğe yönelmiş şer tezgâh böylesine apaçık ortadayken ülkeyi yönetenler "Mahalli İdareler Yasası" kılıfı altında Türkiye'yi federasyonlara bölmenin adımlarını atmaya hazırlanıyor.
    Topraklar satılıyor.
    Bankalar, ülkenin en kârlı, en stratejik şirketleri bir bir yabancıların eline geçiyor. Üyesi hiçbir ülke bir tek limanının bile özelleştirilmesine izin vermezken Türkiye'de deniz ve hava limanları yangından mal kaçırır gibi özelleştiriliyor, böylece ülkenin gümrük kapıları Türk devletinin kontrolünden çıkıyor...
    Özetle Balkanlar, Kafkaslar, Asya ve Ortadoğu'daki ABD-Rusya rekabetinde Türkiye özellikle Batılılar ne isterse veriyor, hatta onların istemeyi akıl erdiremedikleri şeyler için bile, "Size şunları da verebilirim" diye masanın üzerine koyan taraf oluyor, bunun adına da, "Kazan-kazan"
    diyebiliyor.
    İran ve İsrail kadar olmaktan vazgeçtik, Suriye kadar bile olamıyor.
    Barzani kadar olamıyor.
    Kıbrıs Rum Kesimi kadar olamıyor.
    Ermenistan kadar olamıyor.
    Oysa ne Suriye'nin, ne Ermenistan'ın, ne Rum kesiminin, ne Fener Patrikhanesi ve ne de Barzani'nin aralarındaki acımasız rekabette Rusya ve ABD'ye Türkiye'nin yüzde biri kadar imkân sağlama ve engel koyma kabiliyetleri yok.
    Ekonomisi, stratejik konumu, tarihî kabiliyeti ve askeri gücü böylesine nimetler sunarken askerinin başına çuval geçirilen ülke Türkiye oluyor.
    Ermeni soykırımını kabule zorlanan ülke Türkiye oluyor.
    Londra ve Zürih anlaşmalarından doğan hakkını kullanamadığı için Rum kesimine AB üyeliğini kaptıran ve adada "İşgalci" olarak suçlanan ülke Türkiye oluyor.
    Böylesine münbit bir ortamdan ülke olarak kazandığımız hiç ama hiçbir şey yok. Ülke her geçen gün kan kaybediyor, kurumlar birbirleriyle kavgalı hale getirilmiş bulunuyor.
    Üstelik tam bu noktada çok iğrenç bir başka şey oluyor.
    Hani Bandırma'da Ro-Ro gemisi battı, can ve mal kayıpları yaşandı ya...
    Ve işte bâzı şerefsizler bu felâketi kendileri için kâra çevirmek amacıyla kıyılara koşup sahile vuran malları yağmalamaya yeltendiler ya...
    Filler tepişirken kendini ezdiren Türkiye'de de bâzıları "Allah, Allah" diyerek koşuyor, bekliyoruz ki elden tutacak, yardım edecek, ayağa kaldıracak, oysa o, fırsat bu fırsat diyerek cepleri yokluyor, ülke nimetlerini talana koyuluyor, çoluk çocuğuyla sürekli semir babam semiriyor...

    ŞİMDİ BİZ KAZANANMI OLUYORUZ YOKSA....... LENMİ???


  • http://netlog.com/profdrhaydarbasProf Dr Haydar BAŞBAŞProf Dr Haydarprofdrhaydarbashttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/021/751/21751951.jpgTürkiyeTrabzon profdrhaydarbas 62

    Prof Dr Haydar BAŞ (Cuma, 15 Ağustos 2008 07:09)

    http://www.milliekonomimodeli.com/

    Gaziantep’te 28 fabrika,
    K. Maraş’ta 58 fabrika,
    Malatya’da 14 fabrika,
    Adana ve çevresinde 12 fabrika,
    İstanbul’da 18 fabrika kapandı.
    Ve diğer illerde 54 fabrika daha kepenklerini indirdi.
    Hepsi kapandı.
    Bunlar Türkiye’nin en büyük iplik fabrikalarıydı.
    Türkiye’de toplam 350 iplik fabrikası bulunuyordu.
    “Bulunuyordu” diyorum, çünkü bunların 184 tanesi artık yok.
    Bu kapanmalardan önce Türk iplik sanayi dünyanın ikinci, Avrupa’nın ise en büyük kapasitesine sahipti.
    Hükümetin yanlış ekonomi politikalarının tekstil sektörünün can damarı olan iplik üretimine yansıması işte böyle oldu.
    Bu kapanan iplik fabrikalarının Türkiye’ye faturası 6 milyar dolar oldu.
    400 bin kişi işsizlikle karşı karşıya kaldı.
    Daha bitmedi…
    Yılın ilk altı aylık dönemi için aşağıdaki verileri TUİK açıkladı.
    Pamuk ipliği üretimi yüzde 21,1, sentetik iplik üretimi yüzde 19,7, pamuklu dokuma üretimi yüzde 21,2 ve sentetik dokuma üretimi yüzde 14,1 azaldı.
    Sadece tekstil mi üretimi düşen sektör?
    Hayır değil.
    Bunlar da TUİK’in açıkladığı veriler.

    Radyo–TV haberleşme cihazları üretimi, tekstil, deri, malzeme ve teçhizat, giyim, metal eşya ve tıbbi optik ve hassas aletler üretiminde de ciddi düşüşler tespit edildi.
    Türkiye’de sanayinin kilit önemdeki alanlarında üretimdeki büyük düşüşler, ekonominin bulunduğu vahim durumun gerçek göstergesi.
    Başka göstergeler de var.
    Son altı yılda 8 milyar dolar seviyesinde Türk sermayesi yurt dışına kaçtı.
    Türkiye’den kaçan yerli sermaye hangi ülkelere yerleşti?
    Tunus, Bulgaristan, Mısır, Özbekistan, Ürdün, Moldova, Çin, Rusya, Pakistan, Çek Cumhuriyeti, Cezayir ve Sudan gibi ülkeler Türk sanayicisine Türkiye’den daha cazip imkânlar sundular.
    Elektrik ve doğalgaz gibi temel girdilere zam otomatiğe bağlandığı için bundan sonra Türkiye’de üretim yapmak daha da imkânsız hale getirildi.

    Hasbelkader yatırım yapmış olanlar da yurtdışına kaçış kervanına ilk fırsatta katılacaklardır. Türkiye’de istihdam oluşturulmayacağı ve mevcut üretim tesislerinin de kapandığı için işsizler ordusu da bu gidişle çığ gibi büyümeye devam edecektir.
    Türkiye’de artık herkes Türkiye’nin ekonomik sorunlarından bir şekilde etkilenmiş ve işçiyse işsiz kalmak tehlikesiyle, sanayiciyse fabrikasını kapatmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumdadır.

    Bu olumsuz tablolardan kurtulmak ancak IMF ve AB gibi yabancı kurumların aklıyla yürümeye son vermekle ve milli projelerle kalkınma yoluna girmekle mümkün olacaktır.
    Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli” hızla kalkınmanın yol haritası olarak Türk milletinin önünde durmaktadır.
    Ülkemizin bu modelden başka çıkış yolu yoktur.

    http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=...


  • http://netlog.com/profdrhaydarbasProf Dr Haydar BAŞBAŞProf Dr Haydarprofdrhaydarbashttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/021/751/21751951.jpgTürkiyeTrabzon profdrhaydarbas 62

    Prof Dr Haydar BAŞ (Cumartesi, 31 Mayıs 2008 07:15)

    TARIM KASTEN BİTİRİLMEK İSTENİYOR www.yenimesaj.com.tr

    Partisinin başkanlık Divanı ve Doğu Anadolu Bölge toplantısını Elazığ’da yapan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, ekonomi üzerine değerlendirmeler yaparak hasat öncesi tarım kesiminin sorunlarına dikkat çekti. Prof. Dr. Baş şunları söyledi:

    “Bütçenin yüzde 2,5’i tarıma ayrıldı. Peki, tarım kesiminde kaç milyon insan var? Türkiye’nin yüzde 30’u tarımla iştigal ediyor. Bütçeden tarıma ayrılan yüzde 2,5’lük pay, tarım kesimini yokluğa mahkum etmek demektir. İşin matematiği bunu söylüyor. Tarım kasten bitirilmek isteniyor. Bunun daha başka izahı yok. AB’ye verilen taahhüt de bu minvaldedir; hükümet, tarım kesiminin 10 milyonunu devre dışı bırakacağını söz verdi. Bu taahhütlerini yerine getiriyorlar. Zaten bunlar, isteseler de başka hiçbir şey yapamazlar.”

    DÜNYANIN KANINI EMİYORLAR www.btp.org.tr

    BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, mevcut iktisadi anlayışlarla bütün dünya ülkelerinin kanının emildiğini belirttiği açıklamasında şu noktaları vurguladı:

    “Bu bir güç, bir proje ve bir program… Bütün dünyaya uyguluyorlar ve bir noktada dünyanın kanını emiyorlar. Hortumlarını her ülkeye uzatmışlar, dünyanın kanını emiyorlar. Ve dünyanın kanını emmek için de bu hortumları sağlam ellerde tutmaları lazım. Şayet bu hortumlar sağlam adamlar tarafından tutulmazsa, o milleti soyamazsın. Hortum, vazifesini yapamaz. Kendilerine bağladıkları hükümetleri ayakta tutmak için her şeyi yapmaları bundan. Ama bu tezgah dağılmaya başladı. Çünkü dünyanın, artık açlığa ve kapitalizmin hortumlamasına tahammülü kalmadı. Tam bu noktada Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet–Milli Devlet tezimiz, insanlığın imdadına yetişti. Dünyada yüzlerce bilim adamı bu model ve tez karşısında şapka çıkarttı. Umutlar yeniden yeşerdi.

    AB müdahale edince iyi, yargı edince kötü

    Hükümetin Yargıtay ve Danıştay’dan gelen bildirilere verdiği sert tepkiye dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, AB yetkililerinin Türk yargısına aba altından sopa gösteren açıklamalarını hatırlattı. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Avrupa hukuka müdahale ediyor, bu müdahale olmuyor. AB; anayasaya, Anayasa Mahkemesi’ne müdahale ediyor, bu müdahale olmuyor.

    ABD, Anayasa Mahkemesi’ne müdahale ediyor, bu da müdahale olmuyor. Kim müdahale ediyor? Yargıtay müdahale ediyor, Danıştay müdahale ediyor. İnsaf! Bu durum Türkiye’nin maalesef bağımsızlığını kaybettiği ve en mahrem meselelerine dahi ecnebilerin müdahale ettiği bir konuma geldiğinin çok açık ve net bir ispatıdır.
    Evet, bu partinin kapatılma davası yanlış olabilir, doğrudur.
    Doğru olabilir, o da doğrudur. Ama bu bizim meselemizdir.
    Hiçbir devleti ilgilendirmez bu. Anlatabildim mi?
    Hele sen en üst mahkemeyi etki altına alıp onun kararını yönlendirecek nitelikte, “e ben şu birliğim, Avrupa Birliği’yim söz söyleme hakkına sahibim” dersen işte orada çuvallarsın.”

    Hükümet AB ve ABD’ye cevap vermeliydi

    Bu bağlamda, insanlık Türk milletini bekliyor, yüce milletimize çok ama çok büyük görev düşüyor.”

    www.milliekonomimodeli.com

    EMİSYON
    Milli Ekonomi Modeli’nde ise meselenin halli için devletin emisyonunu genişletmesi ve senyoraj hakkını kullanması yöntemine yer verilmektedir.

    Bir ülkede “bir yılda elde edilen mal ve hizmet biçimindeki üretimin parasal karşılığı” Gayri Safi Milli Hasıla’dır. Elde edilen bu mal ve hizmetin karşılığının belli bir oranda her zaman piyasalarda bulunması ise ekonominin devamı için bir zorunluluktur.

    Bunu bir örnekle izah edelim: 1 çuval mısır danesi toprağa attığımızı ve hasat zamanı 10 çuval mısır elde ettiğimizi varsayalım.

    Bu takdirde 9 çuval mısırın emeğinin ve üretiminin karşılığı piyasalarda olmazsa, bu durum talep daralmasına sebep olur. Yani piyasada olması gereken miktar, 9 çuval mısırın karşılığı paradır.

    İşte emisyon, üretilen bu mal ve hizmetin karşılığı olan paradır.

    www.yenimesaj.com.tr

    www.ucuncugoz.net


  • http://netlog.com/realist_034_Cafer Bin ebu talipBin ebu talipCaferrealist_034_http://tr.netlogstatic.com/p/tt/021/751/21751862.jpgTürkiyeİstanbul realist_034_ 29

    Cafer Bin ebu talip Trust  (Perşembe, 24 Nisan 2008 10:11)

    KALBİN YUMUŞAMASI
    Kur'an-ı kerim diyorki..;
    (Hakk'la beraber(ALLAH'la beraber olanlar için),hakk'a mukarin(ALLAH(cc) tarafından ulaşmış olan),hakikat'(doğrunun,gerçeğin)'in ifadesi olarak inen kur'an-ı kerim'den ötürü olsun,kalplerinizin yumuşuyacağı an gelmedi henüz,kalplerinizin saygıyla burkulacağı an gelmedimi?...
    Hakk(ALLAH)'tan nazil olan(bizlere inen) şey(KURAN-I KERİM)'den ötürü)...
    Tarihi tekerrürler var.Bu tarihi tekerrürler içinde sizde size ait zaman içinde sizler için açılan delikten sizden evvelkilerin döküldüğü noktaya dökülme ihtimaliniz var...
    Sizden evvelkiler gibi olmayın,onlar'da belli bir dönemde aşkla şevkle bu işe sahip çıktılar.Hz. NUH'un etrafında,hz. MUSA'nın etrafında,hz.DAVUT'un etrafında,hz.İSA'nın etrafında bu işe sahip çıktılar,fakat belli bir süre sonra bunlar bütün enerjilerini bütün dinamizimlerini kaybettiler,onları var'eden,insanlığın üzerinde hakim kılan bütün dinamiklerini kaybettiler.Kasvet ruhlarını sardı,rehavet içinde doğru yoldan ayrılmış cesetlerine ait hayatı yaşıyorlardı,bedenlerine ait hayatı yaşıyorlardı.ALLAH'ın haklarında takdir buyurduğu dairenin dışına çıkmışlardı.Artık arzularını yaşıyorlardı,heva ve heveslerini yaşıyorlardı...
    Sahabiden,ibn-i mesud(ra) diyor ki..,Kur'an nazil olmaya başladıktan sonra 4 sene geçmemiştiki bu ayet bizim hakkımızda nazil oldu.
    Demek ki,insanlık için daima kendisini gevşekliğe ve rehavete salma,mukadder bi şey..!
    Bizden evvelkiler kendilerini böyle gevşekliğe ve rehavete salmışlardı.Efendimiz(sav)'den sonrada bu gevşeklik ve rehavete saldılar,emevi zulmü geldi.Abbasilerden sonrada bu gevşeklik ve rehavete saldılar,moğol istilasına uğradılar.Selçuklulardan sonrada bu gevşeklik ve rehavete saldılar,küçük devletler halinde parçalandılar.Osmanlılardada bu gevşeklik ve rahavet oldu,eriyip gittiler...
    Hükümdarlar artık fatih ordularının başında değillerdi,saraylarda yaşıyordu,cariyeleri vardı,halayıkları vardı.Ata binip cephe takip etmek yoktu onlarda.
    Onun için,kur'an-ın bu şiddetli tokadı bizler içinde mukadderdir.
    Yerinizin idraki içindeyseniz ve kedinizden emin bulunuyorsanız bende efendimiz(sav)'in verdiği teminatı söylüyorum ve korkmayın,ALLAH(cc) sizi zayi etmiycektir diyorum.
    Fakat,ALLAH(cc) korusun evimizin içine sağnak sağnak yağmur halinde yağan iman ve kur'an'a ait yumuşatıcı meselelerin yanında sizden evvel ki insanlar gibi kalbiniz hala kas kastı ise her hangi bi çukura herhangi bi deliğe düşme ihtimaliniz vardır ve hep olucaktır.
    Teminatınızı ve teminat noktalarınızı bi kere daha kontrol ediveriniz kendinizi bi kere daha yoklayı veriniz,NEREDESİNİZ..?
    ALLAH'la münasebetiniz açısından neredesiniz..?
    ALLAH'ın bu kadar lütufları içinde nurdan lütuflarını yarıp yarıp,hevenk hevenk nurdan lütuflarıyla gezerken kalbinizin yumuşuyacağı an gelmedimi diyor...
    Başkaları için mukadder olan akıbet bizler içinde mukadderdir,başkalarının zebin olarak döküldüğü çukurlara bizimde dökülmemiz mukadderdir...
    Gelin bi kere daha söz verip ALLAH'a,başlattığımız şu ahtu peymana bi kere daha yeminde bulunalım.Bu can bu uğurda bi kere daha diyelim.Şu islam alemin insanı olarak,kendimizi bi kere daha kontrol edelim...
    Kaybetmiycek,kazanacağız.En başta kazanacağımızda bütün peygamberlerin beşaretinde olan kutsiler ünvanını kazanacağız.
    Benim cemaatim diyecek...
    Sahip çıkacağım diyor herkezin kaçtığı zamanda ben sahip çıkacağım...
    Nasıl tanırsın ya resulallah(sav)..?
    Tanımazmıyım,alınlarında secde emaresi var...
    Tanımazmıyım,abdest uzuvlarını yıkamadan kolları ayakları yüzleri bem beyaz...
    Şu küçük hizmetle,ALLAH'ın bu kadar ihsanına nail olduktan sonra bu kadar avanslar aldıktan sonra affınıza sığınarak soruyorum..;
    İçinizde değildirde nerededir o RESULULLAH(sav)..?
    İç dış siz neye diyorsunuz ki..?
    İçine hapsolduğunuz şu üç buutlu mekanı siz mekanmı zannediyorsunuz..?
    O bir anda milyarlarca yerde bulunur,belki sesi daha gürdür...
    ES SELATU VES SELAMU ALEYKE YA RESULALLAH
    ES SELATU VES SELAMU ALEYKE YA HABİBALLAH
    ES SELATU VES SELAMU ALEYKE YA SEYYİDEL EVVEL VE AHİRİN
    Yer durdukça biz yaşadıkça vücudumuzun zerratı adedince O'na es selatu ves selam olsun.
    Evet,belki şu anda oda kulaklarımız duymadan,duyanda olabilir...Vicdanlarımıza duyuracak şekilde ve aleykes selam diyordur...
    Rica ederim bunu bi yere koyun,aziz bi yere koyun.Azizmi aziz bi yere koyun.ALLAHRESULU(sav) aranızda,içinizde,başınızda teftişinizi yapmış...Nereye koymayı düşünürsünüz..?Ben onu şöyle diyeyim ne zaman yerinizden ok gibi fırlayacak,elinizi göğsünüze vuracak ve aleykes selam ya RESULALLAH(sav) diyeceksiniz..?
    Size teveccühleri karşısında bunu sizden bekliyor.14 asırlık teveccühleri sonunda bunu sizden bekliyor,yaranlarıyla beraber bekliyor,meleği alanın sakinleriyle beraber bekliyor ve gelin daha fazla bekletmeyin,teftişi uzatmayın...
    Şikayetler,şikayet üzerine ona gidiyor...Berlin'den yazılan 'nağmeler' vardır,Belgrad'dan giden 'nağmeler' vardır,Moskova'dan giden ''nağmeler'' vardır,medet ey sultanı RÜSÜL(peygamberler sultanı) diye...
    Ne diyor RESULULLAH(sav) acaba bu isteklere karşı..?
    Elimden gelmez diyorsa ne diyeceksiniz..?
    Elimden ne gelir diyorsa ne diyeceksiniz..?
    Dünya bi inilti olmuş adeta,dünya küfür ve dalalet içinde bi inilti olmuş inliyor,asuman inilti ile ihtizat içindedir ve bunları hz.MUHAMMED(sav) duyuyor ve mahzun mahzun bakışını size çeviriyor,FERMAN diyor...
    Hissiyatınızı ve heyecanınızı ALLAH(cc) devam ettirsin.Bu iş devam ederse gülecek bu iş devam ederse sevinecek bu ruhaliyet içinde sizi bekleyen işlerin başına koşarsanız senelerden beri çektiği ızdıraplar sona erecek.
    Günahlarına kefaret arayan bi insan olarak vicdanlarınızın hüşyarlığına sığınıyorum,gerilime geçmiş ruhunuza sığınıyorum,hz. Muhammed(sav) idrak ve anlayışınıza sığınıyorum...Dünyanın dört bir bucağında ki ağlamaları dindirmek için ALAH(cc) aşkına..;
    RESULULLAH(sav)'A SON Bİ KEZ EVET DİYELİM.
    Ömrümüz oldukça EVET diyelim...

    ALLAH(cc) ebediyen sizden hoşnut olsun.


  • http://netlog.com/lemagnificeErtan TokTokErtanlemagnificehttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/003/732/3732732.jpgTürkiyeOrdu lemagnifice 54

    Ertan Tok (Çarşamba, 20 Şubat 2008 21:44)

    Sevgili Dost; Her gün aynı güneş doğar, ama hep farklı bir güne doğar... Bugün hava daha parlak ve daha sıcak.. İnsanların birbirlerini sevmelerine dayanarak döndüğüne inandığımız dünya; senin için yeni bir dönüşe başladı kutlarım.. Doğum günün kutlu olsun..


  • http://netlog.com/lemagnificeErtan TokTokErtanlemagnificehttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/003/732/3732732.jpgTürkiyeOrdu lemagnifice 54

    Ertan Tok (Çarşamba, 19 Aralık 2007 10:47)

    YAKINLIK NE ZAMANDA NE DE MEKANDADIR..
    BAYRAMLARDA AKLINIZA GELENLER ,
    YAKIN OLDUKLARINIZDIR.
    EN GÜZEL BAYRAM GÖNÜL BAYRAMIDIR,
    GÖNLÜNÜZ BAYRAM ETSİN...

    SEVGİLER

    ERTAN TOK


  • http://netlog.com/AYYILDIZcankürşat bayraktarbayraktarkürşatAYYILDIZcanhttp://tr.netlogstatic.com/p/tt/004/387/4387052.jpgTürkiyeBursa AYYILDIZcan 46

    kürşat bayraktar (Perşembe, 1 Kasım 2007 08:55)

    Uyanışı sindirme harekatı

    Kod adı bebek
    18 Şubatçılar, TSKnın Kuzey Irak operasyonuna karşı cephe açtı.

    CIA elemanları Eric Edelman ve Marc Parris, MİT eski Müsteşarı Sönmez Köksal, Sorosun fonladığı TESEVin Başkanı Can Paker, TRT eski Genel Müdürü Cem Duna, Hasan Cemal ve Cengiz Çandarın 18 Şubat 2005teki Bebek buluşması meyvelerini veriyor!!!

    Foyaları ortaya çıkıyor
    DÜnyanIn Yeniçağdan öğrendiği toplantıda konuşulanlar sır olarak kaldı. Ancak bu günlerde yapılan açıklamalar ve kaleme alınan yazılar, 18 Şubatçıları buluşturan ortak emeli açığa çıkarmaya başladı..

    AKP lehinde propaganda
    18 ŞubatçIlarIn hepsi, sınır ötesi operasyona karşı. Parris, Köksal ve Çandar, terör örgütü PKKnın saldırılarının asıl hedefi AKP tezini işliyor. Bebek Grubunun diğer üyeleri bu fikri yaymaya çalışıyor.

    Zihin bulandırma çalışması
    Edelman, Cemal ve Paker ise zihinlere, sorunun siyasi yoldan çözülmesini işliyor. PKKya karşı silahlı mücadeleyle sonuç alınamayacağı iddiasını tekrarlayarak, kamuoyu yaratma peşinde koşuyorlar.

    Ayrı mevzilerde vuruşma
    Cemal, dün yine K. Iraka gitti. Paker ise dosya hazırlamak çabasında. Çandar, köşesinden salvolara devam ederken, Köksal, basına fikir vermekle meşgul. Edelman ve Parris kuyu kazıyor.

    Konuşmama yemini ettiler
    Görev yaptığı ülkeleri paçalamakla ünlü Yahudi Büyükelçi Eric Edelman, yemeği CIAdan arkadaşı eski Büyükelçi Marc Parrisle organize etti. Davete katılanlar, karanlıkta başlayıp karanlıkta biten o gecedeki konuşmalarla ilgili olarak bugüne kadar tek kelime etmedi...

    Bebekin meyveleri!
    İki yıl önce Bebekte ünlü bir otelin İtalyan Lokantasındaki esrarengiz buluşmasının fotoğrafı gün geçtikçe daha da netleşiyor. O yemektekiler bugün aynı doğrultuda analizler yapıyor

    Yeniçağ 22 Şubat 2005 tarihinde İşte o fotoğraf başlıklı manşet haberini şöyle sunmuştu: Günlerdir konuşulan, ancak ısrarla basından kaçırılan ve içeriği hakkında kimseye bilgi verilmeyen Esrarengiz buluşmanın belgesini yayınlıyoruz.

    4 Ağustos 2006 tarihinde Yeniçağ, Hasan Cemalin PKKlı teröristlere af istemesi üzerine aynı fotoğrafı tekrar manşetine Medyayı Parris örgütlüyor başlığı ile taşımıştı. Yeniçağ, Cemalin Bebekteki yemekte zehirlendiğine dikkat çekmişti.

    18 Şubat 2005 tarihinde İstanbul Bebekteki İtalyan lokantasında bir araya gelen MİT eski Müsteşarı Sönmez Köksal, Milliyet gazetesi yazarı Hasan Cemal, o tarihte DB Tercümanda şimdi Referans gazetesinde yazan Cengiz Çandar, Soros destekli TESEVin yönetim Kurulu Başkanı Can Paker, TRT eski Genel Müdürü Cem Duna ve ABDnin o tarihte Ankara Büyükelçisi olan Eric Edelman ile yine ABDnin eski Ankara Büyükelçilerinden Mark Parrisın PKK terörü konusunda açıklamalarının benzerliği dikkat çekiyor. Dünyanın Yeniçağdan öğrendiği toplantıda konuşulanlar sır olarak kalırken, bu günlerde yapılan açıklamalar ve kaleme alınan yazılar, ortak emeli açığa çıkarmaya başladı.

    AKP lehinde propaganda
    18 Subatçıların hepsi, sınır ötesi operasyona karşı. Parris, Köksal ve Çandar, terör örgütü PKKnın saldırılarının asıl hedef AKP tezini işliyor. Bebek Grubunun diğer üyeleri bu fikri yaymaya çalışıyor. Edelman, Cemal ve Paker ise zihinlere, sorunun siyasi yoldan çözülmesini işliyor. PKKya karşı silahlı mücadeleyle sonuç alanamayacağı iddiasını tekrarlayarak, kamuoyu yaratma peşinde koşuyorlar. Cemal, dün yine K. Iraka gitti. Paker ise dosya hazırlama çabasında. Aynı zaman peşmerge lideri Mesut Barzaninin ortağı olarak bilinen İlknur Çevikle de ortaklığı ile gündeme Çandar, köşesinden salvolara devam ederken, Köksal, basına fikir vermekle meşgul. Edelman ve Parris kuyu kazıyor.

    Aynı pencereden bakıyorlar
    Mark Parris: Bence mesele Türkiyenin iç politikası ile ilgili. 22 Temmuz seçimlerinde AKP Güneydoğuda büyük başarı kazandı. PKK bunu tehdit olarak görüyor. PKK Biz hâlâ buradayız ve Türkiyeyi etkileme gücüne sahibiz diyor.
    Edelman: (ABD Dışişleri Bakanı Ricein Sınır ötesine geçmeyin açıklamasının ardından:) Çıkarlarımız üzerine yoğunlaşmalıyız. İlişkilerimiz söz konusu olduğunda bunları gözönüne almalıyız ki başarıya ulaşabilelim.

    Sönmez Köksal: ... AKPnin büyük çoğunlukla bu bölgede oy oranının artırmış olması acaba PKKnın aklına işte kitleleri kaybediyorum duygusunu getirmiş olabilir.

    Cengiz Çandar: İşin ilginç yanı, Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz seçim başarısının maliyetini ödüyor. Çünkü, PKKnın eskiye dönüş stratejisi yani terörün ülkeyi, özellikle bölgeyi (Güneydoğu) kasıp kavurduğu 1990ları yeniden canlandırma hesabı, seçim sonuçlarıyla büyük ölçüde ilgili. AKP, 22 Temmuzla birlikte Güneydoğunun en güçlü siyasi partisi konumuna geldi. Tabanını genişletti. Ülkenin her yerinde benzeri konumda ve iktidar yetkisini güçlenerek yeniden elde etti. PKKnın tabanı geriledi ve daraldı. DTPnin oy oranından bunu anlamak mümkün.

    Hasan Cemal: 22 Temmuz sonrası hava böyle... Sanki aşırı güven, AKPnin soruna ilişkin bakışını değiştirmiş durumda... Tümüyle değişti diyemiyorum. İlk izlenimler böyle... Ancak, bir kez daha yinelemekte yarar var. Kimlik ve kültürel haklar, PKK ile dağdan indirme ve Irak Kürtleriyle diyalog, Güneydoğuda kalıcı barış için yaşamsal konulardır.

    Can Paker: Terörle en etkili mücadele, terörün kökeninde yatan toplumsal sorunla hukuk, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde siyaset yoluyla yüzleşmektir. Türkiyede siyasetin hâlâ normalleşememiş ve demokrasinin yerleşmemiş olmasında geçmişte yaşanan acıların payı büyüktür. Oysa, sayın Başbakanımız Erdoğanın Ağustos 2005te Diyarbakırda yaptığı konuşmasında belirttiği gibi, büyük devletler, hatalarını kabul eden ve sorumluluklarını üstlenen devletlerdir.


 1 2

Bir mesaj yaz:

Mesaj yazabilmek için giriş yapmalısınız.